SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Milliyetçi/Faşist Kimlikler

Konu: Adolf Hitler

Sayfa: 1 [ 2 ] 3

deniz 09.05.2005 11:35:59
kolay olan, hitler olmak.
zor olan, olmamak.

http://sifirforum.com/forum/index.php/topic,4173.0.html

09.05.2005 12:16:06
Ne diyorsun MIKE. Kizlar neden bir katilden hoslansin?

Plastik-> Sadece yahudiler zulüm yasamadi. Tabiki kat edilenyahudilere cok saygi göstermek gerek
ama baska ülkelerde o zamanda öldürülen insanlara haksizlik yapmamalyiz.

09.05.2005 21:06:27
Alıntı
26.600.000 sovjet ve en az onlar kadar japon ve Cin öldü ama herkes 6.000.000 milyon yahudiden bahs ediyor. 


Heil !
bahsetmesinin sebebi de yahudi lobisidir foturo. Bunu galiba sinema bölümünde galiba "hayat güzeldir" adlı başlıkta da yazmıştım; 2.nci dünya savaşında yahudi soykırımı hakkındaki filmlerin sayısını sovyet cephesi ile alakalı çekilen diğer 2.nci dünya savaşı filmlerin sayısını karşılaştırmak bile yeterlidir yahudi lobisinin boyutunu anlamak için. Tabii bu durum, yahudilere kin besleyip bir "heil" çekmemiz için bir gerekçe de oluşturmuyor foturocuğum... Smiley

10.05.2005 13:42:43
Teprik ederim. Gercekten cok begenerek okudum Smiley

Bilincli insanlar olsaydik amerikan filmlerini izlemezdik.
Bi programda izlemistim. Isaa filmi aslinda Mel gipsonun filmi
degil, hiristyan cemiatlar tarafindan yapilmis.

25.03.2006 17:56:10
Adolf Hitler ( 1889- 1945) 20 Nisan 1889 yılında Branau kasabasında doğdu. İlk tahsilini doğduğu kasabada gördü. Orta tahsilini Viyana civarındaki Lintz şehrinin Realschule'sinde yaptı. On üç yaşında, ilk önceleri çok iyi bir memur olan, sonra memurluktan emekli olan ve çiftçilik yapan babasını, on altı yaşında her zaman ona destek veren annesini amansız bir hastalık yüzünden kaybetti. Hayatın bu acı darbeleri ve ailesinden ona kalan ihtiyacını karşılamayan yetim maaşı ona çabuk karar vermeyi öğretti.

Orta öğrenimini bitirince çok iyi çizim ve resim yaptığı için Viyana Güzel Sanatlar Akademisine gitmeye karar verdi kendisine olan güveni ona her şeyi hiç düşünmeden yaptırıyordu. Akademiden kendisinin yeterli olmadığını öğrenince yıkılmıştı. Yapayalnız ve iç güveniyle geldiği Viyana'da ne yapacağını bilmiyordu. O yıllarda hem amele olarak çalışıyor hem de mimarlık sınavlarına hazırlık nedeniyle kitaplar okuyordu. Viyana sanayi mektebine yazıldı ve bir mimarın, sonra da nakkaşın yanında çalıştı. 1912'de Viyana'dan Münih'e geldi.

1914 yılına doğru, Avusturya'nın Almanya ile birleşmesi gerektiğini düşünen otoriteler, böyle bir ittifakın ilerisini düşünemediler ve İtalya ile Rusya'nın ittifak oluşturup Avusturya'yı da Almanya karşıtı görüşlere sürükleyerek yanlarına çekmek istediler.

1914'de I. Dünya Savaşı çıkınca Hitler Bavyera'da Alman ordusuna gönüllü olarak girdi. 'Alman milletinin sonunun söz konusu olması ve hürriyete kavuşma düşüncesi için, dünyanın hiçbir zaman bu kadar şiddetlisini görmediği bir mücadele başlamıştı.'[1] Savaş sırasında kafasına takılan Marksizm, artık onun için 'son ve kesin hedefi Yahudi olmayan bütün devletleri yıkmaktan ibaret olan anlayışın dünyaya hakim olma anlayışı, tüm halkı zehirleyen hilekar toplantılara karşı hiç tereddüt etmeden acımasızca seslerini kesme zamanı geldiğini'[2] düşünüyordu.

Marksizm'e karşı bir mücadele düşünülebilirdi; fakat onun yerini alabilecek bir teorinin olmaması onu endişelendiriyordu. Buna karşı da hiçbir partinin faaliyetinin olmaması ve milli gururla yaşayan bir vatandaş olması, onun siyasi partilere girmesini engelliyordu. İşte kesin bir karar vererek kendisini, ilerde bu faaliyetlere iten neden de bir düşmandan daha etkileyici olan Marksizm için mücadele etmekti.

