|
||
| Küba’da anarşizm bir hareketin tarihi Bu çalışma özgürlükçü düşüncenin Küba halkı üzerindeki etkilerine genel bir bakış içermektedir. Kübalı anarşistlerin özgürlüğü savunmak ve toplumun alt tabakaları için yüz yıldan uzun süren mücadele ve fedakarlık dolu tarihlerini anlatmaktır bu yazının amacı. Toplumsal ve sendikal mücadelelerde anarşistler vazgeçilmez bir öneme sahipti. Herhangi bir kaynaktan, yardım ve korumadan yoksun, unutulmuş ve kıstırılmış bir grup kadın ve erkeğin, yalnızca emekçi sınıfın değil tüm Küba halkının tarihini derinden etkileyişini kısaca gözden geçireceğiz. Bu insanlar kesinlikle Küba proletaryasının öncüleriydiler. 1. Sömürge dönemi ve ayrılıkçılık Pierre Joseph Proudhon’un fikirleri onu 19. yüzyılın en önemli düşünürlerinden biri haline getirdi, ekonomik teorileri Avrupa’da büyük yankı uyandırdı ve Küba anarşizmi üzerinde de kesin etkiler bıraktı. Kuşkusuz en önemli anarşist teorisyenlerden biri olan Proudhon’un adadaki ilerici zanaatkarlar ve işçiler arasında takipçileri vardı. 1857 yılında Küba’da ilk ‘ortakçı’ (Proudhoncu) topluluk kuruldu. Proudhon’un düşüncelerinin tam anlamıyla kök vermesi ise 1865’de Saturnine Martinez’in kurduğu haftalık La Aurora’nın yayına başlamasıyla gerçekleşti. Bu dönemde puro üreticilerinin, dizgicilerin, maaşlı işçilerin ve zanaatkarların ilk ‘özgür birlik’leri bu dönemde oluşturuldu. Küba, diğer bir çok şeyin yanı sıra bölgesel merkezlerin, okulların, sağlık tesislerinin ve karşılıklı yardımlaşma birliklerinin oluşturulması konularına Proudhon’a çok şey borçludur. Kübalıların İspanya’dan ayrılmak için ilk başkaldırıları On Yıl Savaşları (1868-1878) olarak anılan dönemde gerçekleşti ve başarısızlığa uğradı. Tütün endüstrisindeki bazı anarşist unsurlar da bu mücadeleye katıldı. Vincente Garcia ve Salvador Cisneros Betancourt savaşın gidişatı konusunda önemli rol oynadılar, her ikisi de Proudhon’un federalizmine sempati duyuyordu. Bu olaylar Avrupa’da devrimci düşünceleri nedeniyle baskı gören ve adaya sürgün edilmiş bazı İspanyol yoldaşlardan da esinlenerek, dayanışma içinde gerçekleşti. Bu yıllarda Fransa, İtalya, İspanya ve Rusya’daki işçi ve köylüler arasında anarşist düşünce kesin bir etkiye sahipti. En ünlü eylemci ve örgütçü, dönemin bir diğer önemli figürü olan Mikhail Bakunin’dir. 1876’daki ölümüne rağmen düşünceleri ve açtığı tartışmalar Avrupa’da şaşırtıcı bir canlılıkla dolaşmaya ve kök salmaya devam etti. Sosyalist Devrimci İttifak (1864), Enternasyonal Sosyalist Demokratik İttifak (1. Enternasyonal, 1868) ve Bakunin’in yazdığı İlkeler Deklarasyonu, Proudhon’un işçi örgütlenmesi üzerine düşüncelerini idrak etmiş olan Küba’daki devrimci unsurları kesin biçimde etkiledi ve Bakunin’in yeni düşünceleri Proudhon’un emekçi sınıfı hakkındaki teorileri ile birleşti. Kübalı işçiler sınıf bilincini edinmeye başlamıştı. 1885’in sonlarına doğru Küba anarşizminin en prestijli figürü sahneye çıktı. Enrique Roig de San Martin haftalık El Productor’u yayınlamaya başladı ve Küba proletaryasının yeni teorisyeni ve örgütleyicisi konumuna geldi. 1880’lerin sonlarında yapılan grevlerin hepsi anarşistler tarafından başlatılmıştı ve El Productor tarafından örgütlenmişti. Bu yayın ve Roig de San Martin, Bakuninci etkilerin ağır bastığı İşçilerin Birliği adlı devrimci bir örgütün kurulmasına da önayak oldular. İşçilerin Birliği, Amerika’daki iki tütün endüstrisi merkezinde, Tampa ve Key West’de güçlü bir destek buldu. 1887’de Havana’da Tütün İşçileri Federasyonu ilk kez bir araya geldi, bu federasyon daha sonraları Tütün İşçileri Sendikası adını aldı ve bu iş kolunda çalışan neredeyse bütün işçileri içeriyordu. Tampa ve Key West de mücadeleye katıldı. Bu iki küçük Amerikan kentinde belli başlı eylemciler Enrique Messonier ve Enrique Creci’ydi, bunların dışında Leal, Segura ve Palomino gibi anarşist eylemciler de sayılabilir. 