SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Anarşizm

Konu: Anarşizm nedir?

Sayfa: [ 1 ] 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16

deniz 12.06.2004 19:21:20
Anarşizm nedir?

1. Anarşizmi politik bir görüş olarak sınırlamak çok ciddi bir hatadır. Anarşizm hayatın tümünü içine alan bir bilinç ve felsefedir.

2. Anarşizm -varsa- Adem ve havvadan beri olan bir felsefedir. Onların ilk emirleri yerine getirmeyip Cennetten kovulmalarıyla sonuçlanan eylem ilk anarşist eylemdir.

3. Anarşizm kanunları da reddetmek de değildir. Anarşizm kanunları acımasızca sorgulamak demektir. İyi bir anarşist sorgulamalarının sonuçlarını eyleme dönüştürendir.

4. Anarşist fikirlerinin olgunlaşmasını beklemeden doğru bildiği değerler için gözükara savaşa girişir.

5. O kendi fikirlerinin de esiri değildir. Çünkü fikirler de kanunlar gibi tabu değildir. Çünkü kanunlar da bir zamanların doğru olması muhtemel fikirlerinden üretilmiştir. Bu yüzden kendi fikirleri de dahil hiç bir fikri tabu olacak, kanun olacak değişmezlikte ve kutsallıkta görmez.

6. Ancak anarşist için değişmeyecek düsturlar da yok değildir. Özgürlük, adalet, doğa ile senkronize hayat, hümanizm, insan fıtratına uygunluk onun fikirlerinin mihenk noktasıdır.

7. Anarşizmin sahası sadece siyasi arena değildir. Anarşist bakış; "kendisiyle", ailesiyle, toplumuyla, geçmişle, ideolojilerle, geleneksel dinlerle, taasupla, muhafazakarlıkla, yozlukla, kalitesizlikle, yoksullukla, fırsat eşitsizliğiyle, cinsel sömürüyle, kılişelerle, yanlış tanımlarla, ... mücade eder.

8. Sosyalizm başta gelmek üzere Kapitalizm, Teizm, bürokrasi, hiyerarşi, tüketici toplum onun siyasi düşmanlarıdır.

9. Anarşist bilinç, yanlışlara karşı öncelikle kropotkinde ifadesini bulan "karşılıklı yardım" mantığı ile işbirliği, paylaşım, ödün verme, modifiye etme eğilimindedir. Ancak bunun sonuçsuz bir eylem olduğunu anladığı anda duraksamadan "yıkmak ve yeniden inşa etmek" politikasını faaliyete sokar.

10. Totem, tabu, dogma olma potansiyeli olan fikirler öncelikle bilinç esareti yaratır. Sonra da fizik esareti getiren kanunlara kaynaklık eder. Bu yüzden insan ürünü hiç bir fikir mutlak ve ebedi değildir. Fikirler lüzumu görüldükçe üretilir, ömrünü tamamladıktan sonra da dönüştürülür yada yok edilir. Hiç biri baki ve tartışılmaz değildir.

11. Kutsal, mutlak, vazgeçilmez, dogma, adil olmayan, yasak, galip gelmek, ezmek, yenilgi, kanun, mecburiyet sıfatları anarşist fikirlerde yeri olmayacak kelimelerdir.

12. İlk ve en önemli adım beyinlerin özgürleştirilmesidir. Bunu temel alarak eylem üretebilir yada kendi özgür/özel eylemliliğini arkadaşlarıyla ortak tartışarak ortaya koyabilir.

13. Mutlak hüküm yoktur. Dolayısıyla anarşistin tutarlı olmak gibi bir sıfatı olmak zorunda değildir. Hatta iyi bir anarşist sürekli kendini yeniler ve yanlışlarını geriye atarak onlardan vazgeçer. Tutarsızlık sağlıklı, yaratıcı düşüncenin göstergesidir.

14. Anarşistler evrime ve onun milyarlarca yıldır geliştirdiği sonuçlarının başarısını kabullenir.  Dolayısıyla insan, toplum, hayvanlar ve tabiat üzerine çözümler üretirken doğa yasalarını kulanmaya çalışır ve fikirlerini bunlarla sınarlar.

15. Zannedilidiği gibi anarşi, düzenin yokluğu anlamına gelmez, idarenin olmaması anlamına gelir. Anarşistler iktidar ve hükmetmenin [ing. domination, tahakküm] toplum için gerekli olduğu fikrine karşı çıkarlar; ve bunun yerine daha işbirlikçi, hiyerarşi karşıtı toplumsal formları, politik ve ekonomik örgütleri savunarak tahakkümün olmadığı düzenleri amaçlar.

16. Gücün olduğu yerde özgürlük olmaz. Bu yüzden gücü varedecek dinamikler ortadan kaldırılmalıdır.

17. Anarşistlerin nihai amacı kaos veya düzensizlik değidir. Bunun yerine, bireysel özgürlük ve gönüllü işbirliğine dayanan, otoriteler tarafından yukarıdan aşağıya dayatılan bir düzensizlik değil, aşağıdan yukarıya doğru olan bir toplum yaratmak isterler.

18. Anarşizm için gerçek amaç özgürlükler olduğu için, anarşist pratik kendine zarar vermesi pahasına bile olsa özgürlüğe muhalif hareket etmez. Özgürlük amacıyla çeliştiğinde, gerekirse kendi kurumlarını bile kolaylıkla fesh etme yoluna gider.