Savaş umulmadık bir yola girince her şey tersine döndü ve Sovyet İhtilalinin olması Münih'te durum tahammül edilemez haldeydi. Münih'in kurtarılmasından sonra 2. Piyade Alayı'ndaki ihtilalci ayaklanmalar hakkındaki komisyona katılmasıyla ilk siyasi faaliyeti başlamıştı. Alay'da askerler için vatani gurur ve mücadele için yapılan kurslarda alınan en önemli karar yeni bir partinin kurulmasıydı. Partinin fikirleri bu konudaydı ama Hitler ise 'her fikir, hatta en ideali bile kendini bir amaç halinde görürse, o tehlikeli bir hal demektir. Çünkü gerçekte o fikir amaca ulaşmak için ancak bir araçtır. Fakat ona ve bütün gerçek nasyonal-sosyalistlere göre tek bir yol vardır o da, millet ve vatandır.'[3] Alay'ın düzenlediği kurslarda verilen derslerin birinde 'Gottfried Feder'in sermaye faizinin oluşturduğu esaretin ret ve açıklamasıyla, burada Alman milletinin geleceği için bir gerçeğin söz konusu olduğunu anladı.'[4] Bundan sonra derslerdeki başarıları gittikçe arttı.

Komutanlarından aldığı bir emirle Gottfred Feder'in konuşma yapacağı 'Alman İşçi Partisi' derneğinin amacının ne olduğunu öğrenmek için görevlendirildi. Adolf Hitler partinin görüşlerini ilk başta tasvip etmedi; fakat Alman halkının geleceği ve Alman milliyetçiliğini göz önünde bulundurup ve o toplantıda ona verilen partinin broşürünü 'Siyasi Uyanışım' okuyunca, partiden gelen davet üzerine başka bir toplantıya katıldı. Daha sonra partinin izlediği politika hoşuna gidince Alman İşçi Partisi'nin üyesi olmaya karar vererek politikaya atıldı ve Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'ne girdi.

' Versailles anlaşmasını imzalanmasından sonra silahsız bırakılan ve hayatını sürdürmek zorunda olan Alman milleti, içerdeki düşman sürüleri yok edilmedikçe ve karakteri yaratılışı itibarıyla bozuk olan ve otuz altın karşılığında her şeye ve herkese ihanet edebilen Yahudi toplumu temizlenmedikçe, teknikle hiçbir hazırlanma önlemi alınamaz.'[5]

Yukarıda Hitler'inde belirttiği üzere partinin ilk hedefi bu politika üzerinde olmuş ve amaçlarının ırkçı bir devlet meydana getirmek olmadığını belirterek, Yahudi güç ve iradesini yok etmekten başka bir amaç olmadığını göstermiştir. 'Tarihin ortaya koyduğu bir gerçek vardır: En büyük zorluk, yeni bir ortam meydana getirmek değil, ona bu yeri serbest bulundurabilmektir.'[6]

Hitler, 1924'de Almanya'da yaşanan kötü gidişata dur demek için hükümeti devirme teşebbüslerinde bulundu fakat başarılı olamadı. Bunun üzerine 10 ay hapse mahkum edildi ve bu zaman içinde ' Kavgam' adlı hatıralarını yazdı. 1925 Şubat'ında hapisten çıktı ve kısa adı Nazi Partisi olan, Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisinin yönetimini ele geçirdi. Parlamentoya 1928'de 12, 1930'da 107 milletvekiliyle geldi.

1933'te Hitler devlet başkanı Hindenburg tarafından başbakanlığa getirildi. Hindenburg'un 1934'te ölümü üzerine Hitler devlet başkanlığı ile başbakanlığı birleştirmenin Alman halkı ve milliyetçiliği için daha iyi olacağından devlet başkanlığı ile başbakanlığını birleştirerek Almanya'nın tek lideri oldu. Büyük bir mücadele sonucunda 1938'de Avusturya'yı, 1939'da Çekoslovakya'yı Almanya topraklarına dahil etti.

Adolf Hitler, İtalya ile Almanya arasında bir anlaşma yapılmasını sağlayarak 1939'un sonlarına doğru Polonya'ya saldırdı. Dünya devletleri için Hitler'in Polonya'ya saldırması, 2. Dünya Savaşını başlattı. Hitler komutasındaki Alman birlikleri, çok uzun ve zor şartlar altında bir sene zarfında birçok devleti işgal altına aldı. 1940 yılında işgal edilen bu devletler; Danimarka, Norveç, Hollanda, Belçika ve son olarak Fransa oldu. Hitler, SSCB ile konsensüs yaptı fakat çok geçmeden Hitler'in Alman halkının geleceği ve milliyetçiliği için düşündüğü engelleri ortadan kaldırmak amacıyla, 1941'de yaptığı bu konsensüs anlaşmasını bozarak; Hitler SSCB'ye girmenin kaçınılmaz olduğunu düşündü. Hitler ve birliklerinin SSCB'ye girmesi, yaklaşık 27 yıl önce başlayan I. Dünya Savaşı'nın da etkisini sürdürmesiyle yeni bir savaş ortamı oluşturdu.