1889’da Key West’de genel grev ilan edildi ve 1890’ın ilk günlerinde işçilerin zaferiyle sonuçlandı. Havana’da İşçilerin Birliği ve Kübalı işçiler greve destek verdiler, Roig de San Martin’in ölümüne rağmen El Productor işçileri cesaretlendirmeye ve motive etmeye devam etti. Küba bağımsızlık hareketi, Florida kıyılarında da bağımsızlık mücadelesine hazırlanıyordu. Bağımsızlık yanlısı partizanlar, anarşistler ve emperyalist İspanya’nın tüm düşmanları için Tampa ve Key West gerçek birer kaleydi. Bu yıllarda sömürgeci güçlere karşı mücadelenin yurtsever lideri Jose Marti’nin örgütlediği militanların büyük çoğunluğunu iyi organize olmuş Kübalı göçmen grupları oluşturuyordu. Buna rağmen tütün endüstrisi alanında örgütlenen anarşistler Küba sorunu hakkında toplumcu ve enternasyonal bir bakış açısına sahipti. Marti onlarla görüşmeler yaptı ve ayrılıkçı saflara çekmek için toplumsal atmosferde anarşistlere yönelik bazı taviz ve taahhütlerde bulundu. Anarşistler, ikna gücünün ve hitap yeteneğinin etkisiyle Marti’nin devrimci klüplerine gidip gelmeye başladılar. Creci, Messonier, Rivero y Rivero, Sorondo, Rivera Montessori, Blanco, Blaino ve Segura gibi birçokları özgürlük ve toplumsal adalet ideallerinden feragat etmeksizin Marti’nin bağımsızlık hareketine katıldılar. Anarşistlerin Marti’ye verdikleri destek ve yardım hem ahlaki, hem de politik ve ekonomik açıdan muazzamdı. Marti daha sonraları çoğunluğunu “devrimci sosyalist/toplumcu” -1886’da trajik Haymarket olaylarında bir grup anarşist sendikacının bir bombalama olayına karıştıkları iftirasıyla idam edilmesinden sonra anarşistler için kullanılan bir deyim- sendikalı, sürgün edilmiş tütün işçilerinin oluşturduğu bir devrimci parti kurdu. 1890 1 Mayıs’ı Havana’da İşçilerin Birliği tarafından Chicago’da idam edilenlerin anısına düzenlenen bir yürüyüş ile kutlandı. 1891’de bir kongre için çağrı yapıldı ve 1892’de anarşistler ilk Küba Bölgesel Kongresini düzenlediler. Kongrede Küba işçi sınıfına “devrimci toplumcu” saflara ve Marti’nin ilan ettiği bağımsızlık yoluna katılmaları yönünde çağrı yapıldı ve kongrenin bitiminde okunan bir “Manifesto”da tarihe geçen şu cümle vardı: “Halkın ortak kurtuluşuna karşılık bireysel serbestliği amaçlamak anlamsızdır.” İspanyol yönetim kongreyi yasakladı, anarşist yayınların dağıtımını engelledi ve İşçilerin Birliği’ni yasadışı ilan etti. Kongre katılımcılarının bir çoğunu hapsetti veya sürgüne gönderdi. Marti tarafından örgütlenen bağımsızlık savaşı 1895 Şubat’ında patlak verdi. Anarşistler de özgürlük mücadelesine katıldılar, aralarından Enrique Creci 1896’da bir çatışmada yaşamını yitirdi. Marti’nin anarşistlere verdiği sözler ve toplumsal harita da kendisiyle birlikte ortadan kayboldu, Küba bağımsızlığının önderi 1895 Mayıs’ında İspanyol ordusuyla girdiği bir çatışma sırasında hayatını kaybetti. Savaş 1898’de ABD’nin müdahalesi ve İspanya’nın yenilgisiyle sona erdi. Bu dönemde anarşistler, sürgünde ve Küba’da durmaksızın fonlar oluşturuyor, mücadeleyi destekliyor ve bunlara ek olarak Amerika ve Avrupa’daki anarşist çevrelerde kampanyalar düzenliyorlardı. İki genç anarşist savaşa katıldı: Orestes Ferrara ve Federico Falco. 