11.08.2004 10:02:34
Cogu insanlar anarsizm ile kaos sozcuklerini karistirabilmektedir.(Bilincsizlik)
Bence anarsizm`e bir teror orgutu olarak bakinmamali.
Bir dusunce sistemi olarak bakinmali.

deniz 26.08.2004 08:35:56
Anarşizm (Grekçe åv, ve aoxn’den, yetkeye karşı), toplumun devletsiz olarak tasarlandığı yaşam ve yönetim ilkesine veya kuramına verilen ad. Böylesi bir toplumda uyum, yasaya boyun eğerek ya da her türlü yetkeye itaat ederek değil, üretim ve tüketim amacının yanısıra, uygar bir varlığın sonsuz çeşitlilikteki gereksinim ve isteklerinin de yerine getirilmesi amacıyla özgürce oluşturulmuş çeşitli bölgesel ve mesleki gruplar arasında varılan özgür sözleşmeler yoluyla elde edilecektir. Bu çizgiler boyunca gelişecek bir toplumda, insani etkinlik alanlarının tümünü kapsamaya başlayacak gönüllü birlikler, devletin tüm işlevlerinin yerini almak üzere daha da büyük bir yayılım kazanacaklardır.

Bunlar, --geçici ya da az çok süreli-- sonsuz çeşitllilikteki yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası, her büyüklük ve düzeyden, grup ve federasyonlardan oluşan, içiçe geçmiş bir ağ örgüsünü andıracaktır; olası bütün amaçlar için biraraya gelebileceklerdir: üretim, tüketim ve değişim, haberleşme, sağlık düzenlemeleri, eğitim, karşılıklı (mutual) koruma, alan savunması ve dahası; öte yandan sürekli artan bilimsel, sanatsal, yazınsal, ve toplumsal gereksinimlerin yerine getirilmesi için de çalışacaklardır. Dahası, böylesi bir toplum değişmez olan hiçbirşeyi temsil etmeyecektir. Aksine --genellikle organik yaşamda görüldüğü gibi -- uyum, güçlerin ve etkilerin çokluğu arasındaki dengenin sürekli değişen düzenlenmesi ve yeniden düzenlenmesinden kökenlenecektir ve hiçbir gücün, devletin özel koruması altında olmaması nedeniyle, bu düzenlemeyi sağlamak daha kolay olacaktır.

Toplum bu ilkeler çevresinde örgütlendiği zaman, üretici çalışma sırasında insanın kendi güçlerini özgürce kullanması devletçe sürdürülen bir kapitalist tekel tarafından kısıtlanmayacaktır. Kişinin isteklerinin yerine getirilmesi, inisiyatif çöküntüsüne ve aklın köleleşmesine yol açan ceza korkusuyla ya da bireylere veya metafizik varlıklara boyun eğme ile de kısıtlanmayacaktır.

İnsan, kendi benliği ile çevresinin etik kavramları arasındaki özgür eylem ve tepkinin izlenimini ister istemez taşıyarak, kendi eylemlerine kendi anlayışıyla yön verecektir. Böylelikle insan, tekelciler yararına aşırı çalışma tarafından ya da çok sayıdaki akıl tembelliği ve akıl köleleşmesi ile engellenmeksizin zihinsel, sanatsal, ahlaksal, tüm yeteneklerinin tam gelişimini elde edebilecektir. Bu sayede, modern bireyci sistemin altında ya da Volksstaat (halk Devleti) denilen bir Devlet sosyalizmi sistemi altında olanaklı olmayan, tam bireyleşmeye ulaşabilecektir.

Ayrıca, anarşist yazarlar, kavramlarının, bir kaç zorunluluğun koyut olarak kabul edilmesiyle, öncel (a priori) bir yöntem üzerine kurulmuş bir ütopya olmadığını da düşünürler. Devlet sosyalizmi reformlarla geçici bir saygınlık kazanabilse de, anarşizmin halen iş görmekte olan eğilimlerin çözümlenmesinden türevlendiğini ileri sürerler. Yaşamın bütün gereksinimlerini şaşılacak denli yalınlaştıran modern teknikteki ilerlemeler; gelişen bağımsızlık ruhu; ve --önceleri Kilise ve Devlet’in gerçek niteliği olarak düşünülenleri de kapsayan-- tüm etkinlik dallarında özgür inisiyatif ve özgür kavrayışın hızla yayılması, devletin olmaması eğilimini kararlı biçimde güçlendiriyorlar.


Kaynak: Pyotr Kropotkin (1842-1921) tarafından, The Encyclopedia Britannica'nin 1910 yılında yayımlanan onyedinci baskısı için yazılmıştı. Bu metin, seksen yılı aşkın bir süredir The Encyclopedia Britannica'nın edisyonlarinda yer alan özgün Anarşizm maddesidir.

15.09.2004 19:35:16
ANARŞİ DÜZENDİR

"Anarşi" kelimesi eski bir Yunanca kelime olan "anarchos"dan gelir, ve "yöneticisiz" demektir. [14] Yöneticiler, bekleneceği üzere, yönetimin [rule] sona ermesinin kaçınılmaz olarak bir kaosa ve karmaşaya düşmek olduğunu iddia ederken, anarşistlerse yönetimin düzenin sağlanması için gerekli olmadığını savunurlar. Hükümetsiz bir toplum, Hobbes'in herkese karşı herkesin savaşına dönüşmez, anarşistlere göre yaratıcı ve barışçıl insani ilişkileri mümkün kılar. Proudhon, anarşist duruşu ünlü sloganında açık bir şekilde özetlemiştir: "Anarşi Düzendir" [15].

