|
||
| Kuran'nın yaratılış teorisi Evrim teorisi'ne gerçekten ters midir? | ||
|
||
| Aşağıdaki yazı başka bir forumdan alıntıdır. Kuran'nın evrimle çelişkisini ispata çalışmış. İnananları, açıklamakta zorlayacak nitelikte: *Kuran,Turlerin oldugu gibi yaratildigini, Bilim'se ilkel hucrelerden baslayarak evrimlestigini ve Turlerin diger turlerden meydana geldigini soyler. *Kuran'a gore ilk insan Adem,bugunku insandan farksizdir. Konusabilir,zekidir,dusunme kapasitesi,bilinci ve yetenekleri bizlerle aynidir. Bilim'se,insanlar'in zeka,konusma,bilinc vs gibi yeteneklerinin,zaman içinde evrimlestigini,ilk insanlarda Beyin hacminin daha dusuk oldugunu,Beyin kabugu'nun gelismemis oldugunu,konusma'nin olmadigini,Renkli gormediklerini,ayrica fiziken daha degisik olduklarini soyler. *Kuran'a gore ilk insanlar uzun yasamistir.Adem 930 Yil,Nuh 950 Yil,vs vs. Bilim'e gore ise, ilk insanlarin omru tam tersine gunumuzdekinden kisa olup,Evrim surecinde giderek uzamaktadir.Romalilarda bile ortalama omur 40 yil civarindadir. *Kuran'a gore Adem'in cocuklarindan Habil ciftci,Kabil Koyun cobanidir.Yani ilk insan doneminde ziraat ve hayvancilik vardir.Bugunku Toprak yapisi,ve bitkiler,agaçlar vs mevcuttur. Bilim'e gore ilk insanlar Avci ve toplayicidir.Ziraat ve Hayvanciligin tarihi sadece on bin senedir.Ekilebilir mevcut topragin,bu gunku haline gelebilmesi 100.000 sene once olmustur. *Kuran'a gore,Adem'in cocuklarindan Habil,Kabil'i oldurur ve gomer.Yani olu gommek,ilk insanlardan beri vardir. Bilim'e gore,insanlar olu gomme bilincine Elli Bin yil once eristi.Milyonlarca yildir,oluler gomulse idi,Mezarlik olmayan bir karis yer kalmazdi. *Kuran'a gore 'Allah,koyun,keci,deve,at,esek,sigir yaratmistir'.Yani bu hayvanlar ilk ortaya ciktiklarindan beri aynidirlar.Ve ilk insanlarla ayni anda yaratilmislardir. Bilim'e gore bu hayvanlar baska turlerden evrimlesmis,ve insan tarafindan evcillestirilerek,muhtelif secmelerle (Ciftlestirme,eleme vs)bugunku konumlarina gelmislerdir.Ilk insanlarin devrinde bu tip hayvanlar yoktur,Bunlarin yabanil atalari vardir,ve bahsedilen Evcil turler sadece 10.000 senedir vardir. *Kuran'a gore meyveler,sebzeler bugunku ozelliklerinde (Renk,tat,sekil,buyukluk vs)yaratilmislardir. Bilim'e gore ise gunumuzde bulunan sebze ve meyveler,insanlar tarafindan secildigi icin,bugunku tat,koku,renk, ve boyutlarina ulasmislardir.Misir 5.000 yil once 2-3 santim iken,insanlarca devamli surette irileri secilerek ekildigi için bugunku boyutuna ulasmistir.Armut,elma vs nin acilari begenilmeyen turleri vs ekilmemis ve begenilen turleri korunmustur.Yani gunumuzde tuketilen tum sebze ve meyveler,insanca gelistirilmistir. |
||
|
||
Alıntı *Kuran,Turlerin oldugu gibi yaratildigini, Bilim'se ilkel hucrelerden baslayarak evrimlestigini ve Turlerin diger turlerden meydana geldigini soyler. nerde? hangi ayet hangi sure... aslında din konusunda milletin ne düşündüğü çok fazla umrumda değil. insanlar görmek istediklerini görür sadece. |
||
|
||
Alıntı *Kuran'a gore 'Allah,koyun,keci,deve,at,esek,sigir yaratmistir'.Yani bu hayvanlar ilk ortaya ciktiklarindan beri aynidirlar.Ve ilk insanlarla ayni anda yaratilmislardir. |
||
|
||
Alıntı *Kuran,Turlerin oldugu gibi yaratildigini, Bilim'se ilkel hucrelerden baslayarak evrimlestigini ve Turlerin diger turlerden meydana geldigini soyler. Hani nerede, yıllardır evrime kanıt arıyorum ama ne bunu savunan insanlar ne de bilimsel çevrelerden herhangi bir kanıt sunulamadı önüme. Keza bilim de onyıllardır evrimi ispatlamaya çalışıyor ancak bir arpa boyu bile yol gidilmiş değil. Bilimin elinde ne var? Ateizmden gelen materyalist felsefeye sahip olan Darwin'in teorisi(!), teori(!)deki her varsayımın aksi ispat edildikçe yön değiştiren fikirler ve yanlış olduğunu bile bile savunduklarından asla taviz vermeyen kült bir zihniyet, işte hepsi o... Alıntı *Kuran'a gore ilk insan Adem,bugunku insandan farksizdir. Konusabilir,zekidir,dusunme kapasitesi,bilinci ve yetenekleri bizlerle aynidir. Bilim'se,insanlar'in zeka,konusma,bilinc vs gibi yeteneklerinin,zaman içinde evrimlestigini,ilk insanlarda Beyin hacminin daha dusuk oldugunu,Beyin kabugu'nun gelismemis oldugunu,konusma'nin olmadigini,Renkli gormediklerini,ayrica fiziken daha degisik olduklarini soyler. Bilim bunların hiçbirisinin "evrimleştiğini" söylemez, evrim diye birşey yoktur. Yazılan özelliklerin hepsi başta eğitim olmak üzere yaşanılan ortam; iklimler, yaşam şartları ve standartları gibi çeşitli etkenlerle değişebilir, evrimleşmez.. Ayrıca yine "yok hacim düşüktü, yok renkli göremezmişiz vs.." sallanmış durmuş ama hiçbir bilimsel geçerliliği yok bu söylemlerin, zırvalıktan başka birşey değil, bilimin böyle bir iddiası yoktur! Alıntı *Kuran'a gore Adem'in cocuklarindan Habil ciftci,Kabil Koyun cobanidir.Yani ilk insan doneminde ziraat ve hayvancilik vardir.Bugunku Toprak yapisi,ve bitkiler,agaçlar vs mevcuttur. Bilim'e gore ilk insanlar Avci ve toplayicidir.Ziraat ve Hayvanciligin tarihi sadece on bin senedir.Ekilebilir mevcut topragin,bu gunku haline gelebilmesi 100.000 sene once olmustur. Antropologlar ve arkeologlar günümüzden yaklaşık 100.000 yıl kadar önce şimdiki Gürcistan'da sayıları az da olsa (60-70) kabileler halinde yaşadaklarını arkeolojik bulgulara bakarak söyleyebilmektedirler. Batı Asya'da bulunan arkelojik yapılar ve ok, mızrak, çatal (tırmık) gibi çeşitli bulgular insanların o dönemde Tarım ve Hayvancılık ile uğraştığını göstermektedirler. Ayrıca Asya'nın Doğusu ve Çin'de de günümüzden yaklaşık 40000 yıl öncesine dayanan evcilleştirilmiş uzun dişli fil kemikleri bulunmuştur. Tarımın ise 195.000 yıllık tarihi olduğu tahmin ediliyor, bu tarih aynı zmanda ilk insanın yaşadığının düşünüldüğü döneme tekabül ediyor. Nitekim DNA'larda yapılan uzun araştırmalar ve DNA yapı taşlarının tarih sırlaması yapılması sonucunda yaklaşık olarak 200.000 yıl geriye gidilebilmiştir. Alıntı *Kuran'a gore,Adem'in cocuklarindan Habil,Kabil'i oldurur ve gomer.Yani olu gommek,ilk insanlardan beri vardir. Bilim'e gore,insanlar olu gomme bilincine Elli Bin yil once eristi.Milyonlarca yildir,oluler gomulse idi,Mezarlik olmayan bir karis yer kalmazdi. Arkeologların bulduğu en eski mezar 73000 yaşındadır ve MAYA uygarlığına ait oldukları düşünülmektedir. Ayrıca "Herkes gömülseydi adım atacak yer kalmazdı" kadar mantıksız bir cümleden yola çıkarak "mezar yoktur demek en büyük mantıksızlıktır.. Alıntı *Kuran'a gore meyveler,sebzeler bugunku ozelliklerinde (Renk,tat,sekil,buyukluk vs)yaratilmislardir. Bilim'e gore ise gunumuzde bulunan sebze ve meyveler,insanlar tarafindan secildigi icin,bugunku tat,koku,renk, ve boyutlarina ulasmislardir.Misir 5.000 yil once 2-3 santim iken,insanlarca devamli surette irileri secilerek ekildigi için bugunku boyutuna ulasmistir.Armut,elma vs nin acilari begenilmeyen turleri vs ekilmemis ve begenilen turleri korunmustur.Yani gunumuzde tuketilen tum sebze ve meyveler,insanca gelistirilmistir. Çok gülünç bir iddia Aklı selim hiçkimse bu saçmalığa inanmaz. E tabii insanlar yüzyıllardır kendilerine güzel eşler seçiyorlar ya, bu yüzden dünyada çirkin ve özürlü insan yok :lol: :lol: :lol: :lol: Bu zırvalıklara inanmayın. Olmayan şeyleri de kafanızdan uydurmayın, hiçbir bilimsel kanıt sunamayan siteleri de kendinize kaynak seçmeyin! |
||
|
||
Alıntı Ayrıca Asya'nın Doğusu ve Çin'de de günümüzden yaklaşık 40000 yıl öncesine dayanan evcilleştirilmiş uzun dişli fil kemikleri bulunmuştur. filin evcil olduğu nasıl anlaşılmış.Tarımın ise 195.000 yıllık tarihi olduğu tahmin ediliyor, bu tarih aynı zmanda ilk insanın yaşadığının düşünüldüğü döneme tekabül ediyor. bi de 195000 yıl önce tarım başladı diyorsun. bu da zor. ... hayatta temel kurallar vardır. herşey değişir. iyi yada kötü. tespit edilmiş tarihe bakarsak, insan hep gelişmiştir. bu da tarih öncesi için de bize insanoğlunun gelişme yönünde değişime uğradığı hakkında fikir verir. zaten gelişmeyen ortama ve şartlarına uyum gösteremeyen, rakiplerine karşı yeni araçlar geliştiremeyen türler yok olmaya mahkumdur. bunu evrim değil zeka kolaylıkla tespit edebilir. şu halde insanoğluda hem fiziksel hem bilinçsel olarak gelişmek zorunda. özellikle de beyin olarak. çünkü onu değerlerine baskın kılan en önemli silahı beynidir. bu yüzden onun en büyük gelişimi beyin üzerine olmuş olmalı. bizler bilgisayar kullanıyorsak teknolojinin evrimine borçluyuz bunu. bundan 10000 yıl önce bilgisayarın b si yoktu. benzer şekilde toprağı işlemekte bir teknoloji gerektiriyorsa bunun da belli bir süre öncesine kadar t si olmamalı. benim izlediğin insan evrimiyle ilgili belgesellerde şu anki türümüze ait olarak hiç öle 200 bin yıl öncesine filan gidildiğini görmedim. darwini bi kenara bırakalım; akıl kaçınılmaz bir şekilde bize insan evrimini kabul etmeyi bize mecbur kılıyor. daha ne delili istiyorsunuz ki. |
||
|
||
