SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Din Felsefesi

Konu: Şirk Dini

Sayfa: [ 1 ]

05.03.2008 01:58:59
ŞİRK DİNİNİN KURUCU VE KORUCULARI

Şirk dini, sınıf ve ırk ayırımcılığı üzerine bina edilmiş olan bu yapıyı güçlendirme görevini üstlenir ve onu sürekli hale getirir. Bundan dolayıdır ki şirk dininin kurucu ve koroyucuları, toplumda her zaman üst tabakanın sırasında ve seviyesinde yer almışlardır; hatta kimi zaman üst tabakadan daha etkin, üstün ve zengin olmuşlardır.

Sasanîlerdeki ateşperest din adamlarına ve Zerdüştî rahiplere, Avrupa’daki keşişlere, İsrail oğullarındaki hahamlara ve Bel’am-i Ba’ur gibi tiplere, Afrika ve Avustralya’daki putperest kabilelerde bulunan büyücü, kâhin ve falcılar gibi mevcut dinin sahipleri olarak ortaya çıkan kimselere bir bakın, hepsi de ya toplumdaki egemen zümre ile el ele ve omuz omuza hareket etmişler veya onların da üstünde bir yere sahip olmuşlardır. Avrupa’da, toprağın % 75’inden fazlasının keşişlerin elinde olduğu dönemler olmuştur. Sasanîler döneminde ise, Zerdüştî din adamları ve mabetlerinin tasarrufu altındaki toprak, çiftçilerin elindeki topraktan daha çoktu.

İnandığımız ve izlerini takip ettiğimiz peygamberler, düşündüğümüzün ve tahayyül ettiğimizin aksine, tarih boyunca eski toplumlara ekonomik, ahlakî ve fikrî bakımlardan zalimce ve insanlık dışı bir hayat yaşatan ve tevhid dinine karşı tağuta ve puta tapınmayı savunan şirk dininin karşısında yer almışlardır.

ŞİRK DİNİNİN TEMELİ

Şirk dininin temeli, bir grup insanı zenginleştiren, diğerlerini ise fakir bırakan ekonomik anlayıştır. Bu ekonomik sistem, var olabilmek ve varlığını sürdürebilmek için dine ihtiyaç duymaktadır. Zira din kadar insanları kendiliklerinden boyun eğmeye sevk eden güçlü hiçbir etken yoktur. Bu görevi daima, şirk dini, statükoyu muhafaza ederek yerine getirmiştir. Şirk dini bu görevi iki şekilde yapmıştır:

1-İnsanlara, egemen güç ve aileler sayısınca tanrı inancını aşılayarak…

2-Kendine mensup olan egemen sınıfa, alt tabakadaki insanlara karşı imtiyazlar sağlamak ve bu imtiyazları tarih boyunca muhafaza etmek suretiyle…

UYUŞTURUCU DİN

Din karşıtlarının da söylediği gibi, şirk dininin ana unsurları, cehalet, korku, ayrımcılık, sermayedarlık ve bir sınıfın insanlarını diğer insanlara karşı üstün tutmaktır. Din karşıtlarının bu değerlendirmesi, hak din için değil, şirk dini için doğrudur. Doğru olan bir şey daha vardır ki, o da şirk dininin, zillet, sıkıntı, çaresizlik ve cehalet içinde yüzen halkları, içinde bulundukları durumun kendileri, ataları ve çocukları için ilahî bir takdir olduğuna inandıran ve buna teslim olmaya çağıran bir uyuşturucu görevini görmesidir.
http://www.aliseriati.com/kitaplar.php?Makale_id=142&Kat_id=29
 

05.03.2008 01:59:35
Şirk Dini olarak Din in neden olduğu unsurların kötü olanlarını ondan bağımsızlaştırmak gerçeği çarpıtır sadece. Din i düşünce varlığının iyi yönlerini Tanrı nın otoritesine; kötü olayları ise Şeytana bile değil insanın şeytana uymasına bağlamaktadır.
Oysa her türlü ayrımcılığın kökeni en başından Din in hiyararşik hegemonyasından ve mutlak dayatmalarından kaynaklanır. Örneğin insanlar toplu katliamlarla ölürken kıçı rahat dindar bunu kadere bağlayıp ölü çocuğu sözde cennete yerleştirerek işin içinden çıkar. Din adaletsizliğin özürüdür. Çünkü kimdse bunca adaletsizliğin karşılıksız kalacağını düşünmek istemez. Bu insanın alıklaşmasının bir ispatıdır. Aklını kullanamamış daha da vahşileşip acımasızlıkta sınırsız olmuştur. Bunun nedeni Din dir. Çünkü adalet de öte dünyaya aktarılır ve herkes kendisine düşene şükreder. Hatta savaş döneminde ölüm bile ödüldür. Bu durumda insanların çoğunluğu bu kötü hayatın sonunda onurlandırılmayacağını düşününce dehşete düşerek kendini kaybedebilir. Olması gereken budur. Dehşete düşürecek kadar adaletsiz ve kötü bir dünya ise yaşanan; bu öte dünyanın varlığına değil kitlenin her türlü işkence ve adaletsizliğe kölece boyun eğişine delalettir.
Din bu noktada sahte bir teselli ile can ın yerine koyduğu Ruh u yüceltir. Birinin uğruna ölmek onur canını korumak korkaklık olabilir. Öldürmek onur sex aşağılık olur. Dahası anneleri çocuklarıyla öldüren erkekler onurlu, çocuklara can veren anneler aşağılık ırk oluverir zamana göre. Tanrılar da erkek olur, gazap getirir, sözde kötüleri cezalandırır. Ama buradaki ana unsur kötülerin cezalandırılması söylemi değil cezalandırma misyonudur. Çünkü kötü ye ve iyiye de din görevlileri ki onlar göbekten hiyerarşiye bağlıdır ,onlar karar verirler.
Görüldüğü gibi Din iktidarın ve bunu sürdürmenin zorunlu sonucudur. Hak Din yoktur hakkı gasp edenlerin zihinlere çaktığı bunu temellendirecek ilkeler bütünü vardır. Ve bu ilkeler mutlaktır değişmezler çünkü sahte değerler varlıklarını inanç a dayasnarak sürdürebilir doğal koşullarda gerçek olamadıklarından.

