SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Düşünceler

Konu: Şu anda bir rüyada olmadığınızı ispatlayabilir misiniz?

Sayfa: [ 1 ]

blackcat 11.03.2008 10:51:25
İnsanlar rüyalarından uyandıklarında o ana kadar görmüş olduklarının hayal olduğunu anlarlar, ama "uyanma" görüntüsüyle başlayan ve adına "gerçek hayat" dedikleri hayatın bir hayal olabileceğinden nedense hiç kuşkulanmazlar. Oysa, "gerçek hayatımız" dediğimiz görüntüleri algılayış şeklimiz, rüyalarımızı algılayış şeklimizle tamamen aynıdır. Her ikisini de zihnimizde görürüz. Ve rüyalarımızdan uyandırılmadığımız sürece, onların bir hayal olduğunu anlamayız. Ancak uyandığımız zaman "demek ki gördüklerim bir rüyaymış" deriz.

RÜYADAKİ DÜNYA İLE ŞİMDİ ALGILADIĞIMIZ DÜNYA ARASINDAKİ FARK NEDİR?

İnsanlar için gerçek olan; elle tutulan, gözle görülen şeylerdir. Ama  duyu organlarımızın bizi yanılttığından söz ettik. Dış dünyanın gerçeğine bilimsel olarak da hiçbir zaman ulaşamayacağımızı vurguladık. Bilimsel açıklamaların yanı sıra içinde yaşadığımız bu algılar evrenini rüya benzetmesiyle açıklamak da mümkündür. Rüyada da "elinizle tutar, gözünüzle görürsünüz", ama gerçekte ne eliniz vardır, ne gözünüz, ne de görülüp-tutulacak bir şey. Bütün bunları beynin dışarısında sağlayan hiçbir maddi gerçeklik yoktur. Açıkça aldanırsınız.

Peki gerçek yaşamla rüyayı ayıran nedir? Gerçek yaşamın sürekli olup, rüyanın kopuk kopuk olması ya da rüyada farklı sebep-sonuç ilişkilerinin bulunması mı? Bunlar temelde önemli farklar değildir. Çünkü sonuçta her iki yaşantı da beynin içinde oluşur.

Rüya sırasında gerçek olmayan bir dünyada rahatlıkla yaşayabiliyorsak, aynı şey pekala içinde bulunduğumuz dünya için de geçerlidir. Rüyadan uyandığımızda gerçek yaşantı dediğimiz daha uzun bir rüyaya başlamadığımızdan hiçbir şekilde emin olamayız. Rüyayı hayal, dünyayı gerçek saymamızın nedeni, sadece alışkanlıklarımız ve ön yargılarımızdır.
Ve bu durum, belki de bir gün, şu anda yaşadığımızı sandığımız dünya hayatından aynen rüyadan uyandırıldığımız gibi uyandırılabileceğimizi gösterir. İşte bu nokta çok önemlidir ve üzerinde mutlaka düşünmek gerekir.

Bunun için rüya örneğini biraz daha derinlemesine düşünmekte yarar vardır. İnsan, rüyasında çok gerçekçi olaylar yaşayabilmektedir. Merdivenden yuvarlanıp bacağını kırabilmekte, ciddi bir trafik kazası geçirebilmekte, bir otobüsün altında kalabilmekte, acıktığında bir pasta yiyip doyabilmektedir. Günlük yaşamda rastlanan olayların benzerleri rüyada da aynı inandırıcılıkla, aynı hislerle yaşanmaktadır. Bu da göstermektedir ki yemek yemek, dokunmak, sertlik hissetmek gibi algılar hiçbir zaman maddenin somut varlığının ispatı olamazlar. Çünkü bu hisler aynı netlikle rüyada da yaşanmaktadır. Ancak maddeyi mutlak varlık olarak kabul eden materyalistler bu noktada büyük bir kavrayış bozukluğuna sahiptirler. Maddenin varlığını ispatlamak için yukarıdakilere benzer örnekler verirler. Çarpık mantıklarına göre taşlara tekme attıklarında ya da tokat yediklerinde acı hissetmeleri, pasta yediklerinde doymaları, insanların otoyolda otobüs gördükleri zaman ezilmemek için kaçmaları maddenin fiziksel varlığının ispatıdır. Anlamakta zorluk çektikleri nokta ise, taşa vurduklarında duydukları acı, pastayı yerken aldıkları tat, otobüs çarpması sırasında yaşanan sertlik ve ağrı gibi bütün algıların da yalnızca zihinde oluştuğudur.

