SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Edebiyat / Dil

Konu: Dönüşen kelimeler...

Sayfa: [ 1 ]

22.02.2008 23:47:52
bazı kelimeler zamanla anlamından sapıyor; genel bir anlam teşkil ediyorsa bu, tek yöne, tek anlama indirgeniyor. ne demek istiyorum, örnekleyeyim;

misal, ceza. ceza, "iyi veya kötü, bir şeyin karşılığı; ceza ve mükâfat" demektir. (örn bkz: ruz-ı ceza, "her şeyin karşılığının verileceği gün, kıyamet günü" manasına gelir ve içinde iyiliklerin de karşılığı, yani mükâfat (mücazat) gizlidir.) oysa bugün kelimenin iyi manası tamamen unutulmuş, yalnızca kötü manasıyla ceza anlaşılır olmuştur.

bir başka örnek ise; hak etmek. bir kişiye, "ben bunu hak etmiyorum," dediğiniz vakit, kişi sizin karşılaştığınızı beğenmediğinizi mi yoksa kendinize çok mu gördüğünüzü anlayamıyor. halbuse, hak etmek, olumlu manadadır; emeğin, çabanın karşılığında elde etmektir. (örn bkz: bi-gayr-i hak, haksız yere demektir ki, "bi" olumsuzluk ön ekini alarak, bu manaya gelir.)

daha bir çok örnek var, onları da farkettiğimiz kadarıyla hep birlikte yazalım diyorum...
asitikimperia arkadaş,

Bu örneklemelerden yola çıkarak, 'beni cezalandır, bunu hakettim' ne demek?..
"çalışıp, çabalayıp elde ettiklerimle beni mükafatlandır, gayrısı, fazlası boş gelir," demek fikir.
ceza... lugata bir kaç ceza kelimesi var..
lugatta ki bir ceza kelimeside : sabırsızlıkla sızlanma demek
: ) : )

Uyarı: Siz mesajınızı yazarken yeni bir mesaj daha gönderildi. İsterseniz gönderilen mesajı okuyun.
asitik sen hangi ceeezaaaaadan bahsediyorsun dedim : )
ben yazıdan okuduğum anladığım kadarıyla şöyle bir örmek vericem:
bize yaşamımızda herşeyin hep iyi tarafına bakmamız defalarca söylenirken
biz hep aksine gideriz

mesela bu yaşadığımız yere dünya deriz
ne demek dünya
BU kelime
dünülden alınırsa :yaklaşmak
deniden alınırsa : alçalmak manasınadır
o halde herkes bu alemde yerini bulacaktır

yaşamımızda hep iyi tarafına bakarsak yaklaşırız muradımıza
kötü tarafına bakarsak uzaklaşırız...
demek herhalde
yokyok, emelden bahsetmiyordum ben, direk neticeden bahsettim... değişen, birkaç anlama bölünen kelimelerin, unutulan, birbirine karışan anlamlarından bahsediyorum.. teşekkürler ayrıca katkın için.

bir de, bu sapmalara nazaran, teşhislerle, benzetimlerle isimliklerini bırakıp, sıfat halini almış kelimeler vardır, "angut, kefal, sazan," gibi...

angut, kızıl tüyleri olan bir kuş türüdür. ancak bu anlayış aksaklığı olan, kaba olan insanlara hakaret olarak denir. bunun sebebi; kuşdaki yetenek kıtlığıdır. kolay avlanabilir olması ve inerken rüzgarın estiği yönde uçarak yaşadığı sendelemenin sonucu "aklı kıt" olarak gösterilmesidir.
: ) : ) bir şey değil peri vs.....
vs : yani daha başka hitap ettiğim sıfatlarda vardı bilirsin.. o sıfatlarlada hitap edecektim ama neysee : ) : )
ay ayyy..
.....
lugat kitabına gözüm ilişir dikkatimi çeken bir kelimede olursa yine yazarım..
bir kelime değil ama bir isim var , duydukça rahatsız oluyorum
 indire gandi : farkettirmeden haksız kazanç elde etmek anlamında kullanılıyor
halbuki bu ismin sahibi de böyle bir özelliği ile ünlenmiş değil ama Smiley
"takdir" sözcüğü "taktir" ile sıkça karıştırılıyor sanırım. "taktir" damla anlamına, "katr"dan gelir ve arapçadır; "takdir" beğenme, değer biçme, değer verme anlamına, "kadir"den gelir ve arapçadır.

