|
||
| bir - Yarıgıtay üyelerinin 367 kararı da anayasal düzenin içine eden bir kuraldı. Hani evrensel hukuk diyoruz ya, iki farklı seçimde iki farklı yorum vardı, Sence anayasal düzeni yargının yok sayması da aynı derecede önemli mi? İki - darbe çağrısı yapan CHP de, yazar topluluğu da bu çağrıları ile anayasal düzeni hiçe sayıyordu.. Bu kişilere karşı da aynı şekilde tepkili misin. Üç - AKP ne zaman dini propaganda aleti olarak kullandı, Bunu samimi soruyorum, yani bir örnek verebilirmisin. Bilmemkaç - Baykal da dini gayet güzel kullanıp ayetler hadisler dizerken, başörtülü kadının afişi ile seçim arabasını döşerkende aynı şekilde hassasmısın. bilmem bilmem kaç - Atatürkün siyasi obje olarak kullanılması da aynı derecede rahatsızlık veriyor mu... Yeter bu kadar keseyim |
||
|
||
| Benim nacizane fikrim herhangi bir değerin veya sembolün siyasi veya başka bir mevzuda kullanılmasında bir sakınca görmüyorum. Bu bir saplantıdır ve insanlara düşen insani vazife feraset sahibi olmak ve kandırılmamaktır. Yoksa din de, Atatürk de, vatan millet sevgisi de vb siyasete alet(!) edilir, malzeme olarak kullanılır. Bu değerleri kimler samimiyetle benimsemiş veya salt malzeme olarak kullanıyor, bunu tayin etmek her oy verme kudretine sahip bireyin ödevidir. Dolayısıyla AKP veya başka bir partinin kapatılmasını saçma ve korkakça buluyorum. Yapılan yanlışlar için "kanun" kavramının arkasına saklanmamak lazım. Kanunlar değişir, eleştirilir. "Kanun" kavramı yanlış işleri aklamak için yeter sebep değildi, bundan sonra da olmayacak. |
||
|
||
| valla akp kapatılmasıo taraftarıyım ama dtp ye öncelik diyorum akp de ırak ın vurulmasında yardımcı oldu için bu taraftatım... | ||
|
||
| gobilibozz ben kendi açımdan ve çevremde gördüğüm kadarı ile söyledim onu. malum etrafım hepsi kürt ve doğal olarak bnende ondan bahsediyorum ama bana onlardan daha fazla açlıkla terbiye edilen onlardan daha fazla din istismarına kurban giden bir toplum daha var diyemezsin. neden kaynaklanıyor? tabi ki eğitimsizlikten. | ||
|
||
| Kopil şuanda açlıkla imtihan olmayan yok şu ülkede,enflasyon düşükmüş tek haneliymiş,hayır halkın enflasyonu %100 emin ol büyük çoğunluk aç,kürtler türkler lazlar vs hepsi aynı derdi yaşıyor!!.. evet çok doğru söylüyorsun din istismarına en fazla maruz kalan kürtlerdir,çünkü saf bir inançları var,dindar ve ahlaklılar bu ilkeleri savunan kişinin peşinden gidiyorlar,en son örneğide Abdullah öcalan azılı komünist,örgüte direktif veriyor dini kullanın,çünkü halkımız muhafazakardır,başörtüsünden,kurandan dem vurun ve tarftar toplayın diyor,işte din istismarının en kallavisi burada!!..Senin istismardan kastettiğin hangisiydi peki?