Oysa rüyasında kendisine otobüs çarptığını gören bir kişi yine rüyasında, kaza yaptıktan sonra gözünü hastanede açabilir; sakat kaldığını anlar ama aslında bu bir rüyadır. Yine rüyasında; bir trafik kazasının ardından öldüğünü, ölüm meleklerinin canını aldığını, ahiret hayatının başladığını görebilir. (Bu olay, rüya gibi bir algı olan gerçek dünya hayatında da aynı şekilde yaşanır.)

Rüyasında yaşadığı tüm bu olayların görüntülerini, seslerini, sertlik hissini, acıyı, ışığı, renkleri, her türlü hissi gayet berrak bir şekilde algılamaktadır. Rüyada muhatap olduğu algıların tümü gerçek yaşamdaki kadar doğaldır. Rüyasında yediği bir pasta algılardan ibaret olmasına rağmen karnını doyurur. Çünkü doymak da bir algıdır. Oysa ki, gerçekte o anda kişi karanlık bir odadaki bir yatakta uzanmış durumdadır. Ortada ne merdiven, ne trafik, ne otobüs, ne pasta bulunmaktadır. Rüyadaki kişi, dış dünyada karşılıkları bulunmayan algı ve hisleri yaşamakta ve görmektedir. Rüyada, "dış dünya"da hiçbir maddi karşılığı bulunmayan olayların yaşanıyor, görülüyor, hissediliyor olması, "dış dünya"nın tamamen algılardan oluştuğunu çok net biçimde ortaya koymaktadır. İster rüyada olsun, ister günlük yaşamda olsun, görülen, yaşanılan, hissedilen şeylerin hepsi birer algıdır.

Trafik kazası örneğini ele alalım: Bu kazada, otobüsün altında ezilen kişinin beş duyu organından beynine giden sinirler, bir başka insanın beynine paralel bir bağlantıyla bağlansa, kazadaki kişiye otobüs çarptığı anda, o sırada evinde oturmakta olan kişiye de otobüs çarpacaktır. Daha doğrusu, kaza geçiren adamın yaşadığı hislerin tamamını, bir müzik teybine bağlanan iki ayrı kolondan aynı şarkının dinlenmesine benzer biçimde, evinde oturmakta olan kişi de yaşamaya başlayacaktır. Bu kişi evinde oturduğu halde otobüsün fren sesini, otobüsün vücuduna değmesini, kırık kol ve akan kan görüntülerini, kırık ağrılarını, ameliyathaneye sokuluşunun görüntülerini, alçının sertliğini, kolunun güçsüzlüğünü hissedecek, görecek ve yaşayacaktır.

Kazadaki adamın sinirleri kaç kişiye bağlansa bunların hepsi, kazayı başından sonuna kadar yaşayacaktır. Kazadaki adam komaya girse, hepsi komaya girecektir. Hatta, söz konusu trafik kazasına ait algıların tümü bir alete kaydedilse ve bu algılar bir başka kişiye sürekli başa alınarak verilse, bu kişiye de defalarca otobüs çarpacaktır.

Peki o halde, hangisine çarpan otobüs gerçektir? Materyalist felsefenin bu soruya verebileceği çelişkisiz bir cevap yoktur. Doğru cevap, trafik kazasını hepsinin kendi zihinlerinde tüm ayrıntılarıyla yaşadığıdır.

Pasta ve taşa tekme atma örnekleri için de durum aynıdır. Pasta yiyince karnında pastanın şişliğini ve tokluğunu hisseden kişinin duyu organlarına ait sinirler paralel olarak ikinci bir kişinin beynine bağlansa, birinci kişi pasta yediği ve doyduğu anda o kişi de pasta yiyecek ve doyacaktır. Taşa tekme atınca ayağı acıyan materyalistin sinirleri paralel olarak bir başka kişiye bağlansa, bu kişi de taşa vuracak ve canı acıyacaktır.

Peki hangi pasta ve hangi taş gerçektir? Materyalist felsefe, buna da çelişkisiz bir cevap veremez. Doğru ve çelişkisiz cevap şudur: Her iki kişi de pastayı kendi zihinlerinde yiyip doymuşlardır. Her iki kişi de, taşa tekme atış anını tüm detaylarıyla kendi zihinlerinde yaşamışlardır.

Bu durumda insanın algılarını aşması ve dışarı çıkması mümkün değildir. Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi bir insanın ruhuna, gerçekte bir bedeni, maddi varlığı ve ortada maddesel herhangi bir ortam olmadığı halde tüm bunları seyrettirmek mümkündür. Öyle ki kişi bunu kesinlikle anlamayacak ve izlettirilen 3 boyutlu mükemmel görüntüleri gerçek zannedip, varlığından da son derece emin olacaktır. Çünkü her insan duyu organlarına bağımlıdır. Ayrıca rüya ile gerçek yaşam arasında belirgin bir fark olmadığı da bu örneklerde açıkça görülmektedir. Bunun gibi şu an yaşadığımız hayatın da bir tür rüya olmadığından hiçbir zaman emin olamayız.