Alıntı
İnsan, Ayvazoğlu'nun bu değerli, ufuk açıcı, tartışmaya çağıran çalışması keşke daha Türkçe olsaydı demeden edemiyor. Biz "taktir edilmiş fikirlerden meydana gelen bu eserin takdir edilmesini" dilemek yerine "damıtılmış düşüncelerden oluşan bu yapıtın değerlendirilmesini" diliyoruz.

türk dili dergisi

Birine "teşekkür" ettiğinizde "Önemli değil!" karşılığını alıyorsunuz. Bu durumda "önemli" olmayan teşekkürünüz mü, teşekkürünüze neden olan durum ya da davranış mı? Bu bulanıklığı ortadan kaldırmak için, teşekküre karşılık eskiden olduğu gibi "Bir şey değil" ya da "Teşekküre değmez" denebilir.


Birçok genç yazar ya bilgiçlik taslamak uğruna ya da özenti olarak Osmanlıca sözcükler kullanıyor. Gerektiğinde, yeri geldiğinde, denk düştüğünde Osmanlıca sözcükleri kullanıyoruz. Ama çoğu genç yazarda bu sırıtıyor, yapmacık oluyor. Aynı durum, konuşmalar için de geçerli. En çok karıştırılan sözcükler de "lütfetmek" ve "arz etmek"; çoğu kez birbirlerinin yerine kullanılıyorlar. Oysa "bağışlamak" ve "sunmak" gibi kolay kolay karıştırılmayacak iki sözcük var.


Osmanlıca sözcüklerin sesletilmelerinde de yanlışlıklar yaygın. Özellikle “edebiyat” sözcüğü yanlış sesletiliyor. Oysa bu sözcük, yaygın kullanımı olan bir sözcük. Uzun söylenmesi gereken edebiyatla ilgili izlenceleri sunanlar da yapıyor işin kötü yanı. Böyle durumlarda, bir zamanlar İstanbul'da sayıları oldukça fazla olan Ermeni vatandaşlarımızın konuşmalarını, Türkçe sözcükleri sesletişlerini anımsıyorum.


Ya yeterince bilmemekten ya da hızlı konuşmak uğuruna bazı deyimlerin kalıbı bozuluyor. "Dudağı uçuklamak" yerine "ağzı uçuklamak", "kulaktan dolma" yerine "ağızdan dolma" gibi.
"Gönül vermek", "gönül indirmek", "gönül koymak" da birbirine karıştırılıyor. Birincisi "sevgi ile bağlanmak; aşık olmak",ikincisi "kendine yaraşır değerde olmayan şeye razı olmak", üçüncüsü "gücenmek; alınmak" anlamına geliyor oysa.


"İma etmek"le "isnat etmek" birbirine karıştırılıyor.
"İma etmek" TDK sözlüğünde şöyle tanımlanıyor : Dolaylı anlatmak, anıştırmak, ihsas etmek.
Yine aynı sözlükte "isnat etmek" şöyle tanımlanıyor : Dayandırmak; kara çalmak, iftira etmek.
Söz gelişi bir kimsenin yolsuzluk yaptığı biliniyorsa ve bunu açık açık söylemek istemiyorsak "ima ederiz". Yolsuzluk yapmamış bir kimseye böyle bir imada bulunamayız. Ancak yolsuzluk yaptığı sanılan ya da düşünülen bir kimse için imada bulunabiliriz.


"Almak" fiili nesne olan bir fiil. Dilimizde çeşitli anlamları var ve çeşitli biçimlerde kullanılıyor. Fransızca'da aynı anlama gelen "prendre" fiili de öyle. Türkçe'yi iyi bilmeyen yabancıların kendi dillerine uydurarak ya da kendi dillerinden çevirerek oluşturdukları anlatımlar zaman zaman Türkçe'ymiş gibi kabul görüyor ve yaygın bir kullanım kazanıyor. Bunların bazıları dilimize uygun düşebiliyor: Duş almak, içki almak gibi. Gerçi duş yapmak, içki içmek daha yerinde olur. "Bir taşıt aracına binmek" anlamını da taşıyan "prendre" fiili neyse ki bu anlamıyla dilimize yerleşmemiş. "Otobüse binmek" yerine "otobüs almak" diyenler de belki vardır! "Keyif almak" da öyle. Son yıllarda kimse "keyiflenmiyor", "keyif duymuyor", herkes "keyif alıyor" nedense.


