SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Edebiyat / Dil

Konu: Orpheus'un Sesi

Sayfa: [ 1 ]

11.03.2008 21:29:37
Şair ve müzisyen Orpheus, olağanüstü güzellikte bir sese sahipti. İnsanları, hayvanları ve hatta bitkileri, inanmayacaksınız ama taşları bile büyüleyebiliyordu. Günün birinde, karısı Eurydike ölür. Orpheus bunu bir türlü kabullenemez. Sonunda cennete inip ve Eurydike’yi geri istemek gelir aklına. Şaka maka aynen böyle de yapar. Hakkını teslim edelim, gayet şairce bir tavırdır bu. Sonrası malum... Sesiyle ölüm tanrılarını etkiler ve Eurydike’yi geri götürme hakkını elde eder... Ama bir koşulla... Ona dönüp bakmayacak ve onunla yol boyunca konuşmayacaktır. Mümkün mü? Değil tabii. Döner ve bakar Eurydike’ye. Onu tamamen yitirmiştir. Eh, şair dediğinden başka ne beklenir? Orpheus, tutkusunun sabırsızlığına yenilmiştir. Yürekli şairimiz, yine şairce bir zaafla (!) elindekiyle yetinmesini bilmemiştir. Arayış tutkusu onu ölüler ülkesine kadar götürmüş, orada da yalnız bırakmamış, tanrılara karşı gelmesini sağlamıştır. Bilinmezin ardından koşabilcek kadar cesurdur Orpheus. Yasaklara kurallara sığmazlığıyla tanrılardan karısını geri isteyebilmiştir.
   
Peki bugünün şairlerin geri istemeleri gereken ne; daha doğrusu almaları gereken? Elbette, sonra ellerinde tutmasını bilecekleri...
   
Artık elindeki tek araç büyüleyici sesi değil şairin. Sorun zaten bir araç sorunu değil, bir cesaret sorunu. Yalnızca bir cesaret de değil bir mücadele pratiği sorunu aynı zamanda. Yasaklara, kurallara, statükoya sığmayacak bir pratik...
   
Bugünün şairin elindekiyle yetinmek gibi bir lüksü yok. Bugünün şairinin tanımadıklarına, uzağına düşenlere sırtını dönme lüksü de yok. Hele korkaklık. Şairlikten bahsediyorsak, korkaklığı katlayıp bir çekmeceye koyacağız. Peki ya korku? Bundan vazgeçebilir miyiz? Hayır,   vazgeçmeyiz de. Korkusu olmayan adamdan şair mair olmaz. Gelecekten korkacaksınız, değişememekten, değiştirememekten... Yaşamın, akmaması gereken kanallarda akmasından korkacağız. Korkalım ki, Eurydike’yi istemeye korkmak için bahanemiz olmasın.
   
Hayırlısıyla, Olimpos’tan günümüze inersek... Şiir bugün birçok başlıkta hakkını isteyecek, yolu yok. Alacaktır da.
 
En başta, şiirin serüveninin yokuş aşağı gidişini karşımıza almalıyız; gereğinde birçok bileşenini reddedebilmek için... Genel tablonun hâkim bir tonlaması; şiirin, çok boyutlu, bağlantılı bir bakış açısını ifade edemediğidir. Yazılan şiirin, açıkça söyleyelim, bir ideolojisi yok. Şiir, resmen ideolojiden soyutlanarak yazılıyor. Ve bu iş uluorta yapılıyor. Ortaya sınıflara, siyasete ve tarihe bütünlüklü bir bakış açısı koymuyor, hadi koyamıyor olsun. Yine kurtarmaz. Hüzünse, soyut bir hüzün. Sevinçse tek başına, yalıtılmış...
   
