SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Sanat Felsefesi

Konu: Güç Simgesi Olarak Kullanılan Sanat ve Sanatçı

Sayfa: [ 1 ]

23.02.2008 20:11:08
Sanatsal yaratı gücünden beslenen varlığını; günlük nedenlerle diğer bir gücün eline terk eden sanatçı, kendi kişiliği ile birlikte sanatını da yok edebilir. Diğer güç ile sanatçı özneyi bir kenara bırakarak, sanat adına ulusal ve evrensel kaygı duyuyor olmam, yazımın ana konusudur. Sanat için kaygılarımın nereden ve nasıl kaynaklandığını özel bir bakışla anlatmaya çalışacağım.

 

  Korku, şüphe ve açlık dürtüleriyle sarılı ilkel insanın, kendisinin de bilmediği "şey" gizemli ve etkili görsel bir imge yarattığı gerçeğidir. Yaşam sürecinde korku ve açlığını bastırabilen insan, ölümle ilgili şüphesini hiçbir zaman gizlememiştir. Şüphesi kalıcı olmakla birlikte gelişen bilgi ve bilinciyle, iç dürtüleriyle başka bir nesne gibi olabilmek adına, taklit etme yeteneğini sürekli geliştirmiştir. İnsan yaşamında, sanatın başlangıcını onun taklit yeteneğinde görmek daha doğrudur. Onun sıra dışı yeteneğini çok hızlı geliştirmiş olması, bireysel olarak dünyadaki varlığını/ konumunu belirleme açısından önemli olmalı ki; yaşadıklarını aktarmak üzere bütün şüpheleri üzerine, imgesel varlığını geleceğe bırakmış olsun. Çünkü insanoğlu bilgi birikiminden sonra ısrarla başlangıcını araştırıyor. Şüphesini halen benliğinde taşıyor ve niçin?

 

  Rakamların Evrensel tarihi isimli yapıtında "George İfrah" uygarlıkların insanı, her çeşit hayvanı, yapıları, anıtları, kutsal ya da sıradan nesneleri, yıldızları, bitkileri büyük bir titizlikle nasıl taklit ettiğini anlatır. Demek ki sürecin ilki uygarlığa geçiş! İyi taklit edilmiş görselliğin düşün-yazı imine dönüştürülmesini belgeleriyle ortaya koyan İfrah, alfabetik sayılamaya kadar yapılmış çok değerli bir incelemeyle gelişimin nasıl olduğunu da kanıtlar. Aslında eserin bütünü rakamların evrensel tarihini anlatmakla ilgilidir.

 

  Bu kitabı incelerken yazının başlığı olan gücün ne olduğunu değişik bir bakışla görme şansım oldu. Simgeler ile görsellik, düşün ve yazınsal imgeler, tarih boyunca toplumsal ve tanrısal(…) gücü elinde tutanlar tarafından çok etkin kullanılmıştı. Sonra halk üzerinde sonsuz güç etkisi yaratmak isteyen, rahiplerin, kralların ve diğer güçlerin kendilerini temsil eden simge ve imgeleri kentlerin en önemli yerlerine koyarak, kendilerini gizemli ve ulaşılmaz kıldıklarını değişik bir bakışla anlamlandırmaya çalıştım.

 

  Buradan çıkardığım sonuç; imgeyle iktidar/güç arasındaki ilişkide, özel olarak sanatçıların, güncel iktidar(güç) lehine halk nezdinde tanrısal bir etki yarattığıdır. Tarihi dönemlerin imge yaratanları olarak ozan, düşünür, heykeltıraş, ressam, müzisyen, gibi sanatçıların, iktidar ve halk nezdinde çok itibarlı olduklarını rahatça söyleyebiliriz. İlk koşul gücü karşınıza almamaktır.
 

  Toplumsal gelişimin çok hızlı değişimiyle, 19. yüzyıldan sonra gelişen kapitalizmin tüketim etkisi, sanatsal gücün yaratımı, kullanımı ve güncel etkisi bakımından gücü elinde tutanları, sanatçılara bağımlı olmaktan kurtarmıştır. Hızına yetişilemeyen bilişim ve teknoloji ise sanatı ve sanatçıyı yapıt ve imgeleriyle baş başa bırakmıştır. Geçmişte görsel ve yazınsal imgelerin yaratılması noktasında, şu veya bu nedenle sanatçıya bağlılıktan hatta bağımlılıktan söz etmek mümkündür. Ama 19. yüzyıldan sonra ve bugüne geldiğimiz süreçte ve özellikle bugün; sanatçı öznenin, gücün imgesi konumuna düştüğünü, yaratı ve sanatını bilerek veya bilmeyerek yok ettiğini çekinerek söylemek istiyorum.

 

  Sözgelimi; geçmişte toplum üzerindeki gücünü sürekli kılmak isteyen iktidar sistemi,  imgelerini kentlerin belirgin yerine koydurarak kendilerini gizlemişler ve ulaşılmaz olmaya çalışmışlardı. Hatta sistemin yok oluşundan sonra da, imgelerin yönettikleri halk üzerinde de etkisi olmuştur. Kişisel olan imgeler zamanla; devlet, ideoloji, grup, yönetim, parti, din, cemaat, tarikat, sınıf temelinde varlığını tarih boyu hissettirmiştir.

