|
||
| İngiliz yazar Mark Perryman filozoların düşünsel dünyalarında yola çıkarak hayali bir filozoflar takımı oluşturur. "Hayali takım Filozof Futbolu'nun şaşırtıcı masalı, dünyanın en önemli düşünürlerinin, beyinleri başlarında değil de kramponlarında olsaydı neler yaşayacaklarını anlatır. Albert Camus temiz bir sayfa açmadaki şansı yüzünden iyice varoluşçu olur; orta saha oyun kurucusu William Shakespeare'in uzun topları kuru gürültüden başka bir işe yaramaz; bu arada santrafor Friedrich Nietzsche, hakemin iyi ve kötü konusundaki yargılarından kuşku duyduğu için kırmızı kart görür. Çimlere yapışan Bob Marley, kale alanında iyice pozitivist olan Ludwig Wittgenstein ve ön cephede oynamak için imza atan Umperto Eco ile Filozof Futbol, herkesin destekleyeceği bir takım." Ve işte ilk 11 şu şekilde sıralanıyor.. 1. Kaleci: Alber Camus, France Football, 1957 "Bunca yıl dünyanın bana sunduğu sayısız tecrübeden sonra, ahlak ve sorumluluk hakkında uzun vadede en emin olduğum şeyleri futbola boçluyum." 2. Sağbek: Simone de Beauvoır, Kadın Nedir? "Öne çıkıp amaçlarının peşinde koşan kadınlar o muhteşem şeye sahip olurlar: mutlakiyet." 3. Sol bek: Jean Baudrillard, Sessiz Çoğunlukların Gölgesinde "Güç futbola zahmetsiz bir sorumluluk yüklediği ve hatta kitleleri aptallaştırmanın şeytani sorumluluğunu daüstüne attığı için hiç de rahatsızlık duymamamaktadır." 4. Oyun kurucu: Wıllıam Shakespeare, Yanlışlıklar Komedyası "Ben sana, senin bana davrandığın kadar kötü mü davranıyorum ki beni bir ayak topu gibi tepiyorsun? Sen beni bu yüzden tepiyorsun ve o da beni tepecek. Bu hizmeti sürdüreceksem eğer, beni tuvarlak bir meşin içinde saklamalısın." 5. Libero: Freidrich Nietzsche, Putların Alacakaranlığı "Mutluluğumun sırrı: Bir Evet, bir Hayır, bir düz çizgi, bir gol." 6. Libero: Ludwıg Wıttgenstein, Felsefe İncelemeleri "Açıkbir alanda bir topla oynayarak kendilerini eğlendiren insanları gözünüzün önüne getirin: Topu amaçsız havaya fırlatmak, topu ele geçireni kovalamak... Ama bu arada çok katı kurallara uyarlar. Oyun oynarken de bir yandan da kurallarımızı oluturduğumuz başka bir durum daha yok mu sizce?" 7. Sağ açık:Oscar Wilde, Nükteler "Futbol sert kızlar için çok iyi bir oyun olabilir; ama narin oğlanlara pek uygun sayılmaz." 8. Orta saha: Sun Tzu, Savaş Sanatı "Rakibi ve kendini tanıyorsan, hiç tehlikeye girmeden yüzlerce düello yapabilirsin. Rakibi tanımayıp sadece kendini tanıyorsan her zaferi yenilgiyle eşleştirirsin. Rakibini de kendini de tanımıyorsan, her düollo da felaketle flört edersin." 9. Santrafor: Umberto Eco, Foucault'un Sarkacı "Futbol, reddedilmişlerin saldırgan enerjilerini ve isyan etme dğrtğlerini tatmin ettikleri bir ayindir; reddedilmişler her türlü büyüyü ve sihri yapıp bütündünyaların tanrılarından rakip takımın beklerini öldürmelerini isterler; ama bu arada, onları coşkulu bir esriklik içinde tutarak gerçeklerden koparmak isteyen kurulu düzenin hiç farkında değillerdir." 10. Sol iç: Antonio Gramsci, Avanti, 27 Ağustos 1918 "Futbol bireyci toplumun bir maketidir. Kişisel teşebbüs, rekabet ve mücadele gerektirir. Aam futbolu yöneten, dürüst oyunun yazılı olmayan kurallarıdır." 11. Sol açık: Bob Marley, Kendi Sözlerinden "Futbol Ben'in parçasıdır, seni beladan uzak tutar. Disiplinlidir. Sabahları erkenden kalkıp koşmanı sağlar. Koşarken kafanu arındırırsın. Çevrendeki dünya uyanır." Mark Perryman, Filozoflar Futbolcu Olsaydı, On Bir Büyük Düşünürden Derin Oyunlar Kitapta adı geçen filozofların hayali fotbol anlayışları ve takımdaki yerleriyle ilgili ayrıntılı kurgular yer almaktadır. Varmı bu takımın karşısına rakip çıkartabilecek? |
||
|
||