05.03.2008 02:00:04
bu metini alkışlarım istisnalarıyla.
dini afyonlaştırmış güce kurban olarak sunmuş cehaleti ve rezilligi muhafaza edip
adına muhafazakarlık deyip adalet isteyene şükret deyip başkaldırana amirine itaat
et diyen,rızk allahtan deyip insanların hakkı olanı gaspetmeyi sosyal adeletsizligi yaratan
böyle bir din din degildir.
istisnalar;
aydınlıgın karşıtı karanlık degildir,aydınlıgın yoklugu karanlıktır.
islamda hiyerarşi zincirinin oldugunu nerden ve nasıl çıkartıgını bilmiyorum ama reel yaşamın içinden gözlemle bunu yapıyorsan bilki islam da hiyerarşi sistemi yoktur bir köle bile orduya komutanlık,bir işçi bile valilik yapar
islam zulüm gören ve zulme ugrayanlar ezilmişler için size neoluyorda savaşmıyorsunuz der.
bu din mustazafların ve ezilmişlerin dinidir.
din, iktidarını sürdürmek isteyenlerin ve bunu gerçek din diye pompalayıp kullananların dini degil aracıdır.
kolay olan dine yaslanıp kasasını doldurup gücü elinde bulundurma istegidir
zor olan her şartta cehalete,rezillige,boyun eymeye,muhafazakarlıga,sisteme ve hakim güçlere
karşı duruştur
bilgilerin gerçek dinin ilkelerinden hareket eden degil
sahteleştirmiş köleliştirmiş cehaleti erdem saymış
iktidarın elindeki dinin bilgileri


Ebuzer’in gerçekleştirdiği şeyin değeri sadece batıla karşı hakkı, küfre karşı dini, gaspçıya karşı hakkı ve hak sahibini ve nihayet bozulmaya karşı doğruluğu savunmasında değildir. Onun çehresini tüm devrimci ve mücahit çehreler arasında özel bir yere getiren şey, kesin teşhisi ve mücadeleyi doğru alanda yapmasıdır. Ebuzer doğru değerlendirmeyle tüm bozulmaların ana kaynağını buldu ve şunu gösterdi: Bu küfür, hak ve bozulma nedir? Neden kaynaklanmaktadır? Mücadelesinde külli yöntem, müphem terimler, ayrıntılar, zihni konular, hayalci, idealist, filozofâne, âlimâne, zihni entellektüelist, duygusal hüküm, arif ve mütekellimce yöntemlere –ki sonraları İslam toplumundaki çaba ve mücadeleler bu alana çekildi ve böylece iki temel şiar “imamet” ve “adalet” düşüncelerden uzaklaştı- dayanmadı. Malulu, illet yerine koymadı. “Nereden başlanması gerektiğini” gösterdi, mücadelenin keskin tarafını nereye yöneltmek gerektiğini ortaya koydu ve yanlış çatışmanın, ayrıntıyla ilgilenmenin düşmanla mücadeleyi düşmanın istediği yöne sürükleyeceğini, bu durumda zafer kazanılsa bile hiçbir derde çare olunamayacağını ve düşmanın hiçbir zarar görmeyeceğini öğretti.

 

Ebuzer mücadelesinin temel çizgisini sınıfsal ayrıcalıkla adalet için savaşım olarak belirledi. Bu iki şiar, o kadar geniştir ki, halife de onu ilan edebilir ve hilafetin propaganda araçları vesilesiyle yani minberler, mihraplar ve hakim resmi İslam’ın propagandacıları olan muhaddisler mübelliğler, vaizler, müfessirler, fakihler, hakimler... işine gelecek şekilde tevil edebilirdi. [Nasıl ki Safevi şiasında imamet, adalet, aşura, şehadet, gasp, velayet, va’dedilene iman... böyle oldu ve sadece kalıbı kaldı. İçi boşaltılıp zehir, uyku ve hurafe ilacı dolduruldu]. Bu yüzden Ebuzer –onun gibi çaba sarf edip İslam’ı Ali ve Muhammed’in İslamı yapmak için uğraşanlara bir ders de vererek- Kur’an’a döndü ve şiarını Kur’an’dan aldı:
Altın ve gümüşü toplayıp Allah yolunda harcamayanlar var ya, [ işte] onlara [sonraki hayat için] çok çetin azabı müjdele: bu [toplanıp saklanan altının, gümüşün] cehennem ateşinde kızdırılıp onların alınlarının, böğürlerinin ve sırtlarının damgalanacağı gün, [ bu günahkarlara ] : “ işte, kendiniz için topladığınız hazineler!” denecek, “şimdi tadın bakalım, sarılıp sakladığınız hazinelerin [ başınıza açtığı belanın] tadını! ”

 

Altın ve gümüş sermayeciliği temsil eder. İnfak “çukur” anlamına gelen “nefeke”den alınmıştır ki, bâb-ı if’alde ilk anlamının tersi anlamı kazanır. Yani çukurun doldurulması. Açıktır ki, burada kastedilen çukur, toplumda sermayecilik ve ekonomik sömürü sonucunda ortaya çıkmıştır. Buradaki çukur, toplumsal yaşamdaki eşitsizlik ve sınıfçılığın tabii sonucudur. Allah yolundan kasıt İslami terminolojide –Müslümanların terminolojisinde değil- insanların yolundadır. Sosyal konulardan bahseden tüm ayetlerde Allah ve insan [itikadi değil] sosyal yönden birbirlerinin yerine geçerler. İslam’ın Rabbi kendine ait adak, kurban, koku, tütsü... vs. istemez. Halka ait ve toplum için olan şey, Allah için olur. “Entekrezallahu karzen hesena...”[4] Yani eğer halka güzel borç verirseniz... Allah yolu, Allah’ın malı, Allah’ın evi, Allah’ın hükmü, Allah’ın eli, Allah için, Allah’a doğru... Hepsi toplumda karşılık bulur. Halkın yoludur, halkın malıdır, halkın evidir. “Halk için kurulan en önemli ev, tüm halklara bir hidayet kaynağı olan Bekke’deki kutlu evdir.”[5] Halkın yönetimidir, halkın elidir, halk içindir, halka doğrudur. Çünkü halk Allah’ın ailesidir ve böyle anlamayan, bu şekilde inanmak kendilerine zor gelen kişiler, diğer dinlerin kendi ilahları hakkında gösterdiği ilahi dünya görüşünün etkisindedirler.
Gıfarlılar, ticaret kervanlarının yolu üstündeki bu günahkâr yoksullar dilencilik yapmak yerine efendilere kılıç çekiyorlar!