Bazı öznelerin çevresinde, önceden planlanmış bir yalıtılma olmasa da; bu süreç, toplumun tümüne dönük bir saldırı stratejisinin uzantısı. Burası açık. Şiir, bugün “kederli budalalıklara” indirgenme saldırılarısıyla karşı karşıyadır. Yazılan her abuk sabukluğun, her farklı görüntünün, imgesel değeri olduğu sanılmaktadır. Sanılmakla kalsa iyi. Bu böyle lanse edimektedir. Maalesef bu durumu tarif etmek için en uygun terim “lanse etmek”. Lanse edilen alternatifsiz olduğu sürece, kendisiyle mücadele içinde başka nesneler söz konusu olmadığı ölçüde, günümüz hâkim şiirsel söyleminin önemli bir bölümü okura dayatılmaktadır. “Bir bölümü” lafı kimseyi yadırgatmasın, çünkü hâkim şiirsel söylem adına bütünselliğe ilişkin bir şeyler söylemek biraz zordur. Bu dayatmanın adı da ideolojik kuşatmadan başka bir şey değildir. Şair, bu kuşatmayı her yönüyle yarmak zorundadır. Bu kuşatmayı yarmak için; şiir yazarak, şiir okuyarak, yazı yazarak, söyleşilere katılarak ve bunlara eklemlenecek çeşitli araçlar yaratarak mücadele etmelidir. Bunu şairin sırtına yüklenmiş bir külfet olarak adlandıranlar olabilir. Olsun. Bu gerçekten bir külfet de olabilir. Şair bunu taşıyabilir, taşımak zorundadır. Zorundadır çünkü kendi varlığı tehlikededir..
   
Bu yokuş aşağı gidişin ilk toplumsal sonucu da, şiirin ilk önce gerçek okuyucusunu kaybetmesi olacaktır. Okuyucusuz şair ne varlığının ekonomik koşullarını yaratabilir, ne de eylemliliğini anlamlandırabilir.
   
Herkesten bu durumun bilincinde olmasını elbette bekleyemeyiz.(!) Olmasınlar da zaten. Bu külfeti taşımaya gönüllü şairler, şiir severler vardırlar ve artacaktırlar. Bu bilinç doğrultusunda, şiiri bütünlüklü bir harekât planı olarak görmek en doğrusudur bizce. Abartıyor muyuz? Aydın ve emekçi kesimlere yönelen saldırıların boyutlarını bir düşünün. Hiç sanmıyorum. En azından, şiir bir refleks üretme biçimiyse...
   
Buradan şiir modelleri çıkarsamaya çalıştığımız sanılmasın. Elbette, şiir kurallarla çevrelenemez, “legal olmak bir yana, bizzat doğası gereği illegaldir şiir”. Şiirin bu gizilgücü de zaten, şaire yüklediğimiz bu misyonlara karşıtlık değil bizzat doğası gereği koşutluk üretir.
 
Orpheus, büyüleyici sesini kullanmıştı tanrıları etkilemek için, bugünün şairinin de okuru dönüştürebilmek için kendi sesi vardır.

Elbette bu ses çeşitlenecek. Tarif ettiğimiz mücadele pratiği de çeşitliliği besleyecektir. Şairler, seslerinin özelliklerine göre konumlanacaktırlar. Aynı cephe de olsalar da farklı tepelerde mevzilenebilirler. Bu sorun değil. Aksine, bir kazanç.
 
Konuya yaklaşımımız, nesnel bir boyuta sahip olmakla beraber; bir miktar, hatta kendi iyiliğimiz için bir miktarın üzerinde, öznelliği de içeriyor. Haliyle... Konuşulan edebiyatın derin meseleleri olunca, doğal olarak...
   
Şiir de, doğal olarak özneldir. Her şiirsel söylem, istesin istemesin, taraf tutar. Tarafların içerikleri, bir oranda, söylemlerin öznelliklerinin belirlenimindedir kuşkusuz. Ama toplumsal etki söz konusu olduğunda, ortak bir payda kendiliğinden oluşuyor.
 
Bu çerçevede, biz de taraf tutuyoruz. Neden yazdığımızı gayet iyi biliyoruz. Şiiri neden sevdiğimizi, neden sevdirmek istediğimizi de...

Efe Duyan

11.03.2008 22:31:39
Şiiri niçin sevdirmek istersiniz?Oldukça absürt!

Alıntı
Orpheus, büyüleyici sesini kullanmıştı tanrıları etkilemek için, bugünün şairinin de okuru dönüştürebilmek için kendi sesi vardır.


Orpheus, tanrıları etkilemek için çıkmamıştır yola, eğer bu düşünceyle yola çıkmış olsaydı bu da çok absürt olurdu!