|
||
|
||
| sayın gobilibozo Halkın muhafazakar oluşu doğru lakin Müslümanlıkla muhafazakarlık ne kadar yanyana gelebilrse Müslümanlıkla marksizim de o kadar yanyana gelebilir Kutsal kitapta ismi geçen ve bahis edilen muhafazakalr firavun,nemrut,ebu lehep islam tarihind eismi geçen ebu cehil bunalr büyük muhafazakarlardır müslüman muhafzakar olamz muhafzakar olmuşsa kocaman bir problem var demektir |
||
|
||
| Evet sapiens bende aynı şeyleri söylemeye çalıştım lakin beceremedim heralde,inkar eden insanların(öcalan)dini söylemlerde bulunması alet etmesi anlamını taşır,dini ve ahlaki ve örfi duyguların sömürülmesidir,kendisine taraftar toplamak amaçlı,tertemiz insanların duygularnı kullanıyor,öcalanın amacı dereyi geçene kadar dayı demektir,kosova gibi bağımsız bir devlet arzusu gerçekleştiğinde ayı diyecektir,şimdilik yan yana getiriyor bu kavramları(daha doğrusu onun komünist olduğunu zaten kürtlerin büyük çoğunluğu bilmez)iki yüzlü bir siyyaset izliyor diyebiliriz İnanan insanların değerlerini savunması ise oldukları gibi görünmeleri anlamına gelir ki bu alet etmek anlamını taşımaz.... Muhafazakar demek bir değeri koruma prensibi demektir,yani her görüşün inancın muhafazası yapılabilir ve bunu yapana muhafazakar denilebilir yani müslümanın muhafazakar oluşunda bir beis yok diye düşünüyorum
|
||
|
||
| 9 Mart öncesi gibi - 07 / 04 / 2008 02:48 Bugün yaşananlar 28 Şubat'ın "dalgası". Tıpkı 9 Mart'ın, 27 Mayıs 1960 darbesinin bir "yansıması" olduğu gibi. O tarihte "genç subaylar" rahatsızdı. Zira ordunun içinden ve dışından onları kışkırtanlar vardı. Emir komuta zinciri içinde gerçekleşmemişti ama, asker bütünüyle 27 Mayıs'ı sahiplenmişti. Bu yüzden, Demokrat Parti'nin devamı olan Adalet Partisi'ni içlerine sindiremiyorlardı. Üstelik AP, CHP ile işbirliği yaparak Demokrat Partililerin yasağını da ortadan kaldırmaya hazırlanıyordu. Ordu uyardı, siyasi af teklifinden vazgeçildi ve "hamamın namusu" kurtuldu. Ama kazan kaynamaya devam etti. Bugün de başörtüsünün serbest kalması teklifinden vazgeçilse, İmam Hatiplerin kaderi bir bilinmeze terk edilse bile, gene kazan kaynayacak. "28 Şubat bin yıl sürsün" isteniyor. 28 Şubat'ta devrilen Milli Görüş'ün mirasçısı olan AK Parti'yi kabullenemiyorlar. Kendine cumhuriyeti koruyup kollama yetkisi atfedenler, gene, milletin temsilcileriyle hesaplaşmaya kalkışıyor. Sahnede gene onlar var. Ve basındaki, bürokrasideki, üniversitedeki yandaşlarıyla birlikte. Osmanlı'dan gelen o meşhur, ilmiye, seyfiye, kalemiye ittifakı. Zaten bunlar sahneden hiç inmedi ki! İlhan Selçuk'un rolü Türkiye'nin, darbeler açısından zengin bir tarihi var. (Keşke bu konuda biraz züğürt olsaydık!) Ama, bu sayede gelişmeleri daha iyi yorumlamak imkânına sahibiz. Bazen aktörler de, yöntem de aynı olabiliyor. 12 Mart öncesinde bir kısım aydının görevi, genç subayları kışkırtmak, siyasette yönetim bunalımı yaratmak, eyleme geçen gençleri "İkinci Kurtuluş mücadelesini veriyorsunuz, masa başı devrimciliği olmaz" diye alkışlamak, demokratik düzeni, "cici demokrasi" diye alaya almaktı. İlhan Selçuk, İlhami Soysal, Doğan Avcıoğlu ve Uğur Mumcu'nun darbeyle ilişkisi, genç subaylarla, eylem yapan üniversiteli gençlere devrimin yolunu göstermekten ibaretti. Elbette Madanoğlu cuntasının kayıtlı üyesi değildiler. Sabotajları onlar yapmadı; bombaları onlar atmadı; sadece bu fiilleri devrimci davranış olarak alkışladılar. "Meydan boş değildir. Tüfeklerimizdeki mermi, mermilerimizdeki barut, yüreklerimizdeki ateş yeter sizlere" diye bildiri yayınlayan 69 denizci subaya da, Mustafa Kemal'in devrimlerini devam ettirdikleri için, Devrim gazetesinde sahip çıktılar. İlhan Selçuk'un aynı hataya tekrar düşeceğini sanmıyoruz. Ama maalesef, görüntüde gene bir amaç beraberliği izlenimi doğuyor. Televizyonlara "Tehlikenin farkında mısınız?" diye ilanlar