SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => anarşist TEORİLER

Konu: hayatı tümüyle ele almak

Sayfa: [ 1 ]

deniz 28.12.2004 15:57:43
sanatçıların olsun akademisyenlerin olsun siyasetçilerin olsun ...
kendi aristokrasisini kurduklarını görüyorum.
aynı sermayede olduğu gibi.

yani tek problem sermayenin egemenliği ve yarattığı sınıfsal sorunlar değil.

durum böyle olunca mücadele zemini olarak hayatı tümüyle ele almak kendimizi buna uygun donatmamız gerekiyor.
 

28.12.2004 17:35:38
sömürücü ilişkilerin veya tahakküm ilişkilerinin yalnızca sermaye sınıfı ya da devlet kurumu/bürokrat sınıfı ile ilgili olduğu düşüncesi bence bugün için, sisteme muhalif olan insanların düşüncelerini hayata geçirmesini değil, mevcut şartlarda yanına bile yaklaşamadıkları iktidar odaklarını bir nevi "şeytan" ilan etmelerine ve kendilerininde büyük etkisi olan bu büyük çarkı doğru analiz edememelerine yol açacaktır.

bu noktada "hadi burjuvazi/devlet ortadan kalktı diyelim, dünya cennet mi olucak?" türevi soruların aslında pek kafa yorularak sorulmuş sorular olmamalarına rağmen, içlerinde bir haklılığa sahip oldukları görülmektedir.

tahakküm okulda, evde, işyerinde, devlet dairelerinde, sokaklarda, kadın-erkek ilişkilerinde, uluslararası ilişkilerde, her yerdedir.

bu bir ilişki biçimidir, koşulların bu derece bu derece müsait olduğu bir dünyada sürekli yeniden üretilmektedir.

mesela okulda, öğretmenle öğrenci arasında bir öğretmen-öğrenci ilişkisi yoktur, daha çok bir aslan ve aslan terbiyecisi arasındaki ilişkiye benzer(üniversiteyi bilemiyorum, orda artık eğitim amacı arka planda sanıyorum).

yani demek istediğim şu ki özgürlükçü bir alternatif, bütünlüklü olmalı ya da böyle olabilmek için uğraşmalı.

chomskynin röportajında şöyle birşey vardı "amaç irrasyonel tahakküm biçimlerini bulmak ve yoketmek olmalı". irrasyonelden kasıt, şöyle bir örnek veriyordu; "ufak bir çocuğun kendini bir arabanın ona çarpabileceği şekilde yola fırladığını görürsem ona doğru koşar ve otorite, hatta şiddet(onu alıp kaldırıma çıkarma eylemi) bile kullanırım."

28.12.2004 20:23:05
İnsanın bir parçası düzen için yeterli değildir.Tüm parçasıyla içinde bulunması halinde düzen kendini sürdürebilir.İstenilen insanın yaratılması ve bu formatta korunması her türlü aracın örn.eğitim gibi buna uygun bir kalkana çevrilmesiyle mümkündür.

Yani düzenden memnun değilse kişi düşman her yere her şeye sızmış olacaktır.

Sanatsal,bilimsel, felsefi aristokrasi  siyasi aristokrasiyi yerle bir etmekten daha zorludur bence-daha az kanlı dahi olsa-.Çünkü siyasi olanı yıkayazmayı arada dahi olsa başarmıştır insan ama ötekileri her yıkılır gibi olduğunda farklı gerekçelerle dönüşerek ve siyasi sistemi de güçlendirerek daha güçlü geri döner.Afet anlarında daralı,kabuğuna çekilir ama bu bile işine yarar.Hemen sokaktaki adamı gösterir ve dejenere olmaya karşı insanı korkutur.

Çünkü büyük olma ,hakim olma güdüsü insanın kendini çok iyi savunan bir hastalıktır.

Oysa insan bu sahte büyüklüğün altında ezilerek yeterince dejenere olmuştur zaten.Neden korkar ki?

29.12.2004 08:51:57
Tahakküm insana dışarıdan dayatılan bir olgu olmayıp aslen insanın kendi içindeki ön kabullenmesiyle meşruiyet ve güç kazanan bir olgudur.
Bu bakımdan tahakkümü insansal etkinliğin bir parçası olarak ele almak ve yine bu bütünlük içinde ona karşı stratejiler geliştirmek durumundayız. Ben tahakkümü daha çok uygarlık ile bağlantılı görüyorum bu bakımdan uygarlığın doğru bir eleştirisini yapmadan tahakküme karşı çıkmayı kanser olan hastayı anti-biyotik tedavisi ile iyileştirmeye çalışmak gibi görüyorum.

 Tahakkümün hayatın tüm alanlarında kendini varetme biçimlerini tanımlanmış alanlara yönelik mücadeleler ile ortadan kaldırmak mümkün olmayıp tersine bir metaksas ile o kanserli hücrenin daha güçlü bir biçimde geri dönmesine neden olacaktır.