 

Cünade’nin oğlu bunlardan birisidir ki, sonraları “Ebuzer” olacaktır. “Evinde ekmeği olmayan yoksulun eline kılıcı alıp bütün halka karşı ayaklanmamasına şaşıyorum!”[3]

 

Cünade’nin oğlu Cündeb, bütün Gıfarlılar gibi biliyor ki, zulüm sistemindeki tüm kanunlar, kararlar, gelenek, ahlak, düzen ve emniyet zulmün bekçisidir ve onlara uymak cehl’dir. Ama o bir adımı –son adımı- hepsinden önce attı. Anladı ki, burada hakim din de aynı rolü oynuyor ve ona itaat, küfürdür!

 

Ve put! Nedir bu? Kabilenin “Menat’ı –Gıfar’ın putu- ziyarete gittiği ve Gıfar’ı ölümle tehdit eden kuraklıktan kurtulmak amacıyla heyecan, sevinç, coşku, dua, ibadet, adak ve ricayla yağmur istedikleri gece o içinin derinliklerinde kutsal bir şüphe ışıltısı hissediyordu. Ve bu ışıltı derin düşüncelerini daha da alevlendiriyordu. Sonunda kabilesi uykuya daldıktan sonra çölü ve gökyüzünü kaplayan esrarengiz sessizlikte yavaşça kalktı, bir taş alıp şüphe ve inanç arasında tereddütle ve titreyerek Menat’ın yanına geldi. Bir an zamanının ilahının gözlerine hayretle baktı. Bakışsız iki göz dışında bir şey bulamadı. Bütün öfke ve nefretiyle elindeki taşı bu cehalet ve zulmün yonttuğu Tanrı’ya fırlattı.

05.03.2008 02:00:52
Her şey insan için ise, O halde Allah yolu insanlar ve Halk ın adaletli yolu demek ise Allah a ne lüzum vardır? İnsanın ötesinde varolan; onu da aşıp doğa ötesi olan her türlü ilahi kudret anlayışı insanın düşkünlüğüne ve dolayısıyla çaresizliğini kabul ile köleliğe sebeb teşkil eder. O nedenle de yukarıdaki yazıda Allah kendi varlığını çürütmek suretiyle ancak adaleti sağlayabileceğini öne sürmüştür. İlkel dönemin anne tanrıçaları geri dönmüş, halk ı seven Allah türetilmiştir bu seferde. Ancak artık insanlığın aklının olduğu ve anlayabileceği bilindiğine göre zararsız olması için korkuya ihtiyacı; ve keşfedebilip kurgulayabildiğine göre de bilinmeyene ihtiyacı kalmamıştır. Bunlar belirsizdir ve bu nedenle sömürü aracı olmaları kaçınılmazdır eskide kaldıkları için.
Kurumsal Din yapısal olarak hegemonyacıdır. Ezilmişlerin Din inden değil kısa dönemdeki isyanından bahsedebiliriz. Tüm peygamberler varolan kurumlarıyla birlikte dönemin dinini de reddeden sapkınlıkla suçlanmış çılgın kimselerdir. Muhammed ve yandaşları Mekkelilerin ve arapların inançlarına çeki düzen verip düzeltmemiştir hepsini tamamıyla reddetmiştir. Bu da demektir ki bu kişiler kutsal olduklarından değil isyan ettiklerinden taraftar toplayabilmişlerdir.
Zaten mevcut yapı kendi kutsanmışlarını yaratır Muhammed ve çevresinin ise mevcut yapının ittiklerinden olduğu görülmektedir. Bunu hem Hicret den hem de önceki döneme zorba cahiliyye dönemi denmesinden anlarız. Ardındaki Halk desteği tepeden inmemiştir birdenbire.
Her Din ezilmişlerin isyanından hareketle oluşturulur çünkü gerçek olmasa da (İsa nın, Musa nın varolup olmadığı tarihi açıdan belirsizdir; İslam ise Muhammed i sorgulamaz bile) efsaneye ihtiyacı vardır. Özgürlük ya da kurtuluş için mucize bekleyenlere o mucize verilmezse sonunda yıkım kaçınılmazdır. Bu yüzden imparatorluklar Din leri yaymışlardır hiç biri kendiliğinden yayılmamıştır. İmparatorluklar yıkılsa da onların içindeki geleneksel unsurlar ve tapınaklar durmaktadır. Kitleyi aynı inançlara bağlamak bugün için devlet hegemonyasının varlığının ve globalleşmenin yokluğunun temelini yaratmayı sürdürür.
Dil kültürlerin anlaşması önünde engel teşkil etmezken Din bu işlevin aracıdır. Bölgesel gelenek farkları da insanlığı birbirinden ayırmaz. Bugün için bile Yurdumuz içinde İstanbulluya ters gelebilecek bir yaşam biçimi Avrupadan çok kendi yurdu içindeki farklı bölgelerde bulunmaktadır ve iktisadi baskı sebebiyledir çoğunlukla. Yani kıstas Milli kültür değildir bu da aldatmacadır.
Ancak bu unsurlara bir de Din girdiğinde coğrafi bölgeler arası doğal sınırlardan çok daha etkili düşünsel bir sınır çizilmektedir. Ecnebi,kafir,vb. sözler ırkların ayrışması ve çelişkisi yoluyla Halk ları birbirinden ayırır. Bu kapalı sistemler ise birbiriyle çeliştiği için mutlak egemenlik düşüncesi yoluyla savaş uygarlığının bir unsurunu oluşturarak sürekli bir tehdit yaratır.
Sıradan insan bunların parçası olduğunu reddetse de, inandığı değerlerin toplamı bu bölük pörçük yapının tuğlalarını oluşturmakta dolayısıyla bu sistemi kendi eliyle inşa etmiş olmaktadır. Din kitlesel olarak sahtekarca olan kendi izole kazancının bir dışavurumudur. Çünkü tüm Dinler aslında ideolojidir ve kitlesinin başarısının mutlak olarak bu inanca tabiyetiyle mümkün olabileceği tez i ile ayakta durur. Dünyanın sonu görülemeyeceği için de herkes buna kendini inandırıp oyuna kapılır.
Oysa hepsi yanlış oyunu yanlış hedefe yönelterek oynamaktadır.
İplerini elinde tutmayı sevmeyen ya da onları kesmeyen Kuklalar olduğu sürece ipleri elinde tutacak efendiler de hep olacak, onların varlığı için de feda edilmesi gereken toplu ölümler ve bu ölüme dayanak olacak çatışmalar varolacaktır bu etkiye tepki olarak etkinin bir sonucudur ve kaçınılmazdır. Ancak İnsan olabilmek için aklın ve bedenin hakimiyeti istisnasız insana geçmek zorundadır aksi halde insanın aklının negatifi sınırsız yıkımı tetikleyecektir. Bu ise evrensel ve evrimsel bir populasyon dinamiğinin direkt sonucudur. Bu güne dek varolan canlı gen havuzunu yaratmış olan bu kanun dan aklına rağmen onu daha da hızlandırıp keskinleştirdiği için insanın muaf olabilmesi söz konusu değildir.

