|
||
Marksist terimlerden gidersek Din bir üstyapı unsurudur. Tıpkı siyasal yapı, hukuk,ahlak vb. gibi. Dolayısıyla da Marksizmi Din ile ilişkilendirirseniz Marksizm olgusunu üstyapısal bir tartışmaya indirgemiş olursunuz. Oysa Marks a göre üstyapı egemenleri korumak için oluşturulmuştur ve Din bunun en önemli kurumlarından bir tanesidir. ![]() Diğer yandan Din tüm hayatı ve evreni andropomorfik olarak yorumlar ve insanlığın geçmişi gibi geleceğini de tek bir değişmez ideal altında tahakküm altına alır. Marks ise değişmez yapıları kabul etmediği gibi insanların tarihindeki öncelikli etkenin ekonomik olduğunu ortaya koymuştur. "Yaşamlarının toplumsal üretiminde insanlar, vazgeçilmez ve iradelerinden bağımsız belirli ilişkilere, maddi üretken güçlerinin belirli bir gelişme evresine uygun düşen üretim ilişkilerine girerler. Bu üretim ilişkilerinin toplamı,..bir hukuksal ve siyasal üstyapının üzerinde yükseldiği ekonomik yapıyı,gerçek temeli oluşturur." Karl Marks (Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı, s.23) Ayrıca Marksizm toplumun kapitalizmin sonuna kadarki dönemini "Tarih Öncesi" diye nitelendirir. Yani insanlar kendi üretitiklerinin egemenliğini ve denetimini ilkel komünal düzenin gelişen üretim ilişkileri ve nüfus artışı ile birlikte artmasının ardından kaybetmişlerdir. Bu kaybetme tam anlamıyla Marksizmde olumsuz nitelikte değildir çünkü ilkel dönem insanları daha işbirliğine yatkın ve özgür olsalarda doğayı biçimlendirmede çok geri oldukları için çevresel şartların da değişmesiyle artan şekilde doğaya karşı pasiftirler. Bilgi dağarcıkları çok az ve imgeleme güçleri nesnel değildir. Bu nedenle ölüm oranları ve yoksulluk düzeyleri de bazı durumlarda çok aşırıya gidebilir. Ancak üretken yetilerin gelişmesiyle birlikte değişen üretim ilişkileri sonucunda bu doğal ve kendiliğinden olan denetim mekanizması sınıfsal karşıtlıkları da doğurarak denetlenemez bir duruma gelmişlerdir. Marks a göre elbetteki bu durum da insanın pratik eylemleri ve üretim yetilerinin artışıyla birlikte üretim ilişkilerini bu sefer yanlış ve pasif bir şekilde olmayacak şekilde tekrar etkileyerek yeniden denetlenebilir hale gelecektir. Marks,tüm geçmiş tarihin varolan tüm tinsel, idealist,mistik anlatımlarının altındaki gerçek ilişkileri yorumlar. Bu noktada materyalizmin bugünkü anlamdaki maddeci bakış açısı denilen ve dindarların eleştirisine maruz kalan durumun da tespitini ortaya koyar. Üstyapısal unsurların bu duruma karşı daima egemen ahlakı,dini,ideolojileri kullanarak gerçeği saklama niyetlerini tespit eder. Dolayısıyla da Din in de içinde bulunduğu üstyapı kurumlarının ekonomik olmadığını, ancak örneğin egemen mülkiyet hukukunu korumak için yani sınıfsal karşıtlığı mutlak kılmak için daima egemen ideolojilere ve düşüncelere göre manipülasyonunu sürdüreceğini de bildirir. Dolayısıyla Marksizmi Din ile ilişkilendirerek anti-pozitivist felsefe ve inançlarla bağdaştırma niyeti güdenler daima bu egemen düşüncelerin savunucusu olan şartlandırılmış kitlelerden gelmektedir. Oysa Marksizm 6000 yıldır sürmekte olan bir dengesizliğin yorumudur. Yani sınıfların ortadan kalkmasıyla birlikte üstyapı kurumlarıyla birlikte toplumda varolan bu karşıtlıklar da sona erecektir tüm evrenin değişmez ezeli ve ebedi yorumu değildir. Yani Marksizm insanların nasıl yönetilmesi gerektiğini anlatmaz, nasıl yaşamaları gerektiğini de, tersine bu unsurların üstyapısal olduğunu tespit eder. Dolayısıyla da bunun tek yolunun üretenlerin sınıf karşıtlığının kullanılarak değiştirilebileceğini iddia eder. Ancak