Toplumsal felsefesini "anarşist" olarak ilk ifade eden kişi olan Pierre-Joseph Proudhon, genel olarak inanıldığı üzere kötülük ile suçun toplumsal çatışma ve yoksulluğun sebebi olmadığını, tam tersine bunların toplumsal çatışma ve yoksulluğun birer sonucu olduklarını söylemiştir. Devlet düzeninin "suni, çelişkili ve etkisiz" olduğunu, bu nedenle de "baskı, yoksulluk ve suç"u yarattığını düşünmüştür (53). Ona göre, toplulukların Devletler altında oluşturulması tamamen anormaldir. Dahası, "kamusal ve uluslararası hukuk, her çeşitten temsili hükümetle birlikte, yine yanlış olmak zorundadır, çünkü bunlar mülkiyetin bireysel sahipliği ilkesine dayanmaktadırlar" (54). Proudhon'a göre, hukuk bilimi "kodlanmış mantıkları" temsil etmenin çok çok uzağındadır; "hırsızlık, yani mülkiyete yönelik yasal ve resmi ünvanların bir derlemesinden" daha fazla bir şey ifade etmemektedir (54). Otorite, toplumsal ilişkileri oluşturmanın uygun bir temeli olarak hizmet etme kapasitesinden yoksundur. [16] Yurttaş yalnızca mantık tarafından yönetilmelidir, ve yalnızca "değersiz ve kendine saygıdan yoksun kimseler" kendi özgür iradelerinin ötesindeki herhangi bir yönetimi kabul edeceklerdir (94). Proudhon, siyasi kurumlar yerine, emek ve değişimde karşılıkçılık ilkelerine dayanacak ekonomik örgütlenmeleri önermektedir --bu amaca yönelik kooperatifler ve "Halk Bankaları" yoluyla. [17] Toplumun bu şekilde yeniden örgütlenmesinin sonuçları sınırlamanın kısıtlanması, baskıcı yöntemlerin azalması, bireysel ve kolektif çıkarların yakınlaşması olacaktır. Bu Proudhon'un "tam hürriyet hali" veya anarşi dediği şeydir; bu "yasalar"ın emir ve kontrol gerektirmeksizin kendiliğinden işleyeceği yegane bağlamdır. [18]

"Anarşi" kelimesini popüler hale getiren ve çalışmaları anarşist hareketin ilk gelişimi üzerinde etkili olan Michael Bakunin, dağınık yazılarında dışsal yasama ile otoritenin "her ikisinin de toplumu köleleştirme eğiliminde olduğunu" belirtmiştir (240). Ona göre, tüm sivil ve siyasi örgütlenmeler, sistematik bir sömürü olarak yukarıdan aşağıya doğru uygulanan bir şiddet üzerine kurulmuştur. Bu örgütlerden kaynaklanan herhangi bir siyasi yasa, ayrıcalıkların bir ifadesidir. Bakunin, tabi kılınan çoğunlukların çıkarlarının aksine güçlü azınlıklara avantaj sağlayacağına inandığı tüm yasamaları reddeder. Yasalar, dışsal bir irade dayattıkları ölçüde despotik niteliktedir. Bakunin'e göre, siyasi haklar ve "demokratik Devletler" terim olarak pek çirkin çelişkilerdir. "Herkesin yönettiği yerde hiç kimse yönetilmiyordur, ve bu durumda Devlet mevcut değildir. Herkesin eş derecede insan haklarından faydalandığı yerde, tüm siyasi haklar otomatik olarak fesholur" (240). Bakunin örnek ile bilginin otoritesini --"olgunun etkisi"ni-- hakkın otoritesinden ayırır. Birincisini duruma bağlı olarak ve gönüllü bir şekilde kabul etmeye hazırken, ikincisini kesinkes reddeder. "Evler, kanallar ve demiryolları söz konusu olduğunda, ... kendi sorgulanamaz eleştiri ve kontrol hakkımı daima saklı tutmak kaydıyla, mimar veya mühendisin otoritesine başvururum. ... Buna göre, ortada sabit veya kalıcı bir otorite bulunmamakta, aksine karşılıklı, geçici, ve herşeyden öte de gönüllü bir otorite ve tabi olmanın sürekli bir değişimi söz konusudur" (Bakunin 253-254). Resmi bir dayatma olan hakkın otoritesini, zorunlu olarak saçmalığa yol açacak bir "yalancılık ve baskı" olarak adlandırır (Bakunin 241). Proudhon gibi Bakunin de geleceğin toplumsal örgütlenmelerini siyasiden çok ekonomik olarak tasavvur eder. Toplumu, hem kırsal hem de kentsel olan üreticilerin özgür federasyonları etrafında örgütlenmiş bir toplum olarak görür. Herhangi bir koordinasyon çabası gönüllü ve akla dayanır olmalıdır.