05.03.2008 02:02:10
alıntı khaos:
"Her Din ezilmişlerin isyanından hareketle oluşturulur çünkü gerçek olmasa da (İsa nın, Musa nın varolup olmadığı tarihi açıdan belirsizdir; İslam ise Muhammed i sorgulamaz bile) efsaneye ihtiyacı vardır"
el-cevap:
İnsanın hep yaptığı ve daima da yapacağı, -hatta şimdi bu­günün maddeci insanı ve öteki hayata inanmayan mantıkçı fi­lozofları bile yapmaktadır- işlerden biri, örneklikleri, güzellik­leri ve olması gerektiği halde olmayan dünyayı yaratmaktır. Tasavvuru ve tahayyülü dahi mevcut değilken bunu nasıl ya­pacaktır? İnsanın bu âlemde hissettiği yoksunluğu gidermeye yönelik çabalarından biri efsane üretmektir. Efsaneler iki çe­şittir. Kimi efsanelerde tarihte yaşamış olan gerçek bir şahsi­yet bulunmaktadır. Bu tür efsanelerde kahraman, tarihte bel­li bir süre yaşamış kişidir, -otuz yıl, elli yıl, altmış yıl yaşamış­tır- fetihler yapmış, zaferler kazanmış, sonra hastalanmış, öl­müş ya da öldürülmüştür. Daha sonra insan bu şahsı alıp, mâveraî bir şahsiyete dönüştürmüştür; bu, olması gereken, ama gerçekte olmayan, insanın olmasını istediği halde hiçbir za­man olmayacak bir şahsiyettir. Binaenaleyh, sıradan tarihî kahraman alınmakta, daha sonra o, zihinlerde büyük bir efsa­nevi kahramana dönüştürülmektedir. Bu kahraman, artık var olan değil, olması gereken bir kişidir.
tarih insanların varolanların oldugu gibi degil olmasını istedigi kişilerle doludur
bundan nasibini peygamberlerde almıştır.
peygamber kendi agzından ben de sizler gibi kuru et yiyen bir kadını ogluyum derken
sizler gibi hata yapar hatamdan dönerim derken onun şahsında ortaya konan devrimci kişiligi gözardı edilmiş ulaşılmaz takip edilimez hale gelmiştir.
dini senin algıladıgın gibi kurumsal algılamadıgım için bakmam gereken noktaya saf şekilde bakabiliyorum.din kurumsalş degildir din insan için vardır insan din için degil
ve bu yönde hep mucadele olmuştur.
eger insanlar tüketim arzularından kaynaklanan ihtilafları ve savaşları olmasaydı insanların
peygambere ve kitaba ihtiyacı olmayacaktı.
eger insanı biraz tanıyabiliyorsak bunun mümkün olmadıgını tarihte yaşadıgımz y.y.şahit olmuştur.
sen efsane üreten kendi bencilliklerini gerek açık gerekse kapalı tatmin etmeye çalışan toplulukların dininden ve peygamberlerinden bahsediyorsun
oysa gerçek insanlar ya öldürülmüş ya taşlanmış ya kafası kesilmiş yada yokedilmiştir.
ve gerçek din ise bir insan üzerinden neler yapabilecegimi bana örnekliyor ve dışlamıyor.
alıntı khaos:
"Her şey insan için ise, O halde Allah yolu insanlar ve Halk ın adaletli yolu demek ise Allah a ne lüzum vardır?"

senin için birdegeri olmayabilir ama benim için bir deger ifade ediyor
sana verecegim bir örnekle bunu anlamaya çalışırsın

bir yerde deprem olmuştur ve felaket çok büyüktür.
3 tane insan yardım için koşarlar
birbirlerine sorarlar sen neden yardım ediyorsun diye
biri;"ben toplum için toplum faydası için yardım ediyorum "der
ikincisi;"be kendim için kendi degerlerim için yardım ediyorum" der
üçüncüsü;"ben sadece allah için yardım ediyorum"der
aslında hepsinin şekil yönünde yaptıgı eylem aynı beni faklı yapan allah için yapıyor olmam
tarih bu 3 insan ve karşısındakilerle varolagelmiştir.

alıntı khaos;
"Ancak bu unsurlara bir de Din girdiğinde coğrafi bölgeler arası doğal sınırlardan çok daha etkili düşünsel bir sınır çizilmektedir. Ecnebi,kafir,vb. sözler ırkların ayrışması ve çelişkisi yoluyla Halk ları birbirinden ayırır. Bu kapalı sistemler ise birbiriyle çeliştiği için mutlak egemenlik düşüncesi yoluyla savaş uygarlığının bir unsurunu oluşturarak sürekli bir tehdit yaratır."