                                                                                   Alıntıdır .

emet 11.03.2008 15:31:46
bu aralar hiç düş gördüğün oluyor mu?

11.03.2008 16:12:39
Gerçek nedir? Gerçek bir rüya olarak düşünülürse gerçeğin anlamı kalmaz. Kavramları bahsedilen konudan bağımsız olarak eklektik kullanıp mutlaklık kılıfı ile kutsallaştırmak ise halüsinojenlere bağımlı olan bir zihnin ürünüdür.
Rüya ile gerçek aynıdır dolayısıyla gerçek yaşam da rüya olabilir öyleyse gerçek bu hayattan uyanmaktır şeklinde dümdüz bir katı mantıkla çelişkili sonuçlara ulaşmak ise gözboyamaya niyetli olan ucuz edebiyatı felsefe zannetmenin ürünüdür. Gerçek bir öte evren, bilinmeyene verilen kutsal ve mutlak anlam değildir bilinebilen duyumsanabilendir. Dolayısıyla hayat rüya ise gerçek fikri de rüyadır ve uyanılırsa gerçek gerçek olmaktan çıkar. Demek ki gerçek diye birşey yoktur öyleyse de buradan nihilizme ulaşılır materyalizmin çelişkisine ya da öte alemin mutlak gerçekliğine değil. O zaten tamamen hayal ürünüdür ve rüyadaki rüyadır yukarıdaki yazının mantığı düzeltilecek, taraflı ve dayatmacı telkinden bağımsız ele alınırsa.

Yazı belli bir ilahi düşünce sisteminin mutlak doğruluğunu dayatma amacıyla yazılmış,verdiği örneklerde hatalı ve abartılı sonuçlara vararak çabucak sonuca ulaşan nesnel olmayan bir deneme olmuş. Öyle ki,dayatmasını saklamak için de verdiği örneklerin sonucunda ukalaca bir üslup ile çok zekice düşündüğünü ileri sürüp kendi dışındaki kimse bunu düşünemez açıklayamaz gibi de ve ille de böyle düşünülmesi gerektiğini ve böyle sonuca ulaşılması gerektiğini iddia edip kesinlik olarak zayıf iradeli bilinçlere telkin ile dayatma yapılmaya uğraşmış. Elbette zayıf iradesini başka unsurlara bağlamak zorunda hissedenlerin fazla düşünmeden kolayca kanabileceği alışılmışş bir tarzdır bu. Ah şu herşeyi en iyi bildiğini zanneden hayal ile gerçeği karıştırmayı doğruluk addeden antimateryalist cehalet. Felsefeyi edebiyatla karıştıran bu zihniyet elbette rüya ile gerçek arasındaki farkı da anlayamaz. Bunun arasındaki farkı anlatmak için zihinde imgelendiği halde gerçekliği olmayan, sırtına kuş kanadı takılmış melek düşüncesi yeterlidir. Rüya zihinsel imgeler alemidir ve hayalgücünün merkezidir aynı zamanda bilinçdışı olarak. Yani istediğimizi hayal edebildiğimiz gibi rüyalarımız da gerçek değil bilinçaltının doyurulması işlevine ve zihnin deşarjına hizmet eder. En azından rüya durumundaki pasiflik ile uyanıkken varolan aktif çevreye katılımdan hiç bahsedilmemiş yazıda. Uyku ile ölüm arasındaki farklara da değinmemiş çünkü ölümü bilincin kurtuluşu ve uyanış addederek yaşamı silikleştirip, kendi hayali kurgusunun bencilce bir parçası olmaya zorlamış.

