|
||
| Ruşen Eşref'ten naklen İsmet Bozdağ bakınız neler anlatıyor; 1928 yılı olsa gerekti. Sıcak bir yaz günü Yalova'daki Atatürk köşküne gitmiştim. "Başbaşa konuşuyorduk. Düşünceli bir hali vardı. Konuşurken, gözleri ara sıra dalıyor, sonra toparlanarak yine sözlerini sürdürüyordu. Ben izin isteyerek ayrılmak istedim. Bırakmadı. "Otur, seninle birşey konuşaçağım" dedi. "Oturdum. Ne diyecegini bekliyordum. O masanın üzerinde duran bir kitabı eliyle gösterdi; tarih felsefesiyle ilgili Fransızca bir kitaptı. "Bunu okudum, bütün rahatım kaçtı" dedi. "Ben telaşlandım: "Aman Paşam nasıl bir kitap bu böyle? Müsadenizle göreyim" diyerek kitaba uzanacak oldum. Beni eliyle durdurdu: "Bırak şimdi. Kitap önemli değiş. Yazdıklarıını sen de ben de biliyoruz. Ama gözden kaçırdıgım önemli proplemi daha hatırlatmış oldu... Derin derin düşünmeye başladım." "Bir süre sustu gökyüzü gibi gözleriyle yüzüme bakarak: "Yaptıklarımız tehlikede'' dedi "ben heyecanlı sordum: "Hangi yaptıklarımız?" "Aman paşam olamaz... Devletimiz'in dışta, içte itibarı büyük asayiş saglanmış, memleketi onarıyoruz. Her şey ilerledigimizi gösterirken, yaptıklarımız nasıl tehlikede olabilir?" "Biliyorum, biliyorum" diye başını salladı. Sonra gülümseyerek konuşmasını dürdürdü. Maddi potansiyeşimiz yerinde. Ama manevi potansiyelimizin bataryaları boş!" "Ben Atatürk'ün bu sözlerinden hiçbirşey anlamamıştım. Susup beklemeye başladım. O anlattı "1910'larda Abdulkkah Cevdet maskarasının içtihad'ında bir yazı okumuştum, hiç unutmam. Milliyetlerin maddi ve manevi varlıklarından söz ediyordu. Bir asker olarak beni çok ilğilendirmişti. Bu yazı Alaman düşünürü Ludwing 'in bir yazısı idi... "Manevi boşlukları doldurmamış, beslenmemiş milletlerin, hangi maddi düzeyde olursa olsun, birgün çökecegini anlatıyor, ispatlıyordu... "Bunu ben kolay anlayabilirdim; askerdim, bir ordunun morali bozulmuşsa, hangi maddi gücü bulursa bulunsun, savaşı kazanamazdı... Ludwinf, milletlerinde böyle oldugunu ispatlıyordu. "Bütün hayatımda bu temel fikri hiçbir zaman bir kenara koymadım. Ne yapsam, neye karar versem, maddi sorumlulukları ve riskleri tartar, gözden geciririm. Cumhuriyeti ilan ederken de şapkayı giyerken de arap harflerini bırakırken de düşünüp taşınmışımdır, sonra yapmışımdır. "Her neyse, bügün şu kitabı okuyordum. Yazar bir yerinde: "Tarihten, zaferlerden, büyük adamlardan yoksun mikketler, maddi imkanları geniş olsa da ciddi bir sallantıya dayanamazlar, çöküp giderler" diyor. Birdenbire düşündüm; laikiz dedik, dinle ilişkimizi devlet olarak kestik. Cumhuriyetimiz dedik, rejimimizi tehlikeye düşürmemek için saltanat devrini kötüledik. "Kazanılmış büyük zaferleri bile, zaferleri bile, birkaç satırla geçiştirmeye başladık. Latin harflerini aldık, yeni kuşakları binlerce yıllık geçmişin hazinesinden yoksun bıraktık. "Biliyorsun, bunları yapmak zorundaydıık bizé Batının bir parçası olması geretki. Ama ya açılan manevi çukurlar? Bunlar yaptıklarımızı giderek tehlikeye düşürür! Bugünün meselesi değil bunlar elbet. Ama biz yüz sene sonrasını bugünden dğşünmek zorundayız. Milliyet Gazetesi - 16.11.1974 Alıntı |
||
|
||
| Atatürk'ün gerçekten idealist bir yapısı olduğunu birkez daha gözler önüne seriyor bu yazı.. maneviyet.. evet,her daim zaferlerdede olsa kaybedilmemesi gereken bir toprak parçası gerçekten insanlığımıza.. şimdi avuçlarımız bomboş.. ve bir dilenci misali ne istediğimizi bilmiyoruz.. not: dilencilere de aslında ne istediğini bilmez.. |
||