Orpheus, duyduğu tutku sonucu, olabilecek bütün ihtimalleri göze alarak düşmüştür yola,,,

Alıntı
Bu yokuş aşağı gidişin ilk toplumsal sonucu da, şiirin ilk önce gerçek okuyucusunu kaybetmesi olacaktır. Okuyucusuz şair ne varlığının ekonomik koşullarını yaratabilir, ne de eylemliliğini anlamlandırabilir.


Hesap; şiiri sevdirmek olursa ve işin içine bir de gerçek okuyucu bakış açısı karışırsa, hepten kendi kendinin sonunu getirecek demektir,,!?

11.03.2008 22:55:09
Epik ya da mitolojik olmadıktan sonra şiir çok fazla ilgi ve araştırma alanıma girmez ama Orpheus hakkında güneşinkızı haklı ve diğer eleştirisine de "gerçek okuyucu", "misyon yüklenen şiir" noktasında katılmaktayım. İdeolojik bakış açılarının sanatı yedeğe aldığı bu tür toptancı anlayışların sanatı ne hale getirdiğini biliyoruz. Ayrıca zaten birçok kötü örnek olsa da araştırıp öğrenmek isteyene alternatifler mevcut. Kaldı ki ideolojik saldırıyı hep tepede gören anlayış da popüler olanın dışına çıkamayamn bu duruma boyun eğmiş aklın ürünüdür. Şiir göndermeler ve fantazilerle duygularla yazılabilir düşüncesindeyim. Ona illa da toplumsal anlam katma derdine düşersek şiir olmaktan çıkar artık o slogan olur. Bunun örneği de çoktur ve kötüdür tıpkı diğer ucuz addedileni gibi Smiley

11.03.2008 23:09:20
"Khaos" ne güzel açmışsın konuyu, teşekkür ediyorum Smiley


Her zaman söylüyorum; sanat sadece varlığıyla hükmedeR, bu yalınlıktan onu kopartacak her ileri yöneliş, geri tepecektiR.

12.03.2008 09:38:47
Alıntı
Orpheus, tanrıları etkilemek için çıkmamıştır yola, eğer bu düşünceyle yola çıkmış olsaydı bu da çok absürt olurdu!

Orpheus, duyduğu tutku sonucu, olabilecek bütün ihtimalleri göze alarak düşmüştür yola,,,

Sevgili güneşim bu konuya çok vakıf olamamla birlikte sadece konuya örneklendirme anlamında okuyup beğendim bir yazıydı yani Orpheusun tanrıları etkilemek için yola çıkıp çıkmadığı konusu bende tamamen bir muamadır Smiley


Alıntı
Hesap; şiiri sevdirmek olursa ve işin içine bir de gerçek okuyucu bakış açısı karışırsa, hepten kendi kendinin sonunu getirecek demektir,,!?

Bu konuda aynı düşünmekle beraber yazarın içine düşdüğü kaygıları gütmüyorum dersem yalan olur. Tüketimin yoğun bir saf tuttuğu günümüzde çok az şeyin niteliğini koruya koruya gittiğini kanısındayım. Evet şiirin de şairin de kendini sevdirmek kaygısı yoktur. O an'a dairdir ve yazıldığı noktasında toplumsal gayeler gütmediği mutlaktır. Fakat sonuç hali aldığında toplumsal olmuyor mu bir yerde. Biz ne denli kişiye has yazılıyor ya da sanat adına yapılıyor dersek diyelim bir yerde topluma dayanmıyor mu sonucu. Bugün dünyaya kendini ispat etmiş bir Nazım Hikmet'in sırf ülkenin o an ki siyasal ve ekonomik nedenlerinden ötürü cezaevleri, sürgünlükler, vatan hainlikleri suçlamamalarıyla karşı karşıya kalıp hala kendi ülke topraklarında uyumadığı gerçeğini de reddetmeyelim lütfen. Yani yukarıda ki yazıda da evet fazla mı tepkiseliz bu konuda derken tam olarakta bunu kasıt alıyoru.  Evet Nazım toplumsal nedenlerden yazdı çoğu kez onun için kadına duyduğu aşkta buydu zaten keza şu sözü tam olarak bunu ifade etmiyor mu '' Gerçek şair kendi aşkı, kendi mutluluğu ve acısıyla uğraşmaz. Onun şiirlerinde halkının nabzı atmalıdır… Şair başarılı olmak için, yapıtlarında maddi yaşamı aydınlatmak zorundadır. Gerçek yaşamdan kaçan ve onunla bağıntısız konuları işleyen kimse, saman gibi anlamsızca yanmaya yargılıdır.''  Şimdi Nazım komünistti diye yani taraftı diye dünyanın gözünde olduğu noktanın aşağısında mıdır ya da sanatsal eylemliliği arka plana mı atmıştı ?Benim buna yanıtım ;  Elbette değil.