Alıntı filin evcil olduğu nasıl anlaşılmış. bi de 195000 yıl önce tarım başladı diyorsun. bu da zor. ... hayatta temel kurallar vardır. herşey değişir. iyi yada kötü. tespit edilmiş tarihe bakarsak, insan hep gelişmiştir. bu da tarih öncesi için de bize insanoğlunun gelişme yönünde değişime uğradığı hakkında fikir verir. Arkeoloji denen bir bilim dalı var, incelersen öğrenirsin bulunan fosil ve tarihi kalıntıların yaşının, yaşadığı koşulların vs. nasıl bulunduğunu... Alıntı zaten gelişmeyen ortama ve şartlarına uyum gösteremeyen, rakiplerine karşı yeni araçlar geliştiremeyen türler yok olmaya mahkumdur. bunu evrim değil zeka kolaylıkla tespit edebilir. şu halde insanoğluda hem fiziksel hem bilinçsel olarak gelişmek zorunda. özellikle de beyin olarak. çünkü onu değerlerine baskın kılan en önemli silahı beynidir. bu yüzden onun en büyük gelişimi beyin üzerine olmuş olmalı. Anlatmak istediğimi kavrayamadın herhalde, beyin gelişir ancak değişmez, evrimleşmez. Günümüzden 150.000yıl önceki insanın çok aptal, tam bir gerizekalı olması lazım o zaman, yani o zamanki imkanlarla, salaklığını, aptallığına rağmen yaşaması bir mucize olmalıdır ki bu da bize "evrim" diye bir olayın olmadığını, hem de en basit yoldan ispatlar. Örneğin Aynştayn hayatını düşünmek üzerine kurmuştur, çalışmıştır. Bu nedenle kendi ilgi alanında normal bir insandan daha iyidüşünce ve fikirler üretebilmiştir, beynini daha iyi çalıştırmıştır. İddi edildiği gibi bir evrim olsaydı Aynştayn'ın çocuklarının Aynştayn'dan daha zeki olması gerekirdi, ve torunlarının da Aynştayn'ın çocuklarından daha zeki olması gerekirdi, böylece bu zincir bu şekilde sonsuza kadar devam eder ve evrim geçiren beyinler insanlıktan daha üstün, daha zeki bir ırk ortaya çıkarmış olurdu ki bu da "beyin evrim geçirmiştir" iddiasının palavra ve saçmalıktan ibaret olduğunu, hem de yine en basit yoldan ispatlar. Alıntı bizler bilgisayar kullanıyorsak teknolojinin evrimine borçluyuz bunu. bundan 10000 yıl önce bilgisayarın b si yoktu. İnsanlar günümüzden binyıllar önce hesap yapmak için ilk bilgisayar olan ellerini kullanmaya başladı. Sayısal rakamlar on parmağımızı aşınca yeni yöntemler araştırılmaya başlandı. Çakıl taşlarıyla sayıların belli gruplara ayrılmasına "Çakıl Taşı Yöntemi" dendi.Ama bu yöntemle işin çoğunu insan yapıyordu. Bu sıralarda taşınabilir bir çakıl taşı aleti yapma düşüncesi ortaya çıktı. Bundan doğan Abaküs M.Ö. 2600 yıllarında geliştirildi. Çin, Eski Yunan ve Roma'da değişik tür abaküsler kullanıldı. Günümüzde de Asya'nın birçok yöresinde Abaküs kullanılmaktadır. Abaküs'ün insandan ayrı ilk bilgisayar olduğu bilim çevrelerince kabul edilir. Alıntı benzer şekilde toprağı işlemekte bir teknoloji gerektiriyorsa bunun da belli bir süre öncesine kadar t si olmamalı. Toprağı işlemek için teknolojiye ihtiyaç yoktur, teknoloji insanoğluna yardımcı bir araçtır sadece. Günümüzde kullanılan traktörlerine yerine binyıllar boyunca hayvanlar kullanıldı, ondan önce ise insanlar... Alıntı benim izlediğin insan evrimiyle ilgili belgesellerde şu anki türümüze ait olarak hiç öle 200 bin yıl öncesine filan gidildiğini görmedim. http://www.yeniasya.org.tr/index.asp?Secti...2002&TextID=485 Ayrıca evrim(!) ile ilgili belgesellerde bile "ilk insan türü"(!)nün 200.000 yıl önce ortaya çıktığı anlatılır. Alıntı darwini bi kenara bırakalım; akıl kaçınılmaz bir şekilde bize insan evrimini kabul etmeyi bize mecbur kılıyor. Diyorum ki "bana kanıt göster, bilimsel deney, gözlem ve araştırmalara dayanan bir kanıt ver" adam diyor ki "akıl evrimi kabul eder, bundan daha iyi kanıt mı olur."daha ne delili istiyorsunuz ki. Kuru laf kalabalığı yapmayın artık, kişisel düşüncelerinizi kanıt diye sunmaktan ve "bilim evrimi kabul eder" palavrasını millete yutturmaktan vazgeçin! Benim aklım da böylesine inanılmaz bir sistemin, kusursuz işleyen bu kompleks yapıların hiçbir zaman bir tesadüf ürünü olamayacağını söylüyor <_< |
||
|
||
| Bilimi terslemeyen tek dini kitab kurandir | ||
|
||
| Materyalist bakış açısı, evreni oluşturan maddenin, var olan yegane varlık olduğunu iddia eder. Bu inanışa göre; madde sonsuzdan beri vardır ve maddeye hakim olan bir başka güç yoktur. Materyalistler, evrenin tesadüfler sonucunda kendiliğinden şekillendiğini, canlılığın ise zaman içerisinde yine kör tesadüfler sonucu cansız maddelerden evrimleşerek meydana geldiğini kabul ederler. Bu anlayışa göre, yeryüzündeki tüm canlılar doğal etkiler ve tesadüfler sonucu ortaya çıkmışlardır. Materyalist bakış açısının karşısında ise yaratılış gerçeği yer alır. Yaratılış gerçeğine göre; madde sonsuzdan beri var değildir, başıboş da değildir; Allah, maddeyi yoktan yaratmış ve düzenlemiştir. İnsanın akıl ve gözlem yoluyla kavrayabileceği yaratılış