SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Yazarlar

Konu: Çetin Altan

Sayfa: [ 1 ]

19.02.2008 15:23:17
Hayatı 

 22 Haziran 1927'de İstanbul'da doğdu. Galatasaray Lisesi'ni, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1943-1944'de Çınaraltı, Varlık, İstanbul ve Kaynak'da şiirleri ve düz yazıları çıktı. İlk kitabı Üçüncü Mevki 1946'da yayınlandı. Ulus gazetesinde muhabir olarak başladığı gazeteciliğe Hür Ses'de fıkra yazarlığı ile devam etti. Daha sonra Halkçı, Tan, Akşam, Milliyet, Yeni Ortam, Hürriyet, Güneş gazetelerinde ve Çarşaf dergisinde köşe yazıları yazdı. 1959 yılında Abdi İpekçi'nin teklifi üzerine Peyami Safa'nın (1899 - 1961) yerine Milliyet gazetesinde yazmaya başlamıştır. Daha sonra Akşam, Hürriyet, Güneş, Sabah, Milliyet gazetelerinde köşe yazıları yazdı. Dünyanın en çok köşe yazısı yazmış yazarlarındandır.

1960'lı ve 1970'li yıllardaki köşeyazıları, Taş, Sömürücülerle Savaş, Suçlanan Yazılar, 'Kahrolsun Komünizm' Diye Diye, Onlar Uyanırken, Kopuk Kopuk, Geçip Giderken, Gölgelerin Gölgesi, Şeytanın Aynaları, Bir Yumak İnsan (1978 Türk Dil Kurumu Ödülü), Nar Çekirdekleri adlı kitaplarda toplandı.

Altan'ın dört romanı vardır: Büyük Gözaltı (1973 Orhan Kemal Ödülü), Bir Avuç Gökyüzü, Viski ve Küçük Bahçe. Dördü de Fransızcaya çevrilen bu eserlerden Büyük Gözaltı İsveçce, Yunanca, Bulgarca ve İspanyolca; Bir Avuç Gökyüzü ise İspanyolca ve Romence dillerinde yayınlandı. Büyük Gözaltı Fransız liselerinde seçmeli ders kitabı olarak okutuldu.

Çetin Altan 1965-1969 arasında Türkiye İşçi Partisi'nden milletvekilliği yaptı. Önce dokunulmazlığı kaldırılan, sonra da iade edilen ilk milletvekilidir. Bu dönemdeki anılarını Ben milletvekiliyken adıyla kitaplaştırdı.

Yazarın tümü oynanmış oyunlarından basılı olanlar; Çemberler, Mor Defter, Suçlular, Dilekçe ve Tahtaravalli, basılmamış olanlar ise, Beybaba, Yedinci Köpek, Islıkçı ve Telefon Kimin İçin Çalıyor'dur. Kavak Yelleri ve Kasırgalar'da çocukluk anılarını anlatan Altan'ın Aşk Sanat ve Servet ve Atatürk'ün Sosyal Görüşleri adlı iki incelemesi vardır. Rıza Bey'in Polisiye Öyküleri ile Türk yazınında pek az denenmiş olan polisiye türünde eser veren yazar Zurnada Peşrev Olmaz'da mizahi yazılarını topladı. 2027 Yılının Anıları ise onun fütürist bir çalışmasıdır. Çok yönlü bir yazar olan Altan'ın gezi yazıları Al İşte İstanbul ve Bir Uçtan Bir Uca adlarıyla yayınlandı. Tarihinin Saklanan Yüzü ise onun Osmanlı tarihi üzerine yaptığı bir araştırmadır.

Tüm yapıtlarından örneklerin toplandığı "Seçmeler" 1992'de yayımlandı. 1997'de Seçmeler genişletilerek Dünyada Bırakılmış Mektuplar adıyla tekrarlandı. Son 15 yılın günlük gazete yazıları da Şeytanın Gör Dediği kitabıyla okuyucuya ulaştı. Yazar son olarak çocuklar için özel bir yapıtı gerçekleştirdi, Alfabe. Elli yıllık yazı yaşamında yazılarından ötürü pek çok kez mahkemeye verilen Altan hakkında ağır cezada 300'den fazla dava açıldı. 1972 yılında gözaltı süresi 24 saat olmasına karşın 15 gün gözaltında tutuldu. Üç kez tutuklandı, iki kez mahkûm oldu ve iki yıl cezaevinde yattı. Son olarak hakkında 159. Maddeye dayanılarak açılan davada tek celsede beraat etti. Çetin Altan köşe yazılarına Milliyet gazetesinde devam ediyor. Oğulları Ahmet Altan ve Mehmet Altan’dır.