1897’de İtalyan anarşist Angiolillo tarafından ve Paris’teki Kübalı göçmenlerin temsilcisi olan Porto Rikolu bir doktor olan Emeterio Betances’in doğrudan katılımıyla İtalyan anarşist Angiolillo’nun İspanya başbakanı Canovas del Castillo’ya bir suikast düzenleyerek öldürmesi İspanya’nın savaşı kaybetmesindeki en önemli faktörlerden biriydi. Canovas Küba’ya karşı sistematik bir imha savaşı ilan etmişti, “isyan bastırılacak, son adama kadar ve son pesetaya kadar” diyordu. Avrupa emperyalizminin ve sömürgeciliğinin altın çağında, kendi halklarına kurdukları baskı ile yetinmeyip az gelişmiş ülkeleri de hakimiyetleri altına alan imparatorların, kralların ve politikacıların oluşturduğu seçkin zümreye ait biriydi. Nüfuzu ve itibarı yalnızca Vatikan’da değil Avusturya-Macaristan, Rus ve Alman imparatorlukları ve hatta paranın ve gücün yüksek döngüleri sayesinde İngiltere, Fransa ve İtalya’da da geçerliydi ve tüm bu ülkeler Canovas’ın Küba’ya yönelik baskı politikasını onaylıyorlardı. Canovas’ın yaşamına son veren üç kurşun, onun Küba üzerindeki insanlık dışı taktiklerinin de sonu oldu. Yerine atanan Mateo Sagasta İspanya ve Avrupa’daki emsalleri arasında pek saygı ve sempati duyulmayan, zayıf ve beceriksiz bir politikacıydı. ABD’ye yönelik taviz veren politikaları yeni Amerikan emperyalizminin provokasyonlarının yolunu açtı. İspanyol imparatorluğu sona erdi. Avrupa’da ise konuya dair tam bir ilgisizlik hakimdi. 1899’da ABD müdahalesi sırasında, anarşistler inşaat işçileri birliğinde bir grev hazırlığındaydılar. Bu grev vahşice bastırıldı ama yine de işçiler ücretlerde küçük bir artış elde ettiler. Abelardo Saaverda ve Adrian del Valle tarafından hazırlanan haftalık yayın !Tierra! greve tam bir destek vermişti. 2. Birinci Cumhuriyet İlk bağımsız Küba devleti döneminde önemli grevler gerçekleştirildi: puro üreticileri, fırıncılar, marangozlar, duvarcılar aynı sömürge döneminde olduğu gibi baskı ve şiddete maruz kaldılar. Liberal veya muhafazakar, cumhuriyeti yönetenler hiçbir zaman “toplumsal sorunlarla” ilgilenmediler ve Marti’nin verdiği “herkesle birlikte ve herkes için” sözünü unuttular. Meksika devrimi Kübalı işçiler ve yerliler üzerinde ciddi bir etki yarattı; Richardo Flores Magdn’ın yazıları ve Emiliano Zapata’nın silahları, ülkenin en geniş endüstrisinde çalışan ve uzun zamandır kendi hallerine terkedilmiş olan şeker kamışı işçilerinin bilinçlenmesini sağladı. 1915’de edebi niteliği ile anarşist mücadelenin bir destanı olan Cruces Manifestosu (Manifesto De Cruces) yayınlandı: “Çığlığımıza, kollarımızın gücüyle destek olmalıyız” ve “Sessizlik onaylamaktır” gibi cümleler, bir grup işçinin, adanın en önemli üretici gücü olmalarına rağmen, nesilden nesile devredilen açlık ve sefalet yerine daha iyi bir yaşam için hak iddia edişlerinin açık birer ifadesidir. Aynı yıl içerisinde Las Villas’da Köylü Federasyonu (Federacion Campesina de Cuba) kuruldu. Kurucular arasında Fernafido Iglesias, Laureano Otero, Manuel Lopez, Jose Lage, Benjamin Janeiros, Luis Meneses, Santo Garos, Miguel Ripoll, Francisco Baragoitia, Andres Fuentes, Tomas Rayon ve Francisco Ramos vardı. ABD ve İspanya’daki şeker şirketlerinin Küba’daki üretimden aslan payını almalarıyla oluşan suistimale karşı anarşistler bir dizi grev başlatmaya çalıştılar, fakat başkent Havana’da başkan Garcia Menocal hükümeti tarafından görevlendirilen jandarma ve askerlerin grevcilere saldırarak bir kısmını öldürmesi sonucu başarısız oldular. Bu dönem Kübalı özgürlükçülerin en aktif olduğu dönemlerden biridir, 12 yıl sürmüş ve ancak anarşist hareketin pek çok fedakar üyesinin fiziksel tasfiyesiyle son bulmuştur. Bu dönemde özgürlükçü yönelimleri olan bir çok düzenli periyodik yayın çıkıyordu: La Batalla, Nuevos Rumbos, Espartaco, Via Libre, Voz Rebelde, Solidaridad, Memorandum Tipografico, El Boletin Tabacalero, ve tabii !Tierra!. Fakat bu yayınları çıkarmakla uğraşanlar kısa süre içinde sınır dışı edildi. Bu yayınlarda dönemin önemli anarşist şahsiyetlerı birlikte çalıştılar, Marcelo Salinas, Antonio Penichet, Manuel Ferro, Jesus Iglesias, Ernesto Illas, Francisco Montanes, Pauline Diez ve Adrian del Vale bunlardan sadece bir kaçı. Bir kısmı Pyotr Kropotkin’in, Elisee Reclus’un fikirlerini savunuyordu, diğer bir kısım anarşist Malatesta veya Pietro Gori’ye yakındılar, Bazıları da Bakunin’in geleneğini sahipleniyordu, fakat çoğunluk İspanyol Ulusal İşçi Konfederasyonu’nda (Confederacion Nacional del Trabajo - CNT) yeni filizlenen anarko sendikalizmin takipçisiydi. 