Yürüyordu..Aklından hiçbir şey geçmiyordu, içinden kendisiyle de konuşmuyordu. hapşurdu;
- çok yaşa! - sen de gör
onu tanımıyordu, tanımadığı bir kişinin o hapşurduğunda neden kendisine çok yaşa dediğini düşündü. Neden bu söylemin ardından kendisi de aynı değerde olan bir söylemde bulundu ki. Ya kendisi kadar iyi biri değilse? Yokoluşu geçmiş gün kadar hak ediyorsa? Yo yoo ‘Sen de gör’ dememesi lazımdı. Evet kesinlikle bunu dememesi lazımdı.
Ama bunu demeseydi hoş bir davranış da olmayacaktı. Aslında hoş olup olmaması umrunda bile değildi. Yaşamak da ölmek de umrunda değildi. Ama böyleyken bile neden o anlamsız ezbere...
- hey? Bayım? İyi misiniz??
Söyleneni duymuyordu, çevresindeki oluşlara algıları tamamen kapanmıştı, ve artık ne yürüyordu, ne de kendisiyle konuşuyordu. işte o an, tam orada o soruyla birlikte durmuştu. sadece anlamsız gözleriyle saatine bakıyordu, 16:20..geç olduğunu düşündü, ama ne için geç olduğu hakkında hiç bir fikri yoktu. tekrar düşündü fakat yapması gereken bir iş olduğunu da anımsayamadı. giderek çevresiyle arasındaki görünmeyen o tabaka kayboluyor ve yavaşca işitmeye başlıyordu;
- saat'in kaç olduğunu bugün söyleyecek misiniz !? uff tanrım geç kaldım galiba..!
|