|
||
| Bengi İz bir kahkahayla silkindim dalıp gittiğim mektuptan; yaşam hep böyle uyarır bizi, katıksız neşeye dönüşür altunî bir sesle en derin kederler; mutlu bir düşteymiş gibi zamanın dibinden gülümser, artık yanaklarından öpemeyeceğimiz sevgili yüzler. budur odaya süzülen mehtabın, kurumuş eski çeşmenin açıklayıp durduğu bilgelik ve giz. sevinç de olgunlaştırır kalbi acı ve ayrılık gibi; süzülüp dibe çökeldikçe anılar anlarız ki çürüme ve tohum süreçtirler. yine de yetmez zaman gecenin ve kitapların söylediğini çözmeye, kaç kent, kaç aşk terk edilmiştir; sinmiştir ölümler satırlara bir koku gibi; hep bir şeyler kalmıştır geride asla unutmak istemediğimiz yüzyıllar içre konuşur farklı yazılar, solar, yıpranır meşin ve parşömen bellekte kalır o bengi iz. Ahmet Oktay *** Çok güzel bir şiir. |
||
|
||
| SIĞINAK Kaçıp sana saklanıyorum akşam oldu mu Sana dokununca mı denizleniyor masa Senin avcıların mı çok hayvanları kovalayan Sıkıntımın ormanında? Üç beş günümüz var şuracığında Nice oyuncağımızı kırdılar Biz de güzel çocuklardık bahçelerde Sularda alabalık Azla avunmaya alıştık Ne yapalım paramız yoksa Şarabımız bitince yağmura çıkarız Kim güzelleşmiyor öpüşünce. |
||
|
||
| Azla avunmaya alıştık Ne yapalım paramız yoksa Şarabımız bitince yağmura çıkarız Kim güzelleşmiyor öpüşünce. ne güzel demiş.. |
||
|
||
| ................. En sevdiğim kelimeler gibisin örneğin öfke gibi hani bir zamanlar dağda ve sokakta açan. Örneğin umut gibi günde, gecede yitip durduğumuz zeytin dalını dal eden. Örneğin aşk gibi denizlerin üzerinde yürüten. Örneğin kavga gibi yüreğimi sıkı, saçlarımı kara tutan kayaları yumuşatan kavga gibi. ................. |
||
|
||
mmmm buda harikaymış..
|
||
|
||
| BÜTÜN ERKEKLER ÖLÜR Çünkü gök sıkıntıyla ağar rüzgâr buruşur, bir yaprak düşer ve kaçıyordur solgun mavilikte maviler ve al geyikler. İşte altın ve kara akıntılar: analar, yitirilmiş resimlik yoksulluk, o korkunç kadın. Susun, tümünün anıldığı gündür, kara yağmur ve ebem kuşağı usulca bütün erkekler ölür. Kıpırdamasın insandan gelen sesler kamyonlar devrilir dağ yolunda. Rehincide kalan bir gümüş saat emanetçide unutulan bavul, geçip giden gök taşlarıdır havadan ve selüloit mavilikten. Ey mermeri bozuk yalnızlık, sanki kutsal bir avdır suskuda ve bir yakut parıltısıdır artık. Çünkü gök kanla ağıyordur, soluk soluğa atan bir damar kalbinde hırçın denizin ve toprağın nabzında, unutulmak gibi bir şahdamar. Ürperir aynı rüzgârla darağacı, çarmıh ve çiçek, sussun yatakların fısıltısı avuçlarda parıldayan kehribar: ekmekli, zincirli ve başları eğik kadınların erkekleri geçiyordur. Ve üzgün deltası kısacık ömürlerin bir albüm, bir şarkı, bir çocuk. |
||
|
||
