SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Kavramlar

Konu: öykü: Tepki Geçmişten Kaynaklanır; Yanıt İse Şimdiden

Sayfa: [ 1 ]

09.02.2008 17:58:25
Buda bir ağacın altında öğrencileriyle oturmaktadır. Bir adam gelir ve yüzüne tükürür...

Günlerden bir gün:

Buddha bir ağacın altında öğrencileriyle oturmaktadır. Bir adam gelir ve yüzüne tükürür. Buddha yüzünü siler ve adama sorar, “Başka? Başka ne söylemek istiyorsun?” Adam şaşırır, çünkü bir insanın yüzüne tükürülünce “Başka?” diye sormasını beklememiştir. Böyle bir deneyimi yoktur. Daha önce insanları hep aşağılamıştır ve onlar da kızarak tepki vermiştir. Ya da korkudan gülümsemiş ve adama yaranmaya çalışmışlardır. Ama Buddha ikisini de yapmamış, ne öfkelenmiş, ne de korkmuştur. Sadece düz bir şekilde “Başka?” diye sormuştur. Tepki vermemiştir.

Ama Buddha’nın öğrencileri öfkelenir, tepki verir. En yakın öğrencisi Ananda der ki: “Bu çok fazla, buna tahammül edemeyiz. Sen öğretine devam et, biz de şu adama bunu yapamayacağını gösterelim. Cezalandırılması gerekiyor. Yoksa herkes aynı şeyi yapmaya başlar.”

Buddha konuşur:”Sesini çıkartma. O beni kızdırmadı, ama siz kızdırdınız. O bir yabancı, buralara yeni gelmiş. Benim hakkımda bir şeyler duymuş olmalı; ‘bu adam tanrıtanımaz, tehlikeli, insanları yoldan çıkarıp yanıltıyor’ gibi şeyler. Benim hakkımda bir fikir edinmiş. O bana tükürmedi, kendi fikrine tükürdü; beni tanımıyor ki, bana nasıl tükürmüş olabilir? Eğer düşünürseniz, o kendi zihnine tükürdü. Ben onun bir parçası değilim, ve görüyorum ki bu zavallı adamın söyleyecek başka bir şeyi olmalı. Çünkü bu, bir şey söylemenin bir yolu; tükürmek bir şey söylemenin bir yolu. Bazen dilin yetmediğini hissettiğin anlar olur; derin sevgide, yoğun öfkede, nefrette, duada. Dilin yetmediği yoğun anlar olur. O zaman bir şey yapman gerekir. Derin sevgi duyduğunda, birine sarılırsın; ne yaparsın orda? Bir şey söylersin. Çok öfkelendiğinde birine vurursun, tükürürsün, bir şey söylüyorsundur. Bu adamı anlayabiliyorum. Söyleyecek başka bir şeyi daha olmalı. O yüzden ‘Başka?’ diye sordum.”

Adam daha da çok şaşırır! Ve Buddha öğrencilerine der ki: “Siz beni daha çok kızdırdınız, çünkü siz beni tanıyorsunuz, benimle yıllarca yaşadınız, ama yine de tepki veriyorsunuz.”

Şaşıran, kafası karışan adam evine döner. Bütün gece uyuyamaz. Bir buddha gördükten sonra artık eskisi gibi uyumak zordur, mümkün değildir. Bu deneyim tekrar tekrar aklına gelir. Ne olduğunu kendine açıklayamaz. Titreme, terleme nöbetleri geçirir. Böyle bir adama hiç rastlamamıştır; bütün zihni, bütün kalıpları, bütün geçmişi dağılır.

Ertesi sabah geri döner. Buddha’nın ayaklarına kapanır. Buddha sorar: “Başka? Bu da sözle söylenemeyeni söylemenin başka bir yolu. Ayaklarıma dokunduğun zaman, sözcüklere sığmayan, sıradan dille anlatılamayan bir şey söylüyorsun.” Buddha devam eder: “Bak Ananda, bu adam yine burda, bir şey söylüyor. Çok derin duyguları olan bir adam bu.”

Adam Buddha’ya bakar: “Dün yaptığım şey için beni affet.”

Buddha cevap verir: “Affetmek mi? Ama ben, dün o hareketi yaptığın adam değilim ki. Ganj nehri sürekli akıyor, o hiçbir zaman aynı Ganj değil. Her adam bir nehirdir. Senin tükürdüğün adam artık burda değil; aynı onun gibi görünüyorum, ama aynı değilim, bu yirmidört saatte öyle çok şey oldu ki!Nehirden çok su aktı. O yüzden seni affedemem, çünkü sana kızgın değilim.

“Ve sen de yenilendin. Görüyorum ki sen dün gelen adam değilsin, çünkü o adam kızgındı. O kızgındı, ama sen önümde eğilip ayağıma dokunuyorsun, nasıl aynı adam olabilirsin? Sen o değilsin, o yüzden bunu unutalım. O iki adam; tüküren adam ve tükürülen adam, artık yok. Yakına gel. Başka şeylerden konuşalım.”


09.02.2008 17:58:50
Gerçekten  boşluk durumunu bilen insanlar olguları oldukları gibi kabullenme olasılığına daima  açıktırlar. Çünkü dinginlik gözlemci olmayı,  farklı bir noktadan kişileri ve kendini görmeyi sağlar...

21.08.2008 20:51:16
farklı olanı yadırgarız daima. anlam yüklemekte, anlamakta zorlanırız. Değer yargılarımız, eleştirilerimiz, olması gerekenler kendi gözümüzde canlanan şekiilerdir. Yaşanılan olaylarda yapılanları bu görüp geçirdiklerimize göre yargılarımız. sonuç olarak gereksiz,gerekli, çok yerinde, yersiz, aptal, akıllı gibi kavramlar yükleriz. Ama hiçbir zaman karşıdakine anlamak için zaman tanımayız. onu anlayamadığımız yerde kendimizi yetersiz görmez, karşımızdakinde akıldan yana eksikleri olduğunu düşünmek daha mantıklı gelir.Karşıdakininde yaptığı davranışlardan ötürü nedenselliğine inebilmek bir nevi ilerlemektir.Kendi kalıplarımızda dönen olaylara anlam yüklemek, davulun sesi gibidir. Olayların özüne inildiğinde faklı çağrışımlarda bulunabilmektedir insana. Ve biz bitiremediğimiz, sürdürdüğümüz, alabildiğine önümüze katıp götürdüğümüz bir nefeslik sondur çoğu kez bazen anlamsız.

cosinus78 01.09.2008 17:58:30
Buna benzer bir hikaye vardı. İki arkadaş(biri bilge) bir yolculuğa çıkarlar. bir süre sonra onlara katılmak isteyen biri yollarına çıkar. Bilge kabul eder. Ama bir şartıvardır, heybesindeki yiyecekleri onlarınkine katmasını ister. Adam yiyeceklerini verir ama tümünü dğil. Bunu gören bilgenin arkadaşı adama güvenmemeyi aklına koyar.

Yollarına devam edelrer, Bir ırmağın önüne gelirler, yeni arkadaşları yüzme bilmediğini söyler. bunun üstüne bilge onu sırtına alarak karşı kıyıya geçirir. Bilgenin arkadaşı artık dayanamz ve bilgeye şöyle söyler:

- Onun bizi kullandığını görmüyormusun? onu neden sırtında taşıyorsun? bilge cevap verir:

-Ben onu karşıya geçirmek için sırtladım ama, sen yolculuğun başından beri onu kendine yük ettin. Hangimiz daha çok taşıdık onu?


Sayfa: [ 1 ]