SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Kavramlar

Konu: tutunamayanlar

Sayfa: 1 [ 2 ] 3

fikir 08.04.2008 19:36:59
"Disconnectus erectus; beceriksiz ve korkak bir hayvandır. İnsan boyunda olanları bile vardır. İlk bakışta, dış görünüşüyle, insana benzer. Yalnız pençeleri ve özellikle tırnakları çok  zayıftır. Dik arazide, yokuş yukarı hiç tutunamaz. Yokuş aşağı kayarak iner. (Bu arada sık sık düşer) Tüyleri yok denecek kadar azdır. Gözleri çok büyük olmakla birlikte, görme duygusu zayıftır. Bu nedenle tehlikeyi uzaktan göremez.
Erkekleri, yalnız bırakıldıkları zaman acıklı sesler çıkarırlar. Dişilerini de aynı sesle çağırırlar. Genellikle başka hayvanların yuvalarında (onlar dayanabildikleri sürece) barınırlar. Ya da terkedilmiş yuvalarda yaşarlar. Belirli bir aile düzenleri yoktur. Doğumdan sonra ana, baba ve yavruları ayrı yerlere giderler. Toplu olarak yaşamayı da bilmezler ve dış tehlikelere karşı birleştikleri de görülmemiştir. Belirli beslenme düzenleri yoktur. Başka hayvanlarla birlikte yaşarken onların getirdikleri yiyeceklerle geçinirler. Kendi başlarına kaldıkları zaman genellikle yemek yemeyi unuturlar. Bütün huyları taklit esasına dayandığı için, başka hayvanların yemek yediğini görmezlerse, acıktıklarını anlamazlar. (Bu sırada çok zayıf düştükleri için avlanmaları tavsiye edilmez.)
İçgüdüleri tam gelişmemiştir. Kendilerini korumayı bilmezler. Fakat -gene taklitçilikleri nedeniyle- başka hayvanların dövüşmesine özenerek kavgaya girdikleri olur. Şimdiye kadar hiç bir tutunamayanın bir kavgada başka bir hayvanı yendiği görülmemiştir. Bununla birlikte havızaları da zayıf olduğu için, sık sık kavga ettikleri, bazı tabiat bilginlerince gözlenmiştir. Aynı bilbinler, kavgacı tutunamayanların sayısının gittikçe azaldığını söylemektedirler.)
Din kitapları, bu hayvanları yemeyi yasaklamışsa da, gizli olarak avlanmakta ve etleri kaçak olarak satılmaktadır. Tutunamaynaları avlamak çok kolaydır. Anlayışlı bakışlarla süzersiniz, hemen yaklaşırlar size. Ondan sonra tutup öldürmek işten bile değildir. İnsanlara zararlı mikroplar taşıdıkları tesbit edildiğindeni Belediye Sağlık Müdürlüğü de tutunamayan kesimini yasak etmiştir. Yemekten sonra insanlarda görülen durgunluk, hafif sıkıntı, sebebi bilinmeyen vicdan azabı ve hiç yoktan kendini suçlama gibi duygulara sebep oldukları, hekimlerce ileri süürlmektedir...
Hayvan terbiyecileri de tutunamayanlarla uzun süre uğraşmış ve bunları sirklerde çalıştırmak istemişlerdir. Fakat bu hayvanların beceriksizlikleri nedeniyle hiç bir hüner öğrenemediklerini görünce vazgeçmişlerdir. Ayrıca birkaç sirkte halkın karşısına çıkarılan tutunamayanlar, onları güldürmek yerine mahzun etmişlerdir. (Halka giçelere saldırarak parasını geri istemiştir.)
Filden sonra, din duygusu en kuvvetli olan hayvan olarak bilinir. Öldükten sonra cennete gideceği bazı yazarlarca ileri sürülmektedir. Fakat toplu, ya da tek gittikleri her yerde hadise çıkardıkları için, bunun pek mümkün olamayacağı sanılmaktadır.
Başları daima öne eğik gezdikleri için, çeşitli engellere takılırlar ve her tarafları yara bere içinde kalır. Onları bu durmda gören bazı yufka yürekli insanlar, tutunamayanları ev hayvanı olarak beslemeyi d denemişlerdir. Fakat insanlar arasında barınmaları -evdüzenine uymamaları nedeniyle çok zor olmaktadır. Beklenmedik zamanlarda sahiplerine saldırmakta ve evden kovulunca da bir türlü gitmeyi bilmemektedirler. Evin kapısında günlerce, acıklı sesleriyle bağırarak ev sahiplerini canından bezdirmektedirler.
Şehirlere yakın yerlerde yaşadıkları için, onları şehrin içinde, çitle çevrili ve yalnız tutunamayanlara mahsus bir parkta tutarak, sayılarının azalmasını önlemeyi düşünmenin zamanı artık gelmiştir.