| Takımın liberosu, Freidrich Nietzsche'nin oyunculuk anlayışından kısa bir alıntı... "Bu oyunun ilk ‘sert adam’larından biri olan Friedrich Nietzshe insan üstü bir güce sahipti; rakiplerini eski püskü, dağınık eşyaları, bileklerine düşmüş çorapları ve rüzgarda uçuşan formasıyla kandırıp aldatıcı bir emniyet hissine kapılmalarını sağlıyordu. Kambur sırtı ve miyop gözleriyle, rakip takımın santraforunu korkutacak bir görüntüye sahip değildi, ama öfkesini kustuğu zaman, sarkık bıyıkları ve derin bakışlı gözlerinden karşı konulmaz bir güç fışkırırdı. Friedrich’in başı sert top çelmeleri yüzünden birçok kez belaya girmişti. Futbol otoriteleri, onu kendi bildiği yoldan gitmeye alıkoymaya çalışan kurallarla hiç ilgilenmeyen ve penaltı getiren çelmeleri atmaktan hiç kaçınmayan bu zıpçıktıya kitaplarını fırlatmaktan zevk alıyorlardı. Böyle zamanlarda ‘ben topun peşindeyim, topun peşinde!’ diyerek kaşlarını çatardı Friedrich, biraz fazla dramatik kaçan bir acıyla yerde kıvranan bitkin tüy siklet oyuncuya bakarken, bu oyuncunun sadece birkaç saniye sonra ayağa fırlayıp topu penaltı noktasına yerleştireceğini biliyordu. Kırmızı kart gören Friedrich cezasını tek başına çekmek üzere sahadan uzaklaşır, oyunu kaybetmek üzere olan takım arkadaşları ise ondan uzak durmaya dikkat ederlerdi. … Oyun tarzını her zaman aşırıya gitmek üzere kurmuştu: Hep daha sert itmek, daha hızlı koşmak, topa herkesten daha hızlı vurmak isterdi. Friedrich sınırları zorlamayı, yoluna çıkıp ilerlemesini engelleyen herkesi saf dışı bırakmak şeklinde algılıyordu. Omuz ve dirsek atmalar oyunun cam alıcı noktalarıydı; ve eğer bedeniniz onunkiyle temas etmek zorunda kalıyorsa, eh, sizin de bunu önceden bilmeniz gerekirdi. Rakip oyuncular her tarafı morarmış bir şekilde gruplar halinde sahadan ayrılırlarken Friedrich, en azından onların nasıl bir oyun oynadığını artık öğrenmiş olduklarını söyleyerek övünürdü. Görgü kurallarına uyman ve biraz duygusal davranmak konularında hiç başarılı değildi; takımlar birbiri ardına onun ellerinde, ayaklarında kollarında, bacaklarında ve kramponları altında can çekiştikçe Friedrich’in popülaritesi hızla düşüyordu. Biraz daha dikkatli ve yumuşak olması için yapılan çağrılara karşı bağışıklık kazanmıştı sanki: Onun bir görevi vardı, futbolu değişime zorlamak istiyordu. Çizgini dışına her adım attığında hakemler neden düdük çalmak zorundaydılar sanki? Oyunun fiziksel yönünün ön plana çıkmasına bir kere için izin verilmeliydi, böylece güçlü takımlar hak ettikleri üç puanı alırlarken zayıf takımlar da alt sıralarda birbirlerini yemeye devam edebilirlerdi. …" |
||
|
||
| böyle bir kitap adı duymustum.. http://www.kitapyurdu.com/yazar/30042/markperryman |
||
|
||
| Takımın 1 numaralı oyuncusu ve kalecisi, Albert Camus'un oyunculuk anlayışından kısa bir alıntı... "Bir numaralı kaleci formasıyla Albert Camus, takımın hem ilk hem son adamı, savunmanın son çizgisiydi. Kalesinde öylece dururken, takımdaki diğer herkes yetersiz kaldığında, topu ağlardan uzak tutmayı tek başına başarmak gibi ciddi bir sorumluluk yüklenmişti ona. Aniden yön değiştiren, geri seken, sezon sonunda sürülmüş bir tarlaya benzeyen sahada zıp zıp zıplayan o yaramaz top nadiren Albert'in hemen önüne düşer, genellikle de onu hiç beklemediği bir zamanda bastırırdı.Önceden tahmin edemediği bu hareketler, Albert'in hayatın ne kadar kaprisli olduğu yönünde değerli tecrübeler edinmesini sağladı. Takım içindeki bu özel pozisyonda zirveye ulaşabilmek için çok çabalayan Albert bir yandan da temiz bir sayfa açmak gibi zorunluluklarla boğuşmak zorundaydı, tatmin edilmesi imkansız bir hırs aynı zamanda da zafer vaatleriyle doluydu. Gol çizgisinde tek başına sürdürdüğü hayatı da buna benziyordu, sorun tam karşısına dikilmişti, kabullenmenin meşru bir seçenek olmadığını biliyordu. 'Sahada kan ter içinde koşturan on arkadaşının başarısını bir anda yerle bir eden beceriksiz kaleci' kaderinin önüne geçmesi gerekliydi. İşte Albert'in bu anlamsız mantığı, ortak çabalarla gerçekleştirilecek bir amacın ağırlığını tek başına yüklenmeye çalışmasına sebep oluyordu. Bütün oyun karşı tarafın ceza alanında sürerdi;bu arada Albert ayağına gelen topu muhteşem bir vuruşla hedefine göndermek istediği, ama her nedense topu hep taca çıktığı zamanlarda tirübünlerde "Yuuuuhhh" diye bağıran şakacı taraftarların bu smimi trakılmalarına kendini kaptırıp düşüncelere dalacak fırsatı bulurdu..." |
||