Yine de  uygarlığa karşı eleştirel tavrın ilkelci bir önyargı üzerine oluşturulmasını doğru bulmuyorum. Uygarlık tahakkümü vareden en önemli insan pratiği olsa da insanı uygarlıktan men etmek insanı insan olmaktan men etmekle eş anlamlıdır diye düşünüyorum. Bu bir paradoks gibi gözükse de (ki öyledir) insan paradoksun kendisi olan bir canlı türü olduğu için bence bunun başka bir yolu da yok gibi.

 

29.12.2004 13:22:11
Uygarlığını sınayan insan uygar olamayan yanlarının etkisi yüzünden yüzeysel olarak yarattı bu uygarlığı güçlendireck içsel yapırını.

Yani tahakkümü yaratan uygarlık değil onun işleniş biçimi oldu.

Uygar insanın normalde gelmesi gereken nokta esaretin türevlerine ihtiyaç duymayacağı bir nokta olmalıydı bunu kendine yenilerek başaramadı.

Hatta başarısızlığını bir ihtimal ilkel insanın dönemini yaşamak için zorunlu olduğu fetih ,zapt gibi yapısından miras edindi.

Dolayısıyla onun koşullarına dönmek değil onun zihin yapısını çözmek sorunu.

Bİr paradoks yok aslında.

05.01.2005 11:49:55
Uygarlık (Fredy Perlman'ın deyişiyle Leviathan) doğası gereği tahakküm ve baskı yaratır. Onun işlenişi bir şey değiştirmez. Doğasında, genlerinde tahakkümü ve  kontrolü barındıran uygarlığı ıslah edemezsiniz, edilmez..

Uygar olmayan yabanıldır, yani ilkeldir.. İlksel duygularımız, ilksel güdülerimiz ilkeldir.. Yabanıl insan ilkelci değildir. O, içinde ilksel ruhunu barındıran, özgür ve vahşi bir bireydir..

Özümüz vahşidir, kontrol edilemeyendir.. Yaşam ilkeldir.. Yaşam üzerindeki kontrol (evcilleşme) arttıkça uygarlaşır, ruhunu, özünü kaybeder..

Uygarlığın alternatifi ilkelcilik değildir.. Ancak uygarlık yok edildiğinde geriye kalan yabanıl bir dünya, vahşi ve özgür bir dünya olacaktır..

deniz 05.01.2005 14:58:58
uygarlık katı/gelişkin sistemler, hiyerarşiler, kanunlar vs. getirir.

uygarlığın alternatifi bir dünyada ise eğer dediğin gibi vahşet ve kuralsızlık olacaksa (ki bu mümkün değil) sistem kendine yeni kurallar üretecektir.

her sistemin kendine has güç unsurları vardır. uygarlıkta güç sermaye ve bilgi sahiplerinde ise uygarlık dışı bir dünyada fizik kuvvet sahiplerindedir.

uygarlık karşıtlarının böle bir ortamı korumak, ıslah etmek gibi amaçlar için ne tür araçlar ve metodlar kullanacağını merak ediyorum.

05.01.2005 16:49:32
Kapitalizm, tarihteki diğer sınıflı toplumlar gibi ve fakat onlardan çok daha yoğun
 bir şekilde kendini her alanda yeniden ve yeniden üretir. Üretim araçlarının özel mülkiyetine dayanan kapitalizmin üretim ve paylaşım ilişkileri(ki bu alt yapıdır), zamanla toplumsal tüm ilişkilerde de kaçınılmaz olarak hakim tarz haline gelir. Zaten toplumsal üst yapı kurumları olan sanat, siyaset v.b. kurumlar en baştan o toplumda egemen olan üretim ilişkileri tarafından belirlenmiştir ve her an(gerçekten “an be an”) yeniden üretilir ve şekillendirilirler. Yani kapitalizm her an toplumsal olan her alanda daha fazla eşitsizlik, daha fazla tahakküm, daha fazla rekabet…. v.s.  üretmektedir.
Bu çerçevede düşünürsek denizin dediği “yani tek problem sermayenin egemenliği ve yarattığı sınıfsal sorunlar değil”  tespiti doğru olsa bile, insanlığın boğuşmak zorunda olduğu tüm sorunların kaynağı sermayenin özel mülkiyete dayanan sınıfsal egemenliğidir.
Yani “sermayenin egemenliği tek problem” olmasa bile temelde yatan ve diğer tüm problemleri yaratan problemdir.
“Hayatı tümüyle ele almak ve kendimizi buna uygun donatmak gerektiği” tespitine ise kesinlikle katılıyorum. Ancak yukarda bahsettiğim basit gerçek gözden kaçırıldığı zaman yaptığımız gölge boksundan başka bir şey olmayacaktır.
 

06.01.2005 20:05:23
Alıntı
eğer dediğin gibi vahşet ve kuralsızlık olacaksa

Böyle bir şey mi dedim ..  <_<

Alıntı
uygarlık karşıtlarının böle bir ortamı korumak, ıslah etmek gibi amaçlar için ne tür araçlar ve metodlar kullanacağını merak ediyorum.