bunun üzerine oluşan siyasal pratikler nedeniyle özellikle Sovyetlerde stalin ile son halini alan ve Marksist literatürde Ortodoks yorum olarak geçen bazı teorik tartışmalar ve siyasi uygulamalar kapitalist üstyapı kurumlarının da manipülasyonları neticesinde Marksizmin anlaşılamamasına ya da tamamen sosyal darwinizme indirgenmiş bir tepkisel militer ırkçı anlayışlara dönüştürüldüğü ve bunun Markist açıdan da birincil nedeninin pre-kapitalist üretim ilişkilerinde varolan henüz kapitalist bilince ulaşmamış toplumların egemen ideolojilerinden ötürü görece başarısız deneyimlere dönüşmüştür. Dolayısıyla da emperyalist dünyada Marksizm, liberallerin çarpıtmaları, anarşistlerin sistematiğe yani sosyalist aşamaya itirazları nedeniyle üstyapı kurumlarınca da kolayca çarpıtılabilir bir hal almıştır. Ancak halen çok kapsamlı olarak üzerinde tartışılarak çözümlenmeye çalışılan Marksist teorinin neredeyse görelilikten sonraki Modern fizik kadar reforma, yani kavramsal yeni keşife ihtiyacı vardır. Din ise Marksizmin yorumladığı ekonomik unsurlardan sadece bir tanesidir üstelik de Marksizm için olumsuz bir ekonomi dışı tarih öncesi bir değişime karşıt korunma mekanizmasıdır. Dolayısıyla ikisini birebir eşlemek hem gülünçtür hem de Marksizm hakkında hiç okuma yapılmadığının kanıtıdır
|
||
|
||
Sana göre cehalet bana göre feraset,sana göre hayal bana göre hakikat,seni gidi evrim dogmatik'i seni!... ![]() Teşbihte hata olmaz,ayrıca benzetme süper,mesele sadece gözlemcinin gördüğü şeye inanma prensibine sahip olması!böyle insan tipi gördüklerinin ötesinde bir vatan olabileceğini reddeder,otoriteyi reddedecek ya arabanın kumanda edildiğini birtürlü görmez,bu durumda ne yapacak inandığı şeye kamuflaj elbisesi giydirerek insanlarıda buna i kna etmeye çalışmak,kamuflaj elbiseside bilim... Doğumuna ve ölümüne sen dahil kimse müdahale edemiyorsa,hücrelerinin çoğalmasına,organlarının işleyişine,büyümene,yaşlanmana,müdahele edemiyorsan sende bir nevi kumanda ediliyorsun(hemen buradan herşeyimizin kumanda edildiği tespiti çıkarılmasın) Bak ne kolay açıkladın arabayı insan yaptı evet,sahibi ve kumanda edicisi insan,her şeyin bir sahibi varsa idare edeni varsa insanında var... Baş ve son gibi kavramlar varsa,yoklukta vardır,başı ve sonu olmayan yalnız Allahtır,atom yoktu,varedildi!!... Kabul et khaos evrimin en çıkmaz noktalarından biri hücrenin meydana gelişi,hücreyi meydana getiren proteinleri,ve onu meydana getiren amino asitleri açıklıyamamsı,bir yalnış söylem oldu düzeltelim hücre canlıdır,fakat his ve akıl kabiliyeti yoktur,o sebeple kumanda edilmektedir... Evrimi kabul etmek için beynin ön lobunu aldırmam lazım evet,ama oda yetmez tamamını aldırsam belki kabul ederim ![]() Evet zeka beynin fonksiyonudur,akıl kalbin fonksiyonudur,akıl sahibi bir insan ancak zekanın bulgularından fayda elde edebilir,akıl bizi hayvandan ayıran yegane özellikltir değilmi?peki aklın özellikleri nelermiş bir bakalım... Akılın dört özelliği vardır,1-doğruyu yalnıştan ayırt edebilme kabiliyeti2-haklıyı haksızdan ayırt edebilme kabiliyeti3-güzeli çirkinden ayırt edebilme kabiliyeti4-faydalıyı zararlıdan ayırt edebilme kabiliyeti,bu özellikleri farkedebilmek, doğru kararı verebilmek ve verilen karar üzerinde sabit kalabilmek için basiret,feraset ve dirayet şarttır,bu özellikleri ise beyin değil kalp barındırır,kalbi selim olan,hisseder,anlam verir,edebiyat yapmıyorum,ilimi bilgiler veriyorum!!.. Açıklayamadığı şey çok,mesela birtanesi ortak bir ana hücredene gelne hücreler,bölünme süreci içinde farklılaşıp ayrı ayrı organları