| GÉRARD DE NERVAL / Ahmet Oktay Siyahın gezginiyim: Her gün daha derine Yanar akşamla caddede vebalı lambalar, Bezgin, sıkıntıyla bakar herkes benzerine; Redingotlarıyla mumya gibi otururlar İş yerlerinde, kahvelerde. Ve akar zaman. -Birden söner uzak bir yıldız gibi yaşaman- Demek isterim, alımlı kadının birine. Çünkü kanar "bir mezarda bırakılan aşklar": Adrianne! Jenny! Yıllardır bakir bir dulum ben, Avuntu bilmez. Nafileydi tüm yolculuklar O arayış: Kara güneş içimdeydi zaten. Gittim harfin ve sayının bilinmez ucuna: Ölü yüzüm çekilmişti gecenin burcuna, Korkmadım sokağa hapsediyorken kapılar. Adoniram! Hançerle sınandı ustalığın Ve açıldı gül gibi Toht Kitabı´ndaki giz: Herkes iki´dir. Ben kimin öteki adıyım? Söyle: Bulmak mıydı amacın ey yitik ikiz. "İçimizde bir oyuncu, bir seyirci yaşar" Ve "akıl ürünleri delilikten de çıkar" Kazıyınca pıhtısını o yıkık zamanın. Melek gülümsemiyor artık Öteki Anam, Çekil! Çünkü "siyah ve beyaz olacak gece." Ulaşır mı yaralı hayvan gibi bağırsam Sesim bencil, sevgisiz, muhkem ev içlerine? Onulmazım. Çağcıl kentin yabanıl yitiği. Tek giysim vebalı ışıklarla melankoli, Bir redse kurtulmak bile istemem yazgımdan. İki´yim: Yakalandım sokakta çırılçıplak Ve giydirildim başkalarının sözleriyle. Ah! Karanlığa giren görür beyazı ancak, Hangisiyim? Biliyorum kimin gözleriyle? Ne yapsak silinmiyor ruhtan geçmişin izi Yaşamak kadar ölüm de çağırıyor bizi, Geçiyorum sokağı fenerle konuşarak Hem yaşamın imidir hem ölümün her fener ***** Bu şiiri yanlışlıkla "Aklın Karanlık Kıyılarında" başlıklı sayfaya eklemiştim fakat Ahmet Oktay 'a ait bir şiir olduğu için burada olmasının daha uygun olacağını düşündüm. Muhteşem bir şiiR(bence), defalarca okudum,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,, |
||
|
||
Alıntı ... Adoniram! Hançerle sınandı ustalığın Ve açıldı gül gibi Toht Kitabı´ndaki giz: Herkes iki´dir. Ben kimin öteki adıyım? Söyle: Bulmak mıydı amacın ey yitik ikiz. "İçimizde bir oyuncu, bir seyirci yaşar" Ve "akıl ürünleri delilikten de çıkar" Kazıyınca pıhtısını o yıkık zamanın. ... Ahmet Oktay Ah! deli dedikleri kim ki? Herkes ikiz ruhuyla gezinirken(?) Birinden sıyrılıp ötekine bürünen,,, Çok mu akıllı sandın kendini, naftalin kokulu ruhuna uzaktan bakarken?! giz emanet te nerede? bulan ötekini kendinde! kendinden kurtulup, diğerine bürünen,,,,, törpüLen!!! |
||
|
||
| GÖLGELERİ KULLANMAK İşte bir ses geçiyor sıkıntıdan baksam pencerede yağmur da var, hani saçlarını ya da göğsünü çok ince bir hüzünle bezeyen. Oyuncaklar da var yalnızlıktan bir parkta ölümü güzel kılar, hani sarmaşıkça uzandığın yatakta durmadan aşıladığım sana. Hayır yaşamıyor suda o balık, bir yanıltı daha çiçek aldığım. Herkesin bebeği var odalarda ölüme ve daha sıkılmak için. Uzayan sakalım sabaha kadar uçup giden bir kuş koynundan, belki yanında bile olmadım. Eğildiğin sular da yalan salınıp duran gemilerle aldanma. Demiyorum hiç mi olmasın kokun, o yatak. Ben umutsuzluğun domino taşı şimdi açım, suskunum bak. Hele bir çağırsın kanın türküsü hele bir kıpırdasın kumsalda ağları ve renkli balıklarıyla halk, silâh tutarım dağlarda. Bu oda emanet, hadi uzan, şimdi ellerim de çok nazlı bir karanfille kanar. Sunduğum bu yalnız, çocuk ülke, bak, gece de göğsümde çok ağır, şaşkın değilim ama silahımı yitirdim. Gelsin leylâkların açma zamanı mümkün silâhımı halkımla bulmak. Hadi uzan özlemim kadar, bulutlar gidiyor, şimdi işim çoğaltıp gölgeleri kullanmak. |
||
|
||