Peter Kropotkin tüm yasaları üç ana kategoriye bölmüştü: mülkiyetin korunması, kişilerin korunması ve hükümetin korunması. Kropotkin tüm yasaların ve hükümetlerin ayrıcalıklı sınıfların denetiminde olduğunu, yalnızca onların ayrıcalıklarını korumaya ve genişletmeye hizmet ettiğini görmüştü. Çoğu yasanın emeğe el konulmasını savunmaya veyahut da Devlet'in otoritesini korumaya hizmet ettiğini belirtmişti. Kropotkin, mülkiyetin korunmasından bahsederken, mülkiyet yasalarının üreticilerin emeklerinin ürünleri güvenceye almak için değil, üreticilerin ürünlerinin bir kısmına el koymayı ve bunu üretici olmayanların eline devretmeyi meşrulaştırmak için yapıldığını belirtmişti. Kropotkin'e göre, emeğin (ve onun ürünlerinin) bu şekilde alıkonulması nedeniyle, göze batan bir eşitsizlik ortaya çıkmakta ve "bütün bir yasa deposu, ve bütün bir asker, polis ve yargıçlar ordusu bunu sürdürmek için gerekmektedir" (213). Ayrıca, çoğu yasa, sadece işçileri işverenlerine tabi olma konumunda tutmaya hizmet eder. Diğer yasalar (vergiler, yükümlülükler, bakanlık bölümlerinin, ordu ve polisin örgütlenmesiyle ilgili olanlar) ise, "neredeyse tamamiyle mülk sahibi sınıfların ayrıcalıklarını korumak üzere" düzenlenmiş olan "idari makinanın korunması, tamir edilmesi ve geliştirilmesi"nden başka hiçbir amaca hizmet etmezler (241). "Kişiye karşı işlenen suçlar" söz konusu olduğunda, bunu en önemli kategori olarak görür, çünkü yasanın herhangi bir itibar kazanmasının sebebi burada yatmaktadır, çünkü yasaya ilişkin çoğu önyargı buradan kaynaklanmaktadır. Kropotkin'in yanıtı iki yönlüdür. Birincisi, suçların çoğu mülkiyete karşı suçlardan oluştuğu için, bunun [suçların] yok edilmesi bizzat mülkiyetin ortadan kaldırılmasına dayanmaktadır. İkincisi, cezalandırma suçu azaltmamaktadır. Bu düşünceleri onu yasanın faydasız olduğu, aslında zararlı olduğu sonucuna götürdü --itaat yoluyla "aklın ahlaki bozukluğu"na neden olması, gaddarlık yoluyla da "şeytani tutkular"ı canlandırması. Cezalandırma suçu azaltmadığı için, Kropotkin hapishanelerin ortadan kaldırılması çağrısında da bulundu. Ona göre elimizdeki en iyi yanıt sempati idi.

Yirminci yüzyıl anarşistleri Devlet/toplum ilişkilerine dair bu okumaları daha ayrıntılı olacak şekilde geliştirdiler. Çağdaş anarşist analizler arasındaki en önemlilerinden birisi, Foucault'dan yarım yüzyıl önce de-merkezi ve durumsal olarak yasalaştırılmış [enacted, canlandırılmış] bir iktidar anlayışı sunan Gustav Landauer'in çalışması olmuştur. Landauer, Devlet'i toplumla ilgisi olmayan sabit bir dışsal varlık olarak değil, toplumun geneline yayılmış, insanlar arası belli ilişkiler olarak kavramsallaştırmıştır.

"Devlet, bir koşuldur, insanoğulları arasındaki belli bir ilişkidir, onlar arasındaki bir davranış tarzıdır; biz onu diğer ilişkileri daraltarak, birbirimize farklı davranarak tahrip edebiliriz. ... Bizler devletiz, ve gerçek bir erkek (sic) topluluğu ve toplumu oluşturacak kurumları yaratana kadar da devlet olmaya devam edeceğiz." [19]
Yakın zamandaki çalışmasında Murray Bookchin Devlet'ten bir kurumlar toplaması olarak değil de "yavaş yavaş öğretilmiş bir zihniyet" olarak söz eder. 20nci yüzyılın liberal demokrasilerinde iktidar daha az kaba kuvvet sergilenmesi yoluyla, ve daha çok La Boetie'nin "gönüllü hizmetkarlık" dediğinin beslenmesi yoluyla icra edilmektedir. Yönetimin çağdaş pratikleri, Bookchin'in Devlet'i, "siyasi ve toplumsal kurumların, baskıcı ve bölüştürücü işlevlerin, fazlasıyla cezalandırıcı ve düzenleyici düzenlemelerin, ve en nihayetinde de sınıf ve idari gereklerinin bir melezlemesi" [20] olarak nitelendirmesine yol açmıştır.
Sigara içmekten göğüslerin açıkça sergilenmesine kadar her şeyi yöneten yasa ve düzenlemelerin bolluğu içerisinde, Devletle toplumu birbirinden ayıran çizgi tamamen ortadan kalkmamışsa bile kesinlikle muğlaklaşmıştır. Yasalar ve yasal gözetim [suveillance, gizlice izleme] insani davranışların giderek genişleyen bir alanını kapsadıkça, herkes şüpheli, devlet otoritesinin yargısına tabi hale gelmektedir. Anarşistler, yüzyıllardır verilen toplumsal mücadeleler sonucu Devlet'ten elde edilen kazanımlara karşı saygılı olmakla, ve bu kazanımların tek taraflı olarak ve umarsızca ortadan kaldırılmasını istememekle beraber, Refah Devleti'nin kucaklanmasında Sosyal Demokratları takip etmeyi de arzulamamaktadırlar. Anarşistlere göre, Refah Devleti'nin düzenleyici ve denetleyici mekanizmaları özellikle uysal ve bağımlı kullar yaratılmasına hizmet etmektedir. Sosyal hizmetler ve kamu eğitimi gibi kurumlar aracılığıyla otoriteler bedenler üzerindeki kontrollerini zihinler üzerindeki etkiye doğru genişletmektedirler. Ahlaki düzenlemeler baskıyı ve konformizmi beslemenin kurnaz yollarıdırlar. "Gönüllü birlikleri ve karşılıklı yardımlaşma pratiğini zayıflatarak, {Refah Devleti} toplumu sosyal hizmet çalışanları ve polislerle desteklenen bir yalnızlar kalabalığına dönüştürür" (Marshall 24)

