SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => İç Politika

Konu: R.T.E'nin Vahim Tablosu

Sayfa: [ 1 ]

06.03.2008 11:28:06
33 yıl süren Abdülhamit diktatörlüğü tam da Meşrutiyet’in yarattığı hürriyet tartışmaları içinde gelmemiş miydi? Ne tesadüf ki III. Abdülhamit devri de Türkiye’nin AB’den gelecek demokrasi beklentilerinin en üst düzeye ulaştığı bir döneme rastlamaktadır. Şeriatçı iktidar AB süreci ve demokrasi kisvesi altında koyu bir taassup ve istibdat
dönemine geçiş hazırlığındadır.Tarihin cilvesi dedikleri bu olsa gerek. Diktatörlük heveslisi III. Abdülhamit ve etrafındakiler belki arkalarına aldıkları Batılı ülkelerin desteğiyle, Ordu’yu etkisizleştirmenin verdiği cüretle, Anayasa’ya karşı pervasızlıklarıyla hâlâ iktidarda oturuyor olabilirler. Ancak III. Abdülhamit ve etrafındaki gerici güruh ne kadar çalışırsa çalışsın boşunadır. Türk Ordusu yine o kuvay-i milliyecileri, Kemalin Askerlerini bulup çıkaracaktır.

Amerikancı ılımlı hilafet geliyor!

Anayasa Mahkemesini’nin 43. kuruluş yıldönümü’nde konuşan Mahkeme Başkanı Mustafa Bumin’in türbana izin verilemeyeceğine dair açıklamalarının ardından bitmek bilmeyen türban tartışması bir kez daha alevlenmiş durumda. Anayasa Mahhkemesi’nin türbana geçit verilmeyeceği yolundaki bilindik açıklamalarının, bir anda bu derece büyük bir tartışma kopartması da aslında yaşanan tartışmanın gerçek niteliğinin türbanın serbest bırakılması ya da yasaklanması gibi dar bir çerçeveye sığdırılamayacağını göstermektedir.

Türban tartışması rejim karşıtı güçlerle Cumhuriyet güçleri arasında uzun süredir yaşanan mücadelenin direnç noktasıdır. Şeriatçı iktidar, 28 Şubat’tan bugüne kadar yürüttüğü mücadelede türbanı Cumhuriyet’in direniş mevzilerini kıracak bir araç olarak kullanmıştır.

Özellikle insan hakları ve inanç özgürlüğü kisvesi altında yürütülen şeriatçı propaganda kısa sürede büyük bir başarı kazanmış ve medya ve siyaset arenasındaki pek çok aktörün de katılımıyla yürütülen türbana özgürlük kampanyası Cumhuriyet’ten rövanşı alma mücedelesine dönüşmüştür. Bu kampanyanın sağ kanadını laiklik düşmanı gericiler çekerken sözde sol kanadını ise İkinci Cumhuriyetçi olarak anılan Cumhuriyet düşmanı cephe oluşturmaktadır. Dikkat edilirse iki kesimi birleştiren tek bir çizgi bulunmaktadır: Cumhuriyet karşıtlığı.

Aslında AKP iktidarının ilk günden beri uygulamaya koyduğu bütün politikalar Cumhuriyet’i tasfiye ederek yerine bir ılımlı hilafet rejimi kurmak içindi. Ancak AKP hem arkasındaki AB ve ABD desteğiyle hem de işbirlikçi basının yardımıyla bütünüyle farklı bir portre çizmeyi başardı.

Fakat Anayasa tartışması yaşadığımız gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi Başkanı türbana verilecek iznin aslında Cumhuriyet’i ortadan kaldırma amacına yönelik bir hamle olduğunun altını çizmektedir.

Meclis Başkanı Bülent Arınç ise Anayasa Mahkemesi’nin Meclis’in üzerinde olmadığını belirterek gerekirse Anayasa Mahkemesi’ni de ortadan kaldırırız tehdidi savurmaktadır. Arınç kısaca “Çoğunluk biziz istediğimizi yaparız. İstersek Anayasa’yı da değiştiririz, istersek Anayasa Mahkemesi’ni de kaldırırız.” demektedir.

Bunun anlamı açıktır. Şeriatçı iktidar Meclis’te ele geçirdiği çoğunluktan güç alarak bütün niyetlerini açığa vurmaktadır. Ancak vermek istedikleri esas mesajı doğru okumak gerekir. Bir zamanlar bugünkü şeriatçı iktidarın yaptıklarını yapmaya çalışan Menderes de tıpkı bunlar gibi iktidar koltuğuna güvenerek “Siz isterseniz hilafeti bile getiririsiniz” demişti. Şimdi AKP iktidarı Menderes’in izinde yeni bir hilafet rejiminin provalarını yapmaktadır.

AKP iktidarı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde Türkiye’ye biçilen ılımlı hilafet rejimine geçiş için son hazırlıklarını tamamlamaktadır. Durum bu kadar vahimdir.


Sayfa: [ 1 ]