Eserleri 

İlk kitabı: Üçüncü Mevki (1946).

Tiyatro oyunları

Mor Defter,
Tahtaravalli,
Dilekçe,
Çemberler,
Bey Baba,
Suçlular,
Yedinci Köpek,
Islıkçı,
Telefon Kimin İçin Çalıyor
Toplu Oyunlar 1,
Mitos Boyut Yayınları, 1994.

Romanları  

Bir Avuç Gökyüzü, İnkilâp Kitabevi, . BASKI 1998.
Küçük Bahçe, İnkilâp Kitabevi, . BASKI 1998.
Büyük Gözaltı, İnkilâp Kitabevi, . BASKI 1999.
Viski, İnkilâp Kitabevi, . BASKI 1998.

Fütürist romanları  

2027 Yılının Anıları, Özgür Yayınları, 1999 (2. baskı).

Siyasal incelemeleri  

Kahrolsun Komünizm Diye Diye Globalleşme, hazırlayan Solmaz Kâmuran, İnkilâp Kitabevi, 1999.
Atatürk'ün Sosyal Görüşleri, İnkilâp Kitabevi, . BASKI 1999.

Tarihsel incelemeleri 

Nar Çekirdekleri, İnkilâp Kitabevi, . BASKI 1998.
Tarihin Saklanan Yüzü, İnkilâp Kitabevi, 1998 (1997).
Aşk, Sanat ve Servet, İnkilâp Kitabevi.

Denemeleri  

Kopuk Kopuk, İnkilâp Kitabevi, . BASKI 2000.
Gölgelerin Gölgesi Portreler, İnkilâp Kitabevi, . BASKI 2001.
Kral Öldü, Yaşasın Kral, Kaf Yayınları, 1999.
Şeytanın Aynaları, İnkilâp Kitabevi, 1999.
Bir Yumak İnsan, İnkilâp Kitabevi, 1999.
Uçuk, hazırlayan Solmaz Kâmuran, Sel Yayıncılık, 1998.
Şeytanın Gör Dediği, YKY, 1997.
Kadın, Işık ve Ateş, hazırlayan Solmaz Kâmuran, YKY, 1998.
Yeryüzü Tanrıçaları, İnkilâp Kitabevi, 2000.
Kullar ve Sultanlar, İnkilâp Kitabevi, 2000.
İyiki Şu Köyceğiz Var, hazırlayan Solmaz Kâmuran, İnkilâp Kitabevi, 2001.

Mizah kitapları  

Zurnada Peşrev Olmaz, İnkilâp Kitabevi, .BASKI 1998.
Sobe, hazırlayan Solmaz Kâmuran, Kaf Yayınları, 1999.

Gezi kitapları 

Al İşte İstanbul, YKY (yeni baskısı hazırlanıyor).

Anı kitaplar 

Onlar Uyanırken-kendisine gönderilen mektuplar-
Ben Milletvekiliyken, Kaf Yayınevi, 1999 (1971).
Kavak Yelleri ve Kasırgalar, YKY, 1999 (1992).

Antolojileri 

Dünyada Bırakılmış Mektuplar, YKY, 1997 (1993).
Seçmeler

Biyografik öyküleri 

Kalem Bahçelerinden Yedi Hayat, YKY, 1999

kopil118 19.02.2008 15:26:13
sevdiğim bir fiozoftur. bu sözünü de çok severim.
   " Bizler Türk'e Türk probagandası yapıyoruz. " gelinen toplumsal süreç ile de çok alakalı bir söz.

nzn 19.02.2008 19:22:25
 
Çetin ALTAN Şeytanın gör dediği
Sanal bir diyalogda "dağları inletecek Debreli Hasan martini"