Savunucuları Devlet'in süren varlığını meşrulaştırmak için onun koruyucu işlevlerine başvururken, anarşistler, --düzenlemelerin, polisin ve hapishanelerin hızla çoğalmasında örneklenen-- Devlet'in baskıcı karakterinin sağladığı korumanın çok çok ötesine geçtiğini belirtirler. Üstelik, Devletler pratikte, toplumun tüm üyelerine eşit koruma sağlayamamakta, tipik olarak daha ayrıcalıklı üyelerin çıkarlarını daha az talihli olanların aleyhine korumaktadır. Ağırlıklı olarak mülkiyetin korunmasını vurgulayan yasalar, fahiş harçlar ve dışlayıcı giriş koşullarına sahip olan hukuk okullarınca korunan hukuk bilgisinin sınırlı ve seçkinci karakteri, ve "kanun ve intizam"ın uygulanmasındaki ırkçı tonlar, Devlet'in "adalet"inin adaletsizlikleri hakkında anarşistlere yeterince kanıt sunmaktadır. Anarşistlere göre, Devlet, engin ve karmaşık hukuk, hapishaneler, mahkemeler ve ordular düzenlemesiyle, eşitsizliğe karşı toplumsal adaletin savunucusu değil, adalet ve baskının asli sebebi olarak durmaktadır.

Bunun yanısıra --ve bu anarşistlere özgü bir eleştiridir-- Devlet pratikleri, daha az güçlü olana karşı bir sapmaya sahip olmasa bile, topluluklar içerisindeki toplumsal ilişkilerin aslında altını oyar. Bu, insani faaliyetlerin giderek genişleyen alanı içerisinde Devlet ağlarının karşılıklı yardımlaşma ağlarının yerini almasıyla gerçekleşir. Bu, anlaşmazlıkların çözüme kavuşturulması ve toplumsal ihtiyaçların karşılanması için Devlet'in dışsal pratiklerinin giderek yegane meşru mekanizmalar olarak görülmesi nedeniyle ilişkilerde özbelirlenimden çok bağımlılığa yol açar. Anarşistlere göre, Devlet'in kurumları aracılığıyla idare edilen "hukuk düzeni" [rule of law, hukuğun üstünlüğü ilkesi] özgürlüğün güvencesi değildir; aksine, giderek daha fazla insanı kendi [çizdiği] sınırların içerisine hapsederken, insani etkileşimin, yaratıcılığın ve topluluğun alternatif buluşma yerlerini kapatan, özgürlüğün düşmanıdır.

Üstelik, Devlet kaynakların yeniden dağıtımı için etkin bir mekanizma bile değildir. Gerçekte, Devlet, kaynakları ihtiyacı olanlardan kendisine doğru yönlendirir. "Devlet'e vergi ödemek yerine --ki ardından kimin ihtiyacı olacağına o karar verecektir, anarşistler topluluk örgütlenmelerine katılarak veya gönüllü olarak verme faaliyetleriyle dezavantajlı olanlara doğrudan yardım etmeyi tercih ederler" (Marshall 24). Anarşistler, Devlet'in sosyal hizmet ve refah işlevlerinin etkilenen insanların dahil olduğu ve onların ihtiyaçlarına doğrudan yanıt veren gönüllü karşılıklı yardımlaşma birlikleriyle daha iyi yerine getireleceğini savunurlar. Yüze yüze seviyesindeki karşılıklı yardımlaşma, kurumsallaşmış programlar veya hayırseverliğe tercih edilir.

Bir kere daha çağdaş anarşistler, anarşizmi yeni, bilinmeyene doğru bir adım, veya bugünden kopma demek olan bir devrimci kurulum olarak değerlendirmeyen Landauer'i takip ederler. Landauer, anarşizmi, "her ne kadar gömülü ve işlevsiz bir halde bekler olsa da devletin hemen yanıbaşında bulunan, daima mevcut bir edimselleşme [actualisation, gerçekleşim] ve yeniden oluşum" olarak değerlendirir. [21] Benzer şekilde, Paul Goodman, "özgür bir toplum, eski düzenin yerine "yeni bir düzen"in ikame edilmesi olamaz; bu, özgür eylem alanlarının toplumsal yaşamın çoğunluğunu oluşturuncaya kadar yayılmasıdır" demektedir. [22] Çağdaş anarşistler, bu anlayıştan yola çıkarak, günlük yaşamın şimdi ve buradasında otoriter olmayan, hiyerarşik olmayan ilişkiler geliştirmeyi amaçlarlar.

Anarşistler, otonom gruplaşma ağları sayesinde, Devletler'e olanlar dışındaki bağlılıkları beslerler. Anarşizm, "Devletin meşruiyetinin günden güne inkarları" yoluyla, mecburen ve tercih edilir olduğu üzere, ebediyen "devlet ve yasal otoritenin altında ve ona karşı akan gizli bir direniş tarihi" (Ferrell 149) olarak var olur. Basitçe ifade edilirse, Colin Wards şöyle demektedir,

