|
||
| Genco erkal olaya objektif bakacak biri değilki oyunu seyretemden şunu söyliyebilirim ideolojik propogandaya alet etmiştir ama birileri çekip youtube (oda açılırsa) koymuşsa seyerdeceğim yanılmışsam buradan özür dileyceğimide söyleyebilrim | ||
|
||
| sapiens.. önyargıların seni astırırdı.. eğer vatanında yaşasaydın.. ayrıca.. Genco Erkal emin ol ne kadar taraflıda baksa senin kadar olamaz.. |
||
|
||
| benim genco erkalı tanıdığım akdar szi beni tanıyorsanız probelm yok Tanrım ön yargıalrımı al yada canımı al | ||
|
||
| oyunu seyrttiniz mi? | ||
|
||
| eğer seyertmemişseniz çok komik olacak seyertememiş biri savunacak seyertememiş biri eleştircek Turk,sh style bir tartışma oalcak | ||
|
||
| Sapiens, Genco Erkal bu olaya senden daha objektif bakacaktır. Sivas katliamında yakılmış insanları yok sayarak ideolojik propagandaya alet eden de sensin bu söylemin ile. Yani bu ülkede ideolojisi halk a sol a daha yakın kişilerin eleştirme özgürlüğü yok ideolojiye alet etmiş oluyorlar hemen o zaman. Bu söylemin dahilinde sürekli eleştirdiğin ulusalcılardan hiç bir farkın yok. Sivas katliamı için objektiflik katliamı normal karşılayacak düşüncelere yöneltir. Her ne sebeble olursa olsun onlarca kişinin yakılması noktasında bağnazlığın savunulacak bir yönü yoktur. Genco Erkal farz edelim en radikal solcu olsa bile sivas katliamı için sahnelediği oyun objektif olmamakla nitelendirilemez çünkü katliamın savunulabilecek bir yönü yoktur. | ||
|
||
| işte olmak ya da olmamak gibi bişey oldu bu durumda.. khaosunda dediği gibi ortada bi katliam var.. ölüm,kıyım.. tarafı ne farkeder ki.. | ||
|
||
oyunu seyrttiniz mi? dikkat ediyorsanız,yorumlarım keskin değil.. burdan oyunnu izlemediğim sonucu çıkabiliyor gayri ihtiyari.. izlemiş olsaydım keskin yargılarla cevap verirdim emin olun ! |
||
|
||
| Oyunu izlemek tabii ki önemli, izlemeliyiz de, ama zaten gerçeğini gördük biz bunun, hemde insanın nasıl insanlıktan çıkabileceğini gördük aynı zamanda. | ||
|
||
| 37 yıllık sahne oyuncusu, 27 yıllık üslûp tiyatrosu kurucusu, 18 yıllık 'Kavuk' sahibi, oyun, kitap ve senaryo yazarı, şair Ferhan ŞENSOY'un kaleme aldığı 51'nci tiyatro oyunu olan ve aynı zamanda aydınlık mektup anlamına gelen 'Fernâme' 19 Kasım 2007 tarihinde 12.Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali kapsamında izleyiciyle buluşuyor. ŞENSOY, iki perdelik oyunda, sanat yaşamı geçmişini ve düzenden yana şikâyetlerini bir yüzü şen öteki yüzü ise kederli bir üslûpla anlatıyor. "Fername" de Ferhan ŞENSOY, eskilere dayanan mektup zarflarından ve teknolojinin insani vasıf taşımayan haberleşme olanaklarını eleştiren dekorunun içinde geçirdiği sinirsel harplerini, isteklerini harmanı içinde özetliyor. Teknoloji, bilgisayar, elektronik posta, kredi kartı, cep telefonu ile hapsolmuş hayatlar... Yozlaşan ilişkiler, değerlerin yitirilişi, şiddet, amaçsız kavgalar, terör, tırmanan yobazlık... Sanatçının aktardığın en önemli konular olarak karşımıza çıkıyor. ![]() Oyunun ismi