Bugün herbir satırını ezber ettiğim Cemal Süreya da bu tip şairlerimizden değil midir ? Onunda her şiirinde toplumsal bir neden yatmaktadır. Ve bu örnekler uzun listeler halinde uzar gider. Şair toplumun ötesinde değildir tam olarak merkezindedir. Yani ideolojik olarak şairin taraf olması onu toptancı anlayışıyla karşı karşıya getirmez. Kim kendi ait olanın üretildikten sonra gerçek biçimleriyle okuyucu da doğru bir biçimde kendine konum bulmasını istemez. Ben kendime dürüst bir biçimde hiçkimse diyebiliyorum .  Şiir insanın kalbi ve fikrinden çıkıyorsa yaşamda kendini harmanlayıp dizelerde can buluyorsa nasıl bir mantıkla taraf olmaması gerektiğini söylersiniz. Taraf olmayan bertaraf olur Smiley Ben niteliğini koruyan geniş bir okuyucu kitlesine sahip bir ülkede sanata gerçek değerinin verildiği azınlık oluşumuzla övünmediğimiz ve bunu duygusal çöplüklere çevirmeden doğru yönde eserlerin gerektiği layığını görmesi gerektiğini düşünen gerçekçilerdenim. Fikirsel her düşünce, sanatı yedeklemez sevgili khaos önceliğe fikri alan bir kaç şairle örnekleyebilirsin bunu bana ama genele yayabileceğin kesin bir eleştiri değildir ve kesinlikle sana katılmıyorum bu konuda Tongue

Son olarak bu konuyu değerlendirirken bir çok yazar ve şair'in anlaşılmama kaygılarında boğulmalarının nedenlerini düşünelim istedim. Elbette okuyucuya yönelik değil herşeyin bütünü. Yukarıda da biraz dağıtarak anlatmış olsamda kişi en çokta kendine yazar yani Can Yücel'in dediği gibi 'yazmak çaresizliktendir' anlamlar türetme kendine doğru çıkılan bir yolculukta kendine yer bulmak belkide. Bu yolculuğun ne zahmetli olduğunu elbette hepimiz biliyoruz. Ama bunca zahmet ve çaba karşılığında temas eden bir çift gözün fikirde kendini tamam etmesinde ne tip bir yanlış vardır. İnsan biraz da bu duygu için yazmaz mı. Ben binlerce bir çift gözün nazım'ı, cemal'i özdemir'i ve daha binlercesini anlasın ve yorumlasın yorumladıklarıyla dünyasına bir güzeli daha katsın kaygısı güttüğüm için mi sizlerle ters düşüyorum merak ettim Smiley


12.03.2008 14:07:06
Valla onu bunu bilmem ben. Nazım ın kalın punto ile alıntıladığın görüşüne de senin bakış açından bakmadığım için katılmıyorum açıkçası. Çünkü bu konuda ne düşünüp neye değer verdiğimiz değil, ortaya attığınız etik kavramların pratikteki geçerli olabilme olasılığına bakarım. İdeal düşünceler yozlaşmışlığı tetikler bence. Bir şeylere emek verilmesini, pop olmamasını, baştan savma iki cümle kurup argo ile süslediği için gündeme oturup değer gördüğünden endişe etmek ile,ideal bir takım fikirler için olması gerekenler üzerinden uygulamada sanat yapılarını kategorilere yerleştirmek ayrı şeylerdir.