meydana getiriyor,aklı olmayan bir hücre nasıl organlara göre farklılaşıp bölünmeye karar veriyor,hatta gerektiğinde parmak oluşumu için intihar ediyor,komutu kim veriyor khaos? Kendi kendini çürütüyorsun madem tüm organlar eksiksiz vardı evrim haney ![]() Asıl sen bilimin işine gelen kısmını alıyorsun,gelmeyenide zaman kavramını yok sayarak kendine yontuyorsun!.. hangi dergahtan hangi yaldızlı kitaptan hangi nurlu ilimleri almış olup onları yüreğinizin hangi sesiyle yansıttıgınıza degil hangi gerçekliğin hangi doğrulugun neyi referans temel aldıgına bir göz atalımmı ne dersiniz ? zeka beyin yürek akıl dır açıklamanızla cehaletime nur olmak istermisiniz ? üstelik sizden çok sözcükle çok şey anlatmak yerine az kelimeyle özet ikna edici metotlar kullanmanızı isteyecem , diğer açıklamalarınıza zaman içinde değinmek zamanıda gelecek ne dersiniz yürek ve aklı aynı potada eriten savınızla başlamak istermiydiniz |
||
|
||
| din isteyenler herşeyi din edinebilir,marksizmi bile...ama bu onu bağlamaz. | ||
|
||
hala tık yok bekliyoruz |
||
|
||
tık tık one alıntı yaptığın yazıda aslında bu sorunun cevabı var neden tekrar sorduğunu anlayamadım ![]() Evet zeka beynin fonksiyonudur,akıl kalbin fonksiyonudur,akıl sahibi bir insan ancak zekanın bulgularından fayda elde edebilir,akıl bizi hayvandan ayıran yegane özellikltir değilmi?peki aklın özellikleri nelermiş bir bakalım... Akılın dört özelliği vardır,1-doğruyu yalnıştan ayırt edebilme kabiliyeti2-haklıyı haksızdan ayırt edebilme kabiliyeti3-güzeli çirkinden ayırt edebilme kabiliyeti4-faydalıyı zararlıdan ayırt edebilme kabiliyeti,bu özellikleri farkedebilmek, doğru kararı verebilmek ve verilen karar üzerinde sabit kalabilmek için basiret,feraset ve dirayet şarttır,bu özellikleri ise beyin değil kalp barındırır,kalbi selim olan,hisseder,anlam verir,edebiyat yapmıyorum,ilimi bilgiler veriyorum!!.. |
||
|
||
tık tık one alıntı yaptığın yazıda aslında bu sorunun cevabı var neden tekrar sorduğunu anlayamadım ![]() Evet zeka beynin fonksiyonudur,akıl kalbin fonksiyonudur,akıl sahibi bir insan ancak zekanın bulgularından fayda elde edebilir,akıl bizi hayvandan ayıran yegane özellikltir değilmi?peki aklın özellikleri nelermiş bir bakalım... Akılın dört özelliği vardır,1-doğruyu yalnıştan ayırt edebilme kabiliyeti2-haklıyı haksızdan ayırt edebilme kabiliyeti3-güzeli çirkinden ayırt edebilme kabiliyeti4-faydalıyı zararlıdan ayırt edebilme kabiliyeti,bu özellikleri farkedebilmek, doğru kararı verebilmek ve verilen karar üzerinde sabit kalabilmek için basiret,feraset ve dirayet şarttır,bu özellikleri ise beyin değil kalp barındırır,kalbi selim olan,hisseder,anlam verir,edebiyat yapmıyorum,ilimi bilgiler veriyorum!!.. kalp diye tarif ettiğiniz kavram ; biat mekanizmasını onaylamaktan başka işlevsel yönü olmayan ilkel benliğin ID nin legal dışavurum metodunu sezgisel esinlenme ile desteklemenin diğer adıdır ( biat kayıtsız şartsız boyun eğip sorgu gerektirmeyen boyutta teslimiyet özelliği içeren bir kavramdır , toplumsal ilişkilerde aile , dostluk ahbaplık ilişkileri , inanç sistemleri kesin olarak kalbi yaklaşımlara örnek sayılabilir ) akıl ise diferansiyel muhakeme metodunu içerir zeka ise diferansiyelleme için şart olan numune yani referans öge seçimlerindeki orantınin dinamiklerinde tutarlılıgın kıstasıdır ilmi bilgiler yerine birazda başınızı ilimden kaldırıp insana doğaya ve evrene bakın bilimi rehber alırsanız basiret dirayet fayda ve zarar gibi kavramları erdem ile diferansiyellemek öngörüsü ile bakacagınızdan emin olabilirsiniz bilimden şaşmayın , ilim muhabbetine girersek zatıaliniz kıymetlimiss den alacagımız potansiyel tavır " ilim kendini bilmektir sen kendini bilmezsen bu nice okumaktir" şeklinde bir yöntem içerebilecegi için bilimden şaşmamayı tercih etmekte sakınca görmüyorum |