Aynı yıl ABD, Almanya'nın bu ilerlemesine karşılık Fransa ve İngiltere'nin yanında savaşa girme kararı aldı. 1943'te Hitler ve birlikleri hiç hesap etmedikleri hava koşulları nedeniyle ( Napolyon'da SSCB'ye yaptığı saldırıda hava koşullarını hesap etmemişti.) SSCB'de ve Kuzey Afrika'da gerilemeye başlayınca; Hitler savunmanın önemini daha iyi kavramış oldu. 1944'te generallerinden bazıları onu öldürmek istediler fakat başarısızlığa uğradılar. 1945 Nisanı sonunda, Almanya'nın yenilgisi kesinleşip Ruslar Berlin'de ilerlerken, son zamanda evlendiği Eva Braun ile (bazı yazarlar intihar ettiklerini söylüyorlar) beraber ortadan kayboldu.
Hitler Öncesinde Almanya'da İç PolitikaAlmanya açısından I. Dünya Savaşının ortaya çıkışına zemin hazırlayan en önemli sebep olarak, Bismarck'ın Alman İmparatorluğunu korumak için uyguladığı barış düzenlemelerinin sonuçları itibariyle, Avrupa'yı bloklaşmaya itmiş ve bloklar arasında rekabet ve silahlanma yarışına götürmesi olmuştur.

A
Hitler bir geçit töreni sırasında
 
Almanya savaşa girmeden anlaşma yapmak istediği devletlerle uzlaşamayınca ilk önce bunlara savaş açtı. Almanya Belçika'yla anlaşamayınca bu devlete savaş açtı. Almanya'nın bundaki hedefi Belçika ile anlaşarak bu devleti Fransa'ya karşı kullanmak istedi; fakat düşündüğü olmayınca önce Belçika'ya girdi ve Fransa'ya doğru ilerlemeye başladı. Fransızlar bu ilerlemeyi durduramayınca geri çekildi; fakat bu çekiliş Paris'e kadar oldu. Daha ileriye gidemeyen Almanlar başarısızlığa uğradı.

Almanlar bu sefer Rusya'ya doğru ilerlemeye başladı ve Rusları iki kez yendiler. Osmanlı Devleti, Rusya'nın açık denizlere inme düşüncesiyle boğazlardaki etkinliğini düşünerek savaşa katılması, İtalya'nın Avusturya'ya karşı savaşa girişi ( İtalya I. Dünya Savaşında herhangi bir zafer kazanmış değildir sadece Avusturya'ya karşı yeni bir cephe açmıştır.) savaşın boyutlarını değiştirmiş, cepheler artmış ve diğer devletleri (Bulgaristan, Romanya, Yunanistan ve Birleşik Amerika'nın savaşa girmesi) savaşın içine sokmuştur. 1917 yılında Rusya'nın Osmanlı'ya karşı yenilmesi sebebiyle Rusya'da Bolşevik İhtilali oldu. Birleşik Amerika'nın kontrolör devlet olarak savaşa girişi ve savaşın sonunu getirmesi (Brest-Litovsk Barışı), devletlerin yavaş yavaş savaştan çekilmelerine neden olmuştur.

1918 yılında müttefiklerin ağır taarruzları karşısında Almanya daha fazla dayanamayarak barış teşebbüsünde (Almanya Osmanlı Devletinden daha önce barış görüşmelerine girmiştir.) bulundu. Bu barış görüşmeleri hemen sonuç vermedi ve Almanya'da iç isyanlar çıktı. Sosyalistler birçok yerde isyan çıkardılar, Berlin'de çıkan sosyalist ayaklanma sonucunda başbakan MAX de Bade, II. Wilhelm'in tahttan çekildiğini ve başbakanlığı sosyalist olan Ebert'e bıraktı. Ebert, Alman Cumhuriyeti'ni ilan etti ve II. Reich'i tarihe gömdü. 11 Kasım 1918'de Almanya mütarekeyi onaylayarak yenilgiyi kabul etti ve I.Dünya Savaşı sona erdi. Versay Antlaşmasının Almanya'ya EtkisiSavaş sonunda İmparatorluğun yıkılmasıyla, Müttefikler Alman milletini cezalandırmak istemişlerdir ve Almanya'nın savaş sonrası kuvvetler dengesinde bıraktığı boşluk, Versay Barışını kin ve intikamın bir belgesi haline getirmiştir. Bu da kendiliğinden bir dengesizlik olmaktan başka bir şey olmamıştır.