Gerçek yaşamdan kaçmak ne demektir? Nazım orada genel bir fikir belirtip tutunamayanlarla adını kazımış şairler arasındaki farkı dile getirmiş bana göre. Yani bir durum saptaması yapmış iyi şair yazar şöyle olmalı böyle olmayan tutunamaz diye sanata kural koymak manasında yazdığını sanmıyorum. Öyle demiş ise de ideolojisinin heyecanına kapılmış olmalıdır bu konuda. Ama artık işlerin tepeden inme ahlaki dayatmayla tam tersine döndüğünü de biliyoruz.

Yani özgürlük olmalı sanatta bazen tuvale tüküren sanat yaptığını iddia etse de. Haa sanat böyle olmaz diyebilirsin ancak ahlaki olarak toplumsal mana vererek onu sanat olmaktan aforoız ederek de olmaz bu. Sanat sanat içindir bana göre her dalında ve bireyin savaşımıdır yansımasıdır tapınak sanatkarı gibi ille de toplumsal olmayı istemek sanatı zanaaat konumuna indirger. Maalesef bu iyiniytetli düşünce de bazı huysuzların suistimaline açık olacaktır. Sanat bu değildir sanat şöyledir diyen birtakım beyinsizler heykelleri, kitapları,yazarları sansürlemiştir ve halen sansürlemektedir bu ülkede. İyilik güzellik adına ellerine yeni koz vermenin manası yok. Söylediğin şeyler kişisel seçim noktrasında geçerlidir böylesi bir düşünce için sanatın bazı yan etkilerini dışlayıp ideal standartlar belirlemek ona zarar verir düşüncesindeyim.

12.03.2008 14:18:38
Şimdi o öyle düşünmüş sen böyle söylemişsin beni ilgilendirmez dersen zaten en başında konuyu kestirip atmış olmazmısın. Elbette toplumsal normlar doğrultusunda yaşamıyor ve üretmiyoruz bizler makinler değiliz fikrimize yüklenen bir şeyi üretime alalım. Ama diyorum ki sanatın içinde olup her şeyi bu denli en ince noktasına kadar irdeleyip nasıl toplumdan kendini soyutlar kişi. Ayrıca beni eleştirirken sende 'sanat sanat içindir ' diyerek yeni bir kalıba sokmuş bulunmuyor musun ? Ben sanat bir yerde istesin ya da istemesin sonucunda toplumsaldır dediğim için mi kötü duruyor Smiley

Sansürü uygulayanı redderken toplumsal baskının reddini de sunmuş olmuyor musun ? Yani bu da bir yerde toplumun sana dayattıkları ile alakalı değil mi ? Çok mu dışında kavramlar. Zaten temelde baz alıp söylediklerimde bunlar değil mi ? Şeye benziyor bu savaşlar, katliamlar adına yazıp yazıp sonra aslında ben onları sadece sanat için yaptım demeye yani fikirde eleştirdiğin ve toplumsal sonucunu değerlendirdiğinle ilgisi yokmuş gibi.

12.03.2008 15:08:53
Ne güzel saptırıyorsun söylediklerimi laugh Toplum denen şey uydurmadır, yoktur toplum diye birşey oldu mu şimdi? Smiley  Senin toplum diyip sonra bana dayattığını söylediğin şeye kanun, yasa uygulayıcısı, kapitalizm ve devlet denir toplum bu mudur? Bunu oluşturan yapıya toplum diyorsak ve dayatmalarına karşı bireysel üretim yapabiliyorsak ideolojik kalıplar içinde bir misyon yüklenmek ve başka bir kamuoyu oluşturmakla aynı şekilde mükellef miyiz? Sanat sanat içindir derken kalıba sokmuyorum toplumun arzusuna ve genel yargılara göre biçim almasını beklemek yaratıcılığa ihanettir diyorum. Hiç bir sanat dehasının neden sanat okullarından değil de alakasız olarak türediğini düşünürsen bunu daha net anlatabilmiş olurum. Çünkü okullar ekoller ezberletip tam da dediğin dayatmalara hizmet ederken sadece kendi hislerini takip edebilenler bu baskı nedeniyle zamanında değil, öldükten sonra nasılsa artık zararı yok diye yüceltilir. Nazım Hikmet de ideolojisini ne sol örgütlerden ne devletten öğrenmiştir kendi vicdanı ile bakış açısı ile varolanın en ideali onu görmüştür insanlık için değil mi? Bahsetmiş olduğun erdemlerin hepsini de en iyi, dayatanlar kullanmaktadır. Aynı yol üzerinde onları geçme şansın yok. Toplum ise ne olduğu belirsiz kamuoyudur. Güç sahipleri ne derse alternatifinde de, legalinde de ona yönelim vardır. Sanatı toplumsallaştırmaya gider senin söylediklerin de bu noktada. Toplumsallaştırmak ise aynılaştırmaktır belki bireysel olarak sen öyle olmasının daha iyi olduğunu sanırsın ancak en idealinde bile bir nesil sonra torunların senin iyinin neden olduğu kötünün altında ezilip durur. Sanatçı için olguların salt anlamları önemli olamaz bence. Yani bir sanatçı için eleştiri metinsel ve mantıksal olmakla sınırlandırılamaz. Eğer kötüsü de dahil yolu açılmazsa, çeşitli kınama mekanizmaları ile toplumsal sansürler uygulanır ise zaten orada sanat da pek gelişemez ülkemizde de görüldüğü üzere. Bir avuç adam sıyrılabilir yaşarken aşağılayıp ölünce göklere çıkarırız ama rezil oluruz. Çünkü bizden önce değerini başkası takdir etmiştir bile.