gerçeği, tarihin başından bu yana din yoluyla insanlara anlatılmıştır. Bütün İlahi dinler, Allah'ın tüm kainatı yoktan, "Ol" emri ile yarattığını ve kainattaki kusursuz işleyişin Allah'ın üstün yaratma sanatının bir delili olduğunu bildirmiştir. Kuran'ın pek çok ayetinde de bu gerçek bizlere bildirilmiştir. Yüce Allah, "Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "ol" der, o da hemen oluverir." (Bakara Suresi, 117) ayetiyle kainatı yoktan ve mucizevi biçimde yarattığını bildirmektedir. Enam Suresi'nde ise şu şekilde buyrulmaktadır: "O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. O'nun "ol" dediği gün (herşey) oluverir, O'nun sözü haktır. Sur'a üfürüldüğü gün, mülk O'nundur. O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır." (Enam Suresi, 73) Günümüzde bilim, materyalist-evrimci iddianın geçersizliğini göstermekte ve Allah'ın varlığını ortaya koymaktadır. Çevremizi saran her bir yaratılış delili kainatta tesadüfe asla yer olmadığını bizlere göstermektedir. Göklerin, yeryüzünün ve tüm canlı varlıkların incelenmesi ile ortaya çıkan her detay, Allah'ın büyük güç ve kudretinin birer delili niteliğindedir. Materyalizm ile Allah inancı arasındaki fikri ayrılık, din ile dinsizlik arasındaki en temel farktır. Allah, Kuran'da inkar edenler için,"Yoksa onlar, hiçbir şey olmaksızın mı yaratıldılar? Yoksa yaratıcılar kendileri mi?" (Tur Suresi, 35) buyurarak, onların yaratılış karşısındaki iddialarına dikkat çeker. İnkarcılık, tarihin başından bu yana, evrenin ve insanların "yaratılmamış" olduklarını iddia etmiş, bu saçma iddiayı bir şekilde makul gösterebilmek için çeşitli yollar aramıştır ve 19. yüzyılda Darwin'in evrim teorisi ile, bu konuda en büyük girişimini yapmıştır. Bu konuda fikri bir "uzlaşma" aramak, Müslüman için söz konusu değildir. Elbette insanlar istedikleri gibi düşünebilir, istedikleri teoriye inanabilirler. Ama ortaya atılma sebebi Allah'ı ve yaratılışı inkar etmek olan bir teori ile "uzlaşmak" mümkün değildir. Böyle bir çabaya girmek, dinin temelinden taviz vermek olur ki bu durumun kabul edilmesi mümkün değildir. Nitekim böyle bir girişimin dine zarar vermek anlamını taşıdığını bilen evrimci çevreler, dindarları bu girişime zorlamak için çaba göstermektedirler. |
||
|
||
| Evrimci Yaratılış"ı Darwinistler Teşvik Etmektedir Evrim teorisini körü körüne savunan bilim adamları, bilim alanında yaşanan ilerlemeler karşısında her geçen gün daha büyük bir açmaza girmektedirler. Çünkü her yeni bilimsel gelişme, evrim teorisinin aleyhinde olmakta ve yaratılış gerçeğini tasdik etmektedir. Öte yandan en önde gelen evrimci bilim dergileri dahi evrim teorisinin çıkmazlarını itiraf etmek zorunda kalmaktadırlar. Bilimsel tartışmalar yaratılış gerçeğine inanan bilim adamlarının kesin zaferleriyle sonuçlanmakta, evrimcilerin çaresizliklerine dünya tanık olmaktadır. İşte bu noktada evrimsel yaratılış görüşü, materyalist çevrelerin imdadına yetişmektedir. Evrimci çevreler, inanç sahibi kişilerin desteğini alabilmek ve onların evrim teorisi karşısında yaptıkları fikri mücadeleyi zayıflatabilmek için "evrimsel yaratılış fikri"ni el altından destekleyerek farklı bir yol denemektedirler. Nitekim Amerikalı evrimci bir biyoloğun kendisiyle aynı görüşü taşıyan bir bilim adamına yaptığı şu tavsiye oldukça dikkat çekicidir: "Yaratılışçılar, tartışmalarda hep üstün gelirler. Çünkü onlar evrimi dinin karşısına koyarlar. Bu adil ve doğru değil. Onlara evrimin Allah'ın canlıları yaratma yöntemi olduğu fikrini telkin edin. Bana söylendiğine göre bu fikir şu aralar Avrupa'da oldukça popülermiş." Yukarıdaki sözlerden de açıkça anlaşıldığı gibi, Allah'ın tüm kainatın Yaratıcısı olduğuna iman edip, bilimin ortaya koyduğu gerçekleri göz ardı ederek evrim teorisine destek vermek, üstelik Kuran'daki açık izahları görmezlikten gelerek evrimin Kuran'a uygun olduğunu iddia etmek çok hatalı bir yaklaşımdır. Böyle bir yaklaşımı benimseyen dindarlar, gerçekte materyalist felsefe yararına ortaya atılmış bir düşünceye destek vermekte olduklarını fark etmeli ve bundan vazgeçmelidirler. |
||
|
||