 

  İktidar odakları kişisel ve diğer olandan zamanla uzaklaşarak, güç merkezinin görünmediği öznesi belirsiz ama varlığının her zaman duyumsandığı ekonomik iktidar merkezine dönüşmüştür. Birleşik, küresel şirketler olarak değişime uğramış tüzel dünyalı bir yaratık adete canlı gibi duruyor. İşte bu güç merkezlerinin; her alanı ele geçirdikten sonra, toplum üzerindeki etkisini artıran çalışmalardan birisi; her türlü imgenin, sanatsal yapıtın ve özellikle sanatçının sıradan ve günlük kullanımıdır. Amerikan filmlerinin aktörün kişiliğinde propagandaya yönelik etkisi buna iyi bir örnektir.

 

  Ekonomik baskı merkezleri, ülkeler ve sistem birbirine bağımlı olduğundan, dünya genelinde bu oluşumun şiddeti ve ezici etkilerinden söz edebiliriz. Sorunu ülkemize güncellersek, ortaya çıkan tehlikeli tablo; sanatçıların, sanatlarından önce özne olarak bilindik güç odaklarınca kullanıldığıdır.

 

  "Belediye Fon İşleri Şairliği", " Susuzşehir Muz Belediyesi Kültür ve Sanat Festivali" bunun tipik örneklerinden ikisidir. Sokaklarında "Türkçe" levha olmayan belediyelerin kültürünü ve sanatını başka türlü açıklayamam çünkü. Dahası var ama hiç kimseyi de kırmak istemiyorum. Örnekler en yöresel olandan ulusal ve uluslar arası olana kadar gidiyor. Yerel ve ulusal ve uluslar arası gücünü koruma ve yüceltmeyi amaçlayan, şirket destekli tüm güç odaklarının olur olmaz yerde kültür ve Sanat adına, sanattan önce sanatçıyı kullanmaları mutlaka dikkatinizi çekmelidir! Çok büyük sermaye gruplarının sanatla bu kadar ilgilenmeleri şüphelidir ve boşa değildir. Etkinliklerde sanatın öznesi vardır da nesnesi yoktur. Ama ortalıkta güce eşlik eden toplum gözünde değerli kılınan/sanılan ne yazık ki imge olarak kullanılan sanatsılar ve sanatçılar fazlasıyla vardır. Sanat adına yapılan o kadar çok çirkinlik vardır ki; durumu ancak sanatın yok oluşuyla açıklamak mümkündür. Oysaki sanatın, sanatçıyı ve insanı; dünyanın sıradanlığından koruması gerekiyordu. Bağımlı olan bir sanatçının yapıtı da bağımlıdır. Özünde gündeme yönelik tüketim ilişkileri anlıktır ve uzun vadeli evrensel düşünce, sorun ve öneriler ile sanat eserleri bu gidişe zarar verebilirdi.

 

  Sanatçının yapması gereken şey; güç adına kendisini imgeleştiren, özü "dokuz kişiye bir pul" luk ve kul kurusu çevreden uzaklaşmaktır. Sanatçının saygın varlığı;  sanata ve topluma karşı duruşunda ve yapıtındadır. Özgür ve muhalif duruşunu bozan sanatçı, sonunda sanatında da bozulur ve sanatının içinde yok olabilir.
 

  Değerli zamanımızı ve yaratı huzurumuzu ya da huzursuzluğumuzu güç odaklarının güncel işleriyle yok etmemeliyiz. İmgeleşmiş sahte adımız için ödeyeceğimiz minnet, geri dönülemez onursuz bir bedel olabilir.  Çünkü imgenin sanatsal gerçekliği, kirliliğin içinde asla soluk alıp veremez…Vermemelidir!

 

 

Akademi Gökyüzü Dergisi Ocak Şubat 2008

flzf 23.02.2008 20:17:01
'’Ne Kadar Bilirsen Bil, Söylediklerin Karşındakinin Anlayabildiği Kadardır!!’’ yazar korkularını anlatırken kötü çocuğunu sakınarak anlatır gibi anlatmış sanatı bence geçmiş bu saygıyı haketmiyor çünkü yapmacık saygı saygısızlıktan daha beterdir

23.02.2008 20:30:35
Sevgili flzf,

Yaptığın alıntılı ve yorumlaman katkı anlamında güzel evet lakin o şahsıma ait kişisel imza yani başlıkla hiçbir ilgisi yok. Konuyla ilintili mesajlar atarsak katkı anlamında çok daha sağlıklı olacağı inancındayım.

flzf 23.02.2008 20:39:09
artık şahsınıza ait bir ileti olduğunu düşünmüyorum amma velakin şahsınıza ait olmuş olsaydı konuyla alakalı olup olmadığına daha sağlıklı karar verebilirdiniz bence son derece alakalı ve kullanılması gereken bir alıntı çünkü

 eleştirilen sanat dahi olsa karşımızdakinin anlayamayacağı düzeyde karmaşık bir anlatım tarzı ile kendi eleştirimizi bloke etmiş oluruz ki sanat eleştirilirken hep bu yapılır sanat eleştirmekten korkulur nede olsa bir zamanların özgür düşünce bahanesiydi ve eğlencesiydi gerçektende bir güç göstergesiydi bu günün medyası geçmişteki sanattı ancak bu gün medya neyse geçmiştede sanat oydu iye değil güçlü olana hizmet ederler


Sayfa: [ 1 ]