Anlattıklarımı ideolojik kalıplara sen sokuyorsun bu noktada da. Sanata sığınmaktan onu misyon edinmekten ve herşeye gözünü kapatmaktan bahseden kim? Ama ben sanatsal uğraş kendini geliştirmeye bağlı demek için sanatı toplumun değer yargılarının tamamından ayırmaya çalışıyorken,sen siyasi ve ekonomik örgütlenme ve dünya sistemine göre bir ideal belirleyip etik düşüncelerle sanatı siyasallaştırmaktasın o zaman. Salvador Dali bir faşistti ama bu onu gerici yapmadı sanat alanında. Muhtemelen siyasi ve toplumsal anlayışı da atölyesinden çıktığı az bir zamandaki düşüncesiydi. Estetik ile ırkçılığı karıştırdığı için de faşist oldu. Bunun için onu aristokrat yozlaşmaya uğramış diye aforoz etmiş olsaydı bir grup aydın bunun tek faydası Salvador Dali nin olmaması olurdu. İnsancıl olarak dayatmalara karşı duran sanat anlayışı da zamanında bazı sanat girişimlerini burjuva yozlaşmışlığı diye katıksız ortodoks mantıkla ama sözde ilerici, dayatma karşıtı bakış açısıyla değerlendirip yok etmiştir. Yani sanatı kalıplara sokmak için onun nasıl olması gerektiğinden bahsetmek yeterlidir. Ben şöyle olmalı demiyorum, sanat insanları içten etkiler ve etkilenip etkilenmemek bu noktada bireye bağlıdır. O yüzden de genel geçer ideallerden soyutlayıp etik kurallarla kuşatılmaması gerektiğine inanıyorum çünkü sanatçı için zaten mücadelenin eyleme geçmiş biçimidir yapıtı beğenirsin ya da saçma bulabilirsin. Buna karşı bir anlayışı istemek ve bir tarafında durmak pratikte kesin olarak kısıtlamaya neden olacaktır başka birşeye değil. Gerçek anlamda zaten toplum denen illet bir çeşit göz boyamadır iyisiyle kötüsüyle. Ona bakarak alternatif anlayış ve toplum yaratarakm tepeden inme sanat anlayışı doğmaz ve hiç de doğmamıştır. Modalar vardır. Modaya karşı çıkmak da yine altrnatif modadır. Hangisine uyacaz sanat adına? Belli bir ideolojiye kıyak mı geçilecek? Kim belirleyecek bunu değer yargılarımız mı?

kopil118 12.03.2008 15:44:26
Şiiri şiir olduğu için kabul etmek doğru bir düşünce biçimi mi? Bazı yorumlarda şiir kendi yolunu bulur deniliyor, bunu yönlendiren kim? Şİir insan merkezli değil mi? Ayrıca o bir araç mıdır?
 Bunları merak ediyorum ya doğrusu.