||
|
||
bilimden şaşmamayı tercih etmekte sakınca görmüyorum Başka bir başlığın konusudur bilim. Ama bilimin kendisi şaşkındır. Bilim modernizm ile birlikte yükselen en yeni dindir ve onun ruhban sınıfı bilimadamlarıdır. Aydınlanma ile batı uygarlığı kilisenin dogmalarına karşı bilimin işe yaradığını ve yeni yönetici sınıfların elini güçlendirdiğini farketti. Ama zamanla kapitalizmin karlılık yasasına esir olan bilimin kendisi yeni bir efsane olarak bir yandan kar marjı atrırımına ve yeni üretim tekniklerinin hizmetine girmiş öte yandan da giderek artan uzmanlaşmanın yarattığı makro körlüklere yol açarak kendi uzmanlık konusu dışında cahil olan mikro uzmanların nedenler ve sonuçlar arasında bağlantı kuramayan, makro bakışlar geliştiremeyen ağacı görüp ormanı göremeyen bir tür "uzman körler iktidarı" yaratmıştır. Hazır yeri gelmişken araya gireyim dedim. |
||
|
||
| yazdıklarım bir butun olarak ele alınıp üzerinde yorum yapılmadıgı sürece cımbızlanmış kelimelerden kaynaklanabilecek sorumluluğu reddediyorum yorumunuz sizi bağlar |
||
|
||
one haksızlık ediyorsun. ![]() İnsan dediğimiz varlık iki şekilde sınıflandırılır 1-beden yapısı 2-ruh yapısı, kalb, kas dokusundan oluşan temel işi kanı pompalamak olan hayati bir organdır, beyin ise tüm sinir sisteminin kumandanıdır, hormonların salgılanması, kan basıncı, vücudun rutin ihtiyaçlarının kontrolü vs yani bedensel kumanda merkezidir.Söylediklerimin ne ilime ne bilime ters düşen bir tarafı yoktur, ortaçağda bilincin mekanının yürek olduğu aridtotales tarafından savunulmuştur(yürek dediğimizde tabi bir et parçası değildir esasında ruhtur tasavvuf dilinde kalb)filozof Henry More, düşünce açısından, pasta kremasından daha fazla önem taşımadığını söylemiştir mesela, descartes, akılın gizemli ve üstün bir niteliğe sahip olduğunu savunmuştur, akılın mekanının beyin olmadığını savunan yığınla filozof vardır, felsefe dünyası bu konuda ikiye ayrılmıştır, bir kısmı aklın fonksiyonunun yürek(ruh)olduğunu ileri sürmüşlerdir bir kısmıda beyin olduğunu son zamanlarda bu görüş daha ağır basıyor tabiki fakat bu diğer tezi çürütmez. İnsan denen varlık hem soyut hem somut özelliklere sahiptir o nedenle bilim onu anlamaya yetmeyebilir zira bilim görünen köy ile ilgileir, oysa görünmeyen fakat var olan şeyler var hayatın içinde o nedenle ce'ın dediği gibi bilim insan için idol edinilirse zindan halini alır, Ali şeriatinin dediği gibi insan doğanın zindanından bilim ile kurtulabilir fakat kendisini kuşatan zindandan bilim ile kurtulamaz zira mana madde ile tanımlanamaz. Yani one bilime haddinden fazla anlam yüklemek seni bir zindanın içine hapseder, sadece gördüğün köy ile yetinirsin, oysa köyün ardını görebilmekte var, özetle bilim görebileceğin derinliği görmene engel olabilir, bilim bizlerin hayatı, insanı, tüm kainatı anlayabilmemiz anlamlandırabilmemiz için şarttır fakat yeterli değildir
|
||
|
||
yazdıklarım bir butun olarak ele alınıp üzerinde yorum yapılmadıgı sürece cımbızlanmış kelimelerden kaynaklanabilecek sorumluluğu reddediyorum yorumunuz sizi bağlar elbette one yorumlarım beni bağlar. Burada amacım seni eleştirmek değildi sadece araya girip bilim hakında söylemek istediklerimi söylemiş oldum.Yani hesabım seninle değil bilimle ve dinle görme yeteneğimizi engelleyen herşeyle. |
||
|
||
