SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Dosyalar

Konu: istem ve tasarım olarak dünya

Sayfa: 1 2 [ 3 ]

09.02.2008 16:55:30
Sil Baştan!...
 
Bilme bakımından bütün var olanlar, -açıkçası tüm dünya- ancak özneyle ilişkisinde, algılayanın algısıyla ilişkisinde nesnedir, tek sözcükle tasarımdır. Elbette bu geçmişin tümünde doğruydu, geleceğin tümünde de doğru olacaktır.. En uzaktaki için doğru olduğu gibi yakında, neredeyse avucumuzun içinde olan için de doğrudur. Bu ayrımlar, ancak onların içinde doğar. Şöyle yada böyle dünyaya ait olan ya da olabilen her şey kaçınılmaz biçimde şundan etkilenir: O, özne tarafından koşullanır, yalnızca özne için vardır. Dünya tasarımdır.


Üzerinde düşünelim!

Schopenhauer'in Kant'çı tarafı!.. Ben nesnem ne olursa olsun onu duyumsama, algılama ve bilme tarzlarımla, tüm anlamalarımla koşullandırırım..."

Alıntı sahibi: nihilast
Sil Baştan!...
 
Bilme bakımından bütün var olanlar, -açıkçası tüm dünya- ancak özneyle ilişkisinde, algılayanın algısıyla ilişkisinde nesnedir, tek sözcükle tasarımdır. Elbette bu geçmişin tümünde doğruydu, geleceğin tümünde de doğru olacaktır."

Böyledir, ama bu nesnenin gerçeğine asla ulaşamayacağım anlamına gelmez. Köpeklerin siyah beyaz bir dünya algıladığını okumuştum. Varsayalım ki öyle. Arıların ise renk skalası çok daha geniş. Bizim göremediğimiz renkleri görüyorlar. Gerçekte nesne ne renk? Bu önemli mi...eğer bu önemli ise bu "nesne tasarımımdır"a götürebilir mi? Burada üzerinde atlanılan şey her durumda ışık kaynağı veya ışık yansıtan bir nesnenin varoluşu. Diyorum ki o nesne var, ve ışık kaynağı ya da ışık yansıtan doğaya sahip. Benim ya da köpeğin ya da arının gözleri ile görülmese de var. Buradan bunu çıkarsamak gerekirken öznelliğin zorunlu yanılsamalarından "Dünya tasarımımdır"a gidiliyor...bereket versin ki sonra istence geçilecek. Kant olsaydı: Hah, işte kendinde şey, der; burada bırakırdı.



Öyleyse, tasarım olarak dünyanın, bizim, dünyanın şimdilik göz önüne aldığımız tek yönünün, özünde iki zorunlu, ayrılmaz yarısı vardır. Onun bir yarısı nesnedir. Nesnenin kalıpları uzam ile zaman, bunlar aracılığıyla da çokluktur. Tasarım olarak dünyanın öteki yarısı öznedir. O, uzamla zamanda değildir, çünkü özne, algılayan her varlıkta bütündür, bölünmemiştir. Öyle ki, algılayan biri, varolan milyonlarca kişinin tam olarak yaptığı gibi, nesneyle birlikte, tasarım olarak tüm dünyayı bütünler. Gelin görün ki, bu algılayan kişi savrulup giderse, tasarım olarak dünya da olmaz olur. Dolayısıyla bu yarılar düşüncede bile ayrılamaz. Çünkü bu ikisinden her birinin öteki aracılığıyla, öteki için anlamı, varlığı vardır. Bunların her biri öteki ile vardır; ötekiyle de yok olur. Onlar birbirini dolaysızca sınırlar, nesnenin başladığı yerde özne biter. Bütün nesnelerin özünde olan, dolayısıyla da genel geçer olan kalıpları - uzam, zaman, nedensellik -nesnenin bilgisi yokken bile özneden yola çıkarak ortaya koymamız, tam olarak bilebilmemiz bu sınırlamanın karşılıklı olduğunu gösterir.
Arthur Schopenhauer

