|
||
| DÜNYANIN KÜRT HALKINA BORCU VAR! Kürtler yaşadıkları tüm “devlet sınırları” içinde, geçmişten bugüne, ezildiler, ötelendiler, asimilasyona tabi tutuldular, katledildiler! Köyleri yakıldı, yıkıldı topraklarından sürgün edildiler! İşte bu gün 16 Mart! Halepçe’de vicdanları sızlatan bir katliamın yıl dönümü! Halepçe den önce de, sonra da bu değişmedi! Ancak bu bir KADER OLAMAZ! Kürt halkı, bombalara, katliamlara sessiz kalamaz! Türkiye, İran, Irak ve Suriye de geçmişten bugüne gelen katliamlara, yok saymalara karşı; Suriye, İran, Irak ve Türkiye politikalarına, destek veren hatta onlara yol gösteren dünya egemenlerine karşı, bu kez BİZ SESLENİYORUZ! UNUTMADIK! UNUTTURMAYACAĞIZ! DÜNYANIN KÜRT HALKINA BORCU VAR! ÇAĞRICILAR Eren KESKİN Veysi ALTAY Leman YURTSEVER Doğan GENÇ Hürriyet ŞENER YER : GALATASARAY POSTANESİ ÖNÜ İSTANBUL TARİH : 16 MART 2008 SAAT : 13:00 NOT: Metni imzaya açıyoruz. İmzalarımızla o gün Galatasaray postanesi önünde olacağız. Desteğinizi bekliyoruz. |
||
|
||
| uykum geldi şimdi tarihte katledilmiş yüzlerce insan arasında neden bu bizim ilgimizi çeksinki sence banane kürtleri öldürmüşlermiş türkleri öldürmüşlermiş aklını kullan ölme katledilme yavaş bi ölümdense ani bir ölümü göze alarak kurtul akıl var mantık var |
||
|
||
| ben mi yanılıyorum bugün 14 mart değil mi?yani o zaman katliamın da yıldönümü olmuyorr. | ||
|
||
ben mi yanılıyorum bugün 14 mart değil mi?yani o zaman katliamın da yıldönümü olmuyorr. sen yanılmıyorsun ,sen görmek istediğini görüyorsun..... orta yerde bir çagrı var.... aynı gün söylenirse geç olur,... bir anlamıda olmaz.onu göremedin nedense işine geleni gördüğünden..... |
||
|
||
| orta yerdeki çağrıyı görmüyor değilim 14 martta iken 'bugün 16 mart halepçe katliamının yıldönümü'diye başlandığı içindi yazım değilse yazının içeriği ile ilgili bir sıkıntım yok.gerçi 'dünyanın kürt halkına bir borcu var' kısmına da takıldım çünkü bu dünyanın katledilen tüm insanlara borcu vardır oysa yazının içeriğindeki ciddiyeti ve önemi yazılış üslubu belirler değilse önemi hafifler çağrının |
||
|
||
| ulgnil üzerinden... orta yerdeki çağrıyı görmüyor değilim 14 martta iken 'bugün 16 mart halepçe katliamının yıldönümü'diye başlandığı içindi yazım değilse yazının içeriği ile ilgili bir sıkıntım yok.gerçi 'dünyanın kürt halkına bir borcu var' kısmına da takıldım çünkü bu dünyanın katledilen tüm insanlara borcu vardır oysa yazının içeriğindeki ciddiyeti ve önemi yazılış üslubu belirler değilse önemi hafifler çağrının ----------------------------------------------------------------------------------------- anlaşılan ,halepçe katliyamı,senin için çok ciddi birşey degil anlaşıldı.... bunu önemsiyen insanlarda var.bilginde yokasa anlarım ,en azından ögrenirssin olmazmı. Irak ve İran arasındaki bir kent olan Halepçe 'de 16 mart 1988 ‘de tarihte eşine az rastlanır bir katliam yapıldı. Saddam hüseyin'in kimyasal silahları 5000 kürd'ün ölümüne 7000'inin