..."


Oğuz Atay'ın tutanamayanlar tarifi böyle. Oğuz Atay insanlık içinde kendine yer bulamadığına inandığı bu "yaratıkların" özelliklerini bir hayvan türü gibi gösterek "Tutunanamayanlar" kitabında böyle anlatıyor.

Tabii Atay, ironik edebiyat yapıtının bu bölümünde bazı kavramları kasıtlı olarak abartmış. İyi de olmuş, bazen biraz anlaşılmak için abartmak da gerekiyor.

Onlar toplumun içinde ama dışında. Duyguları var ama yaşamayı ve uygulamayı bilmiyorlar. Aslında konuya şu açıdan bakarsak "disconnectus erectus" taki özellikler insanın belki de bozulmamış, saf ilk hali. Ama insan kirlenmesi ve vahşiliği öyle boyutlara gelmişki, insanın temel özellikleri, kendisini insanın dışında ifade eder olmuş. "İnsan" temel özelliklerini kaybettikçe, temel özellikler taşıyanlar yabancılaşıyor. "İnsan" gözüyler onlar, ucube, ezik, maskara bir yaratık haline dönüşüyor.

Bence doğallığının kaybetmeden gerçek insan gibi yaşamak, kirlenmişliğe tutunamamak ve yaratık olarak görülmekten çok daha kıymetli bir öz değerdir.

Sanırım bu konuda yazacak daha çok şey olacaktır...

mutlak 13.04.2008 11:07:51
bu dünyanın artıkları olduklarını bilmeden yaşayanlar arasında
tutsak olmaktansa tutunmadan yaşayabilmektir bazen tutunamamak.


07.06.2008 01:54:14
"Artık"

kapıyı çalar...

tık tık tık

içerden bir ses,

kim o?

cevap:kendime geldim!

ulgnil 18.06.2008 22:56:14
hayata tutunmak
insanlara tutunmak
çevreye tutunmak
hiçbirine tuttnamayınca da
kendine tutunmaya çalışmak

atay gibi bir olrik bulmalı
konuşup dursun seninle

işin en zoru belki de kendine tutunmaya çalışmak

18.06.2008 23:03:16
disconnectus erectus diyorlar onlara.

mutlak 24.06.2008 10:16:53
girdim baktım içeri
durdum baktım ardımdan
tutunamadan
aktım yine.
yanmayandım
durulmadan...



24.06.2008 10:51:45
Kendinden arta kalan insan, kendiyle buluştuğu an tümlenemiyor, tümlenmesin zaten, bu işkence devam etmeli, sancısıyla hissettirmeli kendini, ürpertmeli...

fakat; durulmadan yanmalı, durulduğun zaman yanamazsın zaten!

Kül olan; dumana boğulup boğulup nefes alırken geçmiştir bütün islerden...

Sürekli yanan, kül olmak istemez, tutunamaması bundan...Boğulmak ister, en kör noktayla buluşmak ve  geçmek içinden evrenin, sonsuza kadar...