Bu özne ile nesneyi nasıl bağlıyor bu kitapta Schopenhauer? (Kitabın çeviri halini, bir sürü yeri kırpılarak çevrilmiş halini okumuştum) Bence bağlayamıyor: Varlığın tözü halindeki istenç ile "dünya tasarımımdır" uyumsuz kalıyor. Bir şey ileri sürebilmesi için özne-nesne bağlılaşıklığının da varolduğunu gösterebilsin ki, fikirleri salt bir kişiye, örneğin Schopenhauer'e özgü olarak kalmasın. Kant bunu yapmayı "transandantal ben"lerle denerken Schopenhauer herhangi bir özne-nesne uyumunu nasıl bağlıyor? İstenç bir tarafta tasarım bir tarafta kalıyor bence.


Alıntı sahibi: nihilast

Tasarımlar arasındaki başlıca ayrım sezgisel tasarımlar ile soyut tasarımlar arasındadır. Soyut tasarımlar, tasarımların yalnızca bir sınıfını, açıkçası kavramları oluşturur. Bunlar, dünyada yalnızca insanın mülküdür. Soyut tasarımlara yetenekli oluşu, insanı bütün hayvanlardan ayırır. Bu yetenek, her zaman, us diye adlandırılageidi. Daha sonra bu soyut tasarımları başlı başına ele alacağız, ancak daha önce yalnızca sezgisel olan tasarımlar konusunda konuşmalıyız. Bunlar tüm görünür dünyayı ya da bütün deneylerin toplamını, deneyin olanaklı olduğu koşullarla birlikte kapsarlar. Dediğimiz gibi şu Kant'ın önemli bir buluşudur: Görünür dünyanın bu koşulları, bu kalıplar - yani onun algılanmasındaki en genel şey, onun bütün zaman ile uzam- içeriklerinden ayrı, kendi başlarına alındıklarında bile, soyut olarak düşünülmekle katmaz aynı zamanda doğrudan algılanırlar. Bu algı, deneyden yinelenme aracılığı ile alınan bir düşlem türü değildir; o deneyden büsbütün bağımsızdır. Öyle bağımsızdır ki tersine deney ona bağlı sayılmalıdır. Çünkü uzam ile zaman nitelikleri, apriori bir algıda bilindikleri için, bütün olanaklı deneylerde yasalar olarak geçerlidir. Bu tür bir deney, her yerde bu yasalara uymalıdır.
Arthur Schopenhauer

Kategorileri nereden çıkarsıyor peki, Doğa'dan olamaz; çünkü Doğa üzerine tasarımımı nasıl aşacağım da nesnel gerçekliğe ulaşacağım bu belirsiz, öznel felsefi bir konumdan kategoriler çıkarsama durumuna düşmekten başka bir tercihi yok. ve hocasının ardından gidiyor, gerçekten ilk bölümün sonlarına doğru da enteresan bir şekilde şiirsellik geliyor ardından:


Alıntı sahibi: nihilast

ÖZNE: Varım, benden başka şey yok. Çünkü dünya benim tasarımım.

ÖZDEK: Ne çılgınca bir varsayım! Ben varım, benden başka bir şey yok. Çünkü dünya benim gelip geçici biçimimdir. Sen de olsa olsa bu biçimin bir parçasısın, toplamısın, bütün bütün ilinekselsin.

ÖZNE: Ne alıkça bir küstahlık! Ben olmasam ne sen ne de senin biçimin olurdu. Benim olmadığımı düşünen biri, bu durumda senin yine de olduğunu düşünebileceğine inanan biri büyük bir yanılsamanın pençesine düşmüştür. Çünkü senin, benim tasanmım dışında varolman doğrudan bir çelişkidir, anlamsızdır. Senin var olman, olsa olsa, benim tarafımdan algılanmış olman demektir. Senin var olduğun yer benim tasarımımdır. Dolayısıyla, ben senin varlığının ilk koşuluyum.

ÖZDEK: İyi ki bu yüzsüz savın birazdan yalnızca sözcüklerle değil gerçekten çürütülecek. Az sonra gerçekten var olmayacaksın. Bütün böbürlenmelerinle birlikte boşluğa düşmüş olacaksın. Bir hayalet gibi geçmişe sürükleneceksin. Benim bütün geçici biçimlerimin başına gelen senin de başına gelecek. Oysa ben binlerce yıl, yaralanmadan, küçülmeden sonsuz zaman boyu kalacağım. Değişen biçimlerimin oyununu gönül rahatlığı ile seyredip duracağım.