Geçen gün bizim sokakta belediyenin bir etkinliği vardı. Sokağın iki başına uyarı levhaları konuldu: "Kadıköy Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü Bordür ve Tretuvar Çalışması". "Bordür" yerine (çünkü Fransızca bir sözcük "kenarlık"), "tretuvar" yerine (çünkü o da Fransızca bir sözcük) kaldırım denemez mi? Ayrıca "tretuvar"ın aslı "trotuvar" (trottoir).


"İddia etmek"le "savunmak yine birbirine karıştırılıyor, yanlış kullanılıyor. Belki bu "savlamak" ile "savunmak"ın anlamdaş sanılmasından ya da "savlamak"ın yaygınlık kazanamamış olmasından ileri geliyor. Yaygın Türkçe karşılıkları varken Osmanlıca ya da yabancı dillerden gelme sözcükleri kullanmakta bir sakınca görmeyen yazılı ve sözlü basın nedense "iddia etmek"i kullanmamakta ısrarlı. "İddia etmek" ile "savunmak"ın aynı şey olmadığının en açık seçik örneği yargı kurumlarında görülebilir. Bir "iddia" makamı vardır, bir de "savunma" makamı. Emekli aylıklarına zam yapıldı diyelim. Bu zammın düşük olduğu iddia edilebilir. Zammı yapanlar ise zammın yeterli olduğunu savunurlar.


Işıl Özgentürk İkinci Bahar adlı TV dizisini konu alan bir yazısında diziye gösterilen aşırı ilgiyi dizinin bitişinden sonra yapılan açık oturum ve söyleşileri eleştirel bir bakışla değerlendirirken şöyle diyor: "…Ama diziyle ilgili koparılan bu kızılca kıyameti doğrusu pek anlayamadım..." (Cumhuriyet Gazetesi, 21 Ocak 2001)
"Kızılca kıyamet" olumsuz bir anlam taşır, "kavga ve gürültü"yü anlatır. Oysa İkinci Bahar konusunda, Özgentürk'ün de değindiği gibi hep olumlu, uyumlu yargılar verildi. Dizi konusunda bir çatışma olmadı. Bu açıdan "Kızılca kıyamet" nitelemesi yerinde olmuyor.


Gazeteci Nuriye akman, şehit edilişinden iki saat kadar önce Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan'la yaptığı görüşmenin giriş bölümünde şöyle diyor: "Sarı deri koltuklar, sarı bir vazo ve sarı yapmacık çiçekler..." (Sabah Gazetesi, 25 Ocak 2001)
"Yapmacık çiçek" yerine "yapma çiçek" ya da "yapay çiçek" denmesi daha doğru olurdu.
"Yapmacık" sözcüğü daha çok tavır, davranış, duygu sözkonusu olduğu zaman kullanılır.


Sabah gazetesinin spor bölümünde "Korner" başlıklı köşede Mert Aydın Avustralya açık Tenis Turnuvası Tek Bayanlar şampiyonu Jennifer Capriati'den söz etmiş. Capriati uyuşturucuya alışıp tenisi bırakmasından, bu sıralarda bazı suçlar işlemesinden sonra kendini toplayıp yeniden tenise başlamış ve şampiyonluğa değin yükselmiş. Aydın yazısında Capriati'nin kortlara "dönüşünü" değerlendirirken şöyle diyor."Son yılların en büyük "comeback"ini (Maalesef Türkçemiz de bizden farklı değil. Biz nasıl böyle mucizelere inanmiyorsak dilimiz de inanmıyor. Bu ingilizce sözcüğü dönüş diye çevirmek büyük haksızlık olmaz mı?) gerçekleştirmek için Sydney'e giden Naim'e kaçımız inandı?"
"Comeback" sözcüğü İngilizce'de şu anlamlara geliyor: Bir yere geri dönme; başa dönme; asıl konuya dönme;unutulmuş olan bir olayın, bir adın birden hatırlanması; modası geçmiş bir giysi ya da eşyanın yeniden moda olması.
Türkçe'deki "dönmek" geçişsiz fiilinin anlamlarından biri de şudur: Bir şeye, bir kimseye dönmek, ara verdiği bir işe bir etkinliğe başlamak; uzun ya da kısa bir süre bıraktığı bir kimseyle yeniden bağlantı kurmak, ilgilenmek.
"Dönüş" de "dönmekten" türemiş bir ad olduğuna göre yukarıdaki anlamı da içerir. O zaman "comeback"i "dönüş" diye çevirmek hiç de haksızlık olmaz. Ayrıca çevirmeye de gerek yok. Doğrudan doğruya Türkçe söyleriz. Çünkü "dönüş" sözcüğü anlatılmak isteneni tam anlamıyla anlatıyor.