***
tutun ama bırak yeniden! ve geç, tek zerreyle çeperlerinden!

Fuzuli 24.06.2008 10:57:33
"yanış hiç bitmesin" değildir; bilgelik.
Yanış, yegane motivasyon vasıtası olmaktan çıktığı gün; görünecek illüminasyon.

Arayan aradığı sürece bulamaz. Çünkü hala arıyordur.
arayışın olduğu yerde hala kendine karşı bir cehalet söz konusudur.

Hak yol: tüm dil belirlenimlerinden soyunmuşluk ve çıplak gerçeklikle bütünleşme!

24.06.2008 11:13:54
Bilgelik yok zaten ifadelerde.

Cahillik daim olmalı.

Fuzuli 24.06.2008 11:31:44
İfadelerinizin derinlerinde bir ilerleme/yol alma gerekliliği kanaati var, sayın Güneşinkızı.
İlerleme inancı, bilgeliğe varma, mükemmel ve tam olma, tekamülü tamamlama arzularıyla birlikte vücud buluyor.
Çarpık bilinçlerimiz, zamanı hesaba katmadan, umud etmeden işlemiyor.
Halbuki Tarih  ertelenmişliğin ifadesidir. Hayatta, adam kadına evlenme teklif eder. Henüz erken, cevabı verir kadın. İleride evliliğin tam zamanı olacaksa ve sen şimdiden bunu biliyorsan, bugün niçin erken olsun bre gafil, demek gelmez aklına erkeğin. Çünkü o da malüldür aynı zaman hastalığıyla.

Bilgelik değil de mükemmellik gibi düşünün benim iletimde geçen kelimeyi. Siz ise son iletinizde, cehaleti bilgelik yerine koymuş oldunuz; ancak sizin için hala bir en mükemmel olan var; cehalet...

Arayış ve mükemmele ulaşma arzusu bittiğinde gerçek mükemmellik yakalanası ancak.
Aksi takdirde bir simülasyon üretilmiş olur. Bir saptırıcı. Bilinç gibi. Gerçeği eğip büken şey...

Eğer nereye ulaşacağınızı şimdiden biliyorsanız ve şu an mükemmel değilseniz varacağınız yerin mükemmel olduğunu nasıl iddia edebilirsiniz? Çünkü hedefe doğru alınan yol, andaki fiziksel-duygusal parametrelere sıkı sıkıya bağlıdır.

hülasa-i kelam, mühim olan yol sürmektir. Nereye çıkacağını bilmeden yolun.
Varılacak yerin niteliği ve neliği ile ilgili ketum kalmak edeptendir.

24.06.2008 12:32:13
Tam olma hali güzel olmalı diye düşünüyorum fakat mümkün mü bilemiyorum, sanki değil gibi geliyor, bir tarafım da hep eksik kalma istemiyle çekiyor beni kendine...

Belki bir korku var temelimde; sarsılmam, sendelemem ve düşmem gerekiyor önce.

Her şey iç içe geçmiş, kıvrım kıvrım sarılıyor birbirine, tam olma hali acaba bütün bunların ne kadar içinde ne kadar dışında?!

Offf yazamıyorum şu an, ifadeler emzirilmeli, belki sonra sonra, belki de yol açılmalı bir küçük pırıltı ile.

asya 18.08.2008 02:18:07
ne buradasın, ne orada
ne isa'ya yaranansın, ne musa'ya
ne kendindesin, ne ötekinde
gitmek istersin
gittiğinde bitmez gidişlerin
kaldığında bir "yitik"sin...

son tango 18.08.2008 06:23:33
inadına tutunun..bu işler inatla olur,bilirsiniz..

mutlak 22.09.2008 22:24:50
yine döndüm başladığım yere. ne kadar gittim bilmiyorum.
matematiğin bir oyunu bu biliyorum.

asaf 22.09.2008 23:54:35
tutunamayıp düşersen iyi de.. ama bir de düşemiyorsan?


Sayfa: 1 [ 2 ] 3