SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Yazarlar

Konu: Comte de Lautréamont

Sayfa: [ 1 ]

04.03.2008 23:06:21
"tanrı'dan dilerim ki, yüreklenen ve okuduğu kitap gibi geçici olarak canavarlaşan okur, bu kasvetli ve zehirli sayfaların ıssız bataklıklarında sarp ve yabanıl yolunu şaşırmadan bulur; çünkü kesin bir mantık ve en azından kuşkusuna denk bir ruhsal gerilimle başlamazsa okumasına, bu kitabın saçtığı kokular tıpkı şekerin suyu içmesi gibi emecektir ruhunu"



"Comte de Lautréamont"

Gerçek adı Isidore Ducasse’dır. 4 nisan 1846’da Uruguay’da doğmuştur. Annesi Lautréamont 18 aylıkken öldü veya intihar etti. Genel olarak hayatı, bir sır gibi kalmıştır. Takma adını Eugène Sue’nün Lautréaumont adlı kahramanından almıştır. Hakkında pek az şey bilinen bu genç adam, henüz gençken; 24 yaşında intihar etmiştir. 19 ile 24 yaşları arasında bir zaman, "Les Chants de Maldoror"u yazdığı düşünülmektedir. Kitabı, 1869 yazında basılmış fakat işi üstlenen Lacroix şirketi tarafından "çalışmanın değerlere hakaret eden ve müstehcen doğasından" dolayı dava açılacak korkusuyla satışa sunulmamıştır. Bu kitabıyla Fransız edebiyatında sürekli bir yer edinmiş, sürrealist akımın önemli temsilcileri arasında sayılmıştır.

Başkaldıran İnsan’da onun için şunları söyler Albert Camus; "Lautréamont’la başkaldıranın delikanlılık olduğu anlaşılır. Maldoror’un Şarkıları neredeyse dâhi bir liselinin kitabıdır; dokunaklılığı tam olarak, evrene ve kendisine karşı ayaklanmış bir çocuk yüreğinin çelişkilerinden kaynaklanmaktadır."

André Gide, "Onu okuduktan sonra kendi yazdıklarımdan utandım" demiştir Lautréamont için.

Francis Ponge ise şöyle der; "Lautréamont'u açın! bütün edebiyat şemsiye gibi tersine döner."


Ayrıca kendisi benim hastalıklı sevgilimdir.

Hakkındaki bu bilgiyi nereden aldığımı bilmiyorum fakat Özdemir İnce'nin önsözü olabilir. Veya internetten bulmuş olabilirim, hatırlamıyorum. Kitabı bulmak gerçekten zor, ben ne mutlu ki okul kütüphanesinde bulabildim ve okuyabildim. Sanırım en çok etkilendiğim kitaptır Maldoror'un Şarkıları. O yüzden hakkında pek az konuşabiliyorumdur belki.

Fransız kültür ve edebiyatına meydan okumasına rağmen veya meydan okuması sayesinde, Fransız kültür ve edebiyatının olmazsa olmazıdır, o.

"Lautréamont diyeceğim size
Rimbaud, Baudelaire, Poe
bilen sizler,
omuzlarınızı kaldırıp
alt dudağınızı bükeceksiniz bu isme"

(...)