Şöyle diyelim gördüğüm bir rüya ise bütün yaşadıklarım da benim figürlerimdir ve dolayısıyla hepinizin tanrısıyım. Mutlak gerçek benim ve siz gördüğüm bir rüyasınız. Öyle ya bu anlama gelmektedir bu yazıya göre hayat.
Sizi öldürürsem de ölmezsiniz, zarar verirsem aslında zarar diye birşey yoktur, kendimi öldürürsem de uyanmış olurum. Hayata karşı bu olumsuz ve reddedici tutumun bir yansıması olan bu düşünce hali halüsinasyondan ibarettir. Mücadele etmeden zihnindeki tasarılara inanıp kainatı bencilliğine hapseder. Ayrıca bilindiği gibi güçlü dış uyaranlar rüyaları etkiler ve uyanmayı sağlar. Ancak ölümünüze neden olan kafanıza düşmüş koca bir tuğlanın ilahi varlığınızın dürtülmesi olarak düşünülmesi de hayalden ibarettir. Bunun başka kanıtı, insanın uyanmak için dürtüldüğünde uyanmaya meyletse de kendini öldürmek ve ölmek istememesidir. Bunu uykudan uyanmak istememek olarak açıklayamayız çünkü tepkiler birbirinin tam tersidir. Ayrıca rüya alemi ile gerçek alemi eşitlemek de mantıksızdır. Çünkü rüya beynin işlevidir evet bu doğru; ancak uyuma nedeni de zaten gerçek yaşamdaki bedensel ve zihinsel yorgunluktur. Yani bir canlı uyuyorsa yaşıyor demektir. Ölmüş ise rüya görmez. Uyandığı söylenenlerin cansız bedenleri onların tanrımız olmadığının ve bizim de rüya olmadığımızı gösterir. Bu noktada kim kimin rüyasıdır? Herkes herkesin rüyası ise tüm yaşam karmaşık bir halüsinasyondur ve hiçbirimiz gerçekte yokuzdur. O zaman gerçek diye aradığımız nedir? Bu da bir rüyadır ve dolayısıyla onu başka yerde aramak da aynı halüsinasyon olacağına göre gerçeklikten bu şekilde bahsedip, yaşamla gerçeği ayırıp buna karşın "gerçek" sözüne herşeyin ötesinde bir mutlak mana vermek saçmalıktan öte birşey ifade etmemektedir. Daha doğrusu gerçek değil, aranan bir tanrı imgesi sözkonusudur burada. Algılananın yerine konulup pasif ve sinik bir düşünce ile rüyalara dalıp uyuşmayı isteyerek.

Alıntı
"gerçek hayatımız" dediğimiz görüntüleri algılayış şeklimiz, rüyalarımızı algılayış şeklimizle tamamen aynıdır. Her ikisini de zihnimizde görürüz. Ve rüyalarımızdan uyandırılmadığımız sürece, onların bir hayal olduğunu anlamayız. Ancak uyandığımız zaman "demek ki gördüklerim bir rüyaymış" deriz.


Yanlış bir tanımlama en baştan. İkisi arasında algılama farkı vardır. Çoğunlukla rüyada olduğumuzu bilir ancak uykudan uyanmak ve rüyadan kopmak istemediğimizden bilinci ve zaman algısını devre dışı bırakırız. Bunun başka sonucu rüyalardaki zamanın, görüldüğü süreden bağımsız olmasıdır. Bulanık fakat yoğun bir algılamadır. Birkaç saniye saatler gibi algılanabilir çünkü bellekteki imgeler bir anda ve içgüdülere göre; belli yaşamsal amaçların dışında şekillenir.

Alıntı
Rüya sırasında gerçek olmayan bir dünyada rahatlıkla yaşayabiliyorsak, aynı şey pekala içinde bulunduğumuz dünya için de geçerlidir. Rüyadan uyandığımızda gerçek yaşantı dediğimiz daha uzun bir rüyaya başlamadığımızdan hiçbir şekilde emin olamayız. Rüyayı hayal, dünyayı gerçek saymamızın nedeni, sadece alışkanlıklarımız ve ön yargılarımızdır.
Ve bu durum, belki de bir gün, şu anda yaşadığımızı sandığımız dünya hayatından aynen rüyadan uyandırıldığımız gibi uyandırılabileceğimizi gösterir. İşte bu nokta çok önemlidir ve üzerinde mutlaka düşünmek gerekir.

Bu düşünce de önyargılı bir alışkanlıktır. Nihilizmi sadece algılanan dünyayı reddetmekte kullanmak alışkanlığı. Yaşamın ötesinde bizi uyandıracak olan nedir? Eğer bu bir rüya ise ondan uyanmanın,uyku ve uyanıklığında rüya olması gerektiğine göre düşünceyi ispat etmek için tekrar gerçek ve uyanık rüya denilen alemdeki yaşamı referans alarak uyandırıldığını düşünmek kısır döngü yaratan bir paradoks olur sadece. Belki de doğduğumuzda uyandık. Rüya ile uyanıklığın farksız olduğunu ileri süren düşünce sisteminin bu noktada çark edip aniden ölüm ötesindeki uyanışı gerçek ilan etmesi de ilginçtir. Asıl düşünülmesi gereken o uyanışın rüya olup olmayacağıdır aynı şekilde ikisi arasında fark yoktur. Ancak yazar taraflı düşündüğünden sürekli o yöne dikkat çekmek için telkinlerini sürdürmektedir. Asıl söylemek istediğini ise söylemeye utanmaktadır. Bu ise kendi kişisel alışkanlığı olan inancıdır. Tamamıyla önyargı ve alışkanlık ise budur. Alışkanlık olduğu hayata karşı olan rüya benzetmesinde nihilizme sığınmasında görülürken ölümün ötesini gerçeklik addederek hayalini gerçek kılmaya çabasında görülür. Bu aynı zamanda önyargısıdır da. Çünkü eşit davranmamakta sadece belli bir noktayı gerçeğin referansı olarak almaktadır. Buradan hareketle asıl mutlaka düşünmesi gereken ise nihilizmin tek yönde değil, çift yönde düşünülmesi gerektiğidir.