birazcık sosyolojik degerlendirme yaptıgımızda şunu görürüz

Durkheim toplumbilimi kendi olgularını kendi ön dayanaklarıyla işleyen bir bilim durumuna getirdi. Auguste Comte'un fiziği, Herbert Spencer'in biyolojiyi örnek alıp inceledikleri toplumsal olaylar ona göre yalnız kendi türünden olaylarla açıklanabilir, "toplumsal olay" bireye bağlı ve bireyle başlayıp biten bir süreç değildir. Toplumsal olay bireyi aşkındır, birey ona katılır. Her birey için toplumsal olaya katılmak kaçınılmaz bir zorunluktur. Çünkü toplumsal olaylar; genel zorunlu bireyi ve bireyler arası ilişkileri belirleyen din, ekonomi, hukuk, ahlâk, siyaset, bilim ve sanat türünden olaylardır. Durkheim bireyi bireyselliği toplum içinde tümüyle eritmez. İnsanın kendine özgü bireyliğini ve topluma özgü toplumsallığını saptar. İnsan genel doğruları hazırca, tartışıp araştırmadan toplumdan alır. Bu doğrular: bireyin, kendisi, başkaları, insanlar arası ilişkiler, doğa, evren olguları üzerine yargılarına temel dayanak olur. Toplum bir başka yanıyla da insana ilişkin her kurumun temeli olup doğal bir bileşimdir. Kurumlar örneğin din ve Tanrı anlayışı da topluma bağlıdır ve onunla birlikte gelişip evrimleşir.

Durkheim bilgi anlayışında toplumun görüşünü örnek alır. Bilgide en genel kavramlar tek tek şeylerin tümünden bağımsız olmayıp tersine onlara uygulanabilen, topluma ilişkin kavramlar olduklarından en geçerli kavramlardır. Bunların mutlak, öncesiz sonrasızca doğru ve kesin kavramlar oldukları da söylenemez. Bilginin temel taşları olan genel kavramlar toplumla birlikte zaman ve uzam bağlamında değişip gelişen kavramlardır.

dinin ilişki biçimi oldugunu sınırların ise nüfus ve tüketim kaynaklı oldugunu görürsün

şimdi sizin insan adına duydugunuz endişeyle benim insan adına duydugum endişe aynı
tek farkla siz kendiniz için yaparsınz
ben allah için yaparım.
franz bacon'un dedigi gibi
bilim ve felsefe insanlık için olmalı
güç için degil

