|
||
Sen farkındayken öneminin , ben hislerimdeyken o ''Tuhaf Duygu'' nun ,özde Bengi_İz ...huzurun daim olsun güneşin kızı
|
||
|
||
| "Kesildim her anın merhametinden, çizik içinde ruhu'M! Kanayan "kızıl ve turuncu" budur işte, benim huşu'M!" Teşekkürler "eBRuLi", huzur hepimiz için daimi olur umarım, fakat benim huzur anlayışıma pek benzemesin sakın ![]() |
||
|
||
| SÖZÜN YURTLUĞU "Ne yazıyorsun?" diye soruyor Geçen günkü çocuk: usulca Açmış bir haşhaş çiçeği çitin yanında. Öğle sonunun dinginliğinde yankılanıyor soru. Yaşam böyle apansız kuşatıyor Sözü: daha yolunu sorarken yele, kerteriz ararken geri dönmek için. Çünkü bir yurt gereksinir söz de: unutulmak ve yeniden bulunmak üzre. Yazgı bu! Kovulmuş ve yargılanmış adına konuşana ne mutlu. Dönecek olan odur çiçekler içinde; tutuşmuş ardında yabanıl gece. Ey kokuya işleyen yazı! Gölgeye açtığın remilde görünce kendi suretini, vaktindir bil: Konuşulacaktır zamana karşı. Sevgili çocuk! Gün Geldiyse şükürler olsun; Kaç ton kalay eritildi; göğsünden bir düğme açtırmak için kilitler ermişinin. Bir kitap bu: belki de senin yazacağın: içinde Titreyip dururken binlerce kandil. Ey kokuya işleyen yazı! Gölgeye işleyen yazı! Reddedildin ve kabul edildin: Korktu Davud Tai Gecenin açıkladığından ve günün sakladığından; el yazmalarını suya attı. Su soldu ve kum çatladı. Ama Gazalî ey çocuk öldü çölü soluyarak ve göğsünde Buharî'nin kor kesilmiş kitabı. |
||
|
||
| ey yazgıya işleyen koku, savrulan rüzgarda değildir dem! savuramadığı kokunun içindedir su-de''m! |
||
|
||
| Tanrının eteğine kapanan ey berrak damla Sözcüklerin üzerine serp ıslağı Toprak kokusuyla harmanlanıp sızsın en öze Tanrının etek uçlarında değil, senden çıkıp evrene ulaşanda efsun.. |
||
|
||
| Tanrı içimde Özümde öyle Söz bükülünce Teni aşıp da içe Duyumsadığın koku İşte o an Tam da tininde Ah toprak gibi Olsun gönlüm tek Varsın efsun kesilsin Buna ne hacet. |
||