Alıntı
Oysa rüyasında kendisine otobüs çarptığını gören bir kişi yine rüyasında, kaza yaptıktan sonra gözünü hastanede açabilir; sakat kaldığını anlar ama aslında bu bir rüyadır. Yine rüyasında; bir trafik kazasının ardından öldüğünü, ölüm meleklerinin canını aldığını, ahiret hayatının başladığını görebilir. (Bu olay, rüya gibi bir algı olan gerçek dünya hayatında da aynı şekilde yaşanır.)

Fantastik gerçekçi yazarımız, burada kopmaya başlamış artık bir üstteki paragrafından hareketle. Evet gerçekte ölebilirsiniz ancak rüyada ölüm acısı olmaz. Hatta kabuslardan uyanmak için rüyadaki ölümcül hareket amacına ulaşmadan önce bilinç farkı algılar ve uyanır. Düşebilirsiniz ama acı kalıcı değildir ağrı sızı varsa gerçekten karnınız ağrıyordur. Ölmeden uyanırsınız rüyadan. Ancak uyanıkken bu yaşam dışında tek bildiğiniz rüyalarınız ve imgelerden oluşturduğunuz hayallerdir ve hepsi buradadır. Ani bir sarsıntı ya da tehlike halinde öte alemde bir uyanışa geçip aniden uyanmaz yani ölmezsiniz. Kalp hastası değilseniz aşırı heyecan ve korkudan da ölüvermezsiniz gerçek yaşamda; tersine normalden çok daha dikkatli ve tetikte olursunuz hayatta kalmak için. Ama tabi aniden karşınıza aç bir aslan çıkmış ise çaresizce bunun bir rüya olmasını dileyebilirsiniz kaçamayacak durumda ve silahsız iseniz. Bu noktada ise gerçek dünya şanssızlığınızı umursamaz o şekilde oraya gidip aslanın bölgesine girerek gerçeği reddetmek hayatınıza malolacaktır yinede. O aslan ise uyandırıcı ilahi güç ün şekline büründüğü bir yansıma değil, sadece sizin sanrınızdır. Tıpkı gerçek uyanık bilinç halindeki hayaller gibi rüya da bilinçaltı denilen dolaysız içgüdüleri doyurur. Freud un da zamanında araştırıp deneylerle gösterdiği gibi tüm rüyalar, gerçek dünyadaki çeşitli arzuların gerçekleştirilmesidir. İyi rüya yorumcuları ve şamanlar bunun farkında oldukları için kişiliğiniz ile rüyalarınızı ilişkilendirerek işe yrar anlamlarını ve kaygılarınızı imgeler içinden gösterebilmektedirler. Oysa bu rüya denen yaşamın bir uyanma bilinci yoktur. Rüyanın tersine hayat kendi ötesini hissetmez. Doğum öncesine dair ne bir his vardır ne de düşünce.

Alıntı
Rüyasında yaşadığı tüm bu olayların görüntülerini, seslerini, sertlik hissini, acıyı, ışığı, renkleri, her türlü hissi gayet berrak bir şekilde algılamaktadır. Rüyada muhatap olduğu algıların tümü gerçek yaşamdaki kadar doğaldır. Rüyasında yediği bir pasta algılardan ibaret olmasına rağmen karnını doyurur. Çünkü doymak da bir algıdır. Oysa ki, gerçekte o anda kişi karanlık bir odadaki bir yatakta uzanmış durumdadır. Ortada ne merdiven, ne trafik, ne otobüs, ne pasta bulunmaktadır. Rüyadaki kişi, dış dünyada karşılıkları bulunmayan algı ve hisleri yaşamakta ve görmektedir. Rüyada, "dış dünya"da hiçbir maddi karşılığı bulunmayan olayların yaşanıyor, görülüyor, hissediliyor olması, "dış dünya"nın tamamen algılardan oluştuğunu çok net biçimde ortaya koymaktadır. İster rüyada olsun, ister günlük yaşamda olsun, görülen, yaşanılan, hissedilen şeylerin hepsi birer algıdır.