05.03.2008 02:03:03
Her türlü insani düşünceyi insan ötesine aktararak insana yaptığınız özlük hakaretini görmezden geldiğiniz için bu tür genellemelerle kendi vicdanınızı rahatlatmayı benimle aynı kaygı taşıdığınızı söylemeklle perdeliyorsunuz. Hayır. Ben kendim için bir şey yapıyorum evet ama bunun yolu salt bencil hazlara ulaşmak değildir. Oysa siz Allah için yaparken onun varlığında erimenin bencil hazzı dışında herhangi birine yardım etmenin sonucunda yükleneceğiniz gururu düşünmektesiniz. Aramızdaki fark benim yüceltmeden olanı yaşayıp kabul ederken sşiz kendi varlığınız da dahil ve de tüm eylemleriniz; yüce bir değer adına yapmaktasınız o eylemi etkileyen durum sizi ilgilendirdiğinden değil. Bir insanı kurtarırken o yaşama arzusunda olduğundan değil Allah için ona ait olduğğu için o kişiye elinizi uzatmaktasınız. Elit görünüşlü "iyiliksever hastalık taşıyıcıları" dediğim bu zihniyet, ortaçağ dan beri rahibelik kurumu ile özdeşleştirilmiştir. İnsanların bireysel hisleri ve düşüncelerine aldırmayan bu çok iyi insanlar topluluğu her türlü kötülüğün de nedenidirler. İnsanları kurtarır çağrılar atıp dururlar.
Örneğin sen soruyorsun niye Dinimiz böyle ve sen neden karşısın,senin karşı durduğun asıl din değildir. Asıl din şudur budur.
Pekala ya sana bütün bunların hiç birine inanmadığımı ve hepsinin uydurulmuş olduğuna da eminim çünkü hiçbirinin somut veri ve kaynağı yok. Dahası asıl olmayan dediğin şey de onunla aynı adı taşıyor ve o yüzden milyonlarca insan katledildi o inanç ve tanrısı uğruna?
Salt senin sözünle bunca yıkım ı unutup zaten Din in her iyiliği kendine her kötülüğü insanın şeytana uymasına bağlaması gibi suçu yine insanlara mı atayım ben de?
Kusura bakma tüm bu hegemonya mantığının masum olduğuna inanmam için hiç bir veri ve kanıt yok her şey senin de bahsettiğin efsanelerden ibaret.
Aslında din iyi ama insanlar kötü. EE? İnsanlar niye kötü? Doğa mı? Doğa da vahşet yok üstelik insanda değiştirme gücü de var. Akıl mı? Akılsızların içgüdüleri de katliam barındırmıyorken korkuyu durdurabilecek yegane şey in yani akıl ın öngörü yeteneğini negatif bir etken e dönüştürmesi imkansız. Ne peki, nedir hani nefs diye diye bir türlü kurtulamadığı şu hastalığı? Tüketim mi? Nasıl bu hale geldi elinden alınan neydi? Bu önüne geçilmez hırsı nereden, hangi eksiğini doyurma isteğinden?
Hepsinin açıklaması var ve hiçbiri Din yoluyla çözülemez aksine onun tarafından kabul görür. (kader,şükür, ödül) İsterse iyi niyetli olsun. İnanç yanılgı olduğunda negatif etken e dönüşür çünkü ve değişmezliği onu zorbalığa dönüştürür. Hakikatin düşmanıdır, oysa doğa hakikattir sadece. (sağol Nietzsche) Yaratıcı olan tek varlık olan insan bu alet yapıp şekillendirme yeteneğini misyon haline getirdiğinden beri metalar ile canlıları birbirine karıştırmıştır. Artık kendini alet etmiştir ancak artık amaç insan değil sahte misyonudur. Bu misyon sözde iyidir ama her şeyi alet ettiğinden çoğunluğun köle olmasını gerektirir. Bir Piramit inşa etmek için binlerce sorgulamayan adam gereklidir ve o piramit bir kültürel ya da dini misyonun sembolü olarak o kişilerin ölüleri üzerine inşa edilmiştir. Bazısı ona baktığında insanlık mirası der  oysa ölülerin tanrısı için yapılmış bir evrensel hakarettir.
Din bir tapınaklar ve yalanlar özürüdür hiç bir işleve sahip olmadığından binlerce yıllık sefaletin de özürü olagelmiştir. Halen insanlık kurtuluşunu bu tür misyonlarda arar ve ebediyeti düşünür oysa bir kurtçuktan farkı yoktur onun. Canlılar dünyasında onları koruyup gözeten kimse yoktur ve istisnasız bir ölüm kalım savaşı sürer. Ama bu istisnasızlığın kendine de ait oolduğu her nedense insanın kabullenemediği bir gerçektir deneyler güdüleri engellendiğinde hayvanlara benzer ilk tepkilere ve sürmesi halinde de aynı hastalıklara yakalandığını gösterdiği halde. Uyumsuzluğunu da tanrılara şeytanlara bağlar ve doğa ötesi görünmez bilinmez hayaletlere inanıp olguları aklıyla ölçüp biçmektense iyiymiş gibi gösterebilecek sahte düşünceler yani inançlar yaratıp durur. Bir ot gibi fabrika, bir sinek gibi mükemmel uçak yapamazken bunun varoluşunu kendini yüceltip sınırsız ve sonsuzluk ile çarptığı yapıcı tanrıya işaret olarak görmek ister.
Tüm bunlar aklını akıldışı kullanmasının, yani doğaya göre değil doğa ötesine yani kendi öznel arzularına göre hareket etmesi ve birbirlerini de buna ale ederek doğayı güçlü-güçsüz çelişkisindeki bir savaş gibi algılama güvensizliğinin sonucudur.
İnsana göre evrensel iyi bir de kötü vardır. Aslında uyumsuz kendisi kötülüğün, yaşama arzusu iyilik olarak adlandırılabilse de pratikte kaygılılık yani paranoya hakimdir. Bu çelişki de onun din eliyle kendini boyunduruk altında tutmasının sonucudur.
Çocuklara bu yüzden binlerce yıldır kötü davranır ve özgür olan zinciri anlamayan vahşi dediği her şeye ve doğaya da. Kontrol edemediğinden korkmaktadır. Oysa kontrol edebileceği hiç bir şey sürekli değildir bir kesinlik yoktur. Bu sebebden ötürü de kendi dışında her şeyi kurtarmaya çalışanlar çıkar. Misyonerler her yerde düşüncelerinin tek doğru olduğunu iddia ederler. Bir misyoner bana iyilikten söz ederken neden zincirimin bir ucunu da sen takmıyor, neden bu ağırlığın bir kısmını taşımama yardım etmiyorsun der. Ve her yerdedirler istekleri bitmez sömürülerini iyilik severlik olarak adlandırmışlardır içleri zehirlidir ve bu zehir bulaşıcıdır çünkü başkalarının acılarından beslenir.
Bugüne kadar en büyük katliamlar ve savaşlar iyilik adına yapılmış, ölüler kahraman ilan edilmiştir çoğu neden öldüğünü bile bilmez iken. Bunun dışındaki akılcı ve gerçekçi düşünceler ise ütopik ilan edilmiştir Din in yarattığı ateş ve kan imparatorluğunun yerel hakimlerince. Her nedense teoride hayvan olmaktan ödü kopan bu kalabalık hayvanlar ile özdeşleştirilmeyi hak etmeyecek kadar yıkıcı ve zararlı olan varlığını salt bir hayali kutsamayla dengelediğini sanarken, övüneceği yerde ve keşke diyeceği yerde bu bozulmuşluğunu da kabullenemeyip kibiri ile kendi dışındaki her varoluşu hakir görüp soyut hayaletin tek yandaşı olduğunu ilan eder. O bir ölüler diyarına inanır yaşama sırt çevirerek ve yaptığı her eylem iyilik adına da olsa yaşamın dışı içindir. Yatırımdır. Bundan da hayatı ve doğayı seven bir anlayış çıkamaz onu aslolan değil kendi hayalinin ikincil unsuru sandığı için. O yüzdendir hayatın daaha fazla baskı ve acıyla dolup cehennem e dönmüş olması uygarlığın son 6-700 yılından beridir. Bunun istisnası ise bu kurguyu bilinçlere perçinleyen doğa ötesi anlayışlarlas yaratılamaz ki bu insan demek hiç değildir.

05.03.2008 02:04:01
ŞİRK DİNİNİN TARİHTEKİ SEYİR BİÇİMİ

Şirk dini tarihte iki şekilde devam etmiştir. Daha önce değindiğim gibi şirk dininin amacı, statükoyu savunmak ve muhafaza etmektir. Tarih boyunca insanların asil olan–olmayan, efendi–köle, sömüren–sömürülen, yöneten–yönetilen ve özgür–tutsak şeklinde iki kısma ayrıldığını görüyoruz. Bunların bir kısmı, yiyecek, içecek, altın ve soy sop sahibi iken, diğerleri herhangi bir şeye sahip değildir. Daima bir millet diğer milletlere egemen olmuş, bir sınıf diğer sınıfa tercih edilmiş ve bir aile diğer ailelere üstün tutulmuştur. Bu durum, statükonun muhafaza edilmesi ve savunulması sonucunu doğurmuştur. Bunun için de her bölgeye ait bir tanrı olmalıdır ki, her ırk ve her hanedan varlığını sürdürebilsin, anlayışı ortaya çıkmıştır.