| Evrimi Reddetmek Bilimi Reddetmek Değildir Günümüzde tüm canlıların evrimsel bir süreç sonucunda meydana geldiklerini savunan Müslümanların sayısı azımsanamayacak kadar fazladır. Bunun nedeni ise bu kişilerin bilgi eksiklikleri, hatalı bakış açıları ve özellikle bilimsel konulardaki bazı yanılgılarıdır. Bunların en başında ise evrim teorisinin bilimsel ve kanıtlanmış bir gerçek olduğu yanılgısı gelir. Oysa bu kişiler kesin olarak bilmelidirler ki; evrim teorisi, günümüz bilimsel gelişmeleri karşısında tüm dayanaklarını yitirmiştir. Gerek moleküler düzeyde, gerekse biyoloji veya paleontoloji alanlarında yapılan bilimsel araştırmalar, canlıların evrimsel bir süreç sonunda meydana geldikleri yönündeki iddiaları tamamen geçersiz kılmıştır. Bilimsel gerçeklere rağmen evrim teorisinin bu kadar gündemde tutulmasının altında yatan neden ise evrimcilerin yaptıkları demagojiler, yanlış örneklendirmeler, kelime oyunları, kullandıkları çarpık mantık örgüleri ve hatta kimi zaman sahtekarlıklarla halkı yanıltmaya çalışmalarıdır. Evrimcilerin, halk tarafından anlaşılmayan bilimsel terimleri kasten yoğun olarak kullandıkları konuşma ve yazıları analiz edildiğinde, aslında hiçbir delil öne süremedikleri görülür. Darwinist yayınlar dikkatle incelendiğinde bunu görmek mümkündür. Bu yayınlarda somut bilimsel delillere dayalı bir anlatım yok gibidir. Evrim teorisinin temel açmazları birkaç cümle ile geçiştirilir, öte yandan doğa tarihi konusunda pek çok masalsı senaryo yazılır. İlk canlılığın cansız maddelerden nasıl meydana geldiği, fosil kayıtlarındaki büyük boşluklar, canlılardaki kompleks sistemler gibi temel konuların üzerinde hiç durmazlar. Çünkü açıklayacakları her ayrıntı amaçlarına ters düşecek ve kendi teorilerinin çürüklüğünü gözler önüne serecektir. İşte Müslüman evrimciler de evrim teorisinin bu sözde bilimsel görüntüsünden etkilenirler. Özellikle de Darwinistlerin kullandıkları "evrim teorisine inanmayan dogmatiktir", "evrim teorisine inanmayan bilimsel değildir" şeklindeki asılsız sloganlardan tedirgin olur ve inandıkları gerçekten taviz verirler. Bilim dünyasında yaşanan gelişmeleri, evrim teorisindeki çelişkileri ve bu teorinin iddialarının tüm geçerliliğini yitirdiğini bilmediklerinden din ile evrimi bağdaştırmaya çalışırlar. |
||
|
||
| İnsanın Tekevvünü Ey nuru irfana talib olan hak yolcusu ! Fikren seyahate çıkar da derin maziye doğru bir gezinti yaparsak insan tarihinin kaç türlü taksimata uğradığını seyrederiz! Bu seyirde önce; ismeti tefekkür ve çocuk fikirlilik devresini görürüz. Sonra aklın neticeler verdiği ve maarifi ilham devresi görülür. Bunu takiben de tecrübe ve fen devresi gelir ! İşte böylece üç devre meydana çıkmış oluyor. Birinci devrenin başlangıcı ne vakit diye sorulacak olursa beşerin yer üzerinde zuhuriyledir diye cevap verilir. Yalnız bu devreler arasında kat'i bir fasıla tayini mümkün değildir. Mesela şu üçüncü devre denilen fen ve tecrübe devrinde bile bugün bu dünya yüzünde ateş yakmasını bilmiyen kullandığı alet ve edevatı taştan başka bir şey olmıyan ifadeye muktedir bulunmıyan vahşiler de mevcuttur. Biz kat'i olarak beşerin zuhuru kaç seneliktir bilmiyoruz. Her insanın muvakkat bir çilehanesi olan şu dünyanın ömrü ne kadardır, kat'i bir şekilde sezemiyoruz. Kürede hayat nasıl ve ne vakit başlamıştır,layıkıyla anlatamıyoruz. Yalnız beşeriyetin fahri ebedisi büyük peygamberin şöyle bir fermanı Ahmedisi var : İnnallahe Haleka ademel malum Bade miete elfe elfe adem Bu küre malum olan Ademden evvel, yüz binlerce Adem devresi geçirmiştir. İşte kan ve kemik torbasından ibaret olan, cismi boynunun aldığı kadar bir çukura sığan, fakat o içinde sessiz, sözsüz, bizsiz, sizsiz konuşan manası, idrakinin azameti alemlere sığmayan insan, bu muammaların karşısında aciz kalmıyor. Nazarını arşı Rahmana çeviriyor. Hilkatin evvelini arıyor, sahibini taharri ediyor. Karanlıkları vicdan nuruyla parçalıyor, araştırmasına devam ediyor. Nihayet ilhamın ineceği mahal bulunan vicdanına vaki olan tecelli ile aradığında muvaffak oluyor ve (Allah var) diyor. Ey hakikat yolcusu ! İnsan asude kaldığı vakit hilkate ibretle nazar ederse, acaba, bu alem ne vakit var olmuştur ? diye bir sual sorar. Halbuki, alemin tekevvünü yani peyda oluşu, bir zaman meselesi değildir. Tekevvünü alem, ta... ebediyete ve ezeliyete kadar giden muammanın tamamıyla halli de, fennin kudreti ihtivası dahilinde değildir. Vakıa, yüz bin asırdan beri yedi kudretin hayat ışığını uyandırdığı söyleniyorsa da, bu sözde bir hakikat olarak kat'iyen ifade edemez. Çünkü bizim naçiz arşınımızla, senelerimizle alemin hayatını ölçmek pek kolay bir şey değildir. Bununla beraber insan, hayat nasıl başlamıştır ? diye yine sualini sorar. İşte İnsanın, bu muazzam ve dehşetli suale cesareti, manasının ebediliğine ve ruhunun mahvolmayacağına onun ebediyetle bir ittisali olduğuna apaçık bir delilidir. DİKKAT ! Hayat, hakkın bir sırrı ve bir emri ezelisidir. Onun her noktada zuhuru, bizim idrakimize