1922 yılında Matbaacılar Sendikasından bir anarko sendikalist olan Alfredo Lopez, ülkedeki mücadeleden yana sendikalarının, işçi birliklerinin ve emek gruplarının bir araya geldiği Havana İşçi Federasyonu’nun (Federacion Obrera de La Habana – FOH) kurulmasını organize etti.Alfredo Lopez, uzun soluklu bir toplumsal dönüşümün ilk adımlarını attı; emek birliklerinin, özgürlükçü okulların, işçi merkezlerinin, doğa derneklerinin ve Jose Marti Halk Üniversitesi’nin (Universidad Popular Jose Marti) kurulmasını organize etti. Bu sıkıntılı ve fırtınalı yıllarda anarşistler, ekonomik kaynaklardan ve her hangi bir destekten yoksun bir halde olmalarına rağmen kırsalda ve kentlerde ülkedeki işçilerin büyük çoğunluğunu bir araya getirdiler ve örgütlediler. 1925 yılında, Alfredo Lopez’in çabaları sonucu Havana, Cienfuegos ve Camaguey’da düzenlenen üç işçi kongresinin ardından tüm sendikalar, işçi birlikleri, karşılıklı yardım organizasyonları, esnaf birlikleri ve kardeşlik örgütleri için bir şemsiye örgütü olan Küba Ulusal İşçi Konfederasyonu (Confederacion Nacional Obrera de Cuba – CNOC) kuruldu: 128 kolektif ve 200.000’den fazla işçi 160 delege ile temsil ediliyordu. Lopez’in dışında Pascual Nunez, Bienvenido Rego, Nicanor Tomas, Jose A. Govin, Domingo Rosado, Florentino Pascual, Luis Trujeda, Pauline Diez, Venancio Rodriguez, Rafael Serra, Antonio Penichet, Margarito Iglesias ve Enrique Verona gibi önemli katılımcılar vardı. CNOC içtüzüğündeki en önemli maddelerden biri “seçimlere ait etkinliklerin kesin ve kolektif reddi” idi. Bunun dışında klasik 8 saatlik iş günü talebi, grev hakkı, yeni kurulan örgütün hiçbir koşulda bürokratikleşmemesi yönünde oybirliğiyle varılan mutabakat gibi emek örgütlenmesiyle ilgili konular vardı. Küba’nın yeni başkanı işçilerin politik tavırlarını “pek vatansever” bulmayan, CNOC’a ve önde giden militanlarına karşı amansız ve acımasız bir zulüm politikası uygulayan ve tipik bir ‘Caudillo’ (ç.n. falanjist diktatatör Franko’nun ünvanı) olan Gerardo Machado idi, Machado alçakça demiryolu işçilerini örgütleyen Enrique Verona’nın Fabrika İşçileri Sendikası’nın sekreteri Margarito Iglesias’ın ve CNOC genel sekreteri Alfredo Lopez’in katledilmeleri emirini verdi. Bütün anarşist ve anarko-sendikalistleri hapse gönderdi veya sınır dışı etti. İstediği sendikaya veya esnaf birliğine pençelerini geçirip yasadışı ilan edebiliyordu. Machado sekiz yıl boyunca sürekli anarşistlerin etkinliklerine saldırarak yeni kurulan Komünist Parti’nin CNOC’un bileşenleri üzerinde bir güç olarak ortaya çıkmasına olanak sağladı. Komünist Parti yıllar sonra, rejiminin son dönemlerinde Machado ile bir anlaşma bile imzaladı. Machado’nun tüm bu şiddetli saldırılarına rağmen anarşistlerin 1924’de Küba Anarşist Grupları Federasyonu (Federacion de Grupos Anarquistas de Cuba - FGAC) adında yeni bir örgütlenme içerisinde toplanmalarına engel olamadı. FGAC grevler örgütledi, propaganda çalışmaları yaptı ve Küba tarihinin en karışık ve kanlı dönemlerinden birinin şiddetine ve kargaşasına şahit oldu. Machado’nun tiranlığı 12 Ağustos 1933’e kadar sürdü, önce Nakliyat Sendikası’nın ardından Otomobil İşçileri Sendikası’nın anarşist bileşenleri tarafından örgütlenen ve son dönemde halk kitlelerinin katılımıyla sürdürülen bir genel grev sonucu Machado rejimi devrildi. Bu zafere rağmen anarşistler için pek iyi bir dönem değildi, Machado hükümetinin despot uygulamaları sonucu kötü darbeler aldılar. En önemli düşünürleri ve eylemcileri ya devlet baskısının kurbanı oldu ya da sınır dışı edildi. Machado’nun devrilmesinin ardından