veriliyor. Gazete, Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman'ın "Genç subaylar rahatsız" sözünü, tam da Özden Örnek'in anılarındaki darbe sürecine denk gelen bir zaman diliminde manşete taşıyor. "Sarıkız" ve "Ayışığı" kod adlı askeri müdahalelerde adı geçen Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman ve Şener Eruygur, Cumhuriyet Vakfı üyesi. İlhan Selçuk, Kızılelma Koalisyonu'nun önderlerinden; milliyetçilerle solu, ulusalcılık temelinde bütünleştirme gayretinde. Zaten 1999'dan sonra, Ergenekon da, böyle bir yapı üzerine inşa edildi. Ortada ciddi emareler var. Ama bakıyoruz İlhan Selçuk'u savunmak isteyenlerin tek argümanı, onun, Ziverbey'de işkence görmüş olması. Evet, sol darbe hazırlığı içinde bulunduğu gerekçesiyle, o tarihte antikomünist bir özellik taşıyan Kontrgerillanın hedefiydi Selçuk. Oysa bugün, Kemalizm'i ve laik cumhuriyeti savunmak üzere vizyon değiştiren Ergenekon ile amaç ve niyet beraberliği içinde. Zaten çoktan "eski işkencecilerini" de af etti. Telefon kayıtlarından Şubat 2008'de, İlhan Selçuk, Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Müdürü İbrahim Yıldız'la konuşuyor; henüz başsavcı kapatma davasını açmamış. - "Kapatma davası açılırsa, bir de üstüne ekonomik kriz gelirse, Türkiye biraz karışırsa, belki bir umut doğabilir. Çünkü normal yollardan bu mümkün değil yani." - "Bir yerde hesaplaşma olacak herhalde. Yargı kapatma kararına doğru gidiyor. Haberini de verdiler... Anayasa Mahkemesi, son olarak, kendisi tasfiye edilmeden partinin kapatılması kararını verirse, o zaman ortalık büsbütün karışır." - Asker gelebilir mi sorusuna karşılık: "Eee mecbur olacak. Ortalık birbirine girdi mi, çok şey gibi görünen adamlar sinerler." * * * İlhan Selçuk'un bu konuşmaları, maalesef, "can çıkar huy çıkmaz" Nazlı ılıcak\yeni şafak |
||
|
||
| iyiki bi darbe var olmasa bu mazlum köşe yazarları Türkiye siyasetini damgalarken neleri baz alıcaklardı çok merak ediyorum doğrusu (!) işin en garip yönü ilhan selçuk'a laf atan nazlı ılıcalı... can çıksında huy çıkmasın nazlı abla'm.. |
||
|
||
| darbe olmasa darbe çığırtkanı kof siyasetçilerle uğraşacaklardı,malum onlardan başka gündem ihtilalcisi yok,nitekim can çıkar huy çıkmaz,huylu huyundan vazgeçmez!!... | ||
|
||
| Kızı öpmeden önce Tam evet bu ülke değişti, belirli bir mesafe kaydetti diyorsun, o da ne? Türkiye hiç orada değilmiş ve hiçbir zaman da olmamış gibi davranmaya başlıyor. Rencide edilmiş, dudakları sinirden titreyen bir kadına dönüşüyor. Üstüme iyilik sağlık diye bağıran, ayakkabısının topuğunu kafanıza geçirmesine ramak kalmış bir kadına. Güzel ama çok kaprisli, hem seçici hem ulaşılabilir, mazbut ama 'bir şeyler yaşaması gerektiğinin biyolojik ve çevresel baskısı altında', 30'larında ve arafta, bir yandan çok aile kızı bir yandan fena halde cüretkâr bir kadın bu, Türkiye. Sen, demokrat; her dem hep bir mesafe kat edildiğini artık bir noktaya gelindiğini düşünen siyasetçi, milletvekili, oy alan, oy veren, okuyucu, düşünen ve yazan olarak hep o 'adam'ın rolünü üstlenmekle sınanıyorsun. Yeterince yeşil ışık aldığı için adım atan, aşkının karşılıklı olduğunu düşündüğü için bir hamlede bulunan ve bir anda 'her şeyi yanlış anlamış' bir enayi ya da 'sapık' konumuna düşen, elinde çiçek, en ağırından 'fordçu' muamelesi gören adam. 'Üstüme iyilik sağlık, ne AB'si, ne %47'si, ne açılımı, ne değişimi? Benim anayasamı değiştirecek daha anasından doğmadı; 301'i kaldırayım da arkamdan ona buna konuş, dedikodumu yap, değil mi? Hacılarına hocalarına saygı-hoşgörüymüş... Sonra gelsinler en mutena köşelerimde abdest filan alsınlar öyle sulu sulu öyle mi? Başörtüsüyle üniversitelere de girsinlermiş... Doğacak kızımın oje sürme hakkını kendi ellerimle boğayım yani, bunu mu istiyorsun? Ana dilde eğitimmiş, Güneydoğu'da halkın bazı beklentileri varmış... Benim beklentilerim n'olacak? Bu gidişle sen beni yabancılara da satarsın. Ben senin bildiğin ülkelerden değilim, kız oğlan kız taş gibi ulus devletim, hooşştt be, haddini bil!' Pardon deyip yutkunuyorsun... 