yaralanmasına neden oldu. Onbinlerce insan Türkiye sınırına dayandı. O zamanlar adı kuzey ıraklılar(!) olarak anılan kürtler içler acısı tabiat şartlarının da kurbanı oldular. Halepçe katliamını babasının kucağındaki bebek unutulmaz fotoğrafı ile tespit eden gazeteci Ramazan Öztürk'ün tanıklığından okuyalım: "Bütün sokaklar cesetlerle doluydu. Etrafta dayanılmaz bir koku hâkimdi. Körpecik bebelerden bazılarının derileri kavrulmuş, bazılarının vücudu mosmor kesilmişti. Cesetlerin çoğu kadın, çocuk ve yaşlı insanlara aitti. Bazı bebekler annelerinin kucağından fırlamış yerde sere serpe yatıyorlardı. Kimi evinin avlusunda kurulmuş sofra başında; kimi kapının eşiğinde; kimi bebeğini emzirirken; kimi oyun oynarken yakalanmıştı zehirli ölümün pençesine... Şehrin dışındaki boş tarlalarda ise, toplu halde ölmüş yüzlerce insan vardı. Uzaktan bakıldığında, sanki tarlalarda ot yerine insan bedenleri biçilmişti. Bu açık hava mezarlığında, yine kadın ve çocuklar çoğunluktaydı. Hepsi birbirlerine sokulmuş, korkunç ölüme teslim olmuşlardı. Bazıları ise, su birikintilerinin başında ölüvermişlerdi. Bunlar da, kimyasal gazların yaktığı vücutlarını suyla ıslatarak kurtulmaya çalışanlardı. Toplu cesetlerin arka planında, otlarken yine zehirli gazın etkisiyle telef olmuş ve vücutları şişmiş hayvanların görüntüsü göze çarpıyordu. Kısacası, bomba isabeti almış birkaç binanın dışında her şey yerli yerindeydi, ama bütün canlılar ölmüştü." Sivil halka karşı bu tür ve bu büyüklükte bir bombalama o zamana kadar hiçbir yerde gerçekleşmemişti. Bir kimyasal silah olan "koktail"in içinde; deriye, gözlere, boğaza ve akciğere büyük zarar veren Hardal gazı bulunuyor; aynı zamanda sinir sistemine inanılmaz zararlar veriyor. İnsanların maruz kaldığı kimyasal silahlar, deri ve elbiseleri ıslatıyor, Su ve yiyeceklere kolayca karışıyor ve solunum sistemini de bozuyor. Uzmanlar Hardal gazının etkilerini şöyle dile getiriyor: "Nagazaki ve Hiroşima'da iyonlaşan atomların tersine Hardal gazı gelecekteki nesil için de inanılmaz zararlar taşıyor. 10 yıl sonra bile insanlar çeşitli acılar çekiyor özellikle uzun vadede DNA üzerinde yaptığı zarar var." Helepce Soykırımını 'Sessiz Tanık' isimli fotoğrafı ile belleklere kazıyan gazeteci Ramazan Öztürk'ün tanıklığından okuyalım: "Bütün sokaklar cesetlerle doluydu. Etrafta dayanılmaz bir koku hâkimdi. Körpecik bebelerden bazılarının derileri kavrulmuş, bazılarının vücudu mosmor kesilmişti. Cesetlerin çoğu kadın, çocuk ve yaşlı insanlara aitti. Bazı bebekler annelerinin kucağından fırlamış yerde sere serpe yatıyorlardı. Kimi evinin avlusunda kurulmuş sofra başında; kimi kapının eşiğinde; kimi bebeğini emzirirken; kimi oyun oynarken yakalanmıştı zehirli ölümün pençesine... Şehrin dışındaki boş tarlalarda ise, toplu halde ölmüş yüzlerce insan vardı. Uzaktan bakıldığında, sanki tarlalarda ot yerine insan bedenleri biçilmişti. Bu açık hava mezarlığında, yine kadın ve çocuklar çoğunluktaydı. Hepsi