|
||
BAŞIMIZ SAĞ OLSUN KENDİMİZİ KAYBETTİK Neden bu aşağılama isteği? Neden bu sözler? Biliyorum o gitti. Sıkıldım sizin gecikmiş dualarınızdan, temennilerinizden. Onu tekrar görebilme umuduyla yanıp tutuşurken neden bu tokat? İmkansızı umarken neden bu alay? Ölüm soğuğunda bile yalnız kalamayacak mıyım? Olmayanı arayamayacak, acımı dindiremeyecek, kendime bakıp sonumu göremeyecek miyim? Neden bu düşüncesizlik? Boşuna mı haykırıyorum? Evet, fırtınanın ortasındayım, ama lütfen çekin artık şu abanoz renkli şemsiyelerinizi. Ben ıslanmak istiyorum. Ben yalnız başıma ıslanmak istiyorum… Ne olur acımayın bana artık. Evet, ağlıyorum ama güçlendiğimi göremiyor musunuz? Acımı kendi mabedimde yaşıyorum. Bugün ziyaretçi günü değil. Çiçekler için teşekkürler, ama ölüler koklayamaz ki. Ne kadar da bencilim. Ölen oydu değil mi… Bir an için kendimi kaybettiğimi, mezarda yatanın ben olduğunu sandım, ama ölüler konuşmaz ki. Burada, herkesin içinde ve o kadar da gerçek duruyorum ki... Hani sabır taşı diyorsunuz ya; işte ben onun mecazi değil, gerçek yüzüyüm. Mezar taşı olmak kolay değil. Herkesin üzerinize ağlaması nasıldır siz bilemezsiniz. Bakın ölen kişinin adı bu, bu zamanda öldü işte, hadi biraz dua okuyun. Lütfen bana bakmayın, sıçratmayın gözyaşlarınızı üzerime. Ben ölmedim. Bu ne acı, bu nasıl keder… Birbirinden habersiz acı çeken zavallı ziyaretçilersiniz işte. Geri döneceğini mi sanıyorsunuz. Asıl buraya gelip her gün geri dönen sizlersiniz… Dönün işte, o dönmeyecek, siz dönün. Önemi yok kimin yattığının. Sizde geleceksiniz bir gün. Önemi yok nasıl olduğunun, nasıl bittiğinin. Her yağmurda biraz daha üzerinize çöken bu toprak, her korktuğunuzda biraz daha üzerinize gelen bu hayat, sizinde üstünüzü örtecektir merak etmeyin. Her gününüz, son gününüz olsun; her anınız sizin olsun. Beni düşünerek yaşamayı unutmayın, çünkü hiçbir zaman bir yaşam tamamlanmaz; hepsi ya yarımdır ya da hiç yaşanmamış. Bugün kar yağıyor, sizde herkesin bastığı izlerden yürüyün, çünkü karda mezar taşları belli olmaz. Kim bilir kaç kişi ayaklar altındadır şimdi. Bırakın yavaşça elinizde terlemiş çiçeklerinizi ve yavaşça uzaklaşın. Boşuna açmayın ellerinizi, ölüm bu dua tutmaz ki. Bakın ben öldüm işte. Gökten nur yağmıyor. Baharda üzerimi örten kuru yaprakları saymaktan başka bir şey yaptığım yok. Sıkılıyorum biraz, ama iyi ki ölmüşüm be. Bitmeyen korkular üretiyorum aranızda. Hanginizin yüzüne üflesem, soğuktan tir tir titriyorsunuz. Anlamıyorum; madem korkuyorsunuz, neden yaşıyorsunuz o halde. Üzülmeyin, sizin yerinize bekleyenleriniz daha çok üzülecek. Herkesin elinin değdiği bu mezarı daha fazla kirletmeyin artık. Emin olun, o şefkatli ellerinizde, avuntu dolu bakışlarınızda bu toprağa girecek. Acımayın o yüzden, ne kendinize, ne de başkasına. Yaşamdan ziyade daha gerçekmiş bu kara toprak. Bunu birde yatana, kül olma özgürlüğünü bile elinden aldığınız kişiye sorsaydınız keşke. Ölmeden önce değil de, öldükten sonraki ilk dileğini sorsaydınız keşke, ama ne yapalım başımız sağ olsun kendimizi kaybettik bir kere. Neylersin ölüm herkesin başında. Uyudun uyanamadın olacak. Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında? Bir namazlık saltanatın olacak, Taht misali o musalla taşında. (otuz beş yaş şiirinin son dizeleri) |
||
|
||
Kendimi kaybettimmi şimdi ben yani ![]() Şaka bir yamna ciddi olursak,kim bilir kaç defa kendimizi yitirdik,insanlıktan çıktıkta ruhumuza bir fatiha okuyan olmadı!!.. çok ciddi oldu buda canım
|
||