12.03.2008 16:01:43
Tamda gönderdiğin mesajı okur okumaz aynı şeyi düşündüm khaos ne güzel saptırıyorsun Smiley

Sen toplumu yasa uygulayıcısı, dayatımcı devlet olarak nitelersin ben tutup hayır efendim toplum; insanların duygularını, ilişkilerini kavgalarını, zaaflarını, sevinçlerini içine alan bir olgudur derim. Bu noktada seninle ayrışmamız gayet normal.  Ben toplumu sokakta geçen adam baz alıp bu doğrultuda hareket ederken sen tutup devlet zihniyetiyle reddersin . Ayrıca bana dünya üzerinde  hiçbir görüş gütmeden nötr biçimde yaşamı sürdüren birini göster. Elbette her insan ideolojik fikirlere sahiptir.  Bunu yarattığına işlesin ya da işlemesin her sanatçı değer yargılarına kendi içinde yarattığı kurallara ve yahut genelin dayatımları sonucu oluşmuş korkuları bünyesinde barındırır.  Bugün Nazım’a dayatılanların sonucunda çıkmıştır en iyi şiirleri belki de . Reddi için kendinden aldığı güçle savaştığı için. Ama senin görüşüne göre burada da sorun  vardır. Çünkü kabul görmemesi salt kendi içinde işler bir mekanizmada olması gerekir. Ama bana kalırsa yoktur. Senin işte devlet diye nitelendirdiğine karşı duruş vardır tam aksine . Ama benim bakışımda ki topluma da mesajlar barındırır aralıksız umut etmeleri adına Smiley

Acaba şimdi sana Nazım’ı örneklendirdim diye mi taraf düşündün. Hayır efendim en uç noktasında ki üretimi de görmezden gelmeyecek kadar bu işe saygı duyuyorum. Yine altını çize çize diyorum ki sanatçı ne amaç güderse gütsün ne kalıba sokmayaya çalışırsa çalışsın kendi içinde anlam türettiği noktada mutlak suretle bir aşamada toplumsal olarak yer bulur. Son olarak hiçbir ideolojiye kıyak söz konusu değildir birileri almak istediğini alır yalnız. En başa konuya dönersek sorgulayan bir toplumda düşünen bireylerin sayısında artma oldukça bana göre kimin neye kıyak geçtiğinin bir önemi yoktur.

kopil118 12.03.2008 16:03:29
mylia zamanında Robinson CRusoe vardı, tek başına bir ada da kendi krallığında. tek görüşü yaşamatı bırakalım bu kadar bir görüşü de olsn değil mi?

12.03.2008 17:01:58
Ee biz ne diyoruz? Madem toplum düşününce ilerde kıyak geçeceği şeyler kendiliğinden belli ise baştan önyargı ile kısıtlayıcı düşünüp ötekine savaş açıp sanatçıyı ideal kalıplara sokmanın alemi nedir? Verdiğin anlamlar sebep değil sonuçtur. Nazım ın toplumda yer bulabilme nedeni toplumu düşüneyim de duygularına ortak olayım değil,kendi iç dünyasını özgürce açabildiği için, doğal olarak insanlığın sesi olabilmiş olmasıdır. Burada toplum amaç değildir sanatçının yeteneğini özgürce sergileme inadı söz konusudur. Taraf olmak iyi sebeplerle de olsa tarafsızlığı dışlar. Toplumsal olarak uygulamada faşizm e karşı olmak ile Dali yi anlayışı dolayısıyla sanatsal yapıtını eleştirmek ayrı şeylerdir. Hatta sanatını da eleştiren aydınlar mevcuttur ve aslında bu da bir nevi tutuculuktur. Toplumu yazın anlamında baz almak zorunda kalınırsa Marque De Sade ın kaderine terkederiz aykırı sanatçıları. Sadizmin icatçısı sayılan oysa varolanı ortaya çıkarıp süsleyerek zamanında ahlaki olarak yargılanan bu kişinin cinsel merkezli saldırgan üslubunu ne savunabiliriz tam olarak ne de tamamen reddedebiliriz. Sade ın tarafı nedir bu noktada? Toplum değildir, ideali anlatmamaktadır. Bencillik de değildir, arzuyu obje gibi ele alıp abartarak sunmaktadır. Sade ın tek yaptığı bu noktada sanatıdır ve sonrasında anlaşılabilmesi de ne toplum içindir ne kendi aristokrat geçmişi içindir, sanatı içindir.

