|
||
| Yazın incelemelerinde, özellikle şiirler değerlendirilirken çok kullanılan terimlerden biri, lirik (Fr. lyrique, İng. lyric) sıfatıdır. Eski çağlarda lyre adı verilen saz eşliğinde söylenen şiirleri niteleyen bu terim ve bunun ad biçimi olan lirizm (Fr. lyrisme, İng. lyricism), sanatçılar ve araştırmacılarca, değişik yorumlarla açıklanmıştır. Biz, dünya şiirinin sevilen, tanınmış örneklerini okurken, Türk şiirinin çeşitli türlerini ve dönemlerini dilbilim açısından incelerken edindiğimiz izlenimle lirizmin şöylece tanımlanabileceği kanısına vardık: Yazında, özellikle şiirde lirizm, sanatçının güçlü ve bütünüyle kendine özgü duygularını, tutkularını, özlemlerini, zihninde oluşan imgeleri tam bir içtenlik ve yalınlıkla, doğal bir anlatımla dile getirdiği, kısa, coşkulu, özlü sözlerle aktardığı yapıtların özelliğidir. Yazın bilgini Pospelov, lirik yapıtlarda asıl nesnenin, sanatçının kendi karakteri, her şeyden önce iç dünyası, yaşama coşkulu yaklaşımı olduğunu belirttikten sonra, bu anlamda lirizmin her şeyden önce müzikle yakınlığı bulunduğunu ileri sürer (1985:101). Bilgine göre okuyucu, lirik yapıtlarda şairle dolaysız ve sıkı bir ilişki içine girer (s. 103). Lirizmin içe işleme gücü vardır; şairin duyguları okuyucuya geçer (s.106). Okuyan/dinleyen üzerinde güçlü bir etki sağlayan, onların şairle özdeşleşmesine, aynı duygu ve imgelere ulaşmasına yol açan lirik şiirin niteliklerini biz -bunların bir şiirde ayrı ayrı ya da hep birlikte bulunabildiklerini göz ardı etmeden- şöylece sıralamak istiyoruz: 1) Şairin doğrudan doğruya kendisine özgü, kişisel duygularının, coşkusunun, zihninde beliren imgelerin kimi zaman özgün benzetme, aktarma ve bağdaştırmalarla şiire aktarılabilmiş olması; 2) Çok içten ve inandırıcı, her türlü süsten ve yapmacıktan uzak anlatım: içtenlik; 3) Az sözle çok şeyi dile getirebilme, sözcüklerin, okuyan/dinleyende canlandırabileceği bütün tasarımlardan, duygulardan yararlanılarak kullanılması; 4) Konuşulan dilden (spoken language), ondaki kalıplardan yararlanma yoluyla doğallığa ulaşma. Şiirin coşku verici, etkileyici ya da düşündürücü olmasını sağlayan ve şairin kişisel imge, duygu, düşünce ve tasarımlarının okuyan/dinleyene başarıyla aktarılmasına olanak veren baş öğe, dilin kullanılışındaki ustalıktır. Okuyan/dinleyende çeşitli duygulara, çağrışımlara yol açan, zihnindekileri güçlü bir biçimde onlara ulaştırabilen bir şair, dildeki gereçlerden, birtakım belli kalıplardan yararlanabildiği gibi, kimi zaman dilde hiç duyulmamış yeni bağdaştırmalara, yeni bileşimlere gidebilmekte, sözcüklerin anlam ve ses değerlerine yeni bir güç katabilmektedir. Şairler, dilde belli kullanımları olan sözcüklere yeni anlamlar, değerler yükleyebilmekte, bunları hiç rastlanmamış yeni bileşimler içinde sunarak kendi duygu, coşku ve düşüncelerini okuyan/dinleyenlere aktarabilmektedirler. Okuyan/dinleyeni etkileyen en önemli etkenlerden biri olan içtenlik, şairin anlatımında inandırıcılık sağlayan, yapmacıktan, süslü sözlerden uzak bir