|
||
| Uzakta bir kent ,hayaliyle nefesi kesen,hala gidilememiş oluşuyla ya da uzakta -geride kalmışlığıyla köşeye sıkıştıran bir kent illa ki olmalı sanki insanın hayatında..Yolunun simgesi olarak, düşlerinin aynası olarak ya da sırf edebi bir özlem duymak adına.. Böyle düşüyle sürekli seni kendine kışkırtan kentin ,ülken var mı ki?... |
||
|
||
| Edebiyatın damarından bir örnek; Borges/Atlas İrlanda Kadim hayaletlerin devasa gölgelikleri İrlanda'yı görmemi, ayırt etmemi ,ya da onu tarihsel bir ardışıklık içinde açık seçik algılamamı istemiyor gibi.Bu gölgelikler Scotus Erigena gibi büyük adlar taşımakta :Tüm tarihimiz yalnızca Tanrı'nın uzamlı düşüydü onun için: Hugo'nun ünlü şiiri "Ce que dit la Bouche D'Ombre "de ve Methuselah'a Dönüş dramasında işlenmiş bir öğretidir bu: Sonunda Tanrı'ya intikal eden bir düş. Bu gölgeliklerin adı George Berkeley'dir de:Tanrı'nın bizi inceden inceye düşlüyor olduğunu ve, düşünden uyanacak olsa , gök ve yerin - aynı Kızıl Kral'ın uyanmasında olacağı gibi - yok olacağı yargısındaydı o.Gölgeliklerin adı Oscar Wilde'dır da : Talihsizlik ve onursuzlukla birlikte bulunan bir yazgının derinliklerinden bize su ya da fecir kadar yerinde ve masum yapıtlar bırakanın.Wellington'u düşünüyorum:Waterloo'daki olağanüstü başarısı sonrasında ,zaferin yenilgiden hiç de daha az korkunç olmadığını duyumsamıştı.Yeats ve Joyce'u düşünüyorum:Nesir ya da nazmı, aynı erek için ,güzellik için, kullanmış bu iki büyük barok ozanı. George Moore'u düşünüyorum:Önemi küçük olsa da son derece güzel yapılmış bir iş olan ,ve hiç de vasat bir başarı olmayan Ave Atque Vale ile yeni bir yazınsal tür yaratmıştı.Bu devasa gölgelikler anımsadığım bir çok şeyle iki üç günde , bütün günler gibi, koşullara bağlı olarak bohçama atabildiğim pek az şey arasına giriyor. Şu bir kaç gün içinde İrlanda'ya dair izlenimlerim arasında en canlısı gözlerimle değil ellerimle gördüğüm Round TOwer'dı: Zor zamanlar boyunca velinimetlerimiz keşişlerin bize miras bırakabilmek için Latin ve Grek yazınını ,yani, kültürü muhafaza ettikleri yer. Benim için İrlanda ,sürekli olarak İrlandalı olmak gibi tuhaf bir tutkuyla büyülenmiş, özünde yardımseverlik ,doğasında Hiristiyanlık olan insanların toprağıdır. Ve ben de yürüdüm o sokaklardan: Ulysses'in sakinlerinin yürüdüğü , ve yürümeye devam ettiği o sokaklardan. |
||
|
||
| Bu klişe kentler hep var; örneğin artık yazar bile ayırmaksızın, dublin'de yazılmış tüm yazıları seviyorum sanki, gri bulutların kapladığı bir saklı kent sanki... Benimde kentlerim var yazarken düşündüğüm ya da sadece düşlediğim, uzağımda oluşuyla, bir gün gidileceği umuduyla yazdıran... Prag var mesela birgün gidileceğine emin olunan, sonra belki kışın ortasında moskova, bahar başlangıcı yazın sıcağı baştırmadan olympos, yine bahar ayında mardin belki, sonra her mevsimi balıkesirin,örenin... Gitmeden, sadece düşleyerek bile yazdırır birçok kent... :sevgi: |
||
|
||
| su bütün hallerinde olağanüstüdür,okyanus ve ya yağan kar ya da cama ilişen buğu biçimiyle asla diğer halinden daha az zarif olmaz...iliştiği her objeye kattığı kristal anlam itibariyle ve sırf kendi güzelliğinden dolayı estetiğin vazgeçilmez temel ilgi alanlarından biridir ve benim için tutkudur.. ve evrendeki büyük şanslarımdan biri de suya yazılmış bir kentin varlığıdır bence. venedik işte bu suya kurulmuş dünyanın dışından kopma kent.neredeyse kendi binalarıyla işlenmiş ve sanki suda havada duruyormuş,doğaya dair su dışında hiç bir oluşum içeri alınmıyormuş,sanki bütün dünyanın hastalıklı karmaşasından arınılmış..sanki bütün hayat buruk bir karnavaldan arta kalan boş maskelerin pırıltılı ama asla yıkılmayan hüznüymüş ve bu hüzün neşenin de kendisiymiş,sanki cama çizilen sanatlarla evren yeni yıldızlarını doğurabilirmiş,sanki bütün kent köprüler ve suya aşık kentlilerden oluşmuş gibi ..olduğu için..kendi üzerindeki gök prusya mavisiyle güz sarısı karışımı özel bir renkmiş gibi olduğu için..hala gondollara dair ama gece gibi düşlere ve büyülü yaşamlara inanıldığı için ...venedik ben de tutkudur. sonra... edebi bunalımları bohem havası ve içedöndüren ağır yapılanmasıyla kışkırtan ,haz verici şehir olarak.. sonra ... arka bahçesine çiçek yerine balık ekenlerin yoğun taşlı kenti olarak... sonra... kırmızı kadifenin siyah gondollara bıraktığı nostaljik yara olarak.. venedik bende gene bir tutkudur. |
||