Etik değerlendirmelerin zararına dilkkat çekmeye çalışıyorum seni eleştirirken ideolojik, antifaşist ya da yozlaşmamaya yönelik olan düşünsel tarafını eleştirmiyorum o ayrı bir tartışma konusudur. Ancak sanatın işlerliği noktasında ahlaki bakış açısı ile bakmak sanat felsefesine aykırıdır.  İnsanları öldürüp, kesip bedenlerinden heykel yapabilmelidir sanatçı demişim gibi bir noktaya getiriyorsun sanatı serbest bırakmalı dediğimde. Toplumu baz almıyorum, ideolojiyi de, hümanizmi de ancak buna karşın. Sanatın mesaj verme kaygısı nedir? Neye göre mesaj? Toplumdışı olup olmamasını hangi dayatmaya göre belirleyeceğiz? Dayatana karşı olan herşeye olur demek de bir tavırdır ve diğerini önyargıya sokar. Nazımı edebiyattan örnek vermen değil sözkonusu olan bu noktada. Ama bugün Nietszche de en aptal adam da en akıllısı da, en faşisti, en bencil narsisti, ırkçısı ve anarşist i de birçok anlam çıkarabilmekteyse bunun nedeni Nietszche nin bilgisini ve felsefesini sanata dönüştürmüş olmasıdır. Kendisine taraf bulmaya tutarlılık aramaya çalışanlara da alayla gülümsemiştir. Rahatsız edicilik de bir tavırdır zaman zaman hatta en rahatsız oolduğumuz şeyler de aramak gerekir asıl anlamı. Sinemadan örneklersem Gaspar Noa nın "İrreversible" ı, karanlık olduğu oranda, yoz ve kötü olduğu oranda sanatsaldır;  popülist dense de gerçek etkide bulunan bir üründür. Bu noktada insanlığın ideal bakış açılarının ne muhafazakar ne de ilerici kısmı bu filmi onaylayabilecek düşünceler barındırmaz. Post-modernist bakış açısının her şeye o da olur diyen anlayışını benimsemiyorum, bzı sanat akımlarını aptalca ve saçma buluyorum bazısını gereksiz. Hatta bana göre bazı sanatçılar ve yapıtları olmasa daha iyi. Yani tarafsız olduğumu iddia etmedinm böyle konularda hangi taraftam baktığım belli. Ancak sanatın pratiğine bakarken bulunduğum tarafın etkide bulunmasını ve herşeyi buna göre biçimlendirmesini de ne etik ne de felsefi olarak doğru bulmuyorum yine de. Çünkü bu hem sanatın özgünlüğüne bu konu içinde düşünceme aykırı,hem de genel olarak bulunduğum tarafın düşünsel yapısına aykırı. Demek ki ortada sanata verilmek istenen anlamlara ve değerlere yönelik bir anlayış sorunu mevcut. Ben ise bu noktada neyi seçeceğimmi belirlemek ötesinde genel bir yargı gütmeyi yanlış buluyor, mesaj kaygısı ile sanatın özgün olamayacağını ve toplumun da bu noktada sadece asalak rolü üstlenebileceğini düşünüyorum etkin olduğunda; sanatçı için. Sanatçının toplumu algılama ve bakış açısı  ile toplumsal olarak sanatçıyı idealize etmek ayrıdır. O zaman sanat toplum içindir e gider ki ben buna katılmamaktayım kesinlikle. Bunun belirleyicisi yapıta emek verendir ona dair yorumlar değil. Neyin ne olduğunu hep toplum kategorize ettiği için de bu kadar eleştirmen vardır zaten sürekli konuşan. Ancak genel geçer değer yargılarını aşamadıkları için hiç bir noktada sanatsal misyona sahip değildirler genellikle ve sanatçıya haketmediği şekilde not veren kitle de toplum ile birlikteki bu kaymakçı tayfasıdır. Toplum denen sözde birlik de onlara bakar sanatçıya değil hiç bir zaman. Çünkü ille de sanat toplum için olmak zorundadır aksi olunca sanatçı bencillikle ya da yaşadığı topluma aykırı ve ondan uzak olmak ile suçlanır herşeyde olduğu gibi, her zaman.


Sayfa: [ 1 ]