SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Dosyalar

Konu: istem ve tasarım olarak dünya

Sayfa: 1 [ 2 ] 3

09.02.2008 16:50:03
Evet! İstemin, bu, farklı bir tavrı! Çekinmez bir psikolojik analiz yok! Yeterince ilgili bir analiz değil de, Yalom'un gerçekleştirdiği bir kurgu ihsanı ve yerinde sorguları var.

Elma örneğinizde ki istem karmaşası istemin kendine has tavrının, yani algıda öznenin durumlamalarından biri! Ama istemin her daim çifte kurgu ihsanına sahip olduğu burada söylenilemez. Öznede istem, nesnede istem olursa özne nesne olur. Nitekim Schopenhauer' Spinoza'nın lafına dikkat kesiliyor:

"Spinoza havaya atılan bir taşın bilinci olsaydı, onun, kendi isteği ile uçtuğunu düşüneceğini söyler."

09.02.2008 16:50:22
Evet Spinoza'nın yer çekiminden haberi varmış Taşın nesne olduğundan da. Ama buradaki elma bir özne!! sizin de engin bilgilerinizle belirttiğiniz gibi algılayanın nesneyle ve özneyle ilişkisidir asıl olan! Mesela üst başlıkta belirttiğiniz latifede koltukla kurduğunuz yapışkan ilişkide mevki olarak bir süre sonra siz nesne koltuk da özne mi olacak?

09.02.2008 16:50:40
Aslında belirtmek istediğim, nesnenin bir istemi zorladığı görülürse, bu görümün (fenomen, Kant'ında belirttiği gibi ne olduğuna nede olmadığına gerçek anlamda katileştiğimiz) özne ile yoklandığını ve nesnenin öznenin algısı ile özne kalıbı aldığını görürüz.

Elma özne ise elma için diğer tüm herşey birer nesnedir. Yalnız nesneyi bu ikinci sınıfa dahil etmek için bir tek özne'nin algısı ve bu algının kalıpları olması gerekir. Schopenhauer'in yalın tasarımı burdan çıkmaktadır.

Koltukla aramızda şu şekilde bi rilişki var. Eğer bilnç edinmiş bir nesne olsaydı koltuk, koltuk özne haliyle beni nesneleştirecekti. Çünkü, "dünya," derdi, "benim tasarım!" Zira ben koltuğumda koltuğun kendi bilincinden habersiz, kendi öz bilincimle, özne ile nesne çatısını çok iyi bildiğimden, yani özne olduğumdan, nesne olan herşey koltukla beraber, nesnenin türlü hallerindedir.

Koltuğun bilinçli turu ilgimde olamdığı gibi tasarıma bir yön vermeyecektir.

09.02.2008 16:50:58
Bilinç edinmiş olan ve istem'ini direkt olarak ifade etmiş olan elmanın kesilmek istemeyen yarısı Öznedir! Diğer yarısı - algılayanın algısından ötürü - de nesnedir. Ve zorlayan da bıçaktır Özne olan yarıyı... Bıçak ve yarım elma nesne; bir Özneyi zorladı.Özne olan yarının da o güzelim yemek borusu vs. ilgisinde değildi mesela? Zorlayan bir şeyler yok mu?

09.02.2008 16:51:21
Devinimli bir noktada durdunuz. Devinim varken düşünce yoktur. Devinimli düşünce ise hareketsizlikte vardır.

Evet, elmanın bir yarısı bilinç edinmiş ve özne olmuştur, diyemeyiz. Çünkü dediğimiz anda, o, zaten şu an, bunu tabir eden için bir nesne olmuştur bile. Özne olan elmanın bir yarısı, kendi istemi ve tasarımı kendisi belirlememiştir. Bunu dikkatle belirtelim. Bir zamanlar Kant'ın kendinde şey dediği durumlama şu an burada, kendinde olum olarak ortaya çıkar. Özne bunları kendisi tasarlamamıştır, ancak bu tasarılar kendisi yüzünden olmuştur. Kendinden olum, kendinde olan şey'in biçimsel farklı bir durumudur.

Bilinç edinmiş elmanın yarısı kendi yüzünden olan tasarımında, bu diğer yarısını bir nesne olarak algılar. Dediğiniz gibi bir zorlama mümkün olsa bile -elmanın bir yarısı ve bıçak tarafından- algılayanın algılama yetisi nedeniyle onlar öznenin bir tasarımıdır hala. Özne için bilinç edinmiş herhangi bir öznede tasarımının bir nesnesidir. Çünkü tek çıkış noktasına dalıp giden ve herşeyi ikiye ayıran kendisidir: Ben ve diğerleri!