Ferhan Şensoy'un anlatmak istediğini özetliyor aslında. Işık anlamına geliyor "Fer". "Name" ise "mektup" demek... Ferhan Şensoy "ışıklı mektup" ismi ile bir nevi duygusal tahlillerinin sahnede yer aldığını bildiriyor. "Fername" de Ferhan Şensoy, eskilere dayanan mektup zarflarından ve teknolojinin insani vasıf taşımayan haberleşme olanaklarını eleştiren dekorunun içinde geçirdiği sinirsel harplerini, isteklerini harmanı içinde özetliyor. Teknoloji, bilgisayar ,elektronik posta, kredi kartı, cep telefonu ile hapsolmuş hayatlar...Yozlaşan ilişkiler, değerlerin yitirilişi, şiddet, amaçsız kavgalar, terör, tırmanan yobazlık... Sanatçının aktardığın en önemli konular olarak karşımıza çıkıyor. "Fername" "21. yüzyıl teknolojisiyle mücadele eden ve artık evden çıkmak istemeyen oyuncunun" yine keskin gözlemleri, farklı değerlendirmeleri üzerine kurulmuştur. "Oyun bir anılar/göndermeler şeridi... Şensoy ; oyunundaki yardımcısı, suflör, trampetçi ile birlikte, günümüz entellektüel insanını temsilen sistemin yol açtığı yozluklardan duyduğu rahatsızlıkları anlatıyor sahneden. İçinde yaşadığımız toplumda herkesin bir dünya görüşü olduğunu kabul ediyor ve fikirlerin saygın biçimde tartışılması gerekliliğini savunuyor." ![]() Ferhan Şensoy bu temposuyla uzun bir zaman daha kavuğu saklayacağa benziyor. Sahnedeki mükemmel enerjisi, hicivleriyle birleşince ortaoyunun vazgeçilmez "Kavuklusu" tekrar hayat buluyor. Bu denli canlı performansa sahip bir ustanın sahneleri bırakmaması gerekir. |
||
|
||
2007-2008... Genco Erkal'a sevgiyle.. / Sivas 93 Sivas 93![]() Genco Erkal'ın yazıp yönettiği Sivas 93 adlı belgesel tiyatro oyunu, 11 Ocak 2008'de yoğun güvenlik altında Muammer Karaca Tiyarosu'nda sahnelendi.[4] Belgelerden yararlanarak yazılan oyunun anlatıcıları arasında Genco Erkal'la beraber Meral Çetinkaya, Yiğit Tuncay, Nilgün Karababa, Murat Tüzün, Çağatay Mıdıkhan ve Şirvan Akan yer aldı. Oyunun müziğini Fazıl Say besteledi.[5] Oyundan Kareler.. ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() GÜZELİN ARDINDA BERTAN ONARAN Genco Erkal , sonunda gerekeni yapmış, oyununu kendisi yazmış, çok da iyi etmiş; çünkü ne kadar ünlü olurlarsa olsunlar, sömürgeci Avrupa'nın yazarlarının çoğundan da, yerli yazarlık heveslilerinden de ne ona hayır vardı, ne bize. Adından anlaşılacağı üzere, 1993 Temmuzu'nda Sivas'ta oynanan ve 33 değerli cana patlayan kanlı ayaklanma ele alınıyor oyunda; Genco, ulaşabildiği bütün belgeleri, kayıtları, tanıklıkları kullanarak yazmış oyunu; dolayısıyla, 2 Temmuz 1993'te yaşananlar, görüntülü belgeler, kayıtlar eşliğinde yeniden karşımıza geliyor. Pir Sultan Anma Şenlikleri'ni bahane eden karşıdevrimciler, gözümüzün önünde, canlı kayıtlarla, saat saat, adım adım ayaklandılar, güvenlik güçlerinin suskun çekimser onayıyla kenti ele geçirdiler, valiyi de Cumhuriyetimizi koruması gereken orduyu da etkisiz hale getirip Aziz Nesin' i, dahası kendi bilge ozanları Pir Sultan Abdal' ın yontusunu bahane ederek 'kelle