Gerim gerim gerilerek, 20-25 yıl süreceği öngörülen çalkantılı bir döneme doğru kaydığımızın işaretlerini, karabasan benzeri haberler de vermekte.
Tekrar tekrar dipten gelen "etki ve tepki" dalgalanmalarının yarattığı kutuplaşmaları bir yana bırakıp; taze bir cumartesi sabahına, demagojik gümbürtülerle "yoyo" oynayarak başlayalım.
* * *
Soru:
- Türkiye'de de olumsuz etkisini hissettiren Sibirya soğuklarına karşı, milli çıkarlarımızı korumayı nasıl düşünüyorsunuz?
* * *
Yanıt:
- Uluslararası meteoroloji merkezleriyle sürekli görüşüyoruz. Eğer Sibirya soğukları, sınırlarımıza belirli bir mesafede durdurulmazsa, dışa dönük operasyonlar yapmanın hakkımız olacağını söylüyor ve kırmızı çizgilerimizi belirtiyoruz. Bakın açık konuşuyorum. "Milletimizin gücü her sorunun üstesinden gelmeye yeterlidir, muhtaç olduğumuz kuvvet damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur" falan demiyoruz. Sibirya soğukları belirli bir mesafede durdurulmadığı takdirde, biz oralara gidip akaryakıt ve doğalgazla sürekli yanan meşalelerden duvarlar öreceğiz. Böylece ülkemiz de Sibirya soğuklarının olumsuz etkisinden kurtulacak ve eksi 34'ler, artı 34'lere çıkacak.
* * *
Soru:
- Bodrum kıyılarında balık ölüleri yüzüyor. Balık çiftliklerinin ters konuşlandırılması sonucu ölen balıkların sayısı 500 bine çıkmış. Milli çıkarlarımız açısından nasıl bir önlem almayı düşünüyorsunuz?
* * *
Yanıt:
- 500 bin ölü balığı, Londra'ya gönderiyoruz. Biliyorsunuz, Londra'da ölü bir fareyi yeniden dirilttiler. Bizim ölü balıklar da, Londra'da tekrar canlanarak geri gelecek ve Bodrum kıyıları da eski çekiciliğine kavuşacak.
* * *
Soru:
- Çin'le Hindistan'dan çok ucuz arabalar geliyor. Zaten arapsaçına dönmüş olan İstanbul trafiği, arapsaçını da aratacağa benziyor; böyle bir durum, milli çıkarlarımıza ne kadar uygun düşecek?
* * *
Yanıt:
- Mimar Le Corbusier'nin, Paris için düşündüğü ütopik projeyi biz İstanbul'da uygulayacağız. İstanbul'u, 125 kilometrekarelik, 5 bin metre yüksekliğinde 3 yapının içine alacağız. Yapılardan birine, Silivri'den Haliç'e kadar olan bölüm yerleşecek; ikincisine, Galata'dan Karadeniz'e kadar olan bölüm; üçüncüsüne de tüm Anadolu yakası. Yapıların içinde 50 metrekarelik hızlı asansörler olacak. Ayrıca 3 yapı da birbirine 50'şer köprüyle bağlanacak. Havaalanları yapıların damlarına taşınacak. Sadece Adalar'da bahçeli özel evlerle eski tür yaşam kalacak. İstanbul bambaşka bir görünüme bürünecek.