birbirlerine sokulmuş, korkunç ölüme teslim olmuşlardı. Bazıları ise, su birikintilerinin başında ölüvermişlerdi. Bunlar da, kimyasal gazların yaktığı vücutlarını suyla ıslatarak kurtulmaya çalışanlardı. Toplu cesetlerin arka planında, otlarken yine zehirli gazın etkisiyle telef olmuş ve vücutları şişmiş hayvanların görüntüsü göze çarpıyordu. Kısacası, bomba isabeti almış birkaç binanın dışında her şey yerli yerindeydi, ama bütün canlılar ölmüştü." Sivil halka karşı bu tür ve bu büyüklükte bir bombalama o zamana kadar hiçbir yerde gerçekleşmemişti. Bir kimyasal silah olan "koktail"in içinde; deriye, gözlere, boğaza ve akciğere büyük zarar veren Hardal gazı bulunuyor; aynı zamanda sinir sistemine inanılmaz zararlar veriyor. İnsanların maruz kaldığı kimyasal silahlar, deri ve elbiseleri ıslatıyor, Su ve yiyeceklere kolayca karışıyor ve solunum sistemini de bozuyor. Uzmanlar Hardal gazının etkilerini şöyle dile getiriyor: "Nagazaki ve Hiroşima'da iyonlaşan atomların tersine Hardal gazı gelecekteki nesil için de inanılmaz zararlar taşıyor. 10 yıl sonra bile insanlar çeşitli acılar çekiyor özellikle uzun vadede DNA üzerinde yaptığı zarar var." Tarih 23.12.2005, Lahey'de karar: Helepce'de yapılan soykırımdır Hollanda’nın Lahey bölge mahkemesi, Halepce'de 1988'te binlerce Kürdün öldürülmesinin bir soykırım olduğuna hükmetti. Karar, Irak devrik diktatörü Saddam Hüseyin rejimine hardal gazı ve sinir gazının bulunduğu kimyasal malzemeleri satan Hollandalı işadamı Frans van Anraat'ın yargılandığı davada alındı. Mahkemede, Helepce katliamına destek vermekle suçlanan Hollandalı işadamı Frans Van Anraat ise soykırıma yardım suçundan aklanmasına karşın, savaş suçlarına iştirakı nedeniyle 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dava, bugüne dek ilk kez Irak ve İran resmi sınırları içindeki Kürtlere yönelik savaş suçlarının yargı önüne getirilmesi açısından önemliydi. Van Anraat, 1984-1988 yılları arasında kimyasal silah yapımında kullanılan binlerce ton hammaddeyi eski Bağdat yönetimine sağlamakla suçlanıyordu. 15 yıl hapis cezasına çarptırılan Frans Van Anraat, duruşmaya katılmayacağını açıklamıştı. Vanraat'ın 1989 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nin talebi üzerine İtalya'nın Milan kentinde tutuklandığından bu yana şüpheli olduğu belirtildi. Daha sonra serbest bırakılan van Anraat, Irak'a kaçtı ve 2003 yılına kadar bu ülkede kaldı. Assocıated Press ajansına göre, van Anraat, 2003 yılında Irak'ı Suriye üzerinden terkederek Hollanda'ya döndü. Birleşmiş Milletler, eski Irak yönetiminin ana tedarikçisi olan van Anraat'ın aralarında hardal gazı ve sinir gazının bulunduğu kimyasal malzemeleri 36 ayrı seferde naklettiğinden şüpheleniliyor. Nakledilen malzemeler ise Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya'dan sağladıği söyleniyor. Savcılık açıklamasına göre, Belçika'nın Antwerp limanından yüklenen malzemeler Ürdün'ün Akabe limanına sevkedildi. |
||