09.02.2008 16:51:53
demem o ki: bilgi bilgeliğe dönüştüğünde istenir, ukalalık içermez bilgelik, bu nedenle İstem ve Tasarım Olarak Dünya konusunda okuduklarını doludizgin koşturabilirsin burada yararlanırız sevgili Nihilast.

09.02.2008 16:52:15

Tasarımlar arasındaki başlıca ayrım sezgisel tasarımlar ile soyut tasarımlar arasındadır. Soyut tasarımlar, tasarımların yalnızca bir sınıfını, açıkçası kavramları oluşturur. Bunlar, dünyada yalnızca insanın mülküdür. Soyut tasarımlara yetenekli oluşu, insanı bütün hayvanlardan ayırır. Bu yetenek, her zaman, us diye adlandırılageidi. Daha sonra bu soyut tasarımları başlı başına ele alacağız, ancak daha önce yalnızca sezgisel olan tasarımlar konusunda konuşmalıyız. Bunlar tüm görünür dünyayı ya da bütün deneylerin toplamını, deneyin olanaklı olduğu koşullarla birlikte kapsarlar. Dediğimiz gibi şu Kant'ın önemli bir buluşudur: Görünür dünyanın bu koşulları, bu kalıplar - yani onun algılanmasındaki en genel şey, onun bütün zaman ile uzam- içeriklerinden ayrı, kendi başlarına alındıklarında bile, soyut olarak düşünülmekle katmaz aynı zamanda doğrudan algılanırlar. Bu algı, deneyden yinelenme aracılığı ile alınan bir düşlem türü değildir; o deneyden büsbütün bağımsızdır. Öyle bağımsızdır ki tersine deney ona bağlı sayılmalıdır. Çünkü uzam ile zaman nitelikleri, apriori bir algıda bilindikleri için, bütün olanaklı deneylerde yasalar olarak geçerlidir. Bu tür bir deney, her yerde bu yasalara uymalıdır.
Arthur Schopenhauer

09.02.2008 16:52:41

ÖZNE: Varım, benden başka şey yok. Çünkü dünya benim tasarımım.

ÖZDEK: Ne çılgınca bir varsayım! Ben varım, benden başka bir şey yok. Çünkü dünya benim gelip geçici biçimimdir. Sen de olsa olsa bu biçimin bir parçasısın, toplamısın, bütün bütün ilinekselsin.

ÖZNE: Ne alıkça bir küstahlık! Ben olmasam ne sen ne de senin biçimin olurdu. Benim olmadığımı düşünen biri, bu durumda senin yine de olduğunu düşünebileceğine inanan biri büyük bir yanılsamanın pençesine düşmüştür. Çünkü senin, benim tasanmım dışında varolman doğrudan bir çelişkidir, anlamsızdır. Senin var olman, olsa olsa, benim tarafımdan algılanmış olman demektir. Senin var olduğun yer benim tasarımımdır. Dolayısıyla, ben senin varlığının ilk koşuluyum.

ÖZDEK: İyi ki bu yüzsüz savın birazdan yalnızca sözcüklerle değil gerçekten çürütülecek. Az sonra gerçekten var olmayacaksın. Bütün böbürlenmelerinle birlikte boşluğa düşmüş olacaksın. Bir hayalet gibi geçmişe sürükleneceksin. Benim bütün geçici biçimlerimin başına gelen senin de başına gelecek. Oysa ben binlerce yıl, yaralanmadan, küçülmeden sonsuz zaman boyu kalacağım. Değişen biçimlerimin oyununu gönül rahatlığı ile seyredip duracağım.

ÖZNE: İçinde yaşayacağını gururla ileri sürdüğün bu sonsuz zaman, kapladığın sonsuz uzam gibi ancak benim tasarımımda var. Gerçekten de zaman, yalnızca benim tasarımımın bir kalıbı. Ben bu kalıbı hazır yapılmış olarak içimde taşırım. Sen, kendini seni içine alan bu biçimde gösterirsin. İlkin onun aracılığı ile varsın sen. Gel gör ki, benim gözümü korkuttuğun yok oluş beni etkilemez. Çünkü bu olsaydı, sen de benimle birlikte yok olurdun. Tersine, yokluk ancak beni geçici olarak taşıyan bireyi etkiler, başka her şey gibi o da benim tasarımımdir.