söyleyişe ulaşmış olmasıyla ortaya çıkar. "Acep şu yerde var m'ola Şöyle garib bencileyin Bağrı başlı gözü yaşlı Şöyle garib bencileyin" diyen; mutluluğunu, "Ballar balını buldum Kovanım yağma olsun" dizeleriyle dile getiren Yunus Emre'den; "Bir dost bulamadım gün akşam oldu" biçiminde içini döken Pir Sultan Abdal'a; "Pervane ateşten sakınmaz canı Uğruna koymuşum başı bedeni Doldur tüfengini hedef et beni Yaram doksan dokuz yüz olur gider..." diyen Âşık Veysel'e kadar nice ozanımız içten anlatımın örneklerini ortaya koymuştur. Yeni şiirimizde de içten anlatım başarısına ulaşan pek çok şair vardır. "Dağ basındasın Derdin günün hasretlik Akşam olmuş Güneş batmış, İçmeyip de ne halt edeceksin" diyen Orhan Veli'den; tutulduğu aşkı, "Yâr yâr!.. Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar" dizeleriyle anlatan Bedri Rahmi'ye; sevgilisine, "Ben sana mecburum bilemezsin" sözleriyle seslenen Attilâ İlhan'a; sevdiği kadından uzak olmanın verdiği umutsuzluğu ve onunla yine birlikte olma isteğini, "Bir kez daha sür hayvanlarını üstüme üstüme" dizesiyle açıklayan Cemal Süreya'ya, birçok genç şaire kadar aynı anlatım özelliğine rastlanmaktadır. Şiir dilinde uzun, karmaşık tümcelere değil, kısa, özlü anlatımlara başvurulması da etkiyi artıran etkenlerdendir. Ünlü İngiliz şairi ve eleştirmeni T.S. Eliot, Dante'nin şiir sanatından söz ederken, "Şiirin bilim veya sanatından bahsetmek gerekirse Cehennem'den (Dante) öğrendiğimiz ders, en büyük şiirin mümkün olduğu kadar az sözle, ... mümkün olduğu kadar sadeliğe özen gösterilerek yaratıldığıdır" der (1990:82). Yazar, böyle bir şiirin şaşılacak kadar kolay okunduğuna da değinir. Dünya şiirindeki çeşitli biçimler (örneğin Doğudaki rubailer, Japon şiirinde haiku, tanka ve hai kai'ler), halk şiirimizdeki maniler, halk ozanlarımızın çeşitli ürünleri, bu tutumla başarıya ve kalıcılığa ulaşmışlardır. Yeni şiirimizde de kısa, özlü anlatımın pek çok örneği vardır. Yahya Kemal, sevgilisinin güzelliğini, aruzla yazılmış, "Sandım ki güzelliğin cihanda Bir saltanatın güzelliğiydi" dizeleriyle dile getirirken Orhan Veli'nin kısacık dizesi, "Beni bu havalar mahvetti" pek çok şey anlatmaktadır. Cahit Sıtkı'nın, "Her mihnet kabulüm, yeter ki Gün eksilmesin penceremden" dizeleri de aynı tür anlatımın örnekleri arasındadır. Konuşulan dilden yararlanma, içtenliği pekiştirdiği gibi, okuyan/dinleyenin kendi konuştuğu dili bulmasına, şiiri kendisine yakın hissetmesine de yol açar. Kaldı ki, konuşulan dildeki kimi kalıplaşmış biçimlerin, deyimlerin kendi içlerinde yine birtakım şiir öğeleri taşıdıkları da unutulmamalıdır. Burada, yeni şiirimizdeki pek çok örnek arasından, hem konuşulan dildeki sözlerden yararlanan, hem de gerçekten içtenlik taşıyan Cemal Süreya'nın şu dizelerine yer vermekle yetineceğiz: "Sizin hiç babanız öldü mü Benim bir kere öldü kör oldum Yıkadılar aldılar götürdüler Babamdan ummazdım bunu kör oldum" (Üvercinka'dan) Prof. Dr. Doğan Aksan Cumhuriyet Döneminden Bugüne Örneklerle Şiir Çözümlemeleri |
||