|
||
| Doğaya dönüş, bir öze dönüşün simgesi olabilir mi ? Yirminci yüzyıla reddiye bireysel bir mücadele ile altından kalkılabilir bir hal alabilir mi ? Başarmak, ama hayatın en zayıf halkasında yaşayarak, doğa ile birlikte. Başarmak, giderek zayıflayan bir bedenin, gün geçtikçe kuvveti artan bir iradenin yolunu açmasına vesile olabilir mi ? Tüm bu soruların cevabı bir filmde olabilir mi ? Var, into the wild. Enternasyonel bilincin ortak dilinden sıyrılıp başıboşluğun psikanalizini yapan filmin çarpıcı gerçeklerinden biri de, aşılamaz nehirlerin etrafımızı sardığı bir çemberde kısılıp kalan hayal dünyamızı ortak bir hedefle oyalaması. Bu hedef, adamlık dini olarak en çıplak hali ile gözlerimizin önündedir. Başarmak; gün geçtikçe kuvveti artan bir iradenin zayıflayan bir bıkkınlık haline vurduğu koca bir tokat. Kendine gel Bu duyguya sahip olmayanların akılcı bir tarifi, aidiyet duygusuna sahip olmamanın aslında bir arayışın içinde olmakla aynı anlama geldiğidir. Bütün sürrealist imgeleri bir kenara bırakıyorum ve şu cümleyi kenarın öteki tarafına yerleştiriyorum; "Ya yüzümde bir gülümseme ile kolarınıza koşuyor olsaydım, o zaman siz de şu anda gördüklerimi görür müydünüz" Hayır. İkili bir anlatım değil öteki tarafta olanların verdiği mesaj. Tek yanlı ve olabildiğince sade. Aidiyet duygusuna sahip olmamak, zorluklarla tek başına mücadeleye talip olmak. Zor olan da bu. Hayatın insan ruhuna bıraktığı bütün girdilere isyan etmek istediğimiz an bizim için gerekli olan tek şey, bir kalkış noktasıdır. Filmde yayılı duran o nokta, kötü bir ebeveyn profili ve yalanlarla direkleri sağlam edilen bir aile ortamı. Belki kendimi tarif edecek bir nokta keşfederim diyerek o kalkış noktasını, nefretin olanca gücüyle idareyi aldığı o küskünlük halini arkasına almak. Ölüme götüren şeyle isyanı başlatan şey aynı mecradan çıkıyorsa eğer, oturup düşünmekte fayda var. http://www.imdb.com/title/tt0758758/ |
||