Doğuda Hinduizm ve Budizm, Batıda Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık yayılarak tüm dünyayı aynı inanç etrafında toplamak istemişler, tüm insanlar bu dinlerden olurlarsa kolayca birliğe ulaşırlar diye düşünülmüş olsa gerek ancak dünyaya hiçbir din hakim olamamış, hatta dinler, insanlar arasındaki birliğe katkıdan çok ayrılığın baş nedene ve körükleyicisi olmuştur. Dinler arasında bir birlik hiçbir zaman kurulamamış, aynı din birçok mezheplere, mezhepler de tarikatlara bölünmüşler, olabildiğince ayrılmışlardır. Aynı dinin mezhepleri ve tarikatları bile bir araya gelmek şöyle dursun herhangi bir birliğe ulaşmaları mümkün görünmemektedir. Dinlerin ortaya çıkma amaçları bana göre insanların hem ruhsal, hemde bedensel gereksinmelerine çözümler getirmeye ve insanları birbirlerine daha fazla bağlamak, yakınlaştırmak ve kardeş olmalarını sağlamaya yönelik belli kurallar koyma gereksinimidir. O halde neden başarılı olamamışlar, insanların birliğine katkıda bulunamamışlardır? Bunun pek çok nedeni vardır, ancak en önemli nedenlerinden biri dinlerin özündeki hoşgörünün din uygulayıcılarında ve dindarlarda olmayışıdır.Sonuçta da dinler, birleştirici değil, ayırıcı birer etken olmaya başlamıştır. Topluluklardaki ayrılmanın temel nedeni menfaatleri bağdaştırmaya çalışmak olduğu için, menfaatlerin çatıştığı yerde, ayrılıklar hemen başlamakta, büyük ve güçlü olan topluluğun çıkarları daima ön planda gözetilmektedir. Yalnızca güce ve menfaate dayalı bir birlik, hiçbir zaman köklü ve uzun ömürlü olamayacağı için ister istemez bir yerde çatışan menfaatler veya güç dengesindeki değişiklikler, artan ayrılıkların sebebi olacaktır. Diğer taraftan ana amaç menfaat sağlamak ve güçlü olmak olduğuna göre herkesin önce kendi çıkarını düşünmesi doğal bir davranış olarak görülecektir. Bu arada güçsüzler, menfaatlerini konuyamayanlar ayak altında ezilecek, sömürülecek veya sürünecek demektir. Sadece güç dengesine ve menfaate dayalı bir birlik asla uzun ömürlü olmayacaktır.İnsanların arasında gerçek, sürekli ve güçlü birlikleri sağlayan başka etkenlerin, insanca ilkelerin olması gereklidir. Gerçek birlik insanları bilinçlendirerek, aslında her insanın eşit olduğunu benimsemelerini sağlamakla olur. Hangi renkten, hangi dinden, hangi ırktan, hangi milletten olursak olalım hepimiz aynı dünyada yaşıyoruz, aynı güneşten enerji alıyor, aynı havayı soluyoruz. Bu dünyada yaşayan tüm insanlar aynı insanlık bedeninin organları ve hücreleriyiz. İnsanlık bedeni hepimizin bedenidir. Bedenimizin bir yeri ağrısa, tüm beden hasta olur ve bundan zarar görür. Bu yüzden her insana gelecek zararın, tüm insanlığa gelen zarar olduğunu görüp, birbirimize sahip çıktığımız oranda daha iyi korunabiliriz. Öncelikle birliği önleyen ve ayrılığa neden olan unsurları ortan kaldırmak zorundayız. Bilirsiniz çocuk bilgisiz ve tecrübesiz olduğundan dolayı, karanlıktan korkar ve ağlar. Çevresinin ona vereceği bilgilerle yavaş yavaş o korkularının gereksizliğini anlar. İnsanların korkularının, hatalarının ve kötülüklerinin nedenide bilgiden yoksun olmalarındandır. Görüldüğü üzere, korkunun ve savunma isteğinin abartılması, kişileri tehlikelerden korumadığı gibi, daha büyük korkulara ve tehlikelere itmektedir. Bilindiği gibi bencillik, yalnız kendi çıkarlarını düşünmek benliği ve çıkarları korumadığı gibi, aksine kişiyi yalnızlığa itmektedir. Başkalarını yabancı ve düşman görmek, hem insanları yalnızlığa ve güçsüzlüğe, hem sürekli korkulara iten bana göre yanlış bir tutumdur. Daha çok kişiyle tanışan, dost olan, daha çok kişiyle karşılıklı yardımlaşmaya ve birliğe yönelik davranışta bulunan insan çok daha korkusuz ve güçlü olur. Gerçek birliğin oluşması için çok önemli bir gerçeği öncelikle herkesin benimsemesi zorunluluğu vardır. Dinler artık yeni dönemlerin gelişen ihtiyaçlarına cevap veremeyecek donuk bir karakter almışlardır. Dinler, milliyetler, renkler, ırklar birer ayrılık sebebi gibi görmek bana göre saçmadır. Fark olarak gördüğümüz unsurlar aslında yüzeysel şeylerdir. Her insan özde kardeştir.
|