nazım hikmet çamlıcadaki harap konaktan ( bakıyorum geceye demirlerden) diye bahsediyor baktıgımız gecenin önündeki demirlerin bilim ve din oldugunu farkederek onların gerçekliği örtme engelleme paydalarına esir olmaya kalkmadıgımız sürece sorun çıkmaz bilimin lüksü şudur her varılan yeni sentez eskisine h..tir çekmemize engel olmadıgımız sürece bizi bilimsel düşüncenin etik değerlerine bağlı kılar din ise vicdanlarda hak hukuk ve dünyada bizden başkalarıda yaşıyor ana tema sına baglı oldugumuz sürece bize gerçekliğe bağlı olma şansını tanır , bilimdeki paaardon deme lüksümüzün din de olmadıgını itiraf ettik dimi ? kaldıki marksizm gibi iktisat ekolu olmuş materyal evrene ait düşünce sistemine dinlerin dincilerin bulaşması onu da din gibi vicdani öge sanmaları bence başlı başına bir ortalama zekalılık bunuda itiraf edeyim . |
||
|
||
| bahsettiğim, gerçekliği örten bir bilim esaretiydi zaten. her sentezi akılın süzgecinden geçirerek faydalı olanı bırakıp zararlı olanı terketmek anlamında, bilimde etik değerlere bağlı kalmak ile, adil ve akılcı din anlayışı ile gerçeğe bağlı kalmak arasında etik olarak bir benzerlik vardır. Fakat bilim bize evrenin ve evrende hayat sürenlerin bir kısmını konu ederek açılım sağlar, din ise evrenin ve evrenin içinde hayat süren tüm canlıları konu eder, bilim ve din diye bir kıyas olmamalı, din anlaşılması ve içinde bahsi geçen konuların anlamlandırılması için bilime ihtiyaç duyar, bilimde soyut ve somut özellikleriyle var olan kainatı ve insanı, okuyup okuduklarından sonuç çıkartırken dine ihtiyaç duyar, benim düşünceme göre din ve bilim ayrılamaz, din bilim ile çatışmaz, kendi içinde tutarlılık taşır, bilimin bahsettiğiniz etik değerlere bağlılığı benim nazarımda dini reddetmeyişinden geçiyor zira bilimin alanı kısıtlıdır fakat akıl düşüncede sınır tanımayan bir özgürlük diyarıdır ancak akılda evrenin sırları konusunda yetersiz kalabilir o nedenle işte din tam bu noktada ihtiyaç arzeder, din bilimin ve akılın erişemediği hususlarda ışık tutar açılım getirir. Yani özetle din ile bilim çatışmaz ve ayrı tutulmaz, karşılaştırma yapılmaması gereken şeylerdir. son olarak tüm kainatı ve içinde varolanları konu edinen dini, vicdanlara hapseden bir düşünce, ancak vasat dereceli hatta ısrarı halinde geri dereceli bir zekanın ürünüdür. |
||
|
||
bilim ve din i aynı potada eritmeye kalkışmak bilimi kullanarak dinsel bilinmezliği aklamaya kalkışmak ve bilimi dinde boğmak temelli mistik paranoya kökenli bir davranış sapmasıdır almıyorum alanlarada mani olmuyorum |
||
|
||
varolanı görünmediği için yok sayan ve bundan dolayı dini bilim ile boğmaya çalışan gerçek dışı zihniyette korkunç bir şizofreninn ürünüdür, bende almayayım almak isteyenede tavsiye etmeyeyim zehirlenmemesi babından
|
||
|
||
görünmeyeni yok saymak bilimin alanına girmez dalga teorisini hatırlatayım bakınız çanak antenler televizyon dalgaları vs ; dalga boyunun simgesi lamda dır , dalgalara görünmez oldukları halde yok sayılamazlar 16 cm uzunlugunda bir dalgayı ölçmek için bilim alet kullanır dedeksiyon yapar yani olmayan ile görünmeyen arasındaki fark keskin sınırlarla belirlenmiştir bilim ne dediğini bilir , nerde oldugunuda haddinide, bilim ölçü yapar ölçer varlıgın görünmezlik le olan tezatını aşmıştır bilim dinle ilgilenmez dinsel perspektif ; psikolojik rahatsızlıklar ve davranış sapmalarının adını bilmekle , bilgiyi silah yerine bilime karşı kullanmakla ancak kendini rezil eder hadi güzelim hadi canım inancına lafımız yok sende inancını kullanma artık ; bırak kalbinde yaşasın hadi bakalım |
||