SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Komplo Teorileri

Konu: Nükleer Müttefikliğin Bedelleri ve Atlas Jet..

Sayfa: [ 1 ]

09.02.2008 16:56:24

Nükleer müttefikliğin bedelini bir çok şekilde ödemeye devam edeceğimiz bir sürece girmiş durumdayız

Türkiye'de nükleer santraller kurulmasının zeminini hazırlayan ve Türkiye'nin nükleer politikasını ABD'nin denetimine sokan Nükleer Yasa 10 Mayıs'ta geçti.

Önce Müşerref'in yaveri olan Pakistanlı generalle birlikte bir İngiliz'in de bulunduğu iki kişilik uçak Trabzon'dan kalktıktan sonra Tebriz'e giderken düştü. Tarih 16 Mayıs.

Tam altı gün sonra Anafartalar Çarşısı önündeki patlama gerçekleşti.

9 kişi hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenler ve yaralananlar arasında, silah fuarı bahanesi ile Ankara'da bulunan Pakistanlılarda bulunuyordu.

Normal şartlarda şarkıcı bacağı, siyasetçi eşarbı, işadamı başarısı haberleştirmekten ülkemizin küçük insanlarının acısının yakınından bile geçmeyen medya; Hrant Dink suikasti sonrasında yaptığı gibi bu olayı da ucuz bir romantizmle perdeleyip, arka planınını hiç derinleştirmedi.

İlgili birimlerden gelen "bilgiler" bülten şeklinde kamuoyuna servis edilip, küresel plana akredite "yorumcu" ve "stratejistlerin" eşliğinde gündem şekillendirildi.

Komuta kademesinin o yoldan geçmesinden çok kısa bir süre önce gerçekleştirilen patlamada ölen Pakistanlıların konusu örtbas edildi.

Son günlerde nükleer Pakistan'da yaşanan gelişmeleri hep beraber izliyoruz. Bu gelişmeleri bir bakıma Anglo-Saksonların Pakistan'ın nükleer teknolojisi üzerindeki kontrolünü güçlendirme girişimi olarak da okuyabilirsiniz. ABD'nin Pakistan'a komşu ülkelerdeki üslerde Pakistan rejiminin İslamcıların eline geçmesi durumunda nükleer depoları korumak üzere hazırda bekleyen özel Delta Birliklerinin bulunduğunu bilmekte de fayda var.

Ülkemize döndüğümüzde ise ; ABD ile ipler gerildikçe; İngiltere ile tarihi anlaşmalarını, yakınlıklarını hatırlayan ve devreye sokmaya başlayan bir devlet hafızası ile karşı karşıyayız.

İngiltere'nin kraliyet seviyesindeki Türkiye ilgisi ve bu ilgiyi stratejik tarihi/kültürel mekanlara yapılan işaretleme ziyaretleri ile pekiştirmesi arka planda derinleşen stratejik ilişkilerin basit bir göstergesi.

1990 öncesi Kenan Evren - Ziya Ül Hak dostluğu; daha sonraları da Müşerref'in Beşiktaşlılığı üzerinden magazinleştirilen Türkiye-Pakistan ilişkilerinde de tarihi arabulucu yine İngiltere.

Türkiye-İngiltere-Pakistan arasında özel nükleer işbirliği protokolleri olup olmadığı sorusu bu denklemin en önemli değişkeni. Ama birileri Türkiye ile İngiltere arasındaki nükleer alandaki işbirliğinin bir üst seviyeye taşındığından emin olmalı ki son aylarda Türkiye'ye yönelik "sınırı geçme" sinyallerinde ciddi bir artış gözleniyor.

ATLAS Jet'in uçağının düşmesi sonucu uçakta hayatını kaybeden yolcuların arasında nükleer fizikçilerimizin olması bu gündem matriksi içerisinde daha da bir anlam kazanıyor.