"terör tarafından dayatılan bir düzen vardır, bürokrasinin koridordaki polisiyle dayattığı bir düzen vardır, ve bizlerin kendi kaderimizi şekillendirme yetisine sahip toplu yaşayan hayvanlar olmamız olgusundan kendiliğinden ortaya çıkan bir düzen vardır. İlk ikisi olmadığında, düzenin kesinlikle daha insanisi ve daha insancası olanı olarak üçüncüsü ortaya çıkma şansına sahip olur. Hürriyet, Proudhon'un dediği üzere, düzenin kızı değil, annesidir." (37)
Anarşizmin düşmanları bu iddiaya anarşizmin naif bir "insan doğası" görüşüne yaslandığı tipik iddiasıyla yanıt verirler. Bu gibi eleştirilere karşı en iyi yanıt, insan doğası meselesine ilişkin anarşist görüşlerin çeşitliğine işaret edilerek verilebilir. Max Stirner'in kendi çıkarını gözeten "egoisti" ile Kropotkin'in karşılıklı yardımlaşmanın özgeci [altrustic, fedakar] destekçisi arasındaki ortaklık nedir? Aslında, anarşistlerin "birey" ve onun "topluluk" ile olan ilişkilerine ilişkin görüşlerinin çeşitliliği, anarşizmin devasa eşitsizliklere [odds] karşın ayakta kalmasını sağlayan yaratıcılığının, çoğulculuğa saygısının bir tanığı olarak desteklenebilir. Anarşistler basitçe insanların kendilerini ve kendilerini içinde buldukları koşulları değiştirme kapasitesine vurgu yaparlar. Çoğu anarşist yine bunun, ne kadar kaba ve toplumsal ilişkilerin dışında olurlarsa olsunlar bireyler tarafından gerçekleştirilemeyecek, kolektif bir proje olduğunu belirtir. "Bu nedenle, amaç hükümet ve Devlet safrasını atarak bir 'öz kendi' yaratmak değil, diğerleriyle yaratıcı ve gönüllü ilişkiler içerisinde olarak kendini geliştirmektir" (Marshall 642-643). Özgürce girilen, toleransa, karşılıklı yardımlaşmaya ve sempatiye dayanan toplumsal ilişkilerin ihtilafların ortaya çıkmasını azaltacağı, ve ortaya çıktığı yerlerde de yardım çözümünün [aid resolution] [sorunu halledeceği] beklenmektedir. Burada hiçbir garanti yoktur; vurgu daima potansiyel olana yapılmaktadır.
 
SONUÇ

Anarşistlerin tasavvur ettikleri otoriter olmayan, hiyerarşik olmayan ve çoğulcu toplulukların, güç, otorite ve Devlet hakkındaki eleştirel düşünceye sunacak pek çok şeyi vardır. Ferrell'in belirttiği üzere, anarşizm, "yasanın dışında durarak" ve "yasal otoriteyi, onun toplumsal ve kültürel yaşam üzerindeki tahripkar etkilerini inkar etmek" suretiyle, "insani ilişkilerin ve insani farklılıkların önemli olduğunu --her halükarda, düzenleme ve yasanın abartılı otoritesinden daha önemli olduğunu-- bize hatırlatmaya" hizmet eder (153). Anarşizm, işlerin olduğu şekilden daha farklı bir şekilde olabileceğini asla unutmamızı temin eder. Kökleşmiş varsayımları sorgulamak ve alışkanlık haline gelmiş pratikleri tekrar düşünmek için bizi cesaretlendirir. Anarşizm, "mevcut toplumun mantıklı bir eleştirisini, ve idealini hem bugün hem de gelecekte gerçekleştirmek için tutarlı bir strateji alanı sunar" (Marshall 662). Anarşistler, "demokrasi"yi reddetmekten ziyade, (iş yerleri, okullar, aile ve cinsellik dahil olmak üzere) yaşamın tüm alanlarına nüfuz eden bir katılımcı demokrasi görüşü sunarlar. Çağdaş anarşistler, Hakim Bey'in Geçici Otonom Bölgeler'inin ruhuna uygun bir şekilde, Devletlerin ve yasal otoritenin katı olarak haritalandırılmış bölgeleri içerisine hapsedilmeyi redden "özgür" mekanlar, alanlar ve pratiklerin hızla çoğaltılması çağrısında bulunuyorlar. Bu "otonom" [23] düşünce ve eylem alanları, Devletler'in zamansal ve mekansal sınırlamaları karşısında kapsamlılık, açıklık, ve akışkanlığa vurgu yapıyor.

Çağdaş anarşistler yine çoğunlukçu görüşün baskıcı ilişkileri besleme tehlikesinin fazlasıyla farkındadırlar. Aslında, çağdaş anarşizm, kısmen, arzuları piyasa devrelerinin izin verilen alanıyla sınırlayan tüketim kapitalizminin anlamsız konformizmine karşı bir tepkidir. Anarşistler, yaratıcı bir yanıt olarak, yaşamda denemeyi cesaretlendiren ve sansürü aşağılayan toplumsal ilişkilerdeki çoğulculuğu ve çeşitliliği savunurlar. Otorite ve güç sorununa verilebilecek tek bir "doğru" yanıtın olabilirliğine inanmayarak, anarşistler insanları karşı karşıya oldukları belirli koşulların göz önüne alınması suretiyle çoklu alternatifler geliştirmeye teşvik ederler. Bu nedenle, bugünün anarşistleri kolaj, veganizm, "gürültü müziği", çoklu-cinsellik ve "elektronik sivil itaatsizlik" yoluyla "arzularını silahlanan" [24] punklar, hayvan hakları aktivistleri, toplumsal ekolojistler ve neo-ilkelciler gibi çeşitli şekillerde tanımlarlar. Her zaman olduğu üzere, anarşistler, kapitalist olduğu kadar sosyalist otoriter toplumsal örgütlenme biçimlerine karşı alternatifler sağlarlar.

Castells, Yazawa ve Kiselyova'yı takip ederek, otonomi hareketlerinin, şu anda küresel yönetim süreçleriyle ilgili olan toplumsal dışlama ve kültürel yabancılaşma süreçlerine karşı küresel düzene meydan okumak ve karşı-kurumlar geliştirmek suretiyle yanıt verdiği söylenebilir. Katılımcıların küresel zorlamaların mantığının anlamsız kılacağı belirli deneyim tarzları sayesinde [bu mantığa] karşı bir anlam yaratacakları, kültürel anlamı (yeniden) inşa etmeye yönelik girişimler yapılmıştır. Radikal toplumsal hareketin müttefikleri, çoğunlukla ortaya çıkmakta olan küresel ilişkilerin normatif kültürel ve siyasi kodlarını dönüştürmekle meşguldürler. Yeni anarşist hareket ise, "düşman"ı ortak değerlerin eklemlenmesi ve kimliklerin ironik bir şekilde inşası yoluyla karşılamaktadırlar.