Burada da yalan söylemeye başlamış artık yazar sırf telkinine araç etmek için. Rüyada yenen yemek doyurmaz. Rüyasında arzuladığı yiyeceğe ya da nesneye ulaşan herkes de bunun farkındadır. Ya bir türlü kullanamaz ya da yer yer doymak bilmez. Aynı şey açlık kadar gerekli fakat daha etkin ve harekete geçirici olabilen güçlü bir dürtü olan cinsel dürtüler için de geçerlidir. Kaygı ve suçluluk nedeniyle ya da gerçek olmamasına, tensel haz olmamasına karşı hissedilen çelişki nedeniyle kendi kendini tatmin ya da kötü ilişkinizdeki partnerinizden daha yoğun hissettiğinizi sanabilirsiniz cinsel içerikli rüyalarda. Ancak bu da yine kötü ilişkiyi ve bilinçaltı arzuyu veya ilişkinin gerçekten olması arzusu için imgelenmemiş doğal bir dürtüdür gerçekteki kadar etkili değildir.

Ayrıca yazar algı demiş ama neden algıya dikkat çekmiş anlaşılır değil. Elbette çevreyle kurulan her ilişki algıdır. Ancak uykudayken algı içe yönelir bilinç ve dış uyaranların etkisi en minimum düzeye iner. Rüyada hissedilenler de rüyanın kendisi de algıdır. Rüya dış alemden gönderilmiş sinyal ve görüntüler değildir. Ne yaşamış iseniz omna dair rüyalar görürsünüz. Ne kadar bastırır ve ne kadar kendinizi az tanıyor iseniz o kadar da rüyanız hakkınızda hiç bir fikriniz olmaz. Çünkü gerçek yaşamda neyi saklıyor unutmaya ya da reddetmeye çalışıp kaygılanıyorsanız,rüyada da bunun abartılı imge ve duygular eşliğindeki hallerini görürsünüz. Sarsıntı ve depresyonlarda kırılan kişilikler ise bazen normalde yasak edilmiş olayların rüyalarda rahatsız edici şekilde ortaya çıkmasına sebep olabilir. Örneğin eşini kaybetme korkusu hisseden bir birey sıklıkla rüyasında aldatıldığını ya da aldattığını görebilir. Bu da yine yaşama dairdir. Rüyanın uyanık bilinç den bağımsız olduğunu düşünen ise yazarımızdır. O kendi düşüncesine ispat aramak için uyanık gerçekliği rüyaya dönüştürüp hayalini gerçek diye adlandırmayı akılcı düşünce zanneden bir öznel idealizm dogmatiğidir. Buna da materyalizmin çelişkisi demektedir kendi temelden kurulurken varolan çelişkilerini görmezden gelerek. Hatta yanlış anlatarak algının sadece dışa yönelik olduğu saçma çıkarımından hareket dip aldatmaya çalışmaktadır. Bedensel olayların çevre ve kendi içindeki toplam etkisinin tümü algıdır. Derin ve yorgun bir uyku halindeyken saat zili çalarsa rüyanızda susturamadığınız bir araba alarmı çalabilir aniden devreye bu algı girip. (Aynen hem de aynı evde iki kişi aynı şekilde bu rüyamızda bu imgeyi gördük ev arkadaşımla. Elektrikli radyo saatin alarmı sabahın 6 sında çaldığı akşamdan kaldığımız bir gece. Alarm rüyalarımızı etkileyip bilinçdeki en yakın imge olan araba alarmı imgesini rüyaya sokmuştu çünkü)


11.03.2008 16:12:47
Alıntı
Trafik kazası örneğini ele alalım: Bu kazada, otobüsün altında ezilen kişinin beş duyu organından beynine giden sinirler, bir başka insanın beynine paralel bir bağlantıyla bağlansa, kazadaki kişiye otobüs çarptığı anda, o sırada evinde oturmakta olan kişiye de otobüs çarpacaktır. Daha doğrusu, kaza geçiren adamın yaşadığı hislerin tamamını, bir müzik teybine bağlanan iki ayrı kolondan aynı şarkının dinlenmesine benzer biçimde, evinde oturmakta olan kişi de yaşamaya başlayacaktır. Bu kişi evinde oturduğu halde otobüsün fren sesini, otobüsün vücuduna değmesini, kırık kol ve akan kan görüntülerini, kırık ağrılarını, ameliyathaneye sokuluşunun görüntülerini, alçının sertliğini, kolunun güçsüzlüğünü hissedecek, görecek ve yaşayacaktır.