göre bir mebde, bir meade maliktir. Hayatın bir emri hak olduğunda hiç şüphe yoktur. Bununla beraber başlangıcı bize mechul kalmıştır ve ihtimal ki bu acaip sırrı, vicdanen ve ilhamen hisseden insan, fennen hiç bir vakit keşfedemeyecektir. Yalnız şurası bilinmelidir ki : Her emir, hakka nisbetle bir fiili daim ve zamansız kaimdir. Evet bu mevcudat, hak ile kaim ve onun aşkıyla daimdir. Ummanı gayıpten, bu alemde her ne peyda olmuş ise, bu kaideyi asliye tabidir. Bu her zerrede müşahede edilmektedir. Bu öyle bir akıntı ile giderkir ki : Basitten mürekkebe, ednadan alaya, nakıstan kamile doğru devamlı ve nihayetsiz bir surettedir. Hiç durmaksızın seyrini ikmal etmektedir. İşte buna fen usulü evrim diyor. Din de, seyri sülük diyor. Şu mezahirde bu sayısız yeni çıkan hadislerden her hangisini, ayrıca nazarı tetkike alırsak; onun bir mebde-i, bir de mead-ı olduğunu görürüz. Küçük, büyük görülen ve görülmeyen her zerre, her katre, her manzume, her alem bu kaidenin mahkumudur. Her gün her dakika, her anı gayri münkasem icrayı fiil eden kanun tekamül, tekemmül ede ede şekilden şekille tahavvül ede ede şu levhai hayat meydana gelmiştir. DİKKAT ! Fen adamları, bunu pek yakın bir zamanda söylerlerken büyük kitap Kur'anı Mübin : Külle yevmin hüve fi şen Rahman \29 fermanı ilahisiyle on beş asır evvel beyan etmiştir. İmamı Ali efendimiz, ayeti celiledeki "yevm" kelimesini (an) ile tefsir buyurmuşlar ve bu işin inceliğini duyurmuşlardır. İNSANIN TEKEVVÜNÜ İnsanın, elli eltmış kiloluk kan ve kemik torbasından ibaret olan cesedi tetkike alınırsa ; insan ceseden bir hayvan olduğundan bu tekevvünü düşünmek için ; fikrin uzun boylu yorulmasını mucip bir şey yoktur. Her yeni çıkan hali, hadiseyi her mevcudu izhar eden kudreti mutlaka, bu alemi kainatta meydana getirdiği değişmez emirleri ve kanunları mucibince, insanı da sahayı mevcudiyete atmıştır. Fakat insan bu zuhurda, ayrı bir mazhariyete sahip olmuştur. Evet, dendiği gibi insan, yalnız iki ayaklı tüysüz bir mahluk olsaydı bu kadar dedikoduya hacet var mı idi, insan, tefekküre ve düşündüğünün bir çok kısmını tatbike kendisini muhit olan eşyanın büyük bir kısmını tağyir ve tebdile muktedirdir. Asası buna müsait ve müsteit olarak zuhur etmiştir Yani İnsan, bugünkü şekliyle insan olarak zahir olmuştur. Bu namütenahi alemler, vicdanı insaniyi ihtivadan aciz iken, vicdanı insan, bu kainatı ilmen ihtiva eder bir anda yaradılmıştır. Zira insan, idrak ve tefekküre muktedir olarak tecelli etmiştir. Onun için nüshai kübradır (Büyük alemdir), müstakil bir varlıktır. ------------------------ Yalnız nazarı hakikatte meşhud olan ancak hak olduğunu göremiyen kalb bu manadan gafildir. Eğer insan istiklali tam üzere yaratılmamış olsa idi, yani vechi insan; zat nurlarının parladığı yer olmasa idi, hiç melekler ona hudu' ile secde ederler miydi ? Melaikenin Ademe etdiği secdenin yine hakikatde Cenabı Hakka raci olduğu pek aşikardır. O halde o müstakil bir varlıktır. Hulasa: İnsanın hakikatini tarif, kitabı aklın verasıdır. Zira insan, zatın görüldüğü yerdir. Nazarı mecazide sen de varsın, ben de varım, eşya da var. Bir gün gelir sen aslına, bende aslıma, herşey aslına. Binaenaleyh hakikatte varoloan ancak Allah. Herşey onunla kaim, onun aşkıyla daimdir. Bunu içinden duyana kalp sahibi denir. Büyük kitap Kur'anı Mübinde : mevize zikri hak herkes için değil, kalbi olana vardır diye açık ilan eder. Hazreti Mevlana buyuruyor : Nitekim can ten, ten candan gizli değildir, ve lakin kimseye canı görmeğe destur verilmemiştir. Bu gözle o görülmez, bununla beraber onun tasarrufu, asarı da meydandadır. Onun için beden aynasından ruhun cemali seyredilir. Fakat aynen görmek mümkün değildir. DİKKAT ! Ayna kırılmakla o cemale bir zarar gelmez. Bu mevzuu biraz açayım umuru hariciye misal vermeden geçemiyeceğim... Bir adam bir kürsüye çıkmış çok güzel konuşuyor. Çok mühim şeyler beyan ediyor, siz de geriden işitiyorsunuz, sözler hoşunuza gitti, şu adamı göreyim diyorsunuz, koşarak geliyorsunuz, fakat kürsünün gerisinde yasakçı var, yasak diyor.Yalvarıyorsunuz, yahut müsaade et şu adamın yüzünü göreyim, hayır, yasak öyle emir almışız. Sözlerini işitiyor musun, anlıyor musun... işitiyorum, anlıyorum amma ne olursun yüzünü göreyim, olmaz, pek merak ediyorsun bak karşıdaki aynaya karşıda ayna var. Oradan seyret. Dikkatle bakıyorsun, konuşan adamı görüyorsun, fakat aynı mi ? Meğer o konuşan adama da emir verilmiş, sen karşıdaki aynadan başka tarafa bakmayacaksın ! Biri geliyor, aynaya bir taş atıyor. Ayna parça, parça oluyor, fakat konuşana bir zarar oluyor mu ? Hayır. Belki daha ziyade genişliyor. Zira ayna kırılmazdan evvel mukayyet idi, Yüzünü başka tarafa çeviremiyordu. Şimdi kayıttan kurtuldu her tarafa çeviriyor, daha etraflı görüyor. Şu misalden ölüm denilen şeyinde ne olduğunu anla ! |
||
|
||
DARWIN EFSANESİNİN SONU Tarihi eski Yunan'a kadar uzanan bir efsane olan evrim fikri, 19. yüzyılda kapsamlı bir teori olarak ortaya atıldı. Teoriyi bilim dünyasının gündemine sokan en önemli gelişme, Charles Darwin'in 1859 yılında yayınlanan Türlerin Kökeni adlı kitabıydı. Darwin bu kitapta dünya üzerindeki farklı canlı türlerinin Allah tarafından ayrı ayrı yaratıldıkları gerçeğini reddediyordu. Darwin'e göre, tüm türler ortak bir atadan geliyorlardı ve zaman içinde küçük değişimlerle farklılaşmışlardı. Darwin'in teorisi, hiç bir somut bilimsel bulguya dayanmıyordu. Hatta, Darwin'in kitabındaki "Teorinin Zorlukları" başlıklı uzun bölümde itiraf ettiği gibi, teori bir çok önemli soru karşısında açık veriyordu. Darwin, teorisinin önündeki zorlukların gelişen bilim tarafından aşılacağını, yeni bilimsel bulguların teorisini güçlendireceğini umuyordu. Ancak gelişen bilim, Darwin'in umutlarının tam aksine, teorinin temel iddialarını birer birer dayanaksız bırakmıştır. Öyle ki evrim teorisi bugün, lehinde yürütülen tüm propagandalara rağmen, Avustralyalı ünlü moleküler biyolog Michael Denton'ın Evolution: A Theory in Crisis adlı kitabında vurguladığı gibi "kriz içinde bir teori"dir. Darwinizm'in bilim karşısındaki yenilgisi, üç temel başlıkta incelenebilir: 1) Teori, hayatın yeryüzünde ilk kez nasıl ortaya çıktığını asla açıklayamamaktadır. 2) Teorinin öne sürdüğü "evrim mekanizmaları", gerçekte hiç bir evrimleştirici etkiye sahip değildir. 3) Fosil kayıtları, evrim teorisinin öngörülerinin tam aksine bir tablo ortaya koymaktadır. Hayat Tesadüfen Ortaya Çıktı İddiasının Geçersizliği Darwin teorisini 1800'lerin ortasında geliştirmişti. O dönemin en dikkat çekici özeliği ise, bilim düzeyinin bugünle kıyaslanamayacak kadar geri olmasıydı. Ne Darwin ne de teoriye öncülük eden diğer isimler, canlıların nasıl üredikleri, nasıl bir biyokimyaya sahip oldukları, kalıtımın nasıl gerçekleştiği gibi konularda hemen hiç bir bilgiye sahip değillerdi. Canlılığın detayları gözlemlenemediği için, hayatın tesadüfen ortaya çıkmış ve yine tesadüflerle gelişmiş olabileceği iddiasını makul gösterebilmişlerdi. Oysa 20. yüzyılın gelişen bilimi, canlılığın detaylarında evrimcilerin hiç ummadıkları kadar karmaşık bir bilgi ve plan olduğunu ortaya çıkardı. Darwin ve yandaşları "bir hücrenin oluşması için gerekli kimyasalları karıştırıp uzunca bir süre beklemek yeterlidir" diyorlardı. Oysa 20. yüzyılın ikinci yarısında modern elektron mikroskoplarının altında incelenen canlı hücresi, bambaşka bir tablo ortaya koydu. Hücrede o denli karmaşık bir tasarım vardı ki, bu yapının tesadüfen oluşması, ünlü İngiliz astronom ve matematikçi Sir Fred Hoyle'un ifadesiyle, "bir hurda yığınına isabet eden kasırganın savurduğu parçalarla tesadüfen bir Boeing 747 uçağının oluşması" kadar imkansızdı. (Fred Hoyle, Nature, 12 Kasım 1981) Hatta bu benzetme bile yetersizdir; çünkü insanoğlu ulaştığı teknolojiyle Boeing 747 yapabildi, ama bugün hala dünyanın hiç bir laboratuvarında tek bir canlı hücresi bile sentezlenemedi. Peki bu neyi gösterir? Bu kadar karmaşık bir yapı, evrim teorisinin iddia ettiği gibi tesadüflerle ortaya çıkmış olamaz. Nasıl bir saat, çarkların tesadüfen meydana gelmesiyle oluşamaz ve kendisini yapan bir saatçinin varlığını ispatlarsa, hücre-ve canlılığın tüm diğer parçaları-kendilerini yaratan üstün bir Yaratıcı'nın varlığını ispatlar. Bugün evrim teorisini kriz içine sokan en büyük gerçeklerden biri budur. Nitekim hiç bir evrimci canlılığın tesadüfen nasıl ortaya çıktığı sorusuna cevap aramaya bile çalışmamaktadır. Hayali Mekanizmalar Canlılığın yeryüzünde tesadüfen ortaya çıkmasının imkansız oluşu gibi, canlı türlerinin birbirlerine dönüşmesi de imkansızdır. Çünkü doğada böyle bir güç yoktur. Doğa dediğimiz taşı, toprağı, havayı, suyu oluşturan bütün, bilinçsiz atomların bir toplamıdır. Bu cansız madde yığını, bir solucanı balığa çevirecek, sonra onu karaya çıkarıp sürüngen yapacak, sonra kuş yapıp uçuracak ve en son olarak da insana dönüştürecek bir güce sahip değildir. Bunun aksini iddia eden Darwin, "evrim mekanizması" olarak tek bir kavram öne sürmüştü: Doğal seleksiyon. Doğal seleksiyon doğal seçme demektir. Güçlü ve içinde bulunduğu doğal şartlara