Lautréamont
 
Bu şiir bir aşk şiiridir
Daha çok hayranlık, tapınma.
Bu şiir yinelenen kötücüllüğün
yeni bir yapıtının habercisidir
Bu şiir Şeytan'a öykünme parodilerine
giriş niteliğindedir.
Lautréamont diyeceğim size
Rimbaud, Baudelaire, Sade
bilen sizler
alt dudağınızı büküp
omuzlarınızı kaldıracaksınız bu isme.
Ben de geç tanıştım onunla
kısa bir süre önce
frankofonlar buna
"coup de foudre" der.
Yani, yıldırım aşkı.
İşte hislerimin büyüklüğünün açıklaması.
Neden ismine alt dudağınızı büküp
omuzlarınızı kaldırdığınıza gelince:
Bu normal,
çünkü karanlıkta kalmıştır Isidore,
çünkü onun yeri oradır.
Onun yeri, bende,
benim tertemiz çocuk yüreğimde
apayrıdır.
Onu plastik bir kase içinde
Honey Nut Cheerios yerken
düşünemiyorum mesela.
Eminim yaşadığı zamanlarda
çekinerek yerdi yemeğini,
az şarap içerdi
Fransız melezi.
Afyona, absente
ve benzeri şeylere, hiç mi hiç ihtiyacı yoktu.
Tabiatı sebebiyle
"kıvrımları beyninin" fokur fokurdu.
Çekinerek yerdi yemeğini,
kendi zaten çekingen biriydi.
Kötü bir koku duyumsayınca belki
ötekilerle beraber gülerdi,
ama ağlayarak içten.
Yalnızdı,
zaten yalnızca yalnız insanlar
erişebilir o noktaya.
Deniz kıyısına gider ve gelen geçenler hakkında
korkunç düşler üretirdi,
Maldoror adına,
ve biraz da kendi hayrına.
Çirkin bir delikanlıydı,
çirkinliğinin önemi yok,
deli-kanlıydı.
Çirkinmişsin evet aşkım,
Google'dan baktım.
Ama biliyorsunuz ki, ve sizler de
biliniz ki
benim ilgilendiğim teninin dışı değil,
altıdır.
Daha çok kanserli hücreleridir,
yirmi dört yaşında ölmeseydi
ince burunlu doktordan duyacaktı bu kötü haberi.
Eğer bir devir karmaşıklığı olsaydı onun zamanında
ve bir gün rastlasaydı Teselyalı büyücülere yolda
eminim bir buldoga
veya ürkütücü görünümlü bir deniz hayvanına
dönüştürülürdü.
Biz o ürkütücü görünümlü deniz hayvanlarının
uzuvlarından çorba yapıp içiyoruz.
Ve evet, itiraf etmeliyim ki
Bir buldog çorbası da içtim,
Pekin'de.
Eğer bir devir karmaşıklığı olsaydı benim zamanımda
ve Monsieur Ducasse düşseydi evimin çatısına
önüne en kan rengi gülleri sererdim, kendim boyadığım.
Taptığımı söylemiştim, neden kurban vermeyeyim?
Beğendiğini duyduğumda kendi kulaklarımla,
onu şehrin en güzel yerlerine götürürdüm,
eminim şaşardı yüksekliğine binaların
ve nice metalik sanal yeniliklere
kayıtsız kalamazdı.
Bu doğu ilinde
Avrupa'yı aramazdı kaldırım altlarında.
Mutlu olurdu aksine,
bulunduğu yer,
Ehrimen'in doğduğu topraklara yakın diye.
(Ahura Mazda'nın da doğduğu topraklar, aynı zamanda
ama ilgilenmiyor o Ahura Mazda'yla)
Neyse mon chéri,
ölü sevgili,
konudan saptım, farkındayım.
Umuyorum ki sondan bir önceki şeytani şarkıda
bahsettiğin sen değildin.
Gerçekten bir oğlancı olduğuna, inanamam.
Ama sanırım inanmışım ki,
devir karmaşıklığı olduğunda
düşmüşsün çatıma,
yatağıma değil.
Senin için yüceler yücesi bir şiir yazayım dedim
Fakat ben iflah olmaz bir alaycıyım!
Aşkımı benden anlamak için, dirilmelisin.
Senin için yüceler yücesi bir şiir yazayım dedim,
ilk iki mısrasını da hazır etmiştim:
"Comte de Lautréamont;
usturanın bile gülümsetemediği adam".
İmzam da şu olacaktı;
"Comtesse de Lautréamont;
nekrofil hastabakıcı".
Tamam aşkım,
bunları bir kenara bırakalım.
En soylu hilkat garibesi,
dilini tattıktan sonra
yavan kaldım.
Önceden uyarmıştı oysa, Aragon.
Ama bu kadar olacağını
tahmin etmemiştim.
Beni oldukça şaşırttın, erkek,
teşekkür ederim.
Bak, yine şakıyor Maldoror
darağacı ezgisinde,
yükselen tan yerinde,
Ne de güzel şakıyor Maldoror,
Biz, topukları erkek cesetleri üzerinde
ağızları açık dişi ölümlülere.
Ağızlarımız açık, kana kana içiyoruz
Maldoror'un hastalık yağmuru damlalarını
topuklarımız erkek cesetleri üzerinde.
Şeytan kendine bir cinsiyet edindiğinden beri
elem hareler yayılıyor parmak uçlarımızdan
hemcinslerine karşı.
Erkek köpeğin, erkek köpekle anlaşamaması gibi,
Şeytan da onları esgeçti,
müridi ve yardımcıları olarak
biz dişileri seçti.
Biraz da bu sebeple, aşığım sana.
Ve tozdan bozdan bir aşk şiiri yazdım adına,
yaraşamasa da.
Ama unutma, kördür ve küçük beyinlidir yarasa.


Sayfa: [ 1 ]