Yazarımız burada fantastik kurgusu ve telkini için kendini aşmıştır. Sinir iletilerini kaset bandı zannetmektedir. Oysa kaset bir kayıttır ve elektronik iletiler kopyalanarak yaratılır. Böyle bir durum asla sözkonusu değildir. Otobüs çarpan kişinin sinir sistemi de hasar görür ve o yüzden can acısı hisseder. Can acısı kaydı sinir sistemince çalınmaz teyip gibi. Böyle bir etkiye maruz kalmamış kişi en fazla bu imgenin huzursuzluğunu yaşayabilir. Saçmalamış yazar burada artık. Ne sinir sistemi, ne sinir iletilerinin etkiye tepki olarak bağımsız oluşumunu umurundadır. İnsanı robot sinir sistemini program zannettiği için onun sinirini ona bağlayınca sağlıklı vücudun da hasar görmüş vücut ile aynı şeyi hissedebileceğini ileri sürme cehaletinden düşünce yumurtlamaktadır. Sinirler böyle çalışmazlar teyip ya da standart olarak izlerin kopyalandığı elektronik playerlar değillerdir. Gerçekten çok komik bir düşünce ve mantıksız düşünceden çıkmış mantıksız bir çıkarım. laugh


Alıntı
Kazadaki adamın sinirleri kaç kişiye bağlansa bunların hepsi, kazayı başından sonuna kadar yaşayacaktır. Kazadaki adam komaya girse, hepsi komaya girecektir. Hatta, söz konusu trafik kazasına ait algıların tümü bir alete kaydedilse ve bu algılar bir başka kişiye sürekli başa alınarak verilse, bu kişiye de defalarca otobüs çarpacaktır.

Peki o halde, hangisine çarpan otobüs gerçektir? Materyalist felsefenin bu soruya verebileceği çelişkisiz bir cevap yoktur. Doğru cevap, trafik kazasını hepsinin kendi zihinlerinde tüm ayrıntılarıyla yaşadığıdır.

Pasta ve taşa tekme atma örnekleri için de durum aynıdır. Pasta yiyince karnında pastanın şişliğini ve tokluğunu hisseden kişinin duyu organlarına ait sinirler paralel olarak ikinci bir kişinin beynine bağlansa, birinci kişi pasta yediği ve doyduğu anda o kişi de pasta yiyecek ve doyacaktır. Taşa tekme atınca ayağı acıyan materyalistin sinirleri paralel olarak bir başka kişiye bağlansa, bu kişi de taşa vuracak ve canı acıyacaktır.

Komik kurgu hoşuna gitmiş hkendini kaptırmış gidiyor hala aynı şekilde laugh Komaya girmek için yaşamsal organda ileti kopukluğu yaratacak hasarlar gereklidir. Komik düşünürümüz ölmekte olan kişinin sinir nakliyle sağlıklı vücudun da öleceğini iddia edebilecek kadar mekanik hayallere dalmıştır. Beden sadece belli sinirlerin toplamı değildir bir bütün olarak çalışır ve ve o bütünlüğün ihtiyaçlarına göre tepki oluşturur. Kurgusal olarak canlı varlığı robot gibi pasifize ederek sinirleri teyip bandına dönüştürüp değecek enzim ve iletileri hesaba katmadan konuşursanız böyle kendinize güldürüp cehalete hizmet etmiş olursunuz. Farz edelim böyle bir paralel bağlama münkün olsa bile bağlandığı kişiye sinir nakli yapılmış olur. laugh Sinir nakli yapılan kişi sinirin alındığı kişnin hissettiklerini değil kendi bedenindeki etki-tepkilerin sonucunu yaşayacaktır. Ne komaya girer ne de benzer acılar hisseder. Bunun tek yolu o kişiye de otobüs çarptırıp hasar yaratmaktır. Beyinin bedensel algıları sinirlerle iletilen izler değil, metabolik olayların sonucu olan etki-tepkilerdir. Aksi takdirde böyle bir deneye bu sonucu elde etmek için girişecek olursanız binyılın "konu salağı" ilan edilirsiniz anatomi ve biyolojiden zerre haberdar olmadığınız için Çok da bilirmiş gibi kesin bir şekilde şöyle olacaktır böyle olacaktır diye ahkam kesmesi komedinin boyutunu katlamaktadır. laugh