Komünistler kaybolan etkilerini geri kazanmak için bir manevra yaparak anarşistlere şiddetli bir şekilde saldırmaya başladılar. Bunun akabinde 4 Eylül 1933’de geçici hükümete karşı bir darbe gerçekleştiğinde komünistler darbe liderlerinden birinin, Albay Pulgencio Batista’nın resmi desteğini almaya çalışmak gibi bir strateji izlediler. Bu entrika daha sonraları “Halk Cephesi” olarak anıldı. Yeniden toparlanma ve örgütlenme sürecinde anarşistler Batista’ya karşı oluşan devrimci muhalefetle birlikte hareket etmeye başladılar ve tecrübeli militanların çoğu, komünistlerin baş düşmanı Antonio Guiteras’ın önderliğindeki sosyalist Genç Küba (Jovan Cuba) örgütüne katıldılar. Bu sefer baskı Komünist Parti’nin yardımlarıyla 1935 Mart’ındaki grevi engelleyen Albay Batista’dan geldi. Bu grevin engellenmesi anarşistlerin toparlanma döneminde aldığı en ağır darbe oldu. Haziran 1936’da İspanya İç Savaşı ve devrimin patlak vermesiyle birlikte Kübalı anarşistler İspanyol halkına destek olmak için harekete geçti ve CNT-FAI içindeki İspanyol yoldaşları için maddi destek, ilaç ve silah yardımında bulunmak üzere Havana’da Enternasyonal Anti-Faşist Dayanışma (Solidaridad Internacional Anti-Fascista - SIA) kuruldu. İspanya’da İç Savaş sırasında, anarşist birlikler içinde yer alan bir çok Kübalı ideallerini savunurken yaşamını yitirdi. İspanya’daki çatışmalar bittikten sonra Kübalılar bir çok İspanyol yoldaşlarıyla beraber Küba’ya döndüler ve yine sıkıntı içindeki militanlar için maddi destek oluşturuldu. 1939’da Moskova’nın direktiflerini uygulayan Küba Komünist Partisi, artık General olan fakat ardındaki halk desteğini tümüyle yitiren Batista ile bir anlaşma yaptı ve bunun karşılığında Batista yeni kurulan ve ülkedeki tüm toplumsal grupları kapsayan Küba İşçileri Konfederasyonu’nun (Confederacion de Trabajadores de Cuba – CTC) yönetimini Komünist Parti’ye verdi. Bu yıllarda Küba işçi hareketi Batista’nın talimatlarıyla legalleşti ve Komünistlerin kontrolüne girdi. Anarşistler ise bu dönemde 30’lardan arda kalan anarşistlerin ve anarko-sendikalistlerin bir araya gelebilmeleri için Küba Özgürlükçü Birliğini (Associacion Libertaria de Cuba - ALC) kurdular. 3. İkinci Cumhuriyet 1940’ta kurulan ikinci Küba Cumhuriyeti, yeni bir cumhuriyetçi dönemin başlangıcı oldu. Bu dönem Küba tarihinde ilk defa toplumsal konularla devlet eliyle uğraşılmasını ve daha önceki rejimlerin hatalarını ve ihmallerini düzeltmek yönünde bir çabayı temsil ediyordu. Toplum hayatındaki tüm alanlarda ve sınıflarda iki nesil boyunca süren çabasın karşılığı olan bu Küba Magna-Carta’sı modern ve ilerici bir dokümandı. Bu dönemde politik, toplumsal, tarımsal, yerel ve emekle ilgili bir dizi sorunla detaylı olarak ilgilenildi. 1940 yapılanması tartışmasız iyi tasarlanmış bir dokümandı, geriye kalan bunu pratiğe uygulamaktı. 1940’ların ilk yıllarında özgürlükçüler ALC içerisinde örgütlendiler. Arkalarındaki halk desteğinin temelini 1920’lerin başlarında sendikalarda son oldukça aktif oldukları dönemden arta kalanlar oluşturuyordu. Anarşistler devrimci ve yozlaşmamış geçmişlerinin yansıttığı fedakarlık ve mücadele ruhları ile emekçi sınıf içerisinde itibar kazandılar. Yeni kurulan Özgürlükçü Gençler (Juventudes Libertarias) ile sendikalarda ve öğrenciler arasında komünistlere bıraktıkları alanları geri almak amacıyla genç militan kadroları oluşturdular. Dahası, 1940 yapılanması 8 saatlik iş gününü tanımasına ve işçilere grev hakkı vermesine rağmen bu alanları sıkı bir kontrol altına almıştı. Bu durum CTC içerisindeki anarko-sendikalistleri taleplerini korumak veya tartışmaya açmak için militan eylem grupları oluşturmaya zorladı. Batista başkan seçildi ve komünist parti ile olan işbirliğini sürdürdü, komünistlere bakanlık mevkileri, maddi yardım ve Küba