* * *
Soru:
- Rüşvet haberleri, her gün artarak zincirleme büyüyor. Milli çıkarlarımız açısından rüşvetle mücadele nasıl olacak?
* * *
Yanıt:
- Rüşvet yasal olacak ve rekabete açılacak. Hangi kamu görevlisi daha az rüşvet alıyorsa, vatandaş onu yeğleyecek. Başvuranı azalan kamu görevlisinin işine son verilecek. Öyle ki, sonunda kamu görevlileri, kendilerine başvurmaları için, vatandaşlara rüşvet vermeye başlayacaklar.
* * *
Soru:
- Uzun süreceği öngörülen çalkantılı bir dönemden söz ediliyor. Milli çıkarlarımız açısından bu dönem nasıl aşılacak?
* * *
Yanıt:
- Mehter Marşı'nı, "çalkala yavrum çalkala" ile değiştireceğiz; kadın-erkek herkes göbek atmaya başlayacak.
* * *
Soru:
- Ölmeye ve öldürmeye odaklanmış gençlerin durumu ne olacak?
* * *
Cevap:
- Dünyada, vatandaşlarının sürekli birbirini öldürdüğü ülkeleri inceliyoruz. Ölme ve öldürme özgürlüğünü rahatça kullanmak isteyen gençleri, oralara göndereceğiz. Öldüklerinde de, cenazelerini kutuplarda dondurup, yanyana heykelleştireceğiz.
* * *
Soru:
- Yargıtay'da 450 bin dosya var; ister istemez zaman aşımına uğruyorlar. Milli çıkarlarımız açısından, sorun nasıl çözümlenecek?
* * *
Yanıt:
- Önüne geleni yargılamasını seven vatandaşlardan, amatör yargıçları sokacağız devreye. Onlar ev konuşmalarından alışık oldukları için, çok çabuk karar verirler kimin haklı, kimin haksız olduğuna.
* * *
Soru:
- Neden son yüzyılda sokak adlarıyla, Türkçe dili bu kadar çok değişti?
* * *
Yanıt:
- Hiç değişmediğimizi iddia edenlerin dili tutulması için. Biz daha da genişletiyoruz değişimleri. Anadilinde okuma-yazma alışkanlığından yoksun gençlerin, yükseköğretimden daha kolay yararlanmaları için; sağır-dilsiz alfabesiyle ders verecek yüksekokullar açıyoruz. El işaretleriyle anlaşmaları çok daha kolay olacak. Zaten "nah" işareti nasıldır, "sıkı mı" işareti nasıldır, "aldın mı babayı" nasıl sorulur işaretle, biliyorlar. Gerisini de çabuk öğrenirler.
* * *
Soru:
- Söyleyeceğiniz başka bir şey var mı?
* * *
Yanıt:
- Var. Biz bize benzeriz. Bize benzemeyeni de benzetiriz
.

c.altan@prizma.net.tr

nzn 13.03.2008 19:35:05
Çetin Altan  Şeytanın gör dediği
c.altan@bnet.net.tr

‘İki el bir baş için’ mi, yoksa ‘komşuda pişer bize de düşer’ mi?

Dünkü gazetelerde yine harika manşetlerle, eğlendirici haber başlıkları vardı.
Onlara bakarken; Osmanoğulları döneminin bir türlü bitmeyen kanlı darbeleriyle, sonu gelmeyen ayaklanmalarından usanmış bilge kişilerin; afyon çubuklarını tüttürürken mırıldandıklarını hayal ettiğim mısralar geliyordu aklıma:
El için yakma başını nare (ateşe)
Yak çubuğunu sefanı are
* * *
Evrensel değişimle bütünleşememiş ve Doğa’ya ters düşmüş Şark ülkeleri için, çimdirici bir dille yapılan toplumsal analizler de vardı:
- Oralarda, denirdi; ne sınıf bilinci, ne hukuk bilinci, ne tarih bilinci vardır. Oralarda sadece “talancılar”, “yalancılar” ve “dilenciler” vardır.
* * *
Hemen her sabah olduğu gibi, dün de erken saatlerde gazetelere bakarken; yine önceki kuşaklardan miras kalmış çeşitli meltemler esiyordu hafızamda.
Üsküdarlı Deli Hikmet de, kim bilir neye sinirlendiği bir gün, şu mısraları yazmıştı:
Ne utanmaz köpekleriz
Kimi görsek etekleriz
* * *
Polemikler, övünmeler, suçlamalar, uyarılar, öneriler süredursun; biz yine dalgamızı geçerek bakalım manşetlere.
İşte Milliyet’in dünkü manşeti:
“Kaçak yapılaşmanın havadan görüntüsü
BEYOĞLU BOY ATTI!
Milliyet’in, Beyoğlu’nda 4 yıl arayla çektiği iki gökyüzü fotoğrafı, sit alanında nasıl ‘gizli’ bir yapılaşma olduğunu ortaya koyuyor”
* * *
Haydi gelin biraz da politik tatavalar uyduralım böyle bir rezalete:
- Hemen kara ağızlı bir abartma yapılmasın. Bu münferit bir hadise; başka ülkelerde de aynı şeyler oluyor.
- ...
- Türkiye bir dönüşüm içinde; kentleşme sürecindeki bir gelişmeyi, gizli bir yapılaşma olarak göstermeye kimsenin hakkı yoktur.
- ...
- Bir turizm patlamasının sonucunu alkışlamak gerekirken, karalamak niye?
* * *
Bu da dünkü Posta’nın manşeti:
“ÇAMLAR MADENE FEDA
Türkiye’nin turistik güzellikleriyle ünlü Muğla ve Aydın’da bugüne kadar 1216 kurum ve kuruluşa maden arama izni verildi. Orta büyüklükteki bir maden ocağının açılabilmesi için 800 çam ağacının kesilmesi gerekiyor. Marmaris’in meşhur “Çam Balı” üretimi bitmek üzere”
* * *
Ve politik birkaç tatavayla durumu savunma:
- Bir yandan işsizlik artıyor eleştirileri yapılıyor; bir yandan da yeni işyerleri açılırken, kesilen 3-5 ağaca ağıtlar yakılıyor.
- ...
- Madenlerden çıkarılan feldispat, krom, kömür, mika, kuvarsit, mermer, alüminyum, kalker, manganez, kayrak taşı mı önemli; yoksa birkaç kovanlık bal mı? Kalkınmayı baltalamak diye buna denir işte...
- ...
- Maden ocaklarının açılması nedeniyle ormanların yok edildiği falan yok; zorunlu olarak kesilen bazı çam ağaçlarının yerine, Mehmetçik eliyle dikiyor yenilerini...
* * *
Bir haber başlığı da Sabah’tan:
“Vay hıyar vay - Zamda benzini bile solladı
Kuraklık tarım ürünü fiyatlarını artırdı. Benzin % 66 artarken salatalık ise % 80 zamlandı”
* * *
Bir tatava da buna:
- Fena mı, üreticinin cebine para girmeye başladı.
* * *
Bir de Fethiye’de Kayaköy tepelerindeki “mübadele”ye tabi tutulmuş eski Rum evlerinin; damları, kapıları, pencereleri yok edilmiş, yüzlerce yıkıntısıyla; Dalaman Havaalanı’nın yan tepesindeki -taahhüt yerine getirilip tamamlanmadığı için- bomboş kalmış modern görünüşlü “hayalet site”nin ve Sarıyer tepelerinde -kaçak olduğu için- beton iskeletler halinde duran “umacı yitik site”nin de, fotoğrafları çekilse ve yan yana konsa...
* * *
Böylesi bir “çarpık kafalar” sergisinin, değişik “mekânlar”a yansımış görüntülerine acaba nasıl bir başlık atılırdı?
Herhalde:
“Türküm, doğruyum, çalışkanım” diye değil.
“Türkün, Türkten başka dostu yok” diye de değil.
* * *
Belki şöyle bir şarkı sözü denk düşerdi:
“Söyletme beni kafir derunumda neler var”
* * *
Ama bu kez de Hazine’den geçinmeliler kesiminden en çok seçilmişler mi alınırdı, yoksa atanmışlar mı; bilemiyorum vallahi.
Ola ki “kışla” parfümlü siyaset sözcüleri şöyle bağırırdı:
- Önce vatan...
“Cami” parfümlü siyaset sözcüleri de şöyle:
- Önce türban...
* * *
Neyse ki, okullara giriş sınavlarında şöyle bir test sorusu yok:
- Yalancı mı olmak istiyorsunuz, talancı mı, yoksa dilenci mi?
* * *
Enseyi karartmayın.
20-25 yıl içinde aşılır bu çalkantılı dönem de...

 


nzn 13.04.2008 13:14:14
Çetin Altan

Şeytanın gör dediği

c.altan@bnet.net.tr

İşe mi koşuluyor, boşa mı koşuluyor?