Mert Aydın "Korner" başlığının altında Latince bir alt başlık daha kullanıyor: Citius, Altius, Fortius. Bu Latince sözcükler "daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü" anlamına geliyor olmalı. Bu sözcüklerin de dilimizde tam karşılıkları var. Osmanlıca, İngilizce, Fransızca sözcüklerin saldırısına uğrayan Türkçe'ye bir de Latince sözcükler sokmanın ne anlamı var?

Cumhuriyet gazetesinin televizyon sayfasında "Günün Filimleri" sütunundan (1 Şubat 2001)
(Le Plus Bel Age) - Fransa'nın en prestijli okullarından Ecole Normale Supérieure'de öğrenim gören öğrencilerinden birinin intiharı ortalığı birbirine katar.
"Prestijli" yerine saygın, tanınmış ya da ünlü denemezmiydi? Ecole Normale Supérieure (Yazıda "supérieur yazılmış, sondaki "e" unutulmuş) ise Yüksek Öğretmen Okulu demektir. (Ülkemizde de 100 yıllık bir geçmişi olan bu okul ne yazık ki 1970'lerde kapatıldı. Liselere öğretmen yetiştiren, geleneği ve saygınlığı olan bu kurumu kapatan "geleneğe saygı"yı kimselere bırakmayan siyasal iktidarlardan biriydi.)
Filmin adı da "En Güzel Çağ" ya da "Gençlik Çağı" diye dilimize çevrilebilir.


Değişik, ilginç bir anlatım sağlamak uğruna ya da çalakalem yazmaktan ötürü olumsuz anlam taşıyan bazı deyimler olumlu cümlelerde, olumlu anlam taşıyan bazı deyimler olumsuz cümlelerde kullanılıyor. Söz gelişi "canhıraş" sözcüğü yürek paralayan; iç tırmalayan" anlamına gelir ve üzüntü ve acı söz konusu olduğunda kullanılır; “Sevinçle canhıraş bir kahkaha attı" denemez. Güzel, gösterişli, iri yapılı bir kadın için "dalyan gibi kadın" denir; "hamam anası gibi kadın" denmez.


Eray Canberk
mukallid ile Mukalled arasında çok ince ve çok farklı bir mana var
reno, söylesen ya o nüansı? biz de öğrensek... Smiley
yaa bu bir tarihi misal :
yanılmıyorsam Zülkayner peygamber bir muhattabı ile konuşurlarken
ilim bilmeye hakikat görmeye davet eder demişler
bu söz geçince aralarında
hakikat görmeye davet eder...  pek ala görülmeye başlamış
herşey hakka göre muzmahildir filan diyorlar
tabi bunu hariçte görüyorlar bizim gibi ondan bundan duymakla konuşmakla değil
hariçte görerek söylüyorlar
sonra tekrar bu aleme geri döndüklerinde Zülkayner peygamberin köpeği varmış
bakmışlar köpek ortalıkta yok
nerde filan işte.. seviyorda köpeğini
muhatabı olan kişi aramış bulmuş
efendim buldum.. filan yerde bir leş ile uğraşıyor

bırak kalsın demiş soğudum ondan
efendim boynunda çok güzel çok enfes harikulade bir tasma var gerdanlık var onu alalım
hayır ! bırak onda kalsın
leşten ayrılınca O onu görecek bakıp düşünecek sahibim bana neler vermezdi neler önüme koymazdı diyecek bu ona yeter
işte herkesin boynunda Böyle Kudret tarafından asılmış manevi bir gerdanlık vardır..
yani herkes esasen mukalleddir sonra mukallid durumuna düşer başka başka şeylere merak salar

bu tarihi bir misaldir din kaynaklarımızda milli onurumuzda bu vardır milli tutkunu olduğumuz yerde bu vardır..
eski dederimizin 15 16 17 yaşlarındaki ninelerimizin kabul ettiği yerde vardır bu misal..

