|
||
| Her devrim getirdiği sonuçlarla değerlendirilir. Bir devrimi kendi siyasal inançlarımızla değerlendiremeyiz. Devrimi yapanların devrime verdikleri anlam da, bir süre sonra değerini yitirir. Çünkü devrim artık tarihin malı olmuştur. Bundan sonra bu bilimsel ve tarihsel incelemelerle eleştirilir. Devrimin olumlu yanları savunulur, hatalar ve yanlışlar yerli yerine oturtulur. Tarihin yakın tarihini iki devrim etkilemiştir. Bunlardan birincisi Kemalist devrimdir. Bir Türk Devrimcisinin hangi öğretisel dayanaktan güç alırsa alsın, kemalist devrimin ilerici niteliğini savunması gerekir. Kemalist devrim, Türk tarihinin kısa bir dönemini kapsamaktadır. Bu dönemin evrensel ve ulusal özellikleri göz önünde tutulursa, 1970 yılında kendisine devrimci diyen bir aydının Kemalizme karşı olması düşünülemez. Bu olsa olsa günlük devrim kavgasından kaçan korkakların kendi kendilerine buldukları bir sığınaktır. Böylece, toplum içinde en ileri kendileri görünecekler ve fakat devrimci kavganın hiçbir atılımında bulunmayacaklar ! Bunlar gizlenen bir sağcılık akımının içindedirler: Atatürk’e karşı Osmanlı hayranlığı, Ulusal Kurtuluş Savaşına karşı Çerkez Ethem taraftarlığının adı solculuk olamaz. Hiçbir bilimin verisi, hapishane anılarıyla karıştırılmış bir muhayyilenin tarih olarak sunulmasını gerçek olarak niteleyemez. Kemalist devrimin anlamına karşı çıkan bir devrimci, sadece bireycidir; toplumcu değildir, tarihçi değildir ve eylemsel anlamda devrimci de değildir. Sağcılığın en sinsi kesimi, kendilerini devrimci olarak tanıtıp Kemalizme saldıranlarca temsil edilmektedir. Türk Tarihinin ikinci büyük olayı 27 Mayıs 1960 Devrimidir. Bu devrim, süngü ucuyla ile bir Anayasa getirmiş ve türlü engellemelere rağmen, devrimci akımlar, işçilere ve köylülere doğru gelişmeye başlamıştır. Son on yılda devrimci kişiliklerini geliştirenler, 27 Mayıs Anayasasının gölgesinde okuma, araştırma ve tartışma olanağı buldular. İhtilalin sonuçları, ihtilalcilerin amaçlarını aştı; toplum yeni bir aşamaya doğru yöneldi. Demir kapılar, kelepçeler, tabu ve yasaklar yıkıldı. İşte bugün sosyalizmin her çeşidini tartışan bir ortamın içindeyiz. On yıl önce, iki kişi arasında konuşamadığımız ya da aklımızın köşesinden geçmeyen düşünceleri açık açık tartışıyoruz, daha doğrusu tartışabiliyoruz. Devrimci düşüncemizin sınırı , gün geçtikçe genişliyor. 27 Mayıs Devrimi, bunca olumsuz koşula rağmen, kendi sahiplerini bulma yolundadır. Biz kötümser değiliz. Her devrim böylesine güç koşullar içinde yeşermiştir. Gazeteleri okuyoruz. Dergileri izliyoruz. Tartışmaları dinliyoruz. Görünen köy kılavuz istemez. Gerçek gün gibi açık ve seçik. Devrimci birikim örgütlenemiyor. Hepimiz birer küçük burjuva tutkusuyla toplumculuğu değil bireyciliği seçiyoruz.. İşçiler dağınık. Köylüler ilgisiz, gençler sahipsiz, aydınlar disiplinsiz. Biz her şeyi ve herkesi eleştiren devrimciler henüz devrimci bir örgütlenmenin üstsünden gelememişiz. Nasıl olur da, koskoca ulusal Kurtuluş Savaşı’nı küçümseriz? 27 Mayıs Devrimi, her birimize siyasal kişiliğimizi kazandırdı. Bu Anayasa gelmeseydi, kaçta kaçımız bırakın devrimci kavganın lideri olmayı, devrimin ne demek olduğunu anlayabilirdik ? Kim bize öğretirdi toplumun hangi güçler tarafından yönetildiğini ? Hangimiz devrimci öğretiler okur ve bu öğretilerle üç ayda bir değiştirdiğimiz stratejilere sahip olurduk ? UĞUR MUMCU 1970 |
||
|
||
yazı için teşekkürler simyacı
|
||