Almanya'nın savaştan yenik çıkması ve savaşın tüm suçlusunun kendileri olması nedeniyle ilk barış Versay Barışı oldu. 28 Haziran 1919'da imzalanan antlaşmaya göre; sınır ve toprak olarak Almanya savaş önceki tüm yerleri geri vermiş ve hatta Fransa'yla savaştığı Alsace-Lorraine'i de geri verdi. Siyasi açıdan ise Almanya Belçika'nın tarafsızlığını kabul etti ve Ren bölgesini silahsızlandırma kararına da uymak zorunda kalmıştır. Avusturya ile birleşmemeye söz veriyor ve Avusturya, Çekoslovakya ve Polonya'nın bağımsızlığını tanıyordu. Almanya tüm denizaşırı topraklarından vazgeçiyordu ve savaş tamirat borcu olarak da Almanya'nın ödeme dirayetinin çok üstünde (1921'de 33 Milyar Dolar)[7] bir ekonomik yük altına sokuyorlardı.

Barış antlaşmaları harita üzerinde bir düzen getirmekle beraber, milletlerarası hayatta istikrarsız ve sallantılı bir düzen oluşturmuştur. Fakat bu barış antlaşmaları 1930 yılına kadar korunabilmiş bundan sonra olaylar kendini göstermeye başlamış ve sonuç itibariyle 1939'da II. Dünya Savaşının çıkmasıyla sona ermiştir.

deniz 24.04.2006 14:11:50
Adolf Hitler,



20 Nisan 1889 yılında Yukarı Avusturya'nın Braunau kasabasında doğdu. İlk tahsilini doğduğu kasabada, orta tahsilini Linz şehrinde yaptı. On üç yaşında tüberkülozdan babasını (Hitler'in memur olmasını isteyen babası Alois Hitler ile arası açılmıştı çünkü kendisi sanatçı olmak istiyordu), on altı yaşında annesini kaybetti. Orta öğrenimini bitirince ressam olma ümidiyle Viyana Güzel Sanatlar Akademisi sınavına girdi ancak başarısız oldu. Alman Tarihi derslerinde Akademideki profesörlerin Yahudi olduğu, ve Yahudilere karşı ilk kinin burada oluştuğu anlatılır. Bir başka teze göre ise Hitler'in annesinin ölüm anında gelen doktor bir yahudiydi. Adolf Hitler annesinin ölümünü kabullenemeyip, bu yahudi doktoru sorumlu tuttu. 1912'de Viyana'dan Münih'e geldi. 1914'de I. Dünya Savaşı çıkınca Hitler, Bavyera ordusuna gönüllü olarak girdi. Alman mağlubiyetinden sonra Hitler, arkadaşı mühendis Feder ve altı kişi tarafından kurulmuş olan Alman İşçi Partisi isimli gizli bir fırkaya katıldı ve kısa sürede bu fırkanın reisi oldu. Fırkanın adını NSDAP (Nationalsozialistische Deutsche Arbeiter Partei/ Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi) olarak değiştirdi ve nüfuzunu arttırdı. Taraftarlarına kısaca "Nazi" ismi verildi. Kendisine de, taraftarları, rehber anlamına gelen "Führer" lakabını verdiler. Parti 25 maddelik bir program hazırladı. Bu programın ilk maddesi Almanya'yı Versay'ın zilletinden kurtarmak idi. Alman vatandaşlığının yalnız Alman kanını taşıyanlara hasredilmesi lazım geleceği programın temel maddelerindendi. Aynı zamanda büyük sermayeyi devleştirmek de yine programın esaslarından birini teşkil eder. Völkischer Beobachter adlı gazeteyi yandaşları çıkarıyordu. Josef Goebbels bu gazetenin tamamen parti bülteni halini almasını sağladı. Gazetede partisinin fikirlerini açıklayan makaleler yayınladı.

1924'de Münih'ten hükümeti devirmek için teşebbüslerde bulundu fakat başarılı olamadı. Bunun üzerine 10 ay hapse mahkum edildi ve bu zaman içinde "Mein Kampf" (Mücadelem) isimli bir kitapta fikirlerini yazdı. Aynı zamanda partinin yeni teşebbüslerini hazırladı. 1924 ve 1929 yılları arasında partisi başarısız kaldı. Ancak Dünya Ekonomik Krizinden sonra daha fazla oy kazanabildi. 1930 seçimlerinde yüzde 18 oylar ile SPD'den sonra ikinci büyük parti oldu. Hitler'in oyları Katoliklerden daha fazla Protestanlardan, şehirlerden daha fazla kırsal bölgeler ve kasabalardan, işçilerden daha fazla orta ve üst kesimden geldi.