ÖZNE: İçinde yaşayacağını gururla ileri sürdüğün bu sonsuz zaman, kapladığın sonsuz uzam gibi ancak benim tasarımımda var. Gerçekten de zaman, yalnızca benim tasarımımın bir kalıbı. Ben bu kalıbı hazır yapılmış olarak içimde taşırım. Sen, kendini seni içine alan bu biçimde gösterirsin. İlkin onun aracılığı ile varsın sen. Gel gör ki, benim gözümü korkuttuğun yok oluş beni etkilemez. Çünkü bu olsaydı, sen de benimle birlikte yok olurdun. Tersine, yokluk ancak beni geçici olarak taşıyan bireyi etkiler, başka her şey gibi o da benim tasarımımdir.

ÖZDEK: Buna inansam, (en başta, iyisiyle kötüsüyle şu gelip geçici bireylerinkine ayrılmaz biçimde bağlı olan) varoluşa, bağımsız yaşamı olan bir şey diye bakacak ölçüde ileri gitsem bile, o, yine de bana bağlı kalırdı. Çünkü, sen bir nesnen olduğu sürece öznesin. Bu nesne de benim. Onun çekirdeği, içeriği, kalıcı bölümü benim. Onu bir araya bağlayan benim. Ben olmasam varoluş senin bireylerinin düşleri, düşlemleri ölçüsünde tutarsız, seyrek, tözsüz olurdu. Düşler, görünüşteki içeriklerini bile son çözümlemede benden ödünç almışlardır.

ÖZNE: Benim varoluşumu, onun bireylere bağlı olduğunu kabul ederek tartışmana hiç izin yok. Çünkü benim bireylere bağlı olduğum gibi sen de biçime bağlısın. Şu ana dek onsuz görülmüş değilsin. Şimdiye dek seni ya da beni, çıplak, yalıtılmış gören göz yok. Çünkü biz ikimiz de salt soyutlamayız. Temelde kendini algılayan, bizim tarafımızdan algılanan bir varlık var. Gel gör ki onun kendinde varlığı ne algılamada ne de algılanmaktadır; çünkü bu işlevler ikimizin arasında ayrı ayrı bölüştürülmüştür.

İKİSİ: Öyleyse, bu durumda ikimizi de kapsayan, bizimle var olan bir bütünün parçalan olarak biz, birbirimize ayrılmaz bir biçimde bağlanmışız. Ancak yanlış anlama bizi birbirimizin karşısına koyabilir; yanlışlıkla ötekinin varlığına karşı çıkılmasına yol açabilir. Kişinin kendi var oluşunun durumu da tümüyle buna bağlıdır.

İkisini de kuşatan bu bütünlük, tasarım olarak dünya ya da görüngüdür. Bu ortadan kaldırıldığında, geriye saf, metafizik kendinde şey kalır.  Bu İSTEME'dir.

Arthur Schopenhauer




Bu dur şiirselliğe sığınışın enteresan bir şekilde takibi... Schopenhauer'in asıl başarısı istenç konusundadır, o da zaten bu konuya bir an önce varıp gördüklerini gösterme amacında gibi yazar. Bir yazar olarak da "istenç" olarak ortaya çıkardığı gerçeklerin altını çizmedeki olağanüstü başarısında da eşsiz biridir -ama bulduklarını Akla ve/veya Bilim'e dayandırmadığı/dayandıramadığı için Doğu gizemcilikleri ile bilmem hangi varyantıyla gericiliklere malzeme sunan bir yazgısı olmuştur. Bu açıdan bakınca eşine zor rastlanılır bir dehanın trajik yazgısını da "sezebiliriz" -belki.

LegendofAnatolia 02.07.2008 19:33:50
Bülent Ersoyun "dünnnnyaaaa" yorumuna da konuyla ilişkili olarak değinmeden edemeyeceğim.


Sayfa: 1 2 [ 3 ]