ÖZDEK: Buna inansam, (en başta, iyisiyle kötüsüyle şu gelip geçici bireylerinkine ayrılmaz biçimde bağlı olan) varoluşa, bağımsız yaşamı olan bir şey diye bakacak ölçüde ileri gitsem bile, o, yine de bana bağlı kalırdı. Çünkü, sen bir nesnen olduğu sürece öznesin. Bu nesne de benim. Onun çekirdeği, içeriği, kalıcı bölümü benim. Onu bir araya bağlayan benim. Ben olmasam varoluş senin bireylerinin düşleri, düşlemleri ölçüsünde tutarsız, seyrek, tözsüz olurdu. Düşler, görünüşteki içeriklerini bile son çözümlemede benden ödünç almışlardır.

ÖZNE: Benim varoluşumu, onun bireylere bağlı olduğunu kabul ederek tartışmana hiç izin yok. Çünkü benim bireylere bağlı olduğum gibi sen de biçime bağlısın. Şu ana dek onsuz görülmüş değilsin. Şimdiye dek seni ya da beni, çıplak, yalıtılmış gören göz yok. Çünkü biz ikimiz de salt soyutlamayız. Temelde kendini algılayan, bizim tarafımızdan algılanan bir varlık var. Gel gör ki onun kendinde varlığı ne algılamada ne de algılanmaktadır; çünkü bu işlevler ikimizin arasında ayrı ayrı bölüştürülmüştür.

İKİSİ: Öyleyse, bu durumda ikimizi de kapsayan, bizimle var olan bir bütünün parçalan olarak biz, birbirimize ayrılmaz bir biçimde bağlanmışız. Ancak yanlış anlama bizi birbirimizin karşısına koyabilir; yanlışlıkla ötekinin varlığına karşı çıkılmasına yol açabilir. Kişinin kendi var oluşunun durumu da tümüyle buna bağlıdır.

İkisini de kuşatan bu bütünlük, tasarım olarak dünya ya da görüngüdür. Bu ortadan kaldırıldığında, geriye saf, metafizik kendinde şey kalır.  Bu İSTEME'dir.

Arthur Schopenhauer

09.02.2008 16:53:01

Ne denli ölçüye gelmez, ne ölçüde kocaman olursa olsun, bu dünyanın varlığı, bir tek ipliğe bağlıydı: Açıkçası, o içinde varolduğu şu andaki bilinçe bağlıydı. Dünyanın varlığı tersine çevrilmeyecek biçimde bu koşula bağlıdır. Bu koşul, bütün görgül gerçekliğe karşın dünyaya, tasarım olarak var olmanın mührünü basar. Bu yüzden da salt  görüngü olarak ortaya  çıkmanın  mührünü  basar. Sonuçta, dünyanın en azından bu bakımdan, düş görmeğe yakın olduğu, düş görmeyle aynı ulama girdiği kabul edilmelidir. Beyin, uyku sırasında, bütünüyle   nesnel, algılanabilir, hatta ele avuca gelir bir dünyayı gözlerimizin önüne getirir. Onun uyanık saatlerimizin   nesnel dünyasını sunmada da aynı ölçüde büyük bir payı olsa gerek. Çünkü bu iki dünya, özdekleri değişik olsa bile, gene de aynı kalıptan çıkmıştır. Bu kalıp ustur, beynin işlevidir.
Arthur Schopenhauer

09.02.2008 16:53:25

Şeylerin nesnel varoluşunun bir özne tarafından koşullanmış olması, nesnelerin öznenin tasarımları olması, sonuçta da nesnel dünyanın olsa olsa tasarım olarak var olması bir varsayım değildir. Bu bir öğreti değildir, tartışma yaratmak için ortaya atılımış bir paradoks hiç değildir. Bu, en kesin, en yalın doğruluktur. ! Onun çok yalın olması, olsa olsa tanınmasını daha da zorlaştırır. Şeyler konusundaki bilincin ilk öğelerine geri dönmek için, herkeste yeterli düşünme gücü yoktur. Saltık, bağımsız bir varoluş hiçbir zaman olamaz. Doğrusu böyle bir varoluş hiç mi hiç düşünülemez. Çünkü, nesnel olan, bu niteliği ile, özünde her zaman öznenin bilincinde vardır. Dolayısıyla nesne, öznenin tasarımıdır, sonuçta özneyle, tasarımlama kalıplarıyla koşullanmıştır. Üstelik tasarımlamanın bu kalıplan özneye bağlıdır, nesneye ait değildir.
Arthur Schopenhauer