şimdi aslında senin tespitlerinle ne alakası vardır diyceksin ama
yani ne bilim mukallid-mukalled arasındaki farkı misalen anlatmak istedim
dinde mukallidin imanı sahihmidir değilmidir diye bahis vardı..
ama mukallidin... mukalledin değil

22.02.2008 23:52:23
Herhangi bir konuyla ilgili kanaatimiz sorulduğunda "herhalde" diye cevap veririz bazen; kesin değildir, veya belirsizlik durumlarında kullanırız.
Oysa bu kelimeyi kök olarak açtığımızda "her"i bütünü, tamamı gibi anlamlarda kullanabiliyoruz...
Buna "halde" yi ilave ettiğimizde, her durumda'yla eşanlamlı bir mana çıkıyor...
O zaman "herhalde"yi kesin cevaplar için de kullanmak mümkün mü?..
değişen ben değilim.
dönüşen savaş.
yaşlanmakla ıslanmak aynı şey.
bir yağmurun gölgesinde ihtiyarlamak.
şimdi ölüm bile yetmiyor, acılarımızı tartmaya.
doslar.alıngan bir sahil gibi pinekliyorlar
bir merhabayı bıçaklar gibi selamlaşmalar....
değişen ben değilim, dönüşen savaş...
artık zaman bile yetmiyor yaşadığımızı sanmaya.
yine de ışıklar bu kenti güzelmiş gibi gösteriyor geceleri...
geceler:yani Ahmet Haşimin kafiyeleri...
seni aklıma düşüren yer çekimi değil,
yalancı yıldızlar...
öyle uzaksınki: üflesem soğuyacaksın,sarilsam okyanus.
bir aşka yetecek kadar,
ve anımsatacak kadar sebepsiz bir ölümü,
acılarımız ve kafiyelerimiz var...
İŞTE HEPSİ BUKADAR...
         
                                     YILMAZ ERDOĞAN...

- nasılsın?
teşekkürler, sen?
- ben iyiyim de sen nasılsın?
...

doğru bir diyalog aslen, zira nasıl olduğunu sorduğunuz kişinin neden teşekkür ettiği düşündürüyor ve sonucen muallakta bırakıyor.

- nasılsın?
teşekkür ederim, idare ediyorum. sen nasılsın?
- iyi oluyorum ben de, sağolasın...
...

burada ki teşekkür, hali, keyfi sormuş olmaya edilir, bir nevi gösterilen nezaket için.

fakat, ilk diyalogta, teşekkürün sebebi nedendir, hiç anlayamadım, bu kadar zaman boyunca. "teşekkürler"de ne gizlidir? ya da kişinin nasıl olduğuna dair ne gib bir çıkarım yapılmalıdır?

fakat, ilk diyalogta, teşekkürün sebebi nedendir, hiç anlayamadım, bu kadar zaman boyunca. "teşekkürler"de ne gizlidir? ya da kişinin nasıl olduğuna dair ne gib bir çıkarım yapılmalıdır?

bir insana "nasılsın" demekle, hiç bir şey dememek arasında bir fark yok mudur?..
"nasılsın" denilerek hasbıhal edilen kişinin, "teşekkür" etmesi çok mudur?..
bir fark gerçektende yok mudur?

ama nasıl olduğunu gerçekten merak ediyorsak...

fikir, istirham etsem, açar mısın biraz daha?
asitikimperia arkadaş,

şöyle bir kurgu yapalım...
biz seninle bir vesileyle az da olsa tanışıyoruz. seninle bir yerde tesadüfen karşılaştık, farz edelim ben bu karşılaşmada selam verilmesi gereken kişiyim, sen beni gördün, görmemezlikten gelip geçip gitmek varken, durdun ve "nasılsın" dedin...
bu iki davranış şekli arasında bir fark yok mudur?..
bunun üzerine ben bu davranışından mutlu oldum ve sana "teşekkür" ettim...
bu mutluluğun karşısında sadece bir teşekkür çok mudur?..

demek istediğim sadece budur...
evet, nasılsın sorusu sorulduğunda belki teşekkür edilmeli veya edilmemeli, nezaketi algılamayla ilgili bir şey sonuçta, herkesten beklenmeyebilir... ama ilk yazdıklarımı bir daha okumanı istiyorum. nezakete edilen teşekkürü anladığımı ama soruya direk yanıt olarak "teşekkürler"i anlamadığımı söyledim.

