|
||
| "tanrı'dan dilerim ki, yüreklenen ve okuduğu kitap gibi geçici olarak canavarlaşan okur, bu kasvetli ve zehirli sayfaların ıssız bataklıklarında sarp ve yabanıl yolunu şaşırmadan bulur; çünkü kesin bir mantık ve en azından kuşkusuna denk bir ruhsal gerilimle başlamazsa okumasına, bu kitabın saçtığı kokular tıpkı şekerin suyu içmesi gibi emecektir ruhunu" "Comte de Lautréamont" Gerçek adı Isidore Ducasse’dır. 4 nisan 1846’da Uruguay’da doğmuştur. Annesi Lautréamont 18 aylıkken öldü veya intihar etti. Genel olarak hayatı, bir sır gibi kalmıştır. Takma adını Eugène Sue’nün Lautréaumont adlı kahramanından almıştır. Hakkında pek az şey bilinen bu genç adam, henüz gençken; 24 yaşında intihar etmiştir. 19 ile 24 yaşları arasında bir zaman, "Les Chants de Maldoror"u yazdığı düşünülmektedir. Kitabı, 1869 yazında basılmış fakat işi üstlenen Lacroix şirketi tarafından "çalışmanın değerlere hakaret eden ve müstehcen doğasından" dolayı dava açılacak korkusuyla satışa sunulmamıştır. Bu kitabıyla Fransız edebiyatında sürekli bir yer edinmiş, sürrealist akımın önemli temsilcileri arasında sayılmıştır. Başkaldıran İnsan’da onun için şunları söyler Albert Camus; "Lautréamont’la başkaldıranın delikanlılık olduğu anlaşılır. Maldoror’un Şarkıları neredeyse dâhi bir liselinin kitabıdır; dokunaklılığı tam olarak, evrene ve kendisine karşı ayaklanmış bir çocuk yüreğinin çelişkilerinden kaynaklanmaktadır." André Gide, "Onu okuduktan sonra kendi yazdıklarımdan utandım" demiştir Lautréamont için. Francis Ponge ise şöyle der; "Lautréamont'u açın! bütün edebiyat şemsiye gibi tersine döner." Ayrıca kendisi benim hastalıklı sevgilimdir. Hakkındaki bu bilgiyi nereden aldığımı bilmiyorum fakat Özdemir İnce'nin önsözü olabilir. Veya internetten bulmuş olabilirim, hatırlamıyorum. Kitabı bulmak gerçekten zor, ben ne mutlu ki okul kütüphanesinde bulabildim ve okuyabildim. Sanırım en çok etkilendiğim kitaptır Maldoror'un Şarkıları. O yüzden hakkında pek az konuşabiliyorumdur belki. Fransız kültür ve edebiyatına meydan okumasına rağmen veya meydan okuması sayesinde, Fransız kültür ve edebiyatının olmazsa olmazıdır, o. "Lautréamont diyeceğim size Rimbaud, Baudelaire, Poe bilen sizler, omuzlarınızı kaldırıp alt dudağınızı bükeceksiniz bu isme" (...) Lautréamont Bu şiir bir aşk şiiridir Daha çok hayranlık, tapınma. Bu şiir yinelenen kötücüllüğün yeni bir yapıtının habercisidir Bu şiir Şeytan'a öykünme parodilerine giriş niteliğindedir. Lautréamont diyeceğim size Rimbaud, Baudelaire, Sade bilen sizler alt dudağınızı büküp omuzlarınızı kaldıracaksınız bu isme. Ben de geç tanıştım onunla kısa bir süre önce frankofonlar buna "coup de foudre" der. Yani, yıldırım aşkı. İşte hislerimin büyüklüğünün açıklaması. Neden ismine alt dudağınızı büküp omuzlarınızı kaldırdığınıza gelince: Bu normal, çünkü karanlıkta kalmıştır Isidore, çünkü onun yeri oradır. Onun yeri, bende, benim tertemiz çocuk yüreğimde apayrıdır. Onu plastik bir kase içinde Honey Nut Cheerios yerken düşünemiyorum mesela. Eminim yaşadığı zamanlarda çekinerek yerdi yemeğini, az şarap içerdi Fransız melezi. Afyona, absente ve benzeri şeylere, hiç mi hiç