Antimateryalist felsefenin çelişkisi bilmediği konularda gerçekliği olmayan uyduruk örneklerle ahkam kesip belli amaçlar için kıçından sebep uydurma alışkanlığıdır. Aslında dikkat edilirse benzetmelerine antimateryalist felsefe her şeye mutlak anlamlar verme alışkanlığı yüzünden materyalizmin madde adında bir tanrıya taptığını zannetmektedir. Oysa antimateryalizmin kendisi dogmatik bir maddecilik barındırır. Sinirleri kasetlere cd lere benzetir,insanı ve canlıyı proglanmış robotlara. Çünkü tek öğrenebildiği bu tür mekanik buluşlardır ve onlara duydupğu hayranlıktır. Doğayı işlevsel algılamadığı içinde böyle saçma ilişkilerle hem kendisi canlıyı can olmaktan çıkarıp; programa, klonlanmış kayıta indirger; hem de kendi tapınıcılığını materyalizme yansıtır. Bir de sorar hangisi gerçek diye. laugh Elbette otobüs çarpan kişiye gerçekten otobüs çarpmıştır bu örnekte ne yaparsanız yapın vücudunda benzer hasar olmadığı için o kendi halini algılayacaktır sizin paralel bağlamayı başardığınız sinirlerle. Sadece sinirleri değiştirmiş olacaksınız. Oysa otobüs çarptığını hissedebilmesi için o sinirlerde benzer duruma neden olacak hasarı aynen yaratmak gerekir. Hatta bir de göz sinirleri için gözüne otobüsün çarptığını göstermeniz gerekir. Paralel bağlamakla olmaz öyle robot, program copy/paste i ile. Ezberci katı dogmatik mantık da ancak bu kadar anlayabilir doğayı ve materyalizmi.

Alıntı
Bu durumda insanın algılarını aşması ve dışarı çıkması mümkün değildir. Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi bir insanın ruhuna, gerçekte bir bedeni, maddi varlığı ve ortada maddesel herhangi bir ortam olmadığı halde tüm bunları seyrettirmek mümkündür. Öyle ki kişi bunu kesinlikle anlamayacak ve izlettirilen 3 boyutlu mükemmel görüntüleri gerçek zannedip, varlığından da son derece emin olacaktır. Çünkü her insan duyu organlarına bağımlıdır. Ayrıca rüya ile gerçek yaşam arasında belirgin bir fark olmadığı da bu örneklerde açıkça görülmektedir. Bunun gibi şu an yaşadığımız hayatın da bir tür rüya olmadığından hiçbir zaman emin olamayız.

Hayır mümkün değildir çünkü paralel bağlamak organ nakli yapmaktır o örnekte. Kişi sadece kendisine gösterildiği zannedilen şeyi anlamayacaktır. Çok fazla bilim kurgu film izleyip onlara inanmak cehalet ve dogmatizm yani öznel idealizm ile birleşince işte böyle tehlikelidir. Yalan yanlış konuşup bir de birşey bulmuş gibi iddiayı sürdürmek ise şarlatanlık ve soytarılık tanımı içinde değerlendirilip alay konusu olur. Yazarımız hiç birşeyden emin olamamakta ama her nedense gerçeği başka yerde aramak gerektiğinden kesin emin konuşmaktadır. Yazık. laugh

kopil118 11.03.2008 16:17:41
bence gerçek diye bir şey yok. hoş bu nietzchenin sözüydü ama yine de doğru bir söz. hem kime göre gerçek, benim veya bir başkasının aynı noktada ki gerçeği bir olmayabilir.

xxx 11.03.2008 19:03:34
gerçek ya da değil...
ben yaşar geçerim....
hiçcilik yerine yeni bir akım yaratıyorum....
ipimle kuşağım s..imle da..ğımcılık.....

Hades 11.03.2008 19:18:02
bu tür septik yaklaşımlar ne ilk ne de son bulacak, insanoğlu varoldukça..
descartes'ın vaktinde yazdığı bir cin önermesi vardır; o cin de kısaca, er kişiye yaşantılarını yaşatandı.
bu tür yaklaşımların sonuçsuz kalacağını söylemekle beraber, öncelikle bu düşünceyi düşünmekle neyin sahibi olacağım sorusu sorulmalıdır öz benliğe. edinimin gerekliliğine ise giç girmeyecem.

burdan, şüpheli olanları çimdikleyemem amma, benim yerime yakındaki kişilere kendilerini çimdikletsinler böyle şüpheleri olanlar. biraz acının etkisiyle uyarılan nacizane bünyeniz, bu hissin gerçekliğine cevap verecektir hemen.

apoptozis 11.03.2008 19:54:45
Bu soruyu lisedeyken felsefe hocamız sormuştu ah o günlerrr  Cry

elçi 12.03.2008 22:35:33
İnsanların gördüğü yani bilinen rüyada bir ana kahraman vardır, gerisi arkaplan nesneleridir. Buna göre yaşadığımızı düşündüğümüz hayatta ise karşılıklı konuşan iki kişiden biri diğerinin hayali olmalıdır. Ki karşındaki de senden bağımsız düşünen bir insan....

Hepimiz bir matriksin içindeyiz diyorsanız o ayrı... UFOların insanlarla saklambaç oynadığını düşünen sayılı insanlar arasındasınızdır.


Sayfa: [ 1 ]