Daha önce yazmıştım bir mesajda sanırım okumadın.. Eski mesajlarımı kurcala tekrardan..  <_<  
 

07.01.2005 11:15:14
Ben tüm kötülüklerin kaynağı olarak sermayeyi görme düşüncesini fazla yüzeysel buluyorum. Tüm tahakkümlerin kaynağının mülkiyet özellikle de tarımla toprağın mülke dönüşmesi ve topraktan elde edilen ürün fazlasının sermaye birikimin temel unsuru haline gelmesidir. Uygarlıkla birlikte ekonomik toplum kendi mantığını ve kurallarını ortaya koymaya ve yaşamı buna göre biçimlendirmeye başlar. Ticareti, kentleri yaratan da daha sonrasında kapitalizmi doğuran da budur.

Burada sorulması gereken sorular şunlardır:
1) Uygarlık desantralize bir yaşama imkan verebilecek esnekliğe sahip olabilecek bir yetenekte midir?
2) Eğer bu yetenekte değilse uygarlık olmadan insanın onu tekrar yaratmasının önüne geçebilme olanağı varmıdır?
3) Eğer bu yetenekte ise de desantralize hayatın dinamiklerinin yeniden santralize olmaya doğru evrilmemesi için ne gibi mekanizmalar  ortaya konulabilinir?

 :unsure:

07.01.2005 14:01:00
desentralizasyon bence asıl sorunun kaynağı değil. kendi başına bir şey ifade etmiyor çünkü. "uygarlık" desentralize olarak da işleyebilir. ve aynı zamanda içinde tahakkümü de barındırabilir. bu çok ütopik akla aykırı görünebilir ama benim gözlemlediğim o yönde bir akım var gerçekten. insanın kendisinin kaynağı olduğu iktidarın kölesi durumuna gelmesi yani. tarih gösteriyor ki iktidar giderek kendini mükemmelleştirmeye çabalıyor. bunu da kendini gizlediği oranda başarabiliyor ve de merkeziliği çözünerek. çoğu kimse baskı gördüğünü bile kabul etmiyor öyle değil mi?  

07.01.2005 14:19:42
İçselleştirilmiş otoriteyi kastediyorsun. Ama gönüllü kulluk etmek isteyen birine söyleyecek neyiniz olabilir ki? "Ey köle uyan ben seni kurtarmaya geldim!" mi ? Ben böylesi bir kurtarıcı anlayışa karşıyım. Benim tasarladığım dünyada cemaatler içlerindeki otoriteyi başka bir cemaate ihraç etmemek ve bu otorite tüm cemaat üyeleri tarafından kabul edilmek kaydıyla kendi eylemliliğim açısından (etik açıdan demiyorum) mücadele edilmesi gerekmeyen bir ölçekte varolabilir. Anarşizmi insanlığın kurtuluş reçetesi anarşistleri de insanlığın kurtarıcıları olarak kavramak taraftarı değilim.

Sorunun asıl kaynağının desantralizm değil mülkiyet olduğunu söylemiştim. Ayrıca buna (mülkiyet ilişkilerine) basarak yükselen bir uygarlık devasa bir merkeziyetçiliğe ihtiyaç duyar ve onu bir biçimde yaratır. Yani soyut bir uygarlık karşıtlığı da tek başına bir şey ifade etmez. Bizim uygarlığı doğru analiz ederek uygarlığın yeniden tanımlanmasına ve tahakküm ile uygarlık ilişkisinin birbirinden somut bir biçimde ayrıştırılmasına hizmet edecek kavramlara hatta bunun daha da ötesinde pratiklere ihtiyacımız var.

Densantralize yaşam merkeziyetçi endüstriyel uygarlığı besleyen hayat damarlarının arasına sokulacak çomaklar ve direnç mekanizmaları ile oluşturulabilinir ve uygulamada değeri olan bir alternatif haline gelebilir diye düşünüyorum.

sağlıcakla,  

07.01.2005 14:56:39
ben de karşıyım böyle bir kurtarıcılığa, anarşist bir mesih değildir tabi ki.. ama demek istediğim de zaten senin bahsettiğin analizi gerçekleştirebilmek, ve otoriteyi her yönüyle algılayıp, pratikleri de onun maskesini düşürmeden müdahele edemeyeceği, gasp ettiği heryerde gerçekleştirmek gerek. deneyerek görmek gerek sanırım.
bazen they live die bi film vardı, ordaki gibi gözlükler olsa keşke diye düşünüyorum aslında,herşeyin aslını gösterecek. bakınca paranın üstünde "bu senin tanrındır" yazacak şöyle  Smiley  
ama bi daha düşününce paranın üstüne bu senin tanrındır yazarsak da aynı şey gerçekleşebilir tabi gözlük olmadan.


Sayfa: [ 1 ]