Anarşi, siyasetin halihazırdaki oluşturulmuş şeklinin yeniden kavramsallaştırılmasını teşvik eder. Protesto, "sivil itaatsizlik" veya devlet gibi bilindik kapların herhangi birisi tarafından içerilerek sınırlanmayı reddeden bir siyasetin pırıltılarını sunar. Böylece, bugünkü anlamı bağlamında egemenliğe daha da fazla meydan okuyabilir. Bu gibi gösterimler [manifestation, kendini gösterme, ifade etme şekli], ister devlet, ister sınıf veya isterse kimlikle ilgili olan herhangi toptancı bir söylemin çevrelemeye yönelik eğilimini istikrarsızlaştırarak, siyasetin (yeniden) oluşturulması için alan açmaktadır. Küresel dönüşümlerin "kap olarak devlet" metaforunu istikrarsızlaştırması gibi, anarşizmde kimlik ve topluluğun yeniden şekillendirilmesi de "kap olarak kimlik" nosyonlarını istikrarsızlaştırır. Siyasi mekanlar, siyasi kaplara meydan okuyarak yaratılır.

Kuram, kategorilerin (yeniden) üretilmesine izin veren, topluluğun sürekli gelişimine ket vuran veya teşvik eden, ve alternatiflerin ortaya çıkmasını engelleyen mücadelelere ilişkin daha sofistike bir anlayışa gereksinim duymaktadır. Olağan toplumsal kuramlar alternatiflerin farkına varmakta başarısız kalmıştır --kısmen şüpheli metaforları eleştirmeksizin kabul etmeleri nedeniyle. Toplumsal hareketlere ilişkin çalışmalar hareket davranışının "gerçekçi olmayan" yönlerinin önemini az-kuramsallaştırmıştır. Bu çalışma, gayrimeşru veya uygulanamaz olarak mahkum etmenin (veya reddetmenin) ötesine geçerek, böylesi "gerçekçi olmayan" dolambaçlı [discursive] stratejilerin anlaşılmasına yönelik bir girişim sunmaktadır. "Çıkarlar ve gruplar marjinal olarak tanımlanırlar, çünkü bunlar toplumsal bütünleşme sistemi içerisinde birer 'rahatsızlık' haline gelmişlerdir; çünkü bunlar toplumsal hiyerarşi ve tahakkümden tarihsel olarak kurtuluş bakış açısına göre en önemli olabilecek mücadelelerdir" (Aronowitz 111, [altı çizili] vurgu aslındadır). Anarşi, "küresel sivil toplum"un, en başta yoksulluk, evsizlik, ırkçılık ve ekolojik imhayı ortaya çıkaran sivil toplumdan neden daha iyi olacağı sorusunu sorar bize.


Jeff Shantz: York Üniversitesi (Kanada/Toronto) Tarih Bölümü

03.10.2004 20:22:21
Anarsist bir kizin evine gitmistim evi cöplük gibiydi,ayakkabilarini cikarmadi sebebini sorunca son 1,5 aydan bu yana ayaklarini yikamamis,kokmasini istemiyormus.Anarsistler gayet pis giyimli,kötü kokan burunlarina falan halka takan,gözlerini kapkara veya mosmor renklere boyayan seklini samalini sasirmis insanlardir.Anarsistleri bu hale muhakkak ki anarsizm getirmistir.

03.10.2004 21:40:55
Bir insanın yaşam tarzını savunduğu düşünceye bağlamak kadar sığ bir düşünce görmemiştim daha önce ama okurken çok eğlendim doğrusu Tongue

Anarşimle ilgili okuduğum makalelerde hiç temizliğe dair bir ibare görmemiştim. İlginç bir çıkarım doğrusu!

03.10.2004 21:51:02
Fikirle yasam tarzinin ilintisiz oldugunu savunmak kadar dayanaksiz bir görüs de ben görmedim.Avrupada nerde zibidi varsa,hippi gibi gezen, alkolik gibi orda burda icki icen sonra sisesini ana caddeye atan,kural tanimam deyip metronun icine iseyenler anarsisttir ben dogru düzgün olanini görmedim.
 

03.10.2004 21:58:22
Fikir ve yaşam tarzının ilintisiz olduğunu savunmuyorum zaten. Sonraki açıklamamda belirttiğim gibi anarşizm kavramı içinde bireysel temizliğe dair belirtilen nedir?

Doğru düzgün (o da her neyse) olan anarşist sen görmedin diye yok değildir! Bir düşünceyi bu kadar içerikten yoksun ve biçimci algılaman ayrıca ilginç!

deniz 03.10.2004 22:04:14
ben aşıkveysele kısmen katılıyorum.
kendine anarşist diyen bu türden bazı insanlar olabilir.
ama nasıl ki çoğu mafya vari yaşam süren milliyetçilere milliyetçilere mafya diyemezsek bu tipler de yaşamlarıyla anarşizmi temsil etmezler.