Bazı kimseler, kendilerine hukukî, iktisadî ve sosyal imtiyazlar tanırken, kendileri dışındakileri de mahrum bırakırlar. Ancak bu imtiyazları muhafaza etmek zordur; gün gelir zorbalar, söz konusu imtiyazları ve kaynakları zorbalıkla ellerinde tutamaz olurlar. Bu durumda şirk dini devreye girer ve statükoyu muhafaza görevini üstlenir. Şirk dininin buradaki görevi, insanları, kendilerine sunulan ve dayatılan her şeyin, Allah’ın iradesinin tecellisi olduğuna ikna etmek ve ona teslim olmalarını sağlamaktır. Bunun sonucunda da insanlar, sadece kendilerinin değil, tanrılarının ve putlarının da, kendilerinden üstün olan insanların tanrılarından ve putlarından daha aşağı bir seviyede olduğuna inanmaya başlarlar.

http://www.aliseriati.com/kitaplar.php?Makale_id=142&Kat_id=29

05.03.2008 02:04:50
khaos alıntı

"Her Din ezilmişlerin isyanından hareketle oluşturulur çünkü gerçek olmasa da (İsa nın, Musa nın varolup olmadığı tarihi açıdan belirsizdir; İslam ise Muhammed i sorgulamaz bile) efsaneye ihtiyacı vardır. Özgürlük ya da kurtuluş için"

aton alıntı:

Yukarıdaki bilgilerin doğruluğuna inanıp inanmamak herkesin kendi kendine yapacağı sentezin neticesinde kendi inanış ve kültürünün süzgecinden geçirip alacağı karara bağlıdır.

"Bu sayfadaki yazımızda İsa'nın hayatındaki bazı pasajları araştırdıktan sonra yine onların ışığı altında Hz. İsa nın son yemekteki geçen olayları ve onların Hıristiyan Dininin yayılmasındaki tesirini incelemiş olduk. Bu olaylar arasında Hz. İsa'nın Tanrının oğlu olup olmadığının ve tekrar dirilmenin gerçekleşip gerçekleşmediği yukarıdaki yazıda da bildirdiğimiz gibi herkesin bu tarafsız bilgiler altında ve kendi kültür ve inançlarının sentezi ile alacağı karardır.

söz konusu hristyanlık olunca hiçte erinmeden araştırıp
herkesin bilgisine sunmuşsunuz

sözkonusu islam olunca bu hiddetinizin sebebini anlayamıyorum
bu iki yazıda size ait
var olmadıgını süpheye dayandırdıgınız isa peygamberi
araştırmışsınız
saygılarımla...

ayrıca beni kopyayla mahkum ediyordunuz ya
sakın bunu sizde yapıyor olmayasanız...

05.03.2008 02:05:31
...İnsan olabilmek için aklın ve bedenin hakimiyeti istisnasız insana geçmek zorundadır..

Aklımıza ve bedenimize hükmeden "rüyalarımızın" hakimiyetini nasıl ele geçireceğiz?
Yaşlanmayı nasıl engelleyeğiz de bedenimize hükmedebileceğiz?

05.03.2008 02:06:00
Yazılanları okudum.. Kaos diyorki din suçlu insan suçlu değil... Peki din uydurma diyorsun aynı zamanda o zaman bu uydurmayı kim yaptı insan yapmadımı... Sonuç ta kendi kendini çürütüyorsun farkındamısın... Kendi Uydurduğu savaşları yaşıyor insan o zaman...  Yok diyelimki dini Allah indirdi o zaman Allahı kabul etmiş olursun başka alternetifin varmı.. Allah varsa insanları neden savaşa sürükleyecek bir plan kursunki yoksa hatamı yapıyor... Sence Allah varsa insanlaramı düşman yoksa hatalımı... Şöyle düşünelim eğer Allah yoksa olanlar için suçlu insandan başka kimse kalmıyor geriye.. Eğer Allah varsa kendi yarattığına düşman olamasının bir mantığı olamayacağı için ... Sonuçta tek suçlu varsa oda insan başka mantıksal izahı yok bunun varsa buyur ... Bu mantığa göre Allah yoksa suçlu biziz varsa zaten Bu yazıların sayesinde ayvayı yedin başka alternatifin kalmıyor.. knuppel2
   Din adına Allah adına yapıyorum diyenlerde bir açıklama eksikliği var.. Sen diyorsun insanlık için yapıyorum bu iyiliği.. Öbürsü diyorki Allah için yapıyorum... Allah için yapıyorum diyen onun yarattığına ve ona saygı duyduğu için yapıyor.. Yani hem insanlık için yapıyor yani yaratılan için hemde yaptığını kendinden üstün bir varlığa hürmeten yapıyor... Diğerinin yardımında ise bir böbürlenme var kendi gücünden üstte bir güce inanmıyor.. Sırf kendi varlığı ve toplumuna fayda için yapıyor.. İyilik var fakat alçak gönüllük yok..  Hengisi daha elit acaba..
   En büyük eksiğimiz nedir biliyormusun bilmediğimiz halde her şeyi en tepeden izlermiş gibi her şeyin içini dışını iyce çözmüş gibi çok güzel sallama yeteneğimiz.. İki gözümüzle sanki bütün kaosu çözdük onun için sabit fikirler edindik..