09.02.2008 16:53:48

Tasarladığımız şey, gerçekte tasarlamayı amaçladığımız şeyin tersidir. Tasarladığımız şey, nesnel dünyayı algılayan bilen öznenin anlama yetisindeki bir süreçten başka bir şey değildir. Dolayısıyla o tam da dışlamak istediğimiz şeydir. Çünkü, bu algılanabilir gerçek dünya besbelli ki beynin bir görüngüsüdür. Bu yüzden, dünyanın bir görüngü olma niteliği ile bütün bireylerin beyinlerinden bağımsız olarak da var olması gerektiği varsayımında bir
çelişki vardır.

Bütün nesnelerin özünde kaçınılmaz biçimde tasarım olduğuna başlıca karşı çıkış, sesini açık seçik ya da belirsizce  herkesde  duyuran karşı çıkış her halde  şudur: Benim kendi kişim bile, başka biri için bir nesne, dolayısıyla da onun tasarımı.

Ancak ben, o benim tasarımımı oluşturmasa  bile var olacağımı kesinlikle biliyorum. Bütün öteki nesneler de,  onun aklıyla, onun  aklının benimle  ilişkisi  gibi  bir  ilişki  içinde.  Dolayısıyla öteki nesneler de onun tarafından algılanmadan var olacaklardır.

Bu karşı çıkışın yanıtı şudur: Şimdi benim kendimi nesnesi saydığım bu öteki taraf, yalnızca özne değildir, o en başta bilen bir bireydir.  Dolayısıyla,  o olmasa da, benden başka bir bilinç olmasa bile özne (bütün nesneler yalnızca bu öznenin tasarımında varolurlar) silinip, gitmez. Çünkü ben kendim, bütün bilinçli varlıklar gibi o öznenin ta kendisiyim. Sonuçta, göz önüne aldığımız durumda, benim kişim var olmayı kesinlikle sürdürecektir; ama yine bir tasarım olarak, yani benim kendi bilgimde varolacaktır. Çünkü benim tarafımdan bile o, hiçbir zaman  doğrudan  bilinmez, hep  dolaylı olarak bilinir; tasarım olarak var olmak, her zaman, her durumda dolaylıdır. Nesne olarak, açıkçası süresi olan, uzayda yer kaplayan, eyleyen olarak ben, kendi gövdemi ancak beynimin algısında bilirim. Gövdem, duyularla, onların sağladığı verilerle beyne iletilir, algılayıcı anlama yetisi, etkiden nedene geçerek işlevini yerine getirir. Böylece anlama yetisi, gövdeyi gören göz ya da gövdeye dokunan el aracılığı ile, yer kaplayan süresi olan bu gövdeyi kurar. O, uzamda kendisini benim gövdem olarak sunar. Ama benim  varlığımla  - bu  varlığın  böyle  var olmak  için, kendisini bilgisine sunacağı başka bir tarafı gerektirmeden - eşleşecek doğrudan bir yer kaplama, kalıp ya da etkinlik bana doğrudan verilmez. Bunlar ne gövdenin varlığına ilişkin genel  duyguda  ne  de içteki  kendin bilmede  verilir.  Tersine,  gövdenin  varlığına  ilişkin  bu genel duygu, (kendini bilmedeki gibi) ancak isteme ile ilişkide, açıkçası hoş ya da hoş olmayan olarak- doğruldan vardır. Bu duygu, istemenin eylemlerinde etkin olarak vardır. İstemenin eylemleri, dışarıdan algılamaya kendilerini gövdenin eylemleri olarak sunarlar.

Buradan su sonuç çıkar: Benim kendimin ya da gövdemin yer kaplayan, eyleyen bir şey olarak varlığı, her zaman, ondan ayrı bilen bir varlığı gerektirir. Çünkü gövde, özünde kavrayışta, tasarımda varolan bir varlıktır. Bundan ötürü de o, başka bir varlık için varoluştur. Gerçekte o beynin görüngüsüdür. Bu bakımdan onun kendisini sergilediği beynin benimki ya da başka bir kişininki olması önemli değildir, tik durumda kişinin kendisi bir bilen ile bilinene, nesne ile özneye ayrılır. Bunlar, başka yerlerde olduğu gibi burada da ayrılmaz, uzlaşmaz b¬çimde birbirinin karşısında dururlar. Benim kişim, bu niteliği ile var olmak için her zaman bilen bir özneye gerek duyuyorsa, bu başka nesneler için de aynı ölçüde gerekli olacaktır. Oysa yukarıdaki karşı çıkışın amacı, onların bilgiden bağımsız, bilginin öznesinden bağımsız varlığını haklı kılmaktı.