ihtiyacı yoktu. Tabiatı sebebiyle "kıvrımları beyninin" fokur fokurdu. Çekinerek yerdi yemeğini, kendi zaten çekingen biriydi. Kötü bir koku duyumsayınca belki ötekilerle beraber gülerdi, ama ağlayarak içten. Yalnızdı, zaten yalnızca yalnız insanlar erişebilir o noktaya. Deniz kıyısına gider ve gelen geçenler hakkında korkunç düşler üretirdi, Maldoror adına, ve biraz da kendi hayrına. Çirkin bir delikanlıydı, çirkinliğinin önemi yok, deli-kanlıydı. Çirkinmişsin evet aşkım, Google'dan baktım. Ama biliyorsunuz ki, ve sizler de biliniz ki benim ilgilendiğim teninin dışı değil, altıdır. Daha çok kanserli hücreleridir, yirmi dört yaşında ölmeseydi ince burunlu doktordan duyacaktı bu kötü haberi. Eğer bir devir karmaşıklığı olsaydı onun zamanında ve bir gün rastlasaydı Teselyalı büyücülere yolda eminim bir buldoga veya ürkütücü görünümlü bir deniz hayvanına dönüştürülürdü. Biz o ürkütücü görünümlü deniz hayvanlarının uzuvlarından çorba yapıp içiyoruz. Ve evet, itiraf etmeliyim ki Bir buldog çorbası da içtim, Pekin'de. Eğer bir devir karmaşıklığı olsaydı benim zamanımda ve Monsieur Ducasse düşseydi evimin çatısına önüne en kan rengi gülleri sererdim, kendim boyadığım. Taptığımı söylemiştim, neden kurban vermeyeyim? Beğendiğini duyduğumda kendi kulaklarımla, onu şehrin en güzel yerlerine götürürdüm, eminim şaşardı yüksekliğine binaların ve nice metalik sanal yeniliklere kayıtsız kalamazdı. Bu doğu ilinde Avrupa'yı aramazdı kaldırım altlarında. Mutlu olurdu aksine, bulunduğu yer, Ehrimen'in doğduğu topraklara yakın diye. (Ahura Mazda'nın da doğduğu topraklar, aynı zamanda ama ilgilenmiyor o Ahura Mazda'yla) Neyse mon chéri, ölü sevgili, konudan saptım, farkındayım. Umuyorum ki sondan bir önceki şeytani şarkıda bahsettiğin sen değildin. Gerçekten bir oğlancı olduğuna, inanamam. Ama sanırım inanmışım ki, devir karmaşıklığı olduğunda düşmüşsün çatıma, yatağıma değil. Senin için yüceler yücesi bir şiir yazayım dedim Fakat ben iflah olmaz bir alaycıyım! Aşkımı benden anlamak için, dirilmelisin. Senin için yüceler yücesi bir şiir yazayım dedim, ilk iki mısrasını da hazır etmiştim: "Comte de Lautréamont; usturanın bile gülümsetemediği adam". İmzam da şu olacaktı; "Comtesse de Lautréamont; nekrofil hastabakıcı". Tamam aşkım, bunları bir kenara bırakalım. En soylu hilkat garibesi, dilini tattıktan sonra yavan kaldım. Önceden uyarmıştı oysa, Aragon. Ama bu kadar olacağını tahmin etmemiştim. Beni oldukça şaşırttın, erkek, teşekkür ederim. Bak, yine şakıyor Maldoror darağacı ezgisinde, yükselen tan yerinde, Ne de güzel şakıyor Maldoror, Biz, topukları erkek cesetleri üzerinde ağızları açık dişi ölümlülere. Ağızlarımız açık, kana kana içiyoruz Maldoror'un hastalık yağmuru damlalarını topuklarımız erkek cesetleri üzerinde. Şeytan kendine bir cinsiyet edindiğinden beri elem hareler yayılıyor parmak uçlarımızdan hemcinslerine karşı. Erkek köpeğin, erkek köpekle anlaşamaması gibi, Şeytan da onları esgeçti, müridi ve yardımcıları olarak biz dişileri seçti. Biraz da bu sebeple, aşığım sana. Ve tozdan bozdan bir aşk şiiri yazdım adına, yaraşamasa da. Ama unutma, kördür ve küçük beyinlidir yarasa. |
||