uygun olan canlıların hayatta kalacağı düşüncesine dayanır. Örneğin aslanlar tarafından tehdit edilen bir zebra sürüsünde, daha hızlı koşabilen zebralar hayatta kalacaktır. Ama elbette bu mekanizma, zebraları evrimleştirmez, onları başka bir canlı türüne, örneğin fillere dönüştürmez. Nitekim doğal seleksiyonun canlıları evrimleştirdiğine dair tek bir gözlemlenmiş delil yoktur. Ünlü bir evrimci olan İngiliz paleontolog Colin Patterson, bu gerçeği şöyle itiraf eder: "Hiç kimse doğal seleksiyon mekanizmalarıyla yeni bir tür üretememiştir. Hiç kimse böyle bir şeyin yakınına bile yaklaşamamıştır. Bugün neo-Darwinizmin en çok tartışılan konusu da budur. (Colin Patterson, "Cladistics", Brian Leek ile Röportaj, Peter Franz, 4 Mart 1982, BBC) Doğal seleksiyonun hiç bir evrimleştirici etkiye sahip olmadığını gören evrimciler, 20. yüzyılda iddialarına bir de "mutasyon" kavramını eklemişlerdir. Mutasyonlar, radyasyon gibi dış etkenler sonucunda canlıların genlerinde meydana gelen bozulmalardır. Evrimciler ise bu bozulmaların canlıları evrimleştirdiğini öne sürerler. Bu iddia bilimsel veriler tarafından yalanlanmaktadır. Çünkü gözlemlenen tüm etkili mutasyonlar, canlılara sadece zarar verirler. Mutasyonlar insanlarda mongolizm, Down Sendromu, albinizm, cücelik, orak hücre anemisi gibi zihinsel ya da bedensel bozukluklara ya da kanser gibi hastalıklara neden olmaktadırlar. Bugüne dek, canlıların genetik bilgisini geliştiren tek bir mutasyon bile gözlemlenememiştir. Bu nedenle Fransız Bilimler Akademisi Eski Başkanı Pierre-Paul Grassé, bir evrimci olmasına rağmen "ne kadar çok sayıda olurlarsa olsunlar, mutasyonlar herhangi bir evrim meydana getirmezler." itirafında bulunur. (Pierre-Paul Grassé, Evolution of Living Organisms, Academic Press, New York, 1977, s. 88) Evrimin Fosil Kayıtlarındaki Çöküşü Evrim teorisi, 20. yüzyıldaki bir diğer büyük hezimetini de fosil kayıtlarında yaşadı. Evrimin öne sürdüğü ve canlıların ilkel türlerden gelişmiş türlere kademe kademe evrimleştiğini göstermesi beklenen "ara geçiş formlarına" (örneğin yarı balık-yarı kuşlara ya da yarı sürüngen-yarı memelilere) bir türlü rastlanamadı. Eğer gerçekten bu tür canlılar geçmişte yaşamış olsalardı, bunların sayılarının ve çeşitlerinin milyonlarca hatta milyarlarca olması ve bunların fosillerinin bulunması gerekirdi. Evrimciler 19. yüzyılın ortasından bu yana dünyanın dört bir yanında hummalı fosil araştırmaları yaparak bu ara geçiş formlarını aradılar, ama tek bir tane bile bulamadılar. Ünlü İngiliz paleontolog (fosil bilimci) Derek W. Ager, bir evrimci olmasına karşın bu gerçeği şöyle itiraf eder: Sorunumuz şudur: Fosil kayıtlarını detaylı olarak incelediğimizde, türler ya da sınıflar seviyesinde olsun, sürekli olarak aynı gerçekle karşılarız; kademeli evrimle gelişen değil, aniden yeryüzünde oluşan gruplar görürüz. (Derek A. Ager. "The Nature of the Fossil Record". Proceedings of the British Geological Association, vol. 87, no. 2, s. 133) Yapılan kazılarda ve araştırmalarda elde edilen bütün bulgular, evrimcilerin beklediklerinin aksine, canlıların yeryüzünde birdenbire, eksiksiz ve kusursuz bir biçimde ortaya çıktıklarını göstermektedir. Sonuç Tüm bu bulgular, 20. yüzyılın sonunda evrim teorisini kesin biçimde geçersiz kılmıştır. Ancak bu gerçek dünyanın çoğu ülkesinde kamuoyundan gizlenir ve insanlar evrim masalları ile aldatılmaya devam edilir. Evrim dogmatik bir ısrarla savunulur. Bunun tek nedeni ise, bazı çevrelerin, yaratılış gerçeğini ve dolayısıyla Allah'ın varlığını ideolojik ve felsefi nedenlerle kabul etmek istemeyişleridir. Yaratılış karşısında öne sürülebilecek tek alternatif evrim olduğu için de, ısrarla bu bilim dışı efsaneyi yaşatmak istemektedirler. |
||
|
||
| Farzedelim ki Darwin teorisi ve ya ona yakın bir şey kanıtlandı,bu Yaratıcı'nın yokluğunu kanıtlar mıydı acaba..Yani varlıkların ayrı ayrı tasarlanmış -yaratılmış olması onların evrimin savunduğu bir mantık içinde insanlara sebep ,sonuç ilişkilerini kurabilecekleri bir düzende ortaya çıkarılmış olmasına engel mi ....Şunun gibi bu,bir öykünüz var ve kahramanları belli,ancak siz olayın kurgusu içinde belli zamanlarda onları ortaya çıkartıyorsunuz.Kısaca bilim O'nun yokluğunu kanıtlayamaz,kanıtlayamayacak ,çünkü bilimin bunun için harcadığı emeğe gerek yok ,O yok olsaydı kendine düşkün insan çoktan O'nun olduğu fikrini terkederdi,bence. Yazı için teşekkürler Gerilla. |
||
|
||
| zaten evrim teorisi kurana ters düşmez. bu dincilerin neden darvin duyunca nevirleri döner anlamıyorum
|
||