05.03.2008 02:06:37
Rüyanda kendini Mars da görsen ya da dünya yok olsa gerçekte de bunun böyle olduğunu sanınca her şey gerçekten öyle mi olmuş olacak. Böyle saçmasapan düz mantıklar yürüterek her şeyi anladığınızı, çok iyi fikir yürüttüğünüzü zannediyorsunuz. Din suçlu diyorum ben ve zararlı görüyorum Din i. Oradan Dini bir kavram olan Allah ı çekip, sanki ondan ayrı ve bağımsız bir kavrammış gibi ele alıp Din in temel unsurunun vasıtasıyla çelişkiyi zorunlu olarak genelleştiriyorsun. o yüzden de kendi kendiyle çelişen ben değilim. Allah yoktur artık Din suçlu dediğim anda. Zaten Allah olsa, Din suçlu olamaz hataya neden olmaz. İnsanların Din i kötü yorumladığına inanıp, sonra da ya hepsi yanlışsa diyene "ee bunca zamandır inandık hepsi mi yanlış, herkes mi yanlış" Olabilir. Eskiden bir şey bilmediğimizden doğaya kendi suretlerimizi giydirdik ve doğa bizden kalıcı ve güçlü olduğundan insan benzeri yapısıyla Tanrı ya dönüştü. Ama insanın hırsşlarıyla birliktte.
Bu noktada insanın yaptığuı herşeye kendi suretini yapıştırmaktır. Mülkiyet gibi doğaya sahip tanrı; heykel yapar gibi, insanın maddeyi şekillendirmesi gibi doğayı biçimlendirip tasarlayarak yaratan bir tanrı. Sonuçta Allah için iş yapan insanın suretine tapıyordur. Alçak gönüllülük ile hiç alakası yok tam tersi. Doğada ise insan olmayan, Allah olmayan sayısız unsur bulunur. İnsan doğadan ve kendi öz varlığından uzak olduğu için,sadece kendi arzularına,tasarılarına aldırrır. Tasarımcı evren mimarı tanrı yaratıp ona sığınır. Böylece her şeyi dışlar.
İnsanlık için yaşamın kendisi için eylemde bulunmak kibir değildir. Tersine yaşam ötesine inanmak en büyük kibirdir. İnsanın gücü bellidir. Bunun için şaşırması saçma. İnsanlar mükemmeldir demiyoruz zaten. Alçakgönüllü bir tanrı ise hiç görmedim.
En son dediğine de bu bağlamda katılıyorum Matrix. Sanki doğayı çözdün de onu kendine benzeterek birtakım ulu varlıklar uydurup ona göre yaşamak biraz tuhaf. Hayat bizi kapsıyor zaten ben doğmadan önce de vardı öldükten sonra da bensiz sürecek. Din herşeyi çarpıtıp hayali imgelerden uydurulmuş şeyleri referans alarak insanlığın topyekün sapıtmasına neden oluyor düzelttiğini sanırken. Çünkü dua,inanç boyun eğme ile yürüyor. Mezhep savaşlarını ve farklı imanı olanların birbirine öldüresiye nefreti de bu sözlerimi doğruluyor. İnsanlık bilgisizliğinin bedelini ödüyor. Bu durumda uydurmayacak olanla yetinip bir sonraki adımını atabilmeli. Oysa böbürlenenler de inananlar oluyor hep üstün varlığı parçası olmak suretiyle. Yorumundan anladığım kadarıyla sebeb sonuç ilişkisini ters ilişkilendirme sorunu var ki bu da Din in neden olduğu bir dayatma düşünüş şekli. Gerçeklerden uzak hedef şaşırtmaya yarıyor. Bu durumda da bence, Din böyle zararları olan bir şeye dönüşüyor. Allah da Din in parçası o zaman ondan ve insandan ayrı nasıl düşünebiliyorsunuz yaratıcıyı. Çözemediğimizi varsayımla sürdüremeyiz. Bu varsayımlarda inat da kibirdir çünkü hayatı doğayı sadece kendi hayalllerinden ibaret sanmakradır. Neyse uykusuzum devrik cümle kurmuşsam kusura bakmayın şimdilik nu kadar söyleyeceğim son yorum nedeniyle. Çünkü olay hiç de öyle değil.

05.03.2008 02:07:20
...doğa bizden kalıcı ve güçlü olduğundan insan benzeri yapısıyla Tanrı ya dönüştü. Ama insanın hırslarıyla birliktte....

Katılıyorum.Yani İnsan, Doğadan farklı bir varlık.İçinde Allahın ruhu var..
İnsan hayvan değil, içinde hırs var, nefret var, sevgi aşk var, tutku var vs..

 
Allah da Din in parçası o zaman ondan ve insandan ayrı nasıl düşünebiliyorsunuz yaratıcıyı.

Kim böyle düşünüyor ki?İslam içinden Ben Hakkım diyen mutasavvıfları bile çıkarmış, İbn-i arabi, Mevlana.. vahdeti vücuddan bahsetmiş..

05.03.2008 02:08:09
  Basit çözümler düz mantıklar çoğu zaman daha doğru sonuç verirler... Çünki karışıklık artıkça hata payı çoğalır.. Basit olan anlaşılabilen ve onaylanması kolay olandır... Ayrıca her şeyin temelinde basit mantıklar vardır.. Kaos sadece bu basit mantıkların çoğalmasından ve birbiri ile ilşkisinden doğar..
   Din suçlu diyemezssin... Senin görüşüne göre insanın elinde ne varsa kendi meydana getirdi.. Hırsı ile benciği ile cahilliği ile meydana getirdi bunları... O zaman din değil başka bir şeyede vücut verebilirdi insan ama sonuçta her neyi yaparsa yapsın süreti senin dediğin gibi yaptığı şeyin içine sindirirdi.. Yani din adına gördüğümüz şey aslında insanın kendisi.. Bu din Allah tarafından gönderilmiş olsa bile içinde kendi sureti olmayan güzelliklerin sureti olan bir oluşuma ısınamayacağı için yine evirip çevirip kendisine benzetemesi doğal bir durum.. Zaten şu anda gördüğümüz bu kaosda insanın kendisinden başka bir şey değildir.. Ne dersen de ne isimle isimlendirsen isimlendir.. İnsan dini şunu bunu değil sadece kendisini yaşıyor.. Bu oluşumun içinde kötülük zirveye çıktıysa hırsından olabilir.. İyilik az ve hırslı değil onun için dünya chennemi andırıyor... Yoksa dine suçlu demek insanın aynadaki aksine suçlu demek kadar komik bir durum...

05.03.2008 02:08:42
MUHAFAZAKÂR DİN NE DEMEKTİR?

Şirk dini, tanrı, ölümden sonra dirilme ve gaybî güçler gibi metafizik bütün inanç ve din esaslarını olduğu gibi kabullenerek ya da onları tahrif edip saptırarak insanları, kendilerinin ve toplumlarının mevcut durumunun, olması gereken bir durumda olduğuna ve bu durumun, ilahî takdirin bir tecellisi olduğuna inandırmaya çalışır.

Mesela, bu günkü kaza-kader inancımız, Muaviye’nin oluşturduğu ve bize bıraktığı bir hediyedir. Tarih açıkça göstermektedir ki, kader ve cebr[11] inancı, Emevîlerin oluşturdukları bir inançtır. Bu inanç sayesinde Müslümanları, her türlü sorumluluktan, teşebbüs ruhundan ve eleştiriden alıkoymuşlardır. Zira cebr, var olan ve sunulan her şeyi kabul etmek demektir. Oysa Hz. Peygamber’in ashabına baktığımızda, onların, her an için toplumsal sorumluluk duygusuna sahip olduklarını görürüz.

http://www.aliseriati.com/kitaplar.php?Makale_id=142&Kat_id=29


Sayfa: [ 1 ]