Ufak tefek çekik gözlü bir Çinli, alışveriş yapmak için çıktığı çarşıdan elinde bir yığın paketle eve geri dönmüş.
Sonra da, elindeki küçük bir kâğıda bakarak, paketleri açmaya başlamış:
- Kitikomi? Tamam, işte Kitikomi!.. Nian-Hong? Tamam, işte Nian-Nong!.. Ling-Niak? O da tamam, işte Ling-Niak!.. Gah-Nahn nerde? O da burada Gah-Nahn!.. Ya Tokidong? Tamam tamam, Tokidong da burada!..
* * *
Birden Çinli, elini alnına vurmuş:
- Tuh, demiş; unuta unuta bak neyi unutmuşum almayı; “muz”u...
* * *
Bazen oluyor böyle unutkanlıklar.
Örneğin siyasetçiler de; siyaset pazarından elleri, kolları, sırtları yüklü olarak çıkıyorlar kürsülere ve sıralamaya başlıyorlar mallarını:
- Vatanı ve milletiyle devletin bölünmez bütünlüğü...
- ...
- Milletimizin gücü, her türlü sorunun üstesinden gelmeye...
- ...
- Binlerce yıldan bu yana güçlü bir devlet geleneğine sahip olarak...
- ...
- Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavara teslim olmadan...
- ...
- Halkımızın hassasiyetine her zaman saygılı...
- ...
- Cumhuriyet’in temel ilkelerini görmezlikten gelmeden...
* * *
Derken birden ellerini alınlarına vurarak hatırlıyorlar, çağdaşlığın mayasını nasıl unuttuklarını; alfabenin ilk 2 harfini yani; “AB”yi...
* * *
Cin Ali Bey, Ruhi Baba’ya sormuş:
- AB Komisyon Başkanı Jose Manuel Durao Barroso’nun Türkiye ziyareti hakkında ne düşünüyorsun?
Ruhi Baba:
- Doğrusu, demiş; adam hiç bilmediği bir şeyi öğrendi burada.
- Neyi öğrendi?
- Büyük bir azim, inat ve ısrarla, ille de “gelişmiş” olmamak için neler yapılması gerektiğini...
* * *
Av. Taner Aktop’tan yepyeni bir fıkra:
Biri Amerika’nın, biri İngiltere’nin, biri de Şark’ın “gelişmekte olan” ülkelerinden birinin 3 cerrahı buluşmuşlar; birbirlerine başarılarını anlatıyorlarmış.
* * *
Amerikalı cerrah:
- Adamın birinin, diyormuş; feci bir trafik kazasından geriye sadece kopuk bir başparmağı kalmıştı. O başparmağa önce bir el, sonra bir kol, sonra 2 omuzla göğüs, boyun, baş, gövde, bacaklar ve ayaklar takarak öylesine mükemmel bir insan yarattık ki; hayata yeniden atılıp da çalışmaya başlar başlamaz gösterdiği mucizevi başarılar sonucu, başka çalışanlar önemini yitirdiğinden; binlerce kişi işsiz kaldı.
* * *
İngiliz cerrah da şöyle diyormuş:
- O da bir şey mi? Bir metro kazasından sonra, ezilip param parça olmuş birinden geriye sadece bir saç teli kalmıştı. Biz o saç teline; alın, yüz, boyun, omuz, göğüs, kol, gövde, bacak ve ayaklar ekleyerek süperden de süper bir insan geliştirdik. Çalışmayı öylesine büyük bir enerjiyle başladı ki, nüfusun dörtte biri işsiz kaldı.
* * *
Şark’ın “gelişmekte olan” ülkelerinden birinin cerrahı da:
- Haydi gidin işinize, demiş; sizin yaptıklarınız da bir marifet mi yani. Ben, yolda yürürken bir yellenti sesi duydum ve çıkan osuruk gazını hemen alıp çantama koydum. Sonra o osuruk gazına güzel bir çıkış deliği, çevresine kalçalar, altına ayaklar, üstüne gövde, göğüs, kol, boyun, baş ekleyerek o kadar güçlü bir insan oluşturdum ki; çalışmaya başlar başlamaz, bütün ülke işsiz kaldı.
* * *
Şimdi herkes merak etmeye başlamış, o “gelişmekte olan” Şark ülkesinin neresi olduğunu.
* * *
Diojen ünlü feneriyle tüm Türkiye’yi dolaşmaya başlamış.
Önüne gelen soruyormuş kendisine:
- Ne arıyorsun Diojen?
O da hep aynı yanıtı veriyormuş:
- Bir insan arıyorum.
* * *
Derken Diojen, İstanbul’a gelmiş.
Ertesi gün de, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş sormuş kendisine:
- Ne arıyorsun Diojen?
Diojen:
- Fenerimi arıyorum, demiş.
* * *
İlhan Berk’ten bir şiirle bitirelim yazıyı:
      Aşk
Sen varken kötü bir şey bilmiyorduk
Mutsuzluklar, bu karalar yaşamada yoktu.
Sensiz karanlığın çizgisine koymuşlar umudu
Sensiz esenliğimizin üstünü çizmişler
Nicedir bir pencereden deniz güzel değil
Nicedir ışımayan insanlığımız sensizliğimizden.

Sen gel bizi yeni vakitlere çıkar.


http://www.milliyet.com.tr/Default.aspx?aType=YazarDetay&ArticleID=516367&AuthorID=53&Date=13.04.2008


Sayfa: [ 1 ]