halkı üzerinde propagandalarını oluşturmaları için medya desteği verildi. Komünistler de hatırı sayılır bir dalkavuklukla onu “refahın habercisi” olarak hitap ettiler ve bir kez daha özgürlükçü ve devrimci sendikalizmin hedeflerine ihanet ederek partide ve merkez yönetimini ellerinde tuttukları CTC’nin sendikal alanlarında Batista’yla işbirliği içerisinde çalıştılar. Küba’nın bir sonraki başkanı Ramon Grau San Martin, seçimleri kazandı ve 1944’de iktidara geldi. Hükümetinin sosyal demokrat olacağı yönündeki beklentiler nedeniyle halk radikal değişimler bekliyordu. Gel gelelim Grau Komünistlerin bakanlıklarına hiç dokunmadı, sadece Küba sendikal hareketinde önemli bir değişim oldu. 1947 1 Mayıs’ında Grau soğuk savaşın da zorlamaları sonucu Marksistleri CTC’deki hiyerarşik mevkilerinden uzaklaştırdı. Fakat ABD’nin baskılarına rağmen Komünist Parti’ye dokunmadı. Anarşistler bu durumdan faydalanarak tüm sendikalarda özgür seçimler talep ettiler ve bu sayede saygı duyulan bir çok yoldaşları CTC’de farklı mevkilere seçildi. İtibarları ve adanmışlıkları sayesinde anarko sendikalistler ulaştırma, gıda ve inşaat sektörlerinde bir çok sendikada etkin olarak görev aldılar. Aynı zamanda neredeyse bütün CTC sendikalarında militan eylem grupları oluşturdular. Ayrıca bu yıllarda anarşistler yoksul, topraksız, parasız köylülerin katıldığı köylü birlikleri kurdular. Bu örgütlenme çabaları daha çok, anarşistlerin eski kalesi olan, kuzey kıyısındaki Camaguey civarında ve güneyde anarşistlerin yıllarca özgür tarım kolektiflerini kurduğu ve desteklediği Oriente’deki kahve üretim bölgelerinde etkili oluyordu. 1948’de başkanlığı Carlos Prio Socarras devraldı ve Grau gibi toplumsal ve sendikal alanlarda ılımlı bir politika izledi. 1949’da CTC içinde yer alan anarşistler uyuştukları CTC üyeleriyle ayrılıp İşçilerin Genel Konfederasyonu (Confederacion General de Trabajadores, CGT) adında yeni bir sendikal federasyon oluşturmak için harekete geçtiler. Amaçlanan, anarşist geleneği izleyerek devlet tarafından işletilen CTC dışında işçilerin bağımsız bir örgütlenmesi yaratmaktı; mamafih bu girişim anarko-sendikalist düşüncelerin artan etkinliği nedeniyle kategorik olarak karşı çıkan Çalışma Bakanlığının baskıları sonucu başarısızlıkla sonuçlandı. 1950’de Prio Komünist Parti’yi kapattı ve bu parti Halkçı Sosyalist Parti (Partido Socialista Popular, PSP) adını aldı. Bunun üzerine Komünistler Batista ile yeni bir anlaşma yaptılar. 1952 Mart’ında Batista Küba’nın anayasal sistemini ihlal ederek bir darbe yaptı. Komünistler bu fırsatı değerlendirerek resmi bürokrasiye nüfuz ettiler. Buna rağmen geçmişteki baskılarını kuramadılar. Soğuk savaşın dorukta olduğu yıllardı ve Batista Marksist müttefiklerine karşı ihtiyatlı olmalıydı. Muhalefet güçleri içerisindeki iktidar boşluğunu doldurmak için, Jesuistik eğitim almış ve burjuva kökenli muğlak bir seçim yanlısı politikacı olan Fidel Castro, bir grup genç devrimciyle birlikte Santiago de Cuba’daki Moncada kışlasına saldırdı. Bu eylem kanlı bir başarısızlıkla sonuçlandı; “devrimci” programlarının ancak orta sınıf ve reformist bir karakteri ve sosyal demokrat bir içeriği vardı. Castro ve yoldaşları hapsedildiler ve birkaç ay sonra affedilerek Meksika’ya gönderildiler. Batista’ya karşı muhalefet daha da şiddetlendi ve tahmin edileceği gibi Batista sert misillemelerle karşılık verdi. 1956’nın sonlarında Batista ve muhalefet arasında kesin bir kutuplaşma vardı. Anarşist ALC diktatöre karşı demokratik muhalefet güçleriyle birlik olmaya karar verdi. Bu sene içinde, Castro Oriente’ye geldi ve ertesi yıl bu bölgede dağlarda küçük bir gerilla savaşı başlattı. Adanın görece daha önemli şehirlerinde Castro’nun 26 Haziran Hareketi ve politik cephesi devletin olağan baskılarıyla sonuçlanan provokatif eylemler düzenleyen bir çok taraftar kazandı. 