|
||
| Buyrun deniz bey; neden zıt kavramlar açıklayınız... | ||
|
||
| aşk bir tutsaklıktır. aşıklar esirdir. aşk ilkel üreme, sığınma, korunma, sahiplenme, beğenilme, iktidar kurma gibi isteklerce beslenen ve kontrol altında tutulması gereken bir bağımlılıktır. anarşistler (insanlar) taleplerine gerçek gerekçeler bulmak zorundadır. aşk yukarda sayılan gizli taleplere meşru karşılanma zemini hazırlamak içindir. aşk insanı kendi yörüngesinden çıkarır. kendi olmaktan uzaklaştırır. ... ![]() |
||
|
||
Alıntı aşk ilkel üreme, sığınma, korunma, sahiplenme, beğenilme, iktidar kurma gibi isteklerce beslenen ve kontrol altında tutulması gereken bir bağımlılıktır. anarşistler (insanlar) taleplerine gerçek gerekçeler bulmak zorundadır. aşk yukarda sayılan gizli taleplere meşru karşılanma zemini hazırlamak içindir. ama bunlardan daha 'gerçek' talepler bilmiyorum. |
||
|
||
| Tutsaklık ve esaret aşkın değil; bilinen anlamıyla "ilişkinin" çatısı altında büyür. Bildiğimiz ve kabul ettiğimiz ilişki biçimleri bize hep bunu gösterdiği için bunları aşkla bir tutarız. Üreme ve beğenilme tabiki aşk içinde varolabilecek kavramlar. Fakat iktidar ve sahiplenme bir ilişki biçimidir ve değiştirilebilmesi bu yüzden mümkündür.Ve her birey kendi "tek"liğinden emin olursa kendini kaptırma ya da kaybetme olgularına yer vermemiş olur. Aşk bu gereksinimlerin rasyonalize edilmesinden öte; bu gereksinimleri kabul edip; üst seviyede bir doyumla karşılamak içindir... |
||
|
||
| aşk, sevgi, beğeni, ilişki ve ilgi kelimelerini ayırtetmek gerekiyor. söylediğin bilinen tüm ilişki biçimleri hep bize tutsaklığa örnek olmaz. ilişkilerde de iktidarı yıkmak mümkündür. ancak ilişkiler aşk olarak isimlendiğinde artık boyutu tamamen tutsaklığa dönüşür. halbuki ilişkiler asli sebepleriyle vasıflandrıldığında, yani beğenme, sex, duygusal ve fiziksel paylaşım, kabul görme-beğenilme-anlaşılma, ... ilişki iktidar ilişkisi değil adı, sınırları, şartları, süresi belirli kotrollü bir davranışa dönüşür. bu da olması gerekendir. |
||
|
||
| sınırları, şartları, süresi belirli olan bir ilişkinin anarşizan bir yapısı olup olmadığı tartışılabilir bi nokta. ilişkilerde dürüst olunmalı, aşkın "çiçekler ne güzel ah bir de sevdiceğim yanımda olsa"dan fazlası olduğu bir gerçek tabi, içinde karşılıklı beklentileri, fiziksel veya duygusal, barındırıyor. dürüstlükten kastettiğim bu noktalar karanlıkta kalmamalı, dışa vurulmalı. ama karşı cinsten iki insan ya da duruma göre hem cins iki insan arasında gerçekleşen duygusal veya fiziksel paylaşımı/ilişkiyi "aşk" dediğimiz şeyden nasıl ayırabiliriz. aşk, bu ilişkiyi tetikleyen şey, bir tür patlama mıdır? yoksa farklı bişey mi? aşk sanıyorum ilişkiyi tetikleyen o patlama ve sonrasında yaşanan duyguların bir bütünü. özelliklede aşık olduğun kişiyle ilişkiye sahip olamadığın durumda içinde büyümeye devam ediyor, işte problemde burda başlıyor bence, içinde büyüdükçe zihnin onun esiri oluyor. ilişki içinde iktidar ilişkilerinin karşılıklı paylaşımın önüne geçmesi bence aşktan çok sahiplenme, kıskanma gibi, "azı karar çoğu zarar" gözüyle baktığım duygularla ilgili. aşk daha çok karşılıksız kaldığında ya da platonik yaşandığında insanı kendisinin esiri yapıyor. |
||
|
||
Insanlar icindeyim Seviyorum insanlari Hareketi seviyorum dusunceyi seviyorum Kavgami kavgami kavgami seviyorum Sen kavgamin icinde bir insansin sevgilim Seni seviyorum Aydinligin icindeyim seviyorum aydinligi Paylasmayi seviyorum esitligi seviyorum Kavgami kavgami kavgami seviyorum Sen kavgamin icinde bir insansin sevgilim Seni seviyorum İnsanlar sevmeyi ve sevilmeyi biliyorsa becerebiliyorlarsa.. Ve bununla yaşayabiliyorlarsa.. Özgürlük nedirki.. Özgürlük Tutsaklığın Hissedildiği yerde Başlar... Ya Onlar Kendilerini Tutsak Hissetmiyorlarsa... To Be Or Not To Be |
||
|
||
| aferin lan kuzey. bu akşam seni en verimli gördüğüm akşam ![]() sevdim seni
|
||
|
||
| yanlış hatırlamıyorsam, Mecmua'daydı, bir yazı vardı. başlık şöyleydi... direnişe katıl aşık ol! yazının içeriğini anlatmama gerek yok bence, başlık yeterince anlatıyor ve bence slogan niteliğinde. |
||
|
||
Alıntı aşk bir tutsaklıktır. aşıklar esirdir. Deniz'in dediklerine katılmamak mümkün değil...ama aşkı yalnızca bu yönüyle ele almak insafsızlık olur...aşk insana ait doğal bir duygu ise onu yadsımak yada bastırmaya çalışmak doğru değil...yapılacak şey belki onu uç noktalara vardığında biraz törpülemeye çalışmak gerektiğinde ise koyvermektir. O daima bir ilham kaynağıdır ve insan hayatı aşksız çok kuru ve renksiz olurdu. O aynı zamanda hayal gücünün tetikleyicisidir. Bir forumda yine anarşi, aşk ve özgürleştirme ilişkisi üzerine tartışılmış idi ve ben de şunları söylemiş idim yeri gelmişken burada da tekrarlamak isterim:aşk ilkel üreme, sığınma, korunma, sahiplenme, beğenilme, iktidar kurma gibi isteklerce beslenen ve kontrol altında tutulması gereken bir bağımlılıktır. anarşistler (insanlar) taleplerine gerçek gerekçeler bulmak zorundadır. aşk yukarda sayılan gizli taleplere meşru karşılanma zemini hazırlamak içindir. aşk insanı kendi yörüngesinden çıkarır. kendi olmaktan uzaklaştırır. ... " Konu kapsamlı olmakla birlikte...ben kısa olarak aşka dair bir iki şey söylemek isterim. Aşk hususu herşey gibi ona nereden baktığınızla, kavramın içini nasıl doldurduğunuzla ilişkili bir şeydir. Yoksa tüketim kültürünün aşkı dillere pelesenk etmesi beni hiç ilgilendirmez. Aşk! birilerine göre naif bir romantizmin fadesi birilerine göre ise çiftleşmenin ifadesi olabilir.... Birilerine göre ömür boyu sürecek bir bağlılık birilerine göre ise o ana içkin bir his bir başkalarına göre nasılsa bitecek olan bio-kimyasal bir tutku olabilir.Aşkın özgürleştirici etkisi, insanın toplumsal üstbenliğinin normalleştirici etkisine başkaldırmasını sağlayan bir itki sağlıyor olmasındadır. Bunu Don Kişot'ta da görebilirsiniz... değirmenlere saldırma cesaretini nereden alır Don Kişot eğer güzel Dulsiena'nın aşkı olmasaydı? İnsan doğası diye bir şey varsa da yoksa da aşık olan insan diğer zamanlarda göze alamadığı işlere kalkışır, akıl yolu ile karşı gelemediği kurallara aşkın esrimesi ile başkaldırır. Bir bakıma insanın medeni benliğinden kurtuluşu, ilkel benliğine dönüşüdür aşk..." bu bakımdan bence aşk ile tanışmayan başkaldırmayı da bilemez. :sevgi: :shuriken: |
||
|
||
| Aşkın esareti derken eğer; aşık olunan kişiye yaşamın endekslenmesiyse kasıt; bu ancak kendini kabul etmeyen; ve başka bir insanı yaşamın merkezi seçmiş biri için mümkün olabilir. Aslında bu tam anlamıyla aşk kılığına bürünmüş bir bağımlılıktır. Dışarıdan bakıldığında aşk görüntüsü vermesi doğal çünkü o kişiye kendinin kurtarıcısı ve yaşamın dayanağı görülmesinden dolayı duyulan bir hayranlık var ortada. Ve aşık olunduğu sanılan kişiye bağımlılık ve esaretde bu ihtiyacın bir şekilde kaldırılması gereğindendir. Oysa salt aşk da karşıdan birçok beklentinin olması yanında; kurtarılma bunlara dahil değildir. Çünkü bireyin kendi benliği herşeyin üstündedir. Hissedilenler ne kadar yoğun olsada bu biricik benliği boyunduruğa sokmayı kabul etmez. Sonuçta çoğu aşk imajı veren ilişki biçimi aslında aşkın kendisi değil; kendini sevmeyen, kabul etmeyen, egosu yıpranmış bireylerin patolojik ilişki biçimidir... |
||