'Ben sanmıştım ki..' Ülkemiz olup bitenleri ile diyalog hep bu minvalde seyrediyor. Karakterler değişiyor ve elbette hatalar da her zamanki gibi karşılıklı, suç hiçbir zaman tek tarafta değil. Ama ağır olan bedeli hangi tarafın ödeyeceği, en başından belli. Vuslat/ tarafların konuşabilen, tartışabilen ama güven ve hakkaniyet esasları içinde yaşadığı bir ülkenin hayali, yeniden başka bir bahara kalıyor. İlişki sandığın şeyin geçici, arızi ve yanıltıcı bir süreç olduğunu anlıyorsun. Hatta geçen zaman içinde nasıl olup da ağzını o kadar gevşek, elini o kadar uzun tutabildiğine bile şaşıyorsun geriye dönüp bakınca. Sonra, söylediğin konuştuğun şeyler aslında hiç anlaşılmadığı, kör bir kuyuya yuvarlandığı, bir boşluğa ışınlandığı için o kadar çok konuşabildiğini fark ediyorsun. Gençler çok apolitik diye yakınmışsın çok değil, üç dört sene önce. Bir bakıyorsun, üniversiteler kaynıyor, kafa göz yarılıyor. Apolitik kalsalar daha iyiymiş demek ki, diye düşünürken buluyorsun kendini. Popüler kültür, anlamdan boşaltıp yaldıza bürüdüğü bir fanteziyle kitleleri 'oyalıyor' demişsin. Gün gelmiş, 'Biz kaç kişiyiz?' tavernası çıkmış, piyanist şantör felaket anonsları ile etki altına aldığı isimleri tek tek sahneye çağırıyor. 'Semra Hanım' bundan iyiydi diyorsun şimdi. Yararlı olmayan, ama çok zararlı da olmayan bir şeyle 'oyalıyordu' hiç değilse. Kültürel emperyalizm ciddi bir tehdit, Türkler klasik Türk musikisine Maori yerel halk dansı muamelesi yapıyor, bir şeyler yapmalı demişsin; 'emperyalizm' kelimesi 'öfke ve ötekileştirme'den başka sermayesi olmayan grupların hatta çetelerin eline düşmüş ve sahiciliği tartışılamaz olan bu kavram üzerinden tespit yapmak neredeyse imkânsız hale gelmiş... İnsanların 'çıkar' peşinde koşmasını, yani kapitalizmi eleştirmişsin. Çünkü değerler sistemi salt çıkar peşinde koşana zemin sağlayacak bir kıvama gelmiş, ama ne tuhaftır ki bu zemine saldıranların, parti kapatılmasın ama... yapanların hepsi bu zeminden en çok çıkar sağlayanlar olmuş... Üç ya da dört yıl öncesinden ne kadar uzağa savrulduğumuzu görebiliyor musunuz? Sizi bilmem. Ama bazen ülkenin tüm demokratları için değilse de, %47'yi alan ve ona 'ya ya ya şa şa şa' yapanlar için şu geçiyor içimden: Bir dahaki sefere, niyetinin halis olduğunu yeterince anlatamamış olabileceğini düşün ve kızı öpmeye yeltenme! Zira kafana çantayı yediğinde, seni gaza getirenlerin hepsi 'cık cık cık' ikiyüzlülüğüne savrulmuş olacak yine. nihal bengisu karaca |
||
|
||
Bu yazıyı okumuştum ve bende düşünmüştüm buraya almayı önce davrandın benden
|
||
|
||
| Anayasa Mahkemesi raportörü Adalet ve Kalkınma Partisi’ne açılan kapatma davasına ilişkin görüşünü yüksek mahkemeye sundu. Raportör Osman Can, partinin kapatılmaması yönünde görüş bildirdi. Raportör Can, siyasi partilerin kapatılmasının idam cezasıyla eşdeğer olduğu değerlendirmesinde bulundu ve halkın oyuyla iktidara gelen bir partinin ancak halkın oyuyla iktidardan uzaklaştırılabileceği görüşünü dile getirdi. Can raporunda şu görüşlere yer verdi: “Siyasi partiler aynı bireyler gibidir. Bir siyasi partiyi kapatmak bir kişiyi idama mahkum etmekle aynı anlama gelir. Siyasi partilerin anayasa’ya uygunluğunu denetlerken, bireyin temel hak ve özgürlüklerine gösterilmesi gereken özenin siyasi partilere de gösterilmesi gerekir.” Can, raporunda demokratik hukuk sisteminin, halkın oylarıyla iktidara gelenlerin ancak halkın oylarıyla iktidardan düşürülebileceğini öngördüğünü de vurguladı. ntvmsnbc'den alıntı |
||
|
||
| kapanırsa herşey güzelmi olacak. Diğer hükümetleride gördük. | ||
|
||
| Peki kapanmazsa ne olacak ?? | ||