1958’in son aylarında Batista politik savaşı kaybetti ve asilere karşı güçle karşı koyamaz bir duruma geldi. Castro politik açıdan daha güçlü bir pozisyona ve muhalefetin temsilcisi konumuna geldi. Toplumsal ve politik programı halen eskisi gibiydi ve Batista’nın fiilen ortadan kaldırdığı1940 Yapılanmasına dayanıyordu. Komünistler daha önce Batista’ya açıkça destek olmalarına ve birlikte hareket etmelerine hatta Castro’ya saldırmalarına rağmen pozisyonlarını değiştirdiler ve 1958 Ağustos’unda Castro ile bir anlaşma yaptılar. Nihayet 31 Aralık 1958’de Batista Küba’yı terk etti ve Küba halkı için yeni bir tarihsel dönem başladı. 4. Castroizm ve sürgün Anarşistler Batista’ya karşı yapılan mücadeleye katıldılar. Bazıları Oriente’de ve Las Villas bölgesinde Sierra del Escambray’da gerilla güçlerinde yer aldılar, diğerleri ise kentlerde mücadeleye katıldılar. Amaçları, Küba halkının geri kalanıyla birlikte, Batista diktatörlüğünü ortadan kaldırmaktı. Fakat Castro’ya hiçbir zaman tam anlamıyla güvenmediler. Henüz 1956’da, Castro’yu totaliter özellikleri olan, yukarıdan aşağı bir örgütlenmenin lideri, potansiyel bir diktatör olarak görüyorlardı. Castro demokratik muhalefetin sağlıksız değerlendirmelerine göre bir süreliğine katlanılması gereken bir belaydı; bu Batista’ya karşı muhalefetin içinde varolan karmaşanın, parçalanmanın ve hatta korkaklığın bir ürünüydü. Anarşistler, galip geleni maniple etmeyi uman zamanın politik elitinden farklı bir şekilde kavradılar Castro’yu ve onun devrimini. 1959’un başlarında devrimci hükümet Batista ile işbirliğinde bulunan unsurları tasfiye etmek adı altında, emekçi sınıf mücadelesine odaklanan anarko sendikalistleri ve sosyal demokratları keyfi olarak görevden aldı. Aslında bunların bir çoğu Batista tarafından baskı görmüş ve hapsedilmişlerdi. Özgürlükçüler (artık “devrimci” olarak anılan) CTC’den uzaklaştırılmalarına rağmen emekçi sınıf üzerindeki itibarlarında bir azalma olmadı. 1959’un sonlarında devlet tarafından organize edilen bir kongrede 26 Haziran Hareketi içindeki sendikalistler, genel sekreterleri David Salvador ve Komünist Parti’nin sendikalardaki üyeleriyle birlikte, “demokratik geleneğe” uyarak örgütü “devrimin en büyük lideri” Castro’nun temsil ettiği devlete teslim ettiler. Castro ne pahasına olursa olsun iktidarını sürdürme kaygısıyla Sovyetler Birliği’ne yakınlaştı ve Küba’yı Rusya için büyük bir şeker plantasyonu haline getirdi. Bir asırdan uzun süren bir mücadele içerisindeki kazanımlar, haklar ve talepler sonucunda, Kübalı işçiler kanları pahasına, Marks’ın bir zamanlar söylediği gibi “tarihin çöplüğü”ne hak kazandılar. Her yere nüfuz eden despot devlet tek işveren ve toplumsal lider konumuna geldi. 1961’de eski politik, ekonomik ve toplumsal düzen tümüyle yerle bir oldu ve ada bir Leninist sömürge ve büyük bir fabrika haline geldi. 1960’ların başlarında anarşistler Castro’ya karşı çıktılar ve devlete karşı saldırgan tavırlar sergilediler. El Libertario ve Solidaridad Gastrdriomica gibi yayınları yasaklandı. Tek seçenekleri yeraltına geçmek ve sürgüne gitmek oldu. Yer altı direnişi döneminin iki dönemi vardı. Bunlardan ilki Sendikal Eylem Hareketi’nin (Movimiento de Accion Sindical, MAS) emekçileri ve halkı genel olarak bilgilendirmek için çıkardığı Haftalık Mesajımız (Nuestra Palabra Semanal) adlı yayının el altından dağıtılması ile başladı. Mücadele Batista döneminden çok daha sertti ve devletin misillemeleri çok daha şiddetli oluyordu. Ne yazık ki bu yeni mücadelenin başını özgürlükçülerle ortak hiçbir noktaları olmayan Küba burjuvazisi ve ABD’deki destekçileri çekiyordu. ABD Castro rejimini gerçekten devirmek istemiyordu ve bu konudaki isteksizliğini belli ediyordu, Küba burjuvazisi ise bu çapta bir devrim teşebbüsüne hazırlıklı veya kadir değildi, fakat her iki grup da oldukça güçlüydü ve bir çok kaynağa sahipti. Küba halkı Komünist rejimi kabullenmedi ve bir çoğu rejim karşıtı mücadeleye katıldı. Anarşistler işçiler ve köylüler arasındaki çalışmalarına ve kişisel fedakarlıklarına rağmen bütün cephelerde başarısızlığa uğradılar. İkinci dönem yasadışı veya destek örgütlenmesi kanalıyla sürgünde geçti. 1961’de Castro kasırgasından arta kalanların bir araya geldiği ve Küba’da kalan ALC kalıntılarıyla kontak kurdukları Küba Liberter Hareketi (Movimiento Libertario Cubano; MLC) ABD’de kuruldu. Sayıca azdılar fakat Küba’nın özgürlüğü için emekleri azımsanamayacak kadar önemliydi. Bu dönem yoğun çalışmalarla geçti: propaganda, insanları adadan kaçırmak için para toplamak ve Stalinist diktatörlüğe karşı doğrudan eylem. 60’lar tamamen kişisel çabalara dayanan bir mücadele vardı. El Gastronomice (Gıda İşçisi) Miami’de yayınlanmaya başlandı ve dünyadaki anarşistleri Castro’nun bazılarının zannettiği gibi bir devrimci olmadığına, aksine bir despot olduğuna ikna etmek için sürekli bir çaba harcandı. Kübalı anarşistler çok çalışmak ve sabretmek zorundaydılar. Manifestolar, yazılar, makaleler, broşürler ve mektuplarla geçmişte zor anları birlikte paylaştıkları yoldaşlarının dostluğuna başvurdular. İspanya, Fransa, Meksika, Arjantin, Venezüella, Panama, Şili, İngiltere ve ABD’de, nerdeyse dünyanın yarısında açıklamalar yaptılar, fakat bazılarının yanlış inanışlarından bazılarının ise ideolojik eğilimlerinden dolayı bu çağrılara cevap verenler ve dayanışma gösterenler azınlıktaydı. Dünyanın çeşitli bölgelerindeki anarşistler ya durumu anlamıyordu ya da anlamazlıktan geliyordu; Kübalı anarşistlerin çabaları sağırlar diyaloğu haline geldi. 70’lerin ortalarında anarşist dünyada bazı değişimler gözlenmeye başlandı, Kübalı liberterin etkisinden çok Castro devriminin çekiciliğini yitirmesi sonucu dünyada anti-otoriter çevrelerde görüşler hızla değişmeye başladı. Castro birden halkına baskı uygulayan Komünist bir diktatör olarak görülmeye başlandı. Ama biraz geç olmuştu, çok değerli ve önemli bir zaman dilimi kaybedilmişti. Bir çok anarşist sürgüne yollanmış, değerli yoldaşlar kurban verilmiş, engellenmiş, diğerleri ise adada yalnız başlarına kalmışlardı, bazıları ise hapislerde halen çürüyordu. Kübalı anarşistlerle uluslararası dayanışmanın eksikliği daha sonraları “anarşizmin vicdan sorunu” olarak anılmıştır. Bu fenomen ancak Rus anarşistlerinin 1917’de Bolşeviklerle olan ilişkisiyle ve WWII’da yer alan Doğu Avrupalı yoldaşların bu tarihsel örneği ihmal etmesiyle verdikleri zararla mukayese edilebilir. Dayanışma ve ideolojik algılayıştaki eksikler Kübalı anarşistlerin özgürlük mücadelesini durdurmadı. Yarım yüzyıldan uzun süren mücadeledeki baskılar, cinayetler, sürgünler ve hapis cezalarına rağmen bu hareket hiçbir zaman Castro dönemindeki kadar etki ve güç kaybetmemiştir. Komünistler görünüşte kazandı ama Kübalı anarşistler bunu hala kabul etmiş değiller. Aradan geçen yıllara rağmen mücadeleyi sürdürüyorlar ve idealleri değişmedi, halklarını baskı altında tutan despottan kurtuluşu yönündeki arzularından vazgeçmediler. Küba’da anarşistlerin özgürlük arayışının uzun bir tarihi var. Erken dönemlerdeki emek mücadeleleri, Küba’nın İspanya’dan bağımsızlığını almasındaki rolleri, ABD müdahalelerine karşı çıkışları ve ilk iki cumhuriyet döneminde toplumsal sorunlar konusundaki kritik tavırları, mücadele ruhları ve Machado, Batista ve Castro diktatörlüklerine karşı direnişleri. Sonuç olarak bizi bu netameli dönemde bir arada tutan alt edilemez inanç, mücadeleyi sonuna kadar sürdürmek için güçlü bir destek sağlıyor. (Frank Fernandez - çeviri: Alp Piroğlu) mecmu-A dergisinin 10. sayısından alınmıştır. |
||