| ACI Usandım taş basması günler yaşamaktan yalnızlığımı büyütüyorum korkunç yani bağırmak sana sulardan. Her gün yeniden ölmek elinden karanlık adamların yalanla, ekmekle, silahla. Üstümüze bakarken çağlar her çocuk başı okşadığımız suçlu bizmişiz gibi büyüyor avcumuzda. Gözlerinde bile deniz dibi gözlerinde ölüler askerler ve gemiciler halinde. İhtiyar yüreği toprağın buğdayı, elması korkuda. Suskunluğum, utancım büyük sıkıntım kara. Gel dağıt mavini kör kuyular uykuma |
||
|
||
| Kaç Kişiyiz Kendimizde Pavese, Malcolm Lowry. İkizlerim. Gece de sonsuz değil, kötülük de. Ben de denedim. Lav fokurdarken, gidip geldim delilikleri. Bin vampir besledim şuramdaki inde. Sövdüm ve şehvetle öptüm her Meleği; ah! Bilemedim. Kaç kişiyiz kendimizde Karabasanlar yaşattım beni sevenlere, bir hataydım, besbelli. İçimdeki ölümden içimdeki ölümden içimdeki ölümden ürettim her şeyi. |
||
|
||
| Beş Kuruşa Aşk Şarkıları Bir yalnızlık büyütürdüm saksıda kalandı çok eski günlerden bir bana yetsin, hıncımı arttırsın aşkımı pekiştirsin diye sevince. Günüydü, gelip durdu hüznümün önünde gidilmemiş bir saklı deniz sandım. Kıpırdamazdı yapraklar geceyle tüketirdi çiçeği, kuşu sevdiremeyen konyak bana neydi gülmeler, şarkılar otobüs durakları, alandaki kalabalık geldi durdu, alana merhaba dedim. Bir göz bozgundur yerine göre vururdu pencereme rüzgâr, ben hep öyle bir gözdüm çığlığını kendine saklayan. Düş kurmazdım, beklemezdim şurda burda, çiçek demetleri, bisikletler geçmezdi apansız geliverdi sokağıma. Hıncım bana kalsın gayrı sen yalnızlığımı götür. Bana çay demlemeyi öğret elimi yüzümü yıkamayı, ağzıma rakı koydurma. Hıncım bana kalsın diyorum çünki ben bu kenti kendimde büyüttüm bir barbarın vahşi ateşiyle, çünki yapılarının taşında onulmazlığım çünki şarkılar kanımın bedeli. En sevdiğim kelimeler gibisin örneğin öfke gibi hani bir zamanlar dağda ve sokakta açan. Örneğin umut gibi günde, gecede yitip durduğumuz zeytin dalını dal eden. Örneğin aşk gibi denizlerin üzerinde yürüten. Örneğin kavga gibi yüreğimi sıkı, saçlarımı kara tutan kayaları yumuşatan kavga gibi. Denizler benim kadar kıpırdayamaz bak şimdi parklardayım bir çocuğun menevişli gözlerinde. Hüzünleri bırakmanın günü günü çığlığı olmak dünyanın, hüznümü iki kat ediyor ama gecede alnıma dayalı alnın. |
||
|
||
eklemiş olduğun bu güzel şiir için teşekkürler myliacım,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,, ![]() ***** şiirler de şairler de olmasa,, hani diyorum ya,, geceler, nasıl daha da koyulaşacaktı bu kızıldan ateşle,,? ve gecenin karıştığı günün yüzüne değemezdi, tek zerre kadar bile neşe,, |
||
|
||
| TUHAF DUYGU Dolaşıyorum ne zamandır kalbimde bir gül kesiği; ıslak bir tülbent koy göğsüme emsin büyüyen o siyah lekeyi; çoktan döndüm gittiğim gurbetlerden yine de içimde kanayan bir sılanın sesi. AHMET OKTAY |
||
|
||
"eBRuLi" bu başlığa şiir eklemen beni öyle sevindirdi ki çünkü bu sayfanın Sıfır'da benim için önemi çok başka... Teşekkürler ![]() *** Huzur doluyum bu ne güzel giz, bir "Aşk" bir de "Söz", Öz'de "Bengi_İz"................... |
||