03.10.2004 22:11:35
Aslinda bir fikrin temeli kurali redederse, o fikrin üyelerinde kültürel,toplumsal.. kurallari ve hukuksal kanunlari cigneme egilimi olmasi olagandir.Düzensizlikten düzen dogmasini idda etmek,camurdan demir olmasini beklemek gibi birseydir.
Bence gencler bu izmlere falan cok takilmayin,zaten Anarsizm sömürgeci gücler tarafindan, Ispanyada Franko hükümetinemuhalefet olmasi icin desteklenmis o amac dogrultusunda kullanilmis bir akimdir.Görevi ve islevi sona ermistir¨.

deniz 03.10.2004 22:20:53
hayır, arkadaşım bu dediklerine katılmam mümkün değil.

gençler, forumumuzdaki anarşizm tarihi ve anarşizm nedir benzeri başlıkları okurlarsa senin dediklerinden daha sıhhatli olan bilgilere ulaşma şansı bulabilirler. Smiley

03.10.2004 22:58:22

Anarşistlik  Nedir
Tek bir kelime ile Söyleyecek olursak
Anarşistlik  Edepsizliktir

Anarşist neye denir
Utanmayan Merhameti acıma hissi olmayan kişilere varlıklara denir


Evet
bir anarşiste binlerce adamı nasıl acımadan mahvettin demek kadar manasız bir söz yoktur

Çünkü bir anarşist için merhamet sinir bozukluğu sinirin zayıf ve kuvvet meselesi olup
ayrıca bir manası yoktur.

Anarşinin sözlük manası
Kargaşalık, otorite boşluğundan yararlanarak çıkartılan her türlü düzensizliktir

Heee Demek ki İmanı olmayanların
((((İkinci hayatta kendisi için bir varlık bulamayanların)))) çıkardığı düzensizliktir

Demek oluyor ki Anarşistlik Dinsizlikten Doğuyormuş




 

deniz 03.10.2004 23:06:06
Smiley

sadece gülünür.

03.10.2004 23:17:15
Bir düşünceyi eleştirmek önce onu bilmeyi gerektirir.

Anarşizm latince an-archism den gelir. Yani otorite olmaması anlamı taşır. Anarşizm ile merhamet kavramı arasındaki bağlantının ayrıca açıklanmasını istiyorum. Anarşizm kişilerin özgür iradelerine yollar açan bir düşüncedir ve bireysel etiğe dayalıdır. Merhametsizlik psikopatolojik bir kavram olarak değerlendirilebilir ki buda kişilikle ve gelişim sorunlarıyla ilgili olabilir ancak.

Binlerce insanın katledilmesi  ancak neyi savunduğuna dair fikri olmayan sorgulamayı bilmeyen insanlara ait bir olgudur.

 

04.10.2004 02:02:14
Siz meselenin inceliğine esasına girememişsiniz işin kabuğunda geziyorsunuz
Çünkü her şey insanın kendisinden doğar

Bu mesel hakkında o incelikler o esaslar dursun


Şimdi Amadeusun yazdığı anarşistlik düzen olabiliyorsa düzeni
huzur olabiliyorsa Huzuru zihinlerde bile yer tutmayacak bir hayalden ibarettir


Çünkü Allahsızdır
Hakka sarılmadıkça düzen olmaz

Neden Adam hak ve hakikat tanımıyor bir defa onu bilmiyor
ondan sonra neyden bahsedebilir kimin Hakkını verebilir

İnsan yükünü  bir saadete kavuşayım diye ceker

Talebe okur niçin okuyorsun bir saadet kurayım
Adam çalışır niçin çalışıyorsun işte bir saadet yapayım

İşte İnsan yükünü  bir saadete kavuşayım diye çeker

Allaha İnanmayan bir adam üç beş günlük hayatı için neye bir çok sıkıntılara katlansın kederle yaşasın? Neye fırsat eline geçtiği zaman nefsinin ihtirasını tatmin etmesin ?

Neye başkasının refah ve saadetini parçalamak için çalışmasın ?
Çünkü onun için gaye o refaha kavuşmaktır.

Şimdi böyle olunca hiçbir ceza vermemek asayiş büsbütün bozulur demektir

demek oluyor ki Allahsız mı düzen yok bugünde olduğu gibi
Hiç kimsenin huzuru yok insanların ah sesi bomba sesini bastırmış değil mi
 
Amadeus yazıdığın yazıda Anarşisim dinsizlikten doğduğu anlaşılıyor
 
Öyle ise Dinsiz olan adamın ahlakı namusu olmaz değişir Gülünç değili
 ki verilen yazıda bunu söylüyor değişmeyen değerler olmayacak diyor her an değişecek
değerler olacak diyor

eğer sende bu yazıyı fikirlerini kabul ediyorsan seninde bir gün nasmusun değişecek demektir

Çünkü bu fikirden olan bir adamın nazarında Namus yaşadığı toplumun kendisine verdiği bir kıymetten ibarettir
Yaşadığı Özendiği Cemiyet Allahsızmı o halde onun namusu her an değişebilir
çünkü değişmeyen değer olmayacak diyen bir cemiyete özeniyor
O halde Yaşadığı cemiyet bu gün buna kıymet verirse yarın vermez o halde onun namsu her an değişebilir

Hakiki Müslümanlarda Allahın kıymet verdiğinden başka kıymetlere kıymet vermezler

İşte Amedus anarşism senin görüşüne bakılıp ta tanımlanırsa
Buna dinsizlik denir
buna da dinsizlikten doğmuştur denir
 
Amadeus dikkatle dinle

Hazreti Muhammed aleyhissalatu vesselam
‘‘Kıyametten önce bir gün gelecek onların fikirleri ileri gidecek
Dünya dinsizlikle dolacak’’ Haberini de vermiştir

Ne Olur Ah !

O Doğru Haber verenin bu haberini Kendi fikirlerinin bir Müjdelemesi olarak kabul etseler de
Hiç olmazsa Bu Mucize-i Peygamberiye inansalar değilmi

Selametle
 


Sayfa: [ 1 ] 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16