isterük' diye avaz avaz haykırdılar iki gün; ve sonunda yine hem polisin, hem askerlerin gözü önünde, Madımak Oteli'ni kundakladılar, 33 güzelim insanı diri diri boğdular, yaktılar. Oyunda, dönemin bütün sorumluları, Cumhurbaşkanı, Başbakan, yardımcısı, Genelkurmay Başkanı, kendi ağızlarından, bu kanlı kalkışmayı nasıl besleyip desteklediklerini, cana kıyanları nasıl koruduklarını, bunun için 50-60 yıldır yapageldikleri gibi, nasıl laf ebelikleriyle herkesi uyuttuklarını bir kez daha gözümüze soktular; soktular ama can gözlerimiz kapalı olduğu için, cam gözümüzle bunu görmemiz o gün olanaksızdı, bugün de öyle. Oyunun bir yerinde, savcı görevini gereği gibi yapsaydı, eldeki kanıtları tanıkları ciddi olarak inceleseydi, suçlular sorumlular bulunur, böylece örneğin Susurluk'un ve benzerlerinin önü alınırdı, deniyor. Tepeden tırnağa yanlış ve yanıltıcı: Çünkü Susurluk falan anılırken yanında hep derin devlet diye bir kavramdan söz ediliyor; bütün çirkin işleri bu derin devlet döndürüyor. Oysa devletin sığı, derini yok; Atatürk gibi bağımsızlığına canını adayanların devleti var, ya da 1938 10 Kasım saat 09.05'ten beri, ABD'ye, sonra ortaya süreceği AB'ye köleliği, uşaklığı seve seve benimseyip uygulayanların devleti var. Türkler, bütün insanlık tarihi boyunca yaptıkları gibi, Orta Asya'dan ya da Anadolu'dan yola çıkıp Avrupa kapılarına dayanalı beri, Batılının en büyük düşmanı biziz; dolayısıyla yüzlerce yıldır bütün tasarılar, bütün çabalar bizi Avrupa'dan, Anadolu'dan söküp atmaya, oturduğumuz son verimli topraklara yeraltı yerüstü zenginlikleriyle el koymaya yöneliktir. Bu derin amacın dışında bir örgüt, tuzak yok Türk ulusunun da, bütün öbür sömürülenlerin de başında. Bunun en son kanıtlarından birini geçen akşam Kanaltürk'te Sevgili Ünal Erdoğan verdi: Batılı sömürgen, yerli sülüklerle el ele vererek, şu ana dek Türk halkının kanıyla teriyle diktiği temel direklerin yüzde 75'ini silahsız ele geçirmiş, hedef yüzde 100 elbet. Bunun en etkili araçlarından biri enerji, elektrik. Şimdi, hepimizin vergileriyle canlarıyla oluşturulmuş hazır kurulu ağı tek kuruş ödemeden kapatıp elektrik üretim ve dağıtım pastasını paylaşmak üzereler; bu pasta tam 30 trilyon dolar! Gözümüzün önünde sallanan binbir renkli bez parçaları bu korkunç, eşi benzeri görülmemiş büyük soygunu gizleme, bizi cambaza baktırma amacını güdüyor. Ülkemizin bu alandaki en büyük yeteneklerinden Genco Erkal, doğrusu birey, yurttaş olarak kendisine düşeni kusursuz yerine getirdi; o acı olayı anımsatarak hepimize okkalı birer şamar indirdi. Asker sivil, Cumhuriyetimizi korumak yaşatmak isteyen herkesin suratına indi bu tokat! Uyanırsak ne âlâ! Yoksa ne ülke kalacak, ne de sorun! Bu çarpıcı oyunun müziği Fazıl Say' ın; giysi Özlem Kaya' nın; kullanılan görüntüler, Nurdan Arca' nın; Meral Çetinkaya, Yiğit Tuncay, Nilgün Karababa, Murat Tüzün, Çağatay Mıdıkhan, Saliha Şirvan Akan oyuna can verenler. Hepsine yürekten alkış! www.cumhuriyet.com.tr Sivasın Işığı Sönmeyecek... |
||