SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Edebiyat / Dil

Konu: Şair Akıldan Korkmamalıdır

Sayfa: [ 1 ]

28.02.2008 12:06:25
Anlatım Olarak Şiir

Şiir, anlatım olarak nitelendirildiğinde, böylesine bir nitelemenin tek yanlı olduğu bilinmelidir. Bireyler kendini anlatmaktadır, sınıflar kendini anlatmaktadır; çağlar ve tutkular anlatımlarını bulmaktadırlar; sonuçta dolaysızca insan anlatır kendini. Bankerler ya da siyasetçiler birbirlerine kendilerini anlattıklarında, bir şeyin ticaretini yaptıkları, bir şeyi ele aldıkları bilinir; hasta kişi bile ağrısını anlatırken, doktora ya da çevresindekilere bir şeyleri işaret eder, yani o da bir şeyleri ele alır. Ama şairler konusunda söylenen şudur: Yalnızca arı anlatımı sundukları; öyle ki, ele alışlarının, uğraşlarının yalnızca anlatmaktan oluştuğu, amaçlarınınsa olsa olsa kendilerini anlatmak olabileceği. Bu ya da şu şairin başka insanların savaştığı gibi savaştığını kanıtlayan belgelere rastgelindiğindeyse, evet, böyle bir şiirde de, savaşın kendini anlattığı söylenmiştir. Şu ya da bu ozanın başından kötü şeyler geçmişse acısının güzel bir anlatım bulduğu, bundan dolayı da acılar önünde iç yükümlülüğü duyabileceği söylenir; bir şeyi ortaya koymuştur acılar, şairi iyi anlatmışlardır. Şair, acılarını dile getirirken işlemiş, değerlendirmiştir onları; ola ki bir parça yumuşatmıştır da. "Acılar geçip gitti ama, şiirler kaldı" denir cinfikirlice ve eller oğuşturulur. Ama ya acılar geçip gitmemişlerse? Şarkı söyleyen adam için olmasa da, şarkı söyleyemeyenler için kaldıysa acılar ya? Ama başka şiirler de var; örneğin yağmurlu bir günü ya da bir lale tarlasını betimleyen şiirler; kişi bunları okur ya da dinlerse yağmurlu günlerin ya da lale tarlalarının sebep olduğu bir ruh durumuna girer. Yani kişi, yağmurlu günleri ya da lale tarlalarını bir ruh durumuna girmeden, etkilenmeden izlese de, şiirler aracılığıyla bu ruh durumlarına girer. Ama böylece kişi daha iyi bir insan, olmuştur; tat alma yetisi daha gelişkin, daha incelikli duyumlayan bir insan olmuştur; bu da etkisini ola ki herhangi bir zaman, herhangi bir biçimde gösterecektir. (1927)




Şiir ve Mantık


"İyi de, neyi kanıtlar bu?"

Goethe'nin, Iphigenie'sini okuduğunda bir matematikçi "İyi de neyi kanıtlar bu?" demişti. Tümce burada yerini bulmamıştı, ama binlerce ve binlerce şiir karşısında tümüyle yerindedir. Böylesine şiirlerin eleştirilmesi istendiğinde kişi ikircimlere düşer; ortada eleştirilebilecek hiçbir şey yoktur, olsa olsa bu şiirlerin yazılmış ve basılmış olması eleştirilebilir. Şu bizim matematikçinin istemleri, yalnızca onları yerine getirebilecek bir yapıta yöneltildikleri için tümüyle geri çevrilmezler. Matematikçiye Iphigenie'nin neyi kanıtladığı söylenebilir; herhangi bir yapıtın neyi kanıtladığı söylenemiyorsa bu önemli bir yapıt değildir. Hiçbir anlamı olmadığı için önemli bir yapıt değildir.