nasıl olduğunu gerçekten merak ediyorum, uzun süredir görüşmediğim, neler yaşadığından bihaber olduğum bir insana bir durumu anlatmam gerekiyor fakat kişinin ruh hali, o anki keyfi bu anlatacağım karşısında gayet mühim... bu durumda;

-nasılsın?
iyiyim sanırım, teşekkürler. sen?
vsvs.

diye bir diyalog geçmeli ki, anlayabileyim.

ki, soruyu iyice anlamaya çalışalım; "nasıl"sın... gerçekten bir cevabı hakediyor. en azından benim için. Smiley

- nasılsın?
teşekkürler, sen?
- ben iyiyim de sen nasılsın?

burada, kişi sadece soruya teşekkür ediyor. acaba diyorum, sadece teşekkür edip, halîni bildiren bir kelime, cümle kullanmamasının nedeni ne? hangi anlam gizlidir?

neyse diyorum ama kesin anlamadığım, eksik kaldığım bir şey var. tamam bu konuda susayım, teşekkür etmeye devam edeyim. ama merak etmeyin ben hep gerçekten halimin ne durumda olduğunu da söyleyeceğim. Smiley
tesekkür nedendir? söliim efenim,bizde insanların halini,hatrını sormak,onlara ilgi gösterdiğimiz anlamındadır..hatta,evlerine bi müddet gitmemiş arkadaşlarımıza ''insan bi halimi hatrımı sormak için arar'' diye de sitem ederiz .. hal sormak önemli olduğundandır o tesekkür kısaca..
haklısın kurgumuzda eksik bir yer var...

"nasılsın" diyen, bunu bir nezaket için yapmıyor, o tanışıklığın yüklediği bir duygu veya bağ gereği daha önceden yapılması gereken fakat ihmal edilmiş olan bir davranış olarak düşünüyor. zaten selam verilmesi gereken kişi derken kastım bu. yani geçmiş bu kişiye "nasılsın" demeyi haketmiş fakat olmamış bir türlü. bu karşılaşmada bu durum bir nezaketin çok ötesinde bir kusur veya ihmallik telaffisi olarak da algılanabilir. "nasılsın" bu koşullarda oluşmuş...
diğer taraftan "nasılsın" selamıyla karşılaşan kişi, herşeye rağmen görmemezlikten gelinerek geçilmesi varken, "nasılsın"la karşılaşınca içten mutlu olur, ve içten bir "teşekkür" eder...
belki zorlama bir kurgu olarak düşünülebilir, fakat sizin tarif ettiğiniz diyalog içinde olasılık bir senaryodur ve her iki taraf içinde zorunluluk yoktur, içtenlik vardır...
kelimeler dönüşmez dönüştürülür.. yanlış açmıssın.. konuyu açan arkadaş  yaa sil yada ismini degiş.. cümleler diyebilirdin.. üzgünüm  edebiyatsa.. böyle yazacaksın.. birde kelimelerin degil  cümlelerle ve anlamlarıyla ilgilenirim..

sen de, teşhisi, mecaz-ı mürseli yok ettin bu şekilde yorumlayarak. kusura bakma ama değiştirmeyeceğim. sanırım buradaki insanlar, neyin, nasıl kim tarafından dönüştürüldüğünü anlamıştır.

ayrıca dil canlıdır benim için, kelimeler de öyle.

senin kelimelerle değil de, cümlelerle ilgilenmenle de ilgilenmiyorum, ne yazık ki...

konumuz ne? Wink
delikanlılık;
bu kelime, halk arasında anlam olarak, cesaretli genç erkekler için kullanılıyor.
oysa, kelimenin kökenine baktığımızda, başka bir şey çıkıyor.
"deli"; kelimesi, kontrolsüz, ne zaman ne yapacağı belli olmayan cesaretli insanlar için kullanılıyor..
"kanlı", kelimesi ise, kanı fazla olan yani enerjik insanlar için kullanılıyor...
o zaman şu sonuç çıkıyor; delikanlılık kavramı, enerjik, kotrolsüz, cesaretli kadın erkek farketmez herkes için kullanılabilir...

Yani delikanlı olmak, her insana yakışır...


Sayfa: [ 1 ]