|
||
| YAŞAM ASLINDA KENDİ UNUTTUĞU YÜZÜYDÜ … Kar yağıyordu o gün. Kar bir tek bizim üstümüze mi yağardı hayır kar o gün köşe başı çöplüğüne bırakılmış yalnız bir kuklanın yüreğine yağıyordu. Yüreği üşüyordu. Şehrin yalnızlığı kadar büyüktü kuklanın yalnızlığı. Kar yağıyordu saçlarına kuklanın ve kimse saçlarına kar yağan, terkedilmişliğine ağlayan kuklayı görmüyordu.Terkedilmişlikti onun tahtadan yapılan yüreğini inciten yıllarca bizim etten yüreklerimizi anlatan o tahta yüreğinin bu köşe başı çöplüğüne laik görülmesiydi…. Şehrin yalnızlığı kuklanın yalnızlığıyla derinleşiyordu. Şehir bu köşe başından daha gerçekçi görünüyordu. Bu sokaklarda yaşamı iyi biliyordu. İlk defa böyle bir yalnızlıkla dinledi bu sokakları kukla. Yaşam farklıydı bu sokaklarda burada insanlar akşam yemekleri için kendilerini pazarlarlardı. Adamlar daha adam görünmek için elleri arkada içlerinde ki kini atarlardı sokaklara. Bir kadın sesi içini acıtmaya yeterdi ya da yaşama burada başlayan bir çocuk yürüyüşü… Burada gözyaşları daha gizli daha gerçekti. Her kahkaha binlerce göz yaşı barındırırdı içinde. Her yerde adalet dağıtan tanrı unutmuş muydu bu sokakları bilinmez ama burada adalet farklıydı. İstanbul’un en gösterişli caddesinin üvey kardeşiydi burası. En güzel sokakların kirletilmişiydi. Buraya her bakan aslında aynada kendini görüyordu. Ve bütün yalanlarına bir yalan daha ekliyordu. Burası onun kendi elleriyle yıktığı yaşamıydı. Burası onun kirli ve paslanmış yüreğiydi. Yapılan her kötülük kendi yaptığıydı aslında. Yaşanan her acı kendi acısıydı. Bu şehrin yalnızlığını tanımayanlar kendilerini unutmuşlardı. Üzerlerine çektikleri ak pelerinle ak göründüklerini düşünüyorlardı. Oysa yaşam ak pelerinlerinin altından karalarla akıyordu şehre. Şehir siyahtı ve yaşam aslında kendi unuttuğu yüzüydü......... |
||
|
||
| Belkide unutmadı, kanatmak hoşuna gidiyordu. | ||
|
||
| Ne gerçek, ne yalan; ne tahta ne de et kardan geriye kalacak. Kuklanın gidecek bir yeri yok, yüreği karlar altında kalacak, herşey gibi... Yine de Pinokyo bugün yaşasaydı bu sokaklarda perisini arardı.. Sahip olduğu tek şey tahta yüreğindeki acıyken üstelik.. |
||
|
||
| Acılar vardır, farklı farklı.... insan ırkınnın farklılığından olsa gerek. Aslında acı dendiğinde birleşilir Tek birşey akla gelir,fazlası değil Oysa fazlasıda vardır.görünen yüzü değil Bu ,fazla, insanların işi değildir uğraşacak uğraşılacak bişi varsa acının üstüne gitmek neydiki acı! onu irdelemek gerekirdi Ama buna ne gerek! Seninde elin değsin kalmasın,el değmedik Belki bu amaçla çözülür tüm toplum sorunları Değilmi ya sonuçta gülünesi için değil, Acıya acı katmak, uğruna Alkışlanısı değerler, Amaç, üzüm yemek değil,bağcıyı dövmek olduktan sonra, zafere bayrak dikilir şakşakçılar arkada hazır... Ama neye, niçin, bilmeden Aynen bir koyun misali Neden, niçin, nasıl,sonuç ilişkisi kurmadan olay üzüm yemek değil,bağcıyı dövmek olduktan sonra.............................. |
||