En yalın istem, bir şiirin kendi ruh durumunu okura da iletme konumunda olmasıdır. Bu aktarma, belirsiz ve pek bir şey söylemeyen, denebilir ki biçimsel bir edimdir. Bir şiirin aktarma yetisi yere göre, kişiye göre, mesleğe göre, ulusa göre, sınıfa göre sınırlanmış olabilir. İnsanı en çok 'havaya sokan' şiirlerin en iyi şiirler olması gerekmez. Halkın söylediği her zaman halk şarkıları değildir. Halkı 'havaya sokmayan' halk şarkıları da vardır. Şu, kafamızda açık olmalı: Aktarma olgusunu şiirin en yüksek biçimlerinde olduğu gibi, en aşağı biçimlerinde de buluruz; ucuz operet şarkısında, doğum günü şiirinde olduğu gibi, sokak şarkısı ve sonede de.

Bir şiirin ruh durumunu birine, dahası sana aktarabiliyor olması, onun hiçbir şeyi kanıtlamasına yetmez (yani sana onu okuman gerektiğini daha kanıtlayamam). Görünene bakılırsa, bir şey kanıtlamak konusunda şiirlerin işi daha güçtür. Tutalım ki, şu bizim matematikçi pisagor teoremini kanıtlayan bir şiirle karşılaştırılmış olsun; bu şiirin bir şey kanıtladığını mı söyleyecekti? Belki de söylerdi; ama biz de belki de karşı çıkardık ona, Iphigenie'nin hiçbir şey kanıtlamadığını söylediğinde nasıl karşı çıktıysak öyle. Şiir, şiir olarak boş olsaydı, şiirin bir yüzü, bir gerekçesi olmasaydı, ona karşı çıkardık. Matematikçi bu nedenlerle bir ruh durumuna girmiş de olsaydı, ona belki yine de karşı çıkardık.

Güzellik kavramı olmadan işin içinden çıkamayacağımız ortadadır. Bu kavrama gereksinmek yüz karası değildir, ama yine de kişiyi kararsızlığa iter. Çünkü o kertede belirsiz, öylesine çok anlamlı bir kavramdır ki bu -görünene bakılırsa, 'herkeslerce bilindiği gibi' bireysel olan 'ağız tadına, zevklere' bağlı bir kavramdır- 'tartışılmaz'.

İşlevbilimsel açıdan yola çıkarak, tadı maddi anlamda da alsak, tartışma güçleşir yine de. Ağzımıza bir lokma alır, yüzümüzü buruşturur ve 'çok ekşi' deriz. Bir şiir dizesini de böyle kendi kendimize söyleyebilir ve tıpkı tadı kaçmış, tatsız tuzsuz, uyarıcılığı kalmamış, dahası mide bulandırıcı bir şey karşısında olduğu gibi bir isteksizlik duyabiliriz.

Yine de işlevbilimsel tatta bile 'tat bulmak', 'tadı bulmak gibi bir şey vardır. Bu bir tür öğrenme edimiyle de gerçekleşebilir, yalnızca başka koşullar içine girmemizle de. Tat duyusu -işlevbilimsel olanı da- gelişebilir.

Mimariden bir örnek alabiliriz. İleri mimarlarımız son onyıllarda nesnel denilen bir yapı sanatını yaymaya çalışıyorlar. Kısaca söylenirse pratik olan'ı güzel buluyorlar. İşçilerin buna karşı davranışları ilginç: Bu yapı sanatını tümüyle reddediyorlar. Bu cetvelle çizilmiş gibi yapılmış evleri güzel bulmuyorlar; kışla, hapisane diyorlar bu evlere; yeni, amaca uygun döşe-dayaya da tatsız-tuzsuz diye sövüyorlar. Tüm nesnel yapı sanatı, ağızlarında tatsız-tuzsuz bir tat bırakıyor.

Neden?

Pek çoğu ileri olduğu için, yüzünü severek isteyerek en ileri, en önemli sınıf olan işçilere çeviren mimarlar, bir işçi için evin ne anlama geldiğini unutuyorlar da ondan. Ev işçi için hiçbir biçimde yalnızca bir barınma yeri, yalnızca tüm yükümlülüklerini olabildiğince pratik olarak yerine getirmesi yönünden önem taşıyan bir fabrika değildir. (30'lu yıllar)


Şiirleri Yolmak

Acemi kişi bir şiirsever olduğu kertede şiirlerin yolunması denilen şeye, soğuk bir mantığın işe sokulmasına, bu ince, çiçeksi oluşumdan sözcüklerin, imgelerin koparılıp çıkarılmasına güçlü biçimde karşıdır. Bunun karşısında denilmesi gereken, çiçeklerin bile bir şey batırıldığında solmadığıdır. Şiirler -eğer yaşama yetileri varsa- yaşamak konusunda çok dayanıklı, çok yeteneklidirler, en derinlere işleyen işlemleri atlatabilirler. Kötü bir dize, bir şiiri hiçbir biçimde tümüyle yıkmaz; nasıl iyi bir dize bir şiiri kurtaramazsa öyle. Kötü dizeleri bütünün içinde sezmek onsuz, 'şiirlerden tat alabilme yetisi'nin sözünün bile edilemeyeceği bir yetinin öteki yüzüdür: Bütünün içinde iyi dizeleri sezme yetisinin. Bir şiir kimi zaman çok az iş, çok az çaba ister, kimi zaman da pek çok iş, pek çok çaba gerektirir. Acemi kişi, şiirleri yanına varılmaz sayarken bir şeyi unutur: Şairin de ulaşabileceği o hafif ruh durumlarını, duygulanmaları onunla paylaşabilse de, bu ruh durumlarının, duygulanmaların bir şiirde dile getirilişinin bir çalışma süreci olduğunu ve şiirin duraksatılmış bir 'uçucu kaçıcı şey', yani görece biçimde oylumlu, dolu, maddi bir şey olduğunu unutur. Şiiri yanaşılmaz sayan, şiire gerçekten yanaşamaz. Alınan tadın ana bölümü ölçütlerin kullanılışındadır. Bir gülü yol da bak, güzeldir her yaprağı. (30'lu yıllar)



Şair Akıldan Korkmamalıdır

Şiirlerini okuduğum birkaç kişiyi kişisel olarak tanıyorum. Bunlardan kimisinin şiirlerinde öteki dışavurumlarında gösterdiğinden çok daha az 'akıllılık' göstermesine şaşar dururum. Şiirleri katıksız duygu işi olarak mı alır? Böylesine katıksız duygu işlerinin olabileceğine inanır mı? Böyle bir şeye inanıyorsa da, hiç olmazsa duyguların da düşünceler kertesinde yanlış olabileceğini bilmesi gerekirdi. Bu da onu daha dikkatli kılmalıydı.
Kimi ozanlar, özellikle de şiire yeni başlayanlar, kendilerini belli bir ruhsal etkilenme içinde, bir duygulanma durumunda duyumsayınca, akıldan gelenin bu ruh durumunu dağıtacağından ürküyor gibidirler. Bu konuda, bu ürküşün ancak aptalca bir ürküş olduğu söylenebilir. Büyük şairlerin 'işlik raporları'ndan bilindiği gibi, onların ruh durumları hiçbir biçimde yüzeysel, kararsız, kolayına uçup gidiverecek ruh durumları değildir ki, kavrayıcı, dahası serinkanlı bir düşünme onlara zarar verebilsin. O bilinen ayağa kalkma, uyarılma durumu hiçbir biçimde soğukkanlılığın tam karşısında yer almaz. Dahası, düşünsel ölçütlere vurmaktaki isteksizliğin, söz konusu ruhsal durumun daha derindeki bir verimsizliğine, kısırlığına 'işaret ettiğini' kabul etmelidir, işte o zaman, bir şiiri yazmayı orada bırakmak gerekir.

Şiirsel bir girişim rastgiden bir girişimse, duygu ve us uyum içinde çalışırlar. Birbirlerine mutluluk içinde, sevinçle seslenirler: Haydi ver kararını! (30'lu yılların sonu)


Bertolt Brecht

Şair Akıldan Korkmamalıdır
De Yayınları, 1984
Türkçesi: Hilâl Çelilk


eldiven 25.05.2008 20:44:15
Unutun ne olur şu "için"i! "Ötürü" ve "çünkü"yü! Bu küçük sözlere tıkayın kulaklarınızı ey şairler!
Sizin bencilliğinizde sağgörü ve öngörü vardır. Henüz hiçbir kimsenin görmediği meyve sizin bütün sevginizle korunur, akıldan esirgenir ve ruh ile beslenir...

ulgnil 25.05.2008 21:07:28
brech in yazısını şu an okuyamadım
ama
başlıkla ilgili yorumum
şair niye akıldan korksun ki
şiir matematikseldir aslında
oynayıp durursun kelimelerle
eklersin
çıkarırsın
bölersin
paralasın

sırf  duyuşlar
dyuşları
dillendiren sözcüklr lap lap
atılmaz ki şiir yazılırken

şiirin maneviyatı
gönüldür ruhtur
maddiyatı
akıldır
mantıktır

eldiven 25.05.2008 21:30:27
şiirin maneviyatı
gönüldür ruhtur
maddiyatı
akıldır
mantıktır

Bu nasıl bir çıkarımdır. Şiirin maddiyatı mı var?
Yeterince düşünülmemiştir derinine; duyguları onun için varamamıştır dibe...

ulgnil 25.05.2008 21:49:44
şiir sözlerde vücut bulur
görüntüsü sözdür şiirin
bu onun maddiyatıdır

ama o sözlerin anlamları ise
yani belleğimizde
çağrıştırdıkları
maneviyatıdır

sayın küçük Shekespeare
 Smiley

eldiven 25.05.2008 22:06:38
Aklın ve mantığın işi ne demek istemiştim, küçük şekspir... Smiley

ulgnil 25.05.2008 22:16:26
şiirde akıl ve mantık olmaz mı
yapma
şiir sırf duyguyla yazılmaz ki
mantığı olmayan şiir, şiir olmaz ki

"sen bana bakma
ben senin baktığın yerde olurum"

"bir kedim vardı
artık
yok"


bu dizeler mantık dizeleridir

benim de en sevdiğim
sanat olan
sehl i mümteni ile yapılmışlardır

az söz
çok anlam

 

eldiven 25.05.2008 22:23:22
Yanılıyorsunuz. Ama neden yorum yapamıyorum.  İskemlem hafif biraz şu an ve uykum ağır.

ulgnil 25.05.2008 22:25:34
olsun iyi ifade ediyorsun düşüncelerini
sonra devam ederiz

eldiven 26.05.2008 21:50:39
Herşey konuşur aklın ve mantığın arasında, kimse bir şey dinlemez, biri kalkıp çanlar çalıp ilan ediyor bilgeliğini! Nasıl anlayacağını bilemiyor artık kimse!

Ama duyguların bir yönü vardır, istediği yöne at koşturur.

Şairde öyledir. Kelimeleri ruhun dolandırdığı atın merhametine bırakmış gibidir. Her merhamet bir diğer duygunun lütfüne bırakılmış gibi!

Ruler of the Ruins 26.05.2008 22:27:03
Eldiven, düşüncelerini çok güzel ifade etmiş, belki de yaptığı gibi anlam'a düşmek yerine, anlamın çevresinden dolanmak daha güzeldir. Ama ben pat diye düş-ün-meyi yeğlerim.

İdrak mantığın, bakış açısının ve bilginin tamlığıyla şekle girerken, duygular idrakın saflığıyla ortaya çıkar. Mantık şiirdeki varlığını idrakın saflığı ile hesapsız sürdürebilmeli.

Ruler of the Ruins 30.05.2008 02:03:18
Bilinçaltımla şiir yazan birisi olduğum için bunun ne demek olduğunu iyi biliyorum. Rüya görmek mesela; üzerinde bişeyler hissettiğimiz olguları ilişkilendirdiklerimizle ve belirli bir senaryo akışı içinde görürüz. Mesela kargayı ölümle eşleştirmişizdir belki ve karganın rüyadaki davranışları ölümü, bakış açımıza göre betimleyen bir şekilde gelişir. Rüyanın senaryosu da bir akışı izlemiyor olsa bile birbirini takiben gelişen muazzam bir neden sonuç ilişkisinin sonucu olabilir. Ama rüya üst bilincimizin üretimi değildir, olağandır, kendiliğinden olandır. İdrakın saflığını ve dolaylı mantığı bu düşünce kalıbı içerisinde şiirle ilişkilendirdim..


Sayfa: [ 1 ]