Arthur Schopenhauer


09.02.2008 16:54:09
nesnenin varlığı bilgi ile mümkündür. bilgi yoksa varlık da yoktur...

09.02.2008 16:54:27

Bütün bu serip dökme, şeylerin iç doğasını kavrama amacının, yalnızca bilgi ile algının yöntemleriyle başarılamayacağını kesin, açık seçik gösterir. Çünkü bilgi şeylere her zaman dışarıdan gelir, öyleyse hep onların dışında kalmalıdır. Şeylerin iç doğasını kavrama amacına ancak şeylerde kendimizi bularak ulaşabiliriz. Böylece onlar bizim için doğrudan bilinir olurlar.

09.02.2008 16:54:46

Bununla birlikte, bilen bir özne tarafından koşullanan bir var oluş, besbelli ancak uzamda bir varoluştur, bundan ötürü de yer kaplayan, etkin bir varlığın varoluşudur. Ancak bu, her zaman bilinenin var oluşudur, sonuçta başka biri için var oluştur. Öte yandan bu biçimde var olan her varlığın ayrıca kendisi için bir varlıkı da olabilir, bu bakımdan o bir özneye gerek duymaz. Gelin görün ki, bu kendisi için var oluşun, kapsamı ile etkinliği (birlikte uzayda yer kaplaması) olamaz. O zorunlu olarak başka türden bir varlıktır, onunki kendinde şeyin varlığıdır. Kendinde şey, bu niteliği ile hiçbir zaman nesne olamaz. Öyleyse, bu, yukarıda ortaya atılan başlıca karşı çıkışa bir yanıt olacaktır. Buna göre, söz konusu karşı çıkış şu temel doğruluğu çürütemez: Nesnel olarak verilen dünya ancak tasarım olarak vardır, dolayısıyla da yalnızca bir özne için vardır.
Arthur Schopenhauer

09.02.2008 16:55:09

Zaman gibi uzam da bizim algımızın saf bir kalıbıdır. Sonuçta onlar kendinde şeylere ait değildir. Ne zaman, ne de uzamda olan bir şey nesne olamaz. Öyleyse kendinde  şeylerin  varlığı nesnel olamaz, onlar büsbütün değişik bir türdür, onlar metafizik varlıktır. Sonuçta, bu Kantçı ilke daha ileri bir ilkeyi gösterir: Nesnel dünyanın yalnızca tasarım olarak var olduğunu.

İdealizm, söylenebilecek her şeye karşın, durmadan başka her şeyden daha yanlış anlaşılır. Çünkü o, dış dünyanın deneysel gerçekliğinin yadsınması diye yorumlanır. Bu yüzden durmadan sağduyuya başvurulur. Bu birçok biçimde, kılıkta görünür. Örneğin İskoç okulunun 'temel inancında' ya da Jacobi'nin dış dünyanın gerçekliğine ilişkin inancında ortaya çıkar. Dış dünya kendisini hiçbir zaman, Jacobi'nin resmettiği gibi salt güvene dayalı olarak vermez. Biz onu salt iyi inançla kabul etmeyiz. O kendisini neyse o olarak verir, yapacağım dediğini, hemen, doğrudan yapar.

Tersine gerçek idealizm, görgül değil, özellikle aşkın'dır. Bu, dünyanın görgül gerçekliğine dokunmaz. İdealizm, her nesnenin, başka deyişle, görgül olarak gerçek olanın, özne tarafından iki kez koşullandığını ileri sürer. O, ilkin özdeksel olarak ya da genelde nesne olara koşullanır. Çünkü, nesnel bir varoluş ancak bir özneyi bağlantı içinde, bu öznenin tasarımı olarak kavranabilir. İkincisi, nesne biçimsel olarak da koşullanır. Çünkü nesnenin varlığının kipi ya da biçemi- onun uzama zamana, nedenselliğe uygun olarak algılanması- öznede kaynaklanır, öznede hazırlanır. Dolayısıyla, Kant'ın idealizmi, genelde nesneyