|
||
| Kaı Strıttmatter Geçen hafta Türkiye'de iki savaş aynı anda yürütülüyor gibi izlenim vardı. Birisi sınır ötesinde, diğeri kentlerin göbeğindeydi. Şehirlerdeki savaş tüm hızıyla devam ediyor. Konu yine başörtüsü. Acaba Türkiye'deki kadınların başörtüleri siyasi bir sembol mü? Tabii ki öyle; çünkü vekiller ve bu konuda savaşan erkekler türbanı siyasi bir sembole dönüştürdü. Türkiye, başörtüsünü okul, hastane, üniversite ve tüm kamu kuruluşlarında yasaklayan tek ülkeyken, ülkede 10 kadından dokuzu Müslüman ve üçünden ikisi başörtülü. Yasağın tuhaf sonuçları var. Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül'ün eşleri yurt dışı gezilerinde eşlerine refakat ederken, Ankara'daki davetlere birlikte gidemiyorlar. Yasaktan özellikle üniversite eğitimi almak isteyen kadınlar etkileniyor.İslami eğilimli AKP, seçmenlerine uzun zamandır yasağın hafifletileceği sözü veriyordu. AKP, MHP desteğiyle ancak harekete geçebildi. Gül, değişikliği bir hafta önce imzaladı. Hükümet üniversitede başörtüsü yasağının kalktığını gururla ilan etti. Peki kavga bitti mi? Hayır. Kemalist kesime göre Atatürk'ün mirası tehlike altında. CHP konuyu Anayasa Mahkemesi'ne götürürken, çoğu rektör sivil direnişte bulunuyor. Kemalist eğilimli Hürriyet gazetesi, ülkenin karmaşaya sürüklendiğinden söz ediyor. Sadece AKP'ye değil, Türklerin üçte ikisine göre de yasak çağdışı. Af Örgütü'nün 2007 raporunda, İran ve Suudi Arabistan'ın kadınları örtünmeye zorlamasının yanlış olduğu belirtilirken, Türkiye'deki başörtüsü yasağının da yanlış olduğu hatırlatılıyor. Acaba, Türkiye İslam yönünde mi, demokrasi yönünde mi ilerliyor? Ya da demokratikleşirken daha fazla muhafazakâr olma yolunda mı? Türkiye'deki ilgili tartışmaların sorunu şu: Tartışma çoğu kez verilerden ziyade sadece ideolojik algılamalar temelinde ve önyargılara dayalı biçimde yürütülüyor. Kemalist kesim yıllardır, başörtüsü takanların artmasından endişeli. Oysa geçen yıl yapılan iki araştırma, başörtülü kadın sayısının son 10 yılda azaldığını ortaya koydu.Fakat, muhafazakâr Anadolulu ailelerin kentlere göç etmesiyle başörtüsü daha sık görülmeye başlandı. Başörtülü kızların annelerinin yapmayacakları şeyleri yapmaları da dikkat çekmelerine yol açıyor. Yani bir anlamda sınıf çatışması yaşanıyor. Şehirli seçkinler, temizlik ve çiftçilik yapan kadınların başörtüsüyle ilgilenmemişti. Ancak son zamanlarda doktorların da türban takması ve alışveriş merkezlerine gitmesi, şehirli seçkinlerce tehdit olarak algılanmaya başladı. Can alıcı nokta şu: Eski seçkinler, yeni seçkinlerin, kendi yaptıkları gibi, farklı giyinen ve düşünenleri yasaklar kanalıyla dışlamasından çekiniyor. Hürriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Özkök, başörtüsünün serbest bırakılması kararını, 'çoğunluğun despotluğu' diye değerlendirdi. Anlaşılan Özkök, azınlığın yaşam şekline müdahale etmeyen bir çoğunluk düşünemiyor. MHP'yle 'türban ittifakı' şüphe yarattı AKP'den, hoşgörü ve çoğulculuk yanlısı olduğunu ispatlaması istenmesi haklı. Değişiklik uygulamaya konulduğunda, AKP'nin endişe içinde olanlara nasıl tepki göstereceği merak konusu. Zira, aşırı milliyetçi MHP'yle yaptığı 'başörtüsü ittifakı' şüphelere yol açtı. Belki de bu tartışmayla ilgili yapılacak en iyi şey, erkeklerin bir süre susması. Geçen hafta 600 Türk kadını ilginç bir mektup kaleme aldı. Gazeteci, yazar, feminist ve hepsi başörtülü olan kadınlar yazılarına, 'Biz henüz özgür olmadık' başlığını attı. Kürtler ve 'diğerleri' olarak görülenlerin toplumun parçası oldukları gerçeğinin kabul edilmesini, vahşi cinayetlerin arkasındaki kişilerin ortaya çıkarılmasını, 301. maddenin kaldırılmasını, azınlıkların mülkiyet haklarının verilmesini istiyorlar. Mektubun sonundaysa, "Özgürlükleri kısıtlananlar olarak, her tür dışlama ve zorlamaya karşı çıkıyoruz!" ifadesi dikkat çekiyor. Bu ünlem işareti bu tartışmanın tümü için geçerli. (3 Mart 2008) http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=249287 |
||
|
||
| eline sağlık güzel bir yazı olmuş.. | ||
|
||
| Bu arada az önce gelen haber: Danıştay 8. Dairesi, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ın, “başörtüsünün yükseköğretimde serbest bırakılmasını öngören değişikliklerin yapıldığı Anayasa'nın 10 ve 42. maddelerine göre uygulama yapılabilmesi için ayrıca bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç bulunmadığına” ilişkin rektörlüklere gönderdiği yazıyı “genelge” olarak kabul ederek, oy birliği ile yürütmesini durdurdu. Bazı öğretim üyesi derneklerinin YÖK Başkanı Prof. Dr. Özcan'ın, 24 Şubat 2008 tarihli rektörlüklere gönderdiği yazısının iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle açılan davanın ilk aşaması sonuçlandı. Daire, söz konusu yazıyı “genelge” olarak kabul etti ve yürütmesini oy birliğiyle durdurdu. Rektörlüklere gönderilen bildirimi yetki unsuru yönünden kanuna uygun bulmayan Daire, YÖK Başkanı'nın tek başına işlem tesis etmek suretiyle düzenleme yapma yetkisinin bulunmadığına işaret etti. |
||