Seçimle işbaşına gelen Adolf Hitler kısa zamanda anayasa değişikliği hakkını elde etti. Hemen ardından diğer Partileri yasakladı. Almanya'da aşırı çoğalan işsizliği savaş hazırlığı için kullanarak, iş sahası açtı. Ülke genelinde otobanlar inşa ettirdi. Batı Avrupa ülkelerini ve Rusya'yı karşısına aldı. Bu cephe genişliği II. Dünya Savaşı'nın sonucunu belirleyen en önemli etken oldu. Savaş sonucunda Almanya'nın yenilgisini gören Adolf Hitler ümitsizliğin iyice artması üzerine 30 Nisan 1945'te Berlin'de karısı Eva Braun'la birlikte siyanür hapı içmiş, karısı ölmüş ama kendisi ölmemiş, bunun üzerine ağzına bir kurşun sıkarak intihar etmiştir. Böylelikle Almanya'da Nazi İktidarı sona ermiştir.



Hitler ölmeden önce ikili vasiyetnamesini yazdırmıştır: Siyasi ve Özel Vasiyetname. Hitler'in siyasi vasiyetnamesi bir hınç çığlığıdır. Ona göre; Almanya bütün milletler için bir zehir gibi tehlikeli olan Yahudileri ve Bolşevizm'i kovalamaktan asla vazgeçmemelidir. Almanya'nın geleceğini tartışmasız bu olgu belirleyecektir. Hitler, savaşa girmekte haklı olduğunu savunuyor ve yenilgiden korkak yalancı generalleri sorumlu tutuyordu. Özel Vasiyetinde ise, tüm hayatı boyunca topladığı sanat eserleriyle doğduğu şehir olan Linz'de bir müze kurulmasını istedi. Tüm şahsi mallarını partiye eğer parti kalmamışsa devlete bıraktığını söylüyordu.

kaynak

24.04.2006 14:15:11
Hitler aynı zamanda bir ressamdı, googledan aratırsanız resimlerinede ulaşırsınız sanırım..
Birde kitabı var "kavgam" diye muhtemelen biliyorsunuzdur..

deniz 24.04.2006 14:18:30
1932 Seçimleri
 
İki numaralı Nazi lideri Göring, savaş suçlusu olarak yargılanacağını  anlayınca şöyle der: ''Biz, halka gerçeği söylemiştik. Sadece iktidara  gelene kadar demokratik yollara başvuracaktık...''



Bundan 70 yıl önce, 1932 yılında Almanya'da iki seçim yapıldı, hem de 31 Temmuz'da ve 6 Kasım’da olmak üzere, yaklaşık üç ay arayla. Aslında daha 14 Eylül 1930'da da halk sandığa çağrılmış ve yeni ''Reichstag''  (parlamento) seçilmişti, fakat seçimler çözüm getirmemişti. Ülke bunalımlar içindeydi. Versailles Barış Antlaşması’nın, kanlı bir iç savaşın, tarihte eşi  görülmemiş bir enflasyonun sarsıntıları daha geçmeden, 1929 büyük bunalımı (krizi) ekonomiyi vurmuş, orta sınıf erimiş, işsiz sayısı 6 milyonu  bulmuştu. Siyasal partiler sorunlara çözüm bulamıyor, sadece birbirleriyle boğuşuyordu. Halkta partilere ve siyasetçilere karşı tam bir güvensizlik, hatta nefret egemendi . Dış politikada, bütün ülkelerin Almanya'ya komplo kurduğu, ülkeyi parçalamak istediği inancının yaygınlaşması, en aşırı milliyetçi (şoven) duyguları harekete geçirirken sanat ve kültür dünyası ile ilgili haberler, basının bir bölümünce ''sefahat, çıplaklık, ahlaksızlık, azgınlık'' olarak işleniyor, işsiz ve yoksul kesimlerle tutucular kışkırtılıyordu. 1920'lerin başında adını duyuran, önce kimsenin önemsemediği bir parti, ''Nasyonal Sosyalist Alman İşçi  Partisi'', bu ortamdan en çok kazanç sağlayan partiydi; Naziler kitle psikolojisinden çok iyi yararlanıyor ve çok iyi örgütleniyordu. Gerçi 9 Kasım 1923'te Münih'te, bu partinin lideri Adolf Hitler ''adında birisi'' bir darbe girişiminde bulunmuştu, ama  girişim polisin el koyması, bir iki el ateş ve birkaç kişinin vurulması ile hemen sona ermiş, darbeciler sağcı ve vatansever olduklarından, iş örtbas edilmişti. Adını bu olayla duyuran Adolf Hitler, birkaç ay bir kalede kalmaya mahkûm edilmiş, o da bu dinlenme zamanını ''Mein Kampf''  (''Kavgam'') adlı, o sırada kimsenin okumadığı bir ''eser'' yazarak değerlendirmişti.



Hitler, yeniden siyasete başladığında, kalede kaldığı sürede değiştiğini, artık iktidara kanlı değil, demokratik yollardan gelmek istediğini söylüyor, hatta bu konuda yazılı belge veriyor ve ona inananların sayısı hızla artıyordu. Gerçi söylediklerinde önemsiz bir ayrıntı vardı, "sadece iktidara gelene kadar demokrasi kurallarına uyacağını" söylüyordu, ama kimse bunu o kadar önemsemiyordu; adamın değiştiğini söylemesi yeterli sayılıyordu.

 

Her şeye karşın 1920'li yıllar Nazilere iktidar yolunu açmadı. Ancak yapılan seçimlerde hiçbir parti çoğunluk sağlayamıyordu. Bu yüzden sürekli olarak ve her biri kendisinden öncekinden zayıf koalisyon hükümetleri kuruluyor, bunlar da üçer dörder ay içinde devriliyordu. Her seçimde güçlenen tek parti Nazilerdi. Varoşlardaki eğitimsiz-kültürsüz yığınlarda ''Bir de bunları deneyelim'' sloganı, büyük yankı buluyordu. Çünkü ''bunlar'', onlara istedikleri her şeyi verecekti ya da sınırsız ve soyut vaatlerden insanlar bunu anlıyordu. Nazilerin seçim vaatleri arasında, kamu kurumlarında, özellikle üniversitelerde Yahudilerle solcuları temizleyip o kadrolara işsizleri yerleştirmek, herkese iş bulmak, herkesi iki anahtarla ev ve otomobil sahibi yapmak, bütün çalışanları gemilerle tatile çıkarmak vb. şeyler vardı.

 

14 Eylül 1930 seçimlerinden Naziler yüzde 18.3 oyla ikinci parti olarak çıktılar. En güçlü parti SPD (Sosyal Demokratlar) oyların yüzde 24.5'ini alabilmiş, Komünistler yüzde 13'te kalmıştı. Bunun yanında bir sürü harfli neredeyse tek kişilik onlarca ''sol'' parti vardı. Bunlar hem birbirleriyle uğraşıyor hem de kendi içlerinde fraksiyonlara, hiziplere bölünüyordu; bazı aşırı sol gruplar, kendi aralarında uzlaşma yerine, rejimi yıkmak için Nazilerle işbirliğini bile tercih ediyordu. Aralarında hiçbir fark bulunmayan partilerin ''lider''leri, ''Ufak olsun, benim olsun'' düşüncesi ile başkaları ile değil işbirliğini, görüşmeyi bile kabul etmiyordu.

 

Sorunlara çözüm üretemeyen Alman Meclisi, sonunda 31 Temmuz 1932'de erken seçim yapılmasını kabul etti; bu seçimle ülkenin önü açılacak, dış borçlara ve işsizliğe çare bulacak bir yönetim işbaşına gelecekti. Bazıları, istikrarlı bir hükümet kurulması için, seçimlerden önce Seçim Yasası’nda değişiklik yapılmasını istiyordu; ama buna zaman bulunamamıştı.

 

1932'de yapılan ilk seçim, ne istikrar sağladı ne de dağınıklığı ortadan kaldırdı; ancak Naziler oyların yüzde 37.4'ünü alarak en güçlü parti oldu.

 

Bu durumda hemen yeni bir seçim gerektiği anlaşıldı. Yüzde 5-10 oy oranlı partiler bir hükümet kuramayınca, rahatsızlık daha da arttı. Nazileri  durdurmak, ona karşı bir demokratik set oluşturmak için çabalar da  gösterildi. Fakat solun temsilcileri, ''demokratik sol'', ''sol demokrasi,'', ''sosyal demokrasi'', ''sosyalist demokrasi'' vb. kavramlar üzerinde sonu gelmez akademik tartışmalar dışında hiçbir sonuca ulaşamadı.

 

Merkez sağda da bütün particikler birbiriyle kavgalıydı. Yine de toplumda bazı kesimler, tehlike karşısında silkinmişlerdi ve ''zorunlu olarak''  yapılan 6 Kasım 1932 seçimlerinde Nazilerin oy oranının yüzde 33.1'e düşmesini sağladılar. Buna karşılık diğer bütün ''büyük'' partilerin oy oranları yüzde 8.8 ile 20.4 arasında oynuyordu; onlarca küçük sol parti ise oyların toplam yüzde 5.8'ini almıştı.

 

Yeniden pazarlıklar yapıldı, ama bir türlü hükümet kurulamıyor, ülke  kararnameler ile yönetiliyordu. 3 Aralık 1932'de başbakanlığa getirilen General von Schleicher de başarılı olamayınca, aşırı sağcı bir başka partinin desteğini alan Adolf Hitler, 30 Ocak 1933'te Cumhurbaşkanı Hindenburg tarafından başbakanlığa atandı.

 

Kamuoyu, Nazilerin iktidarını normal karşılayacak biçimde hazırlanmıştı. Yaygın inanç şöyleydi: ''Madem demokrasi var, seçmen iradesine saygı göstermek gerekir. Bir kere de bu partiye bir şans verelim. Adam zaten değiştiğini söylüyor. Hem bu ülkede yasalar var, kurumlar var, hele hele ordu var. Ayrıca on iki kişiden ibaret hükümette sadece üç Nazi yer alıyor: Hitler, Göring , bir de İçişleri Bakanı Frick . Onlar da asla olumsuz bir şey yapamaz, on ikide üç kişiler. Hem zaten üç ay içinde bunlar da başarısız olur ve çekilirler. O zaman yeni seçimlere gidilir, halk da bunları görmüş olur ve bu iş biter.''

 

İşler gerçekten bir ay içinde bitti ama başka biçimde. 27 Şubat 1933'te Reichstag (Meclis) binası yandı. Daha o akşam, bu saldırının Komünistlerin marifeti olduğu ilan edildi ve hemen ertesi gün, 28 Şubat 1933'te ''Halkı ve Devleti Koruma Kararnamesi'' olağanüstü yetki yasası çıkarıldı. Anayasadaki bütün haklar kaldırıldı, sayısız suç için ölüm cezası getirildi. Bir iki gün içinde bütün ''vatan hainleri'' toplandı, bir iki hafta içinde her kentte toplama kampları kuruldu. İlk temizleme dalgasında öldürülmemiş, ''kaçarken vurulmamış'' veya yurtdışına kaçamamış bütün parti liderleri, her renkten solcular, liberaller, muhalifler, Yahudiler, ''milli örf ve âdetlere uymayan'' insanlar bu kamplara tıkıldılar. ''Liderler'' in çoğu, o kamplarda enselerine birer kurşun sıkılarak veya ağır işkencelerle öldürüldü.

 

Ortalık biraz temizlendikten, ''huzur ve düzen'' sağlandıktan(!) sonra, Naziler 5 Mart 1933'te son bir göstermelik seçim daha yaptılar ve bu son seçimde oyların 43.9'unu aldılar. Propaganda Bakanı Goebbels, günlüğüne not düştü o gün: ''Sayıların ne önemi var? Devlette efendiler artık biziz!'' Totaliter bir rejim için mutlak çoğunluk gerekmiyordu. Almanya yıkıldığında 1945 Mayısı’nda ailesi ile birlikte Amerikan kuvvetlerine teslim olan, rejimin 2 numaralı adamı Göring, mahkemeye çıkarılacağını duyunca büyük tepki gösterdi.

 

Nürnberg Savaş Suçları Mahkemesi'nde Amerikalı başsavcının ''demokrasiyi, insan haklarını çiğneme, insanlık dışı bir rejim kurma'' suçlamalarına bağırarak şöyle karşılık verdi: ''Biz halka gerçeği söylemiştik, sadece iktidara gelene kadar demokratik yollara başvuracağımızı açıklamıştık. Halk bizi bilerek seçti, bizi istedi.

Bizi yargılayamazsınız!''

 

                                                          Prof. Dr. Vural ÜLKÜ
                                                            Mersin Üniversitesi

deniz 24.04.2006 14:21:51
Kavgam


Yazar : Adolf Hitler / RemziKitapevi
Sayfa Sayısı : 558
Çevirmen : Ö. Kenan Yalıntaş
Özelliği : 13.5 x 19.5cm, 2.hamur
Fiyatı : 5.90YTL


Dünyanın gelmiş geçmiş en kanlı ve en sert diktatörlerinden Adolf Hitler. Liderliğiyle peşinden binlerce Alman’ı sürükleyen karizmatik bir siyasetçi. Ancak hayatına kendi elleriyle son vermek zorunda kalan İkinci Dünya Savaşı mağlubu bir önder. Çok şeyler yapmak istediği hayatında hızla yükseklere tırmanan bir Nasyonel Sosyalist. Ancak tüm dünyayı karşısına aldığı için hızla gerileyen Nazilerin fikir önderi. Hayatına yön vereceği ideallerini, politikalarını ve hatıralarını kaleme alarak yazdığı tek kitabı milyonlar tarafından okunan bir yazar aynı zamanda. Şubat 1942’te beş yıl hapis cezasına çarptırılan Hitler, Aralık ayında şartlı tahliye edildi. Ama Landsberg Kalesi’nde geçirdiği bu “zorunlu” boş zamanlarını değerlendirerek KAVGAM’ı (Mein Kempf) yazdı. 10 aylık hapishane macerası sonucunda ortaya çıkan “KAVGAM” Adolf Hitler’in fikirlerini bilmek isteyenler için en sağlam kaynak değerinde. Ona göre sadece en kuvvetli insan “ırkları” (bunların başında Hitler’e göre Ariler gelir), yani Kuzey Avrupa’nın beyaz halkları bu acımasız ölüm-kalım mücadelesini kazanarak hayatta kalabileceklerdi.

data_grrr 26.12.2006 04:22:22
ne yani şimdi viyana güz. sanatlara kabul edilse 2. dünya savaşı olmayacak mıydı? e o zaman belki ben de olmazdım şimdi.. hmm.. ben mi, milyonlarca insan mı? hiçbşi bilmiycem bi tarafta.. bi tarafta da bu şey olacam..yani.. varlığımı hitlere borçlu durumdayım.. yazıyor olmam bile bunu gösteriyor.. keşke olmasaydı/kabul edilseydi oraya dememin bile bir anlamı yok.. sadece varlığım bile bu geçmişin acılarından besleniyor.. yine de bir tercihim olsaydı..kendimi seçerdim sanırım..herşeyin aynı şekilde yaşanmasını..bunda tuhaf birşey var mı..

Sapiens 26.12.2006 09:44:22
Hitler İyi bir insan değildi
6.000.000 yahudinin öldüğününde yalan olduğunu iddia edenlere inanıyorum sayının kesinlikle 1:milyonun altında olduğuna inanıyorum
 

ama şu var 1 kişi dahi öldüürlmüş olsa bu olayı iyi hoş kılmaz
ben siyonizm in ne kadar muktedir oldugunuda bildigimi snbaıyorum
savastan hemen sonra israil devletin kurulmasında manidar olduğunu düşünüyorum
Teodor Herzl in Abdulhamidden almakisteyip almadıgı filistin toprakları uygun bir senaryo ile İsraile dönüştürüldü
belki farkında belki frakında değildi ama bunun en büyük aktörü


ADolf Hitler idi


serseri

deniz 21.03.2007 08:56:40
kavgam'ın hemen ilk satırları hitleri deşifre ediyor:

Alman kavmi, kendi evlatlarını tek bir devlet halinde bir araya toplamadıkça, sömürge siyaseti çalışmalarında bulunmayı hak et­meyecektir. Alman sınırları bütün Almanları ihtiva ettiği zaman bu nüfusu besleyemeyecek kadar güçsüz olduğunu tahakkuk ederse; bu kavmin hissedeceği gerek ve zorunlulukta yabancı topraklar elde etmek için hak sahibi olacaktır, işte o vakit, sapan yerini kılıca bıra­kacak ve temiz gözyaşları gelecekteki dünyanın ürünlerini hazırla­yacaktır.


http://sifirforum.net/dosya/data/kitaplar/siyaset/Adolf_Hitler-Kavgam.htm

deniz 23.03.2007 21:04:23
ben bugüne kadar sömürge siyaseti izlemeyi açıkça politik hedef gösteren birini daha görmedim. resmen faşist.

asya 07.05.2007 10:42:11
Hitler bıyığını gaz saldırıları yaratmış

Hitler, ordunun Britanya hardal gazı saldırılarına karşı geliştirilen gaz maskesi için bıyığını kesmiş.

BERLİN - Nazi lideri Adolf Hitler'in, kenarlarını kırpıp ortada kalın bir şerit biçiminde bıraktığı o ünlü bıyığının şekline meğer kendisi değil Alman ordusu karar vermiş. Hitler, 1. Dünya Savaşı'nda Britanyalıların hardal gazı saldırılarına karşı gaz maskesi takabilmek için ordunun emriyle posbıyıklarını feda etmiş. Zira Hitler'in posbıyıklarıyla ordunun yeni kullandığı gaz maskelerini takıp nefes alabilmesi mümkün değilmiş.
Hitler'le aynı birlikte olan Alexander Moritz Frey'in hayatını kaleme alan Stefan Ernsting'in ortaya çıkardığı bu gerçek, tarihçilerin 'Hitler'in sadece o dönemin modasını izlediği' inancını yıktı. Frey, 'Meçhul Asker: Hitler'in Kişisel Anıları' adlı günlüklerinde Hitler'le 1915'teki ilk karşılaşmalarını şöyle anlatmış: 'Gece ilk havan topları düşer düşmez, solgun ve uzun boylu bir adam derhal sığınağa indi. Gözleri korku ve öfkeyle parlıyordu. Uzun görünüyordu çünkü çok zayıftı. Yeni gaz maskeleri yüzünden daha sonra kesmek zorunda kalacağı posbıyıkları, dudaklarındaki çirkin yarığı örtüyordu.'Ama posbıyıklarını kesmesi Nazi liderini yaralanmaktan kurtaramadı. Hitler, Britanya'nın Ekim 1918'te Werwick'te hardal gazı saldırısında geçici körlük yaşadı. (Telegraph)

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=220625

ekin 28.06.2007 09:03:34

hitler'in vurguları çok komik  laugh


Sayfa: 1 [ 2 ] 3