Bu fizikçilerin İsviçre'deki CERN enstitüsü bünyesindeki çalışmalarda yeralması ve o projenin de kod adının ATLAS olması tesadüf bilimine olan ilgiyi arttıracak cinsten.

Gittikçe istikrarsızlaşan Pakistan nükleer müttefik olarak güvenilirliğini kaybederken; birileri nükleer müttefik kotasında doğacak boşluğu aynı zamanda nükleer enerji için vazgeçilmez pazar özellikleri taşıyan Türkiye ile doldurmak istiyor.

Büyük devlet olmayı büyük oyuncaklara sahip olmakla karıştıranlarla da bu müttefikliğin çerçevesini çizmek İngiltere ve gibileri için çok zor olmasa gerek.

Nükleer müttefikliğin bedelini bir çok şekilde ödemeye devam edeceğimiz bir sürece girmiş durumdayız.



www.acikistihbarat.com

Prof. Arık'a veda
Erdal ŞAFAK- Sabah Gazetesi

Isparta'daki uçak kazasının 57 kurbanı arasında 6 bilim insanı da bulunuyor. Çok zor yetişen 6 parça fizikçisi.
Elbette hepsi de birbirinden önemli ve değerliydi. Ama özellikle birinin boşluğu kolay kolay doldurulamayacak: Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Engin Arık.
Türk halkı Prof. Arık'ı iki yönüyle tanıdı. İlki, İsviçreFransa sınırındaki Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi'nin (CERN) ünlü "Atlas" projesi ekibinde yer alan bilim insanlarımızdan biri olması. "Avrupa Parçacık Fiziği Laboratuvarı" olarak da bilinen CERN'in 36 ülkeden 2 bini aşkın fizikçinin katıldığı bu projesi, evrenin oluşumunun sıfır noktası olan "Büyük Patlama"yı yeniden "Üretmeyi" amaçlıyor. Böylece "Büyük Patlama" sonrasının enerji yoğunluğu tekrar yaratılarak parçacıkların tekrar ortaya çıkması sağlanacak. Özellikle de "Antimadde" diye bilinen ve adını İngiliz fizikçi Peter Higgs'ten alan asla görülemeyen, ulaşılamayan "Higgs parçacığı"nın bu deneyde tespit edilebileceği umuluyor.
Prof. Arık'ın diğer yönü ise, derslerinden ve CERN'deki çalışmalardan arta kalan zamanını Türkiye'nin gizli hazinesi olan "Toryum" elementinin veya madeninin önemi konusunda kamuoyu oluşturmak için yılmadan yorulmadan çaba harcamaya ayırmasıydı.
Değişik tarihlerde meslektaşlarımıza yaptığı açıklamalarda, dünyadaki bilinen 1.3 milyon ton "Toryum" rezervinin 800 bin tonunun Türkiye'de bulunduğunu anlatıyor, "Türkiye'nin sonsuza kadar enerji ihtiyacını karşılayacak bir hazinenin üstünde oturuyoruz" diyordu.

Uranyumun yerini alacak
"Toryum", 1828'de İsveçli kimyacı Jöns Jacob Berzelius tarafından bulunan bir metal. Gümüş beyazı renginde. Aslında radyoaktif ama doğada bir zırh gibi saran oksitle birlikte (Toryum -232) bulunduğu için hemen hiç tehlikesi yok. "Toryum"un önemi nükleer enerji üretiminde uranyuma alternatif gösterilmesinden kaynaklanıyor. Zaten o nedenle uluslararası anlaşmalarla üretimi ve ticareti sıkı denetim altında tutulan nükleer maddeler listesinde yer alıyor.
Enerjiye döndürülmesi için de öyle karmaşık işlemler gerekmiyor: Reaktöre konulan Toryum -232'ye bir nötron izotop (hidrojen) gönderiliyor. Anında yutup radyoaktif olan Toryum -233'e dönüşüyor. Daha sonra Toryum -233 parçalanıp Palladyum -233'ü ve o da yine parçalanıp uranyum -233'ü açığa çıkarıyor. Bir ton "Toryum"dan en az 1 milyon ton petrole eşdeğer enerji üretilebileceği hesaplanıyor. Ayrıca "Toryum"dan Plutonyum elde edilmesi olasılığı sıfır olduğu için, bu metali nükleer silah üretiminde kullanma tehlikesi de bulunmuyor.
Sözü yine Prof. Arık'a bırakalım: " Toryum, 21'inci yüzyılın en stratejik maddesi olacak. Yeni tip nükleer enerji santrallerinin bir numaralı elementi durumuna gelecek. AB üyeleri, ABD, Japonya başta olmak üzere birçok ülke halen Toryum'la çalışacak nükleer santrallerin prototiplerini üretmekle meşgul. Biz de küçük bir bilimsel yatırımla Toryum'la enerji üretme alanında dünya devleri arasına girebiliriz. Başımıza talih kuşunun konduğunu göremiyoruz. Oysa önümüzdeki 10-15 yılda Türkiye'nin kaderi değişebilir."
Düşünün gerçekleşmesini göremeden aramızdan ayrıldı. Hiç kuşkusuz, dünyadaki gelişmeleri izledikçe kahrolarak:
- Dünya rezervlerinin sadece yüzde 17'sine (170 bin ton) sahip olan Norveç, "Toryum" yataklarını değerlendirmek ve orta vadede nükleer santrallerde uranyum yerine kullanmak için bilim kurulu oluşturdu. Prof. Mikko Kara başkanlığındaki kurul yıl sonuna kadar hükümete raporunu sunacak.
- 290 bin ton rezervi bulunan Hindistan, 10 gün önce "Toryum"la çalışacak ağır su reaktörü prototipi üretimi için düğmeye bastı. Hedefi: En geç 2020'de "Toryum"dan enerji üretecek nükleer santrali devreye sokmak.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler üç yıl kadar önce yaptığı açıklamalarda, kurulması düşünülen üç nükleer santraldan birinin "Toryum"la çalışması seçeneği üstünde durduklarını söylüyordu. Şimdi 21 Şubat 2008'de ihale ilanına çıkılacak üç nükleer santral için sadece doğal veya zenginleştirilmiş uranyum kullanılması koşulu aranacağını belirtiyor.
Ve Eskişehir, Sivrihisar, Beypazarı, Kızılcaören'deki "Toryum" yataklarımız binlerce yıllık uykularına devam ediyorlar. Ve Prof. Arık'ı da sonsuzluk aleminde onların yanına uğurladık. Yazık...

09.02.2008 16:59:03

Uçak komplosu
Hadi ULUENGİN


DOBRA dobra söylemek gerekiyor, biz gerçekten ruhen hasta bir toplumuz.

Vahim raddedeyiz. Çok acilen ve cidden, kolektif bir tedavi ve şifaya ihtiyacımız var.

Bu nesnel saptamayı da en son komplo teorisinden yola çıkarak yapıyorum.

Yani, "Atlasjet" uçağı daha Isparta dağına çakıldığı andan itibaren üretilen ve inanılmaz ölçüde "müşteri tavlayan" (!) tımarhane senaryolarını kastediyorum.

Neymiş, ölen yolcular arasında ülkemizin altı ünlü nükleer fizikçisi de bulunduğu için, tayyarenin "suikast" (!) sonucu düşürülmesi söz konusuymuş.

Ve tabii o andan itibaren, Türkiye’nin atom bombası üretmesini veya filan teknolojide çığır atlamasını önlemek isteyen "gizli servisler"in çapanoğlusuna dair at, atabildiğin kadar.

Elinin körü ve de başına gökten uçak muçak değil, galaksiden meteor düşsün inşallah!

* * *

EN önce, değişik varsayımlardan biri olarak göz ardı edilmemesi gerektiğini tabii ki kabullenelim ama, bütün uçak kazalarında "suikast" hipotezi en sonra gelir.

Pilotaj hatası, teknik arıza, meteorolojik şartlar daima ve daima ilk soruları oluşturur.

Kaldı ki, hava taşımacılığındaki tedbirler 11 Eylül ertesi hád safhaya ulaştığından, "hinlik" gerçekleştirmenin artık deveye hendek atlatmaktan bile zorlaştığı bir vakıadır.

Bugünün uçak yolculuğu dünküyle dahi kıyaslanmayacak ölçüde güvenlidir!

* * *

FAKAT yook, senin aklın ve fikrin yalnız o hinliğe çalışıyor ya, yukarıdaki bütün temel unsurları es geçecek ve "düşürüldü" diye, pattadak komplo teorisi yumurtlayacaksın.

Artı, işkembe-i kübradan atarak, yüzlercesi ve yüzlercesi seferde olan çok güvenli bir uçak tipi hakkında dahi "netámeli" diye ahkám keseceksin de, rota sapmasından dolayı ayan beyan pilotaj hatası kokan faciaya dair olarak en h-a-y-a-t-i noktayı hiç sorgulamayacaksın.

Çünkü biliyor musun ki, öyle açık talimat vermezler ama, dünyanın bütün havayolu şirketleri, pilotlarını en az miktarda yakıt sarfetmeye bilhassa teşvik ederler.

Háttá, bunlardan bazıları da tasarruf gerçekleştirmiş olanlarını primle ödüllendirirler.

Ve, Isparta vukuatında aşağı yukarı anlaşıldığı gibi, gündüz için geçerli böyle bir "tasarruf rotası"nın gece de uygulanmış olması acaba kazanın a-s-ı-l sebebi değil midir?

* * *

ÜSTELİK, Allah rızası için, Türkiye nükleer branşta böylesine "öncü" bir ülke mi?

Çekirdek bomba üretmek veya şu ya da bu teknolojide "çığır açmak" arifesinde mi?

Kimsenin ruhu duymadan, füze ışınlayan "uzay savaşları" aşamasına mı geldi?

Breh breh breh, demek etraf bizimle kıyaslanmaz oranda "şüpheli devlet"le doluyken, "şer güçleri" bütün işi gücü bırakıyor ve bilim adamlarımızı uçak düşürerek tasfiye ediyor. O halde, hadi bakalım ben de atıyorum ve var mı aksini söyleyecek babayiğit?

Manchester futbol ekibinin tam kadro can verdiği kazayı, rakibi Arsenal düzenlemişti.

En üst rütbeli altı İran generalinin öldüğü diğer uçağı da ABD servisleri düşürmüştü.

İnsaf yahu, Arafat’ın sağ kurtulduğu kazada bile Filistinliler İsrail parmağı aramadı.

Sen ne zehir hafiyeymişsin ki, Isparta uçağında dahi şıppadak kumpas keşfediyorsun!

* * *

EVET evet, tekrarlıyorum, dünyanın her yerinde "vakka-ı ádiye" addedilen bir uçak faciasından sonra en önce komplo teorisi uyduruluyorsa; inanan "müşteri" sayısı da ibadullah raddesine varıyorsa, burada çok vahim ve çok kolektif bir ruhi hastalık söz konusudur.

Paranoyak ve şizofrenik arázlar artık tımarhanelik dereceye varmaktadır.

Dolayısıyla da, "Sevr kompleksi", "bölünmek dehşeti", "öteki nefreti" türünden "siyasi" (!) içerikli diğer komplo teorilerini açıklamak haydi haydi kolaylaşmaktadır.

Ancak, şifa getirecek tedavi de bununla tam ters orantılı olarak sonsuz zorlaşmaktadır.

09.02.2008 16:59:37
Zaten yeterince bulanık olan suya atılan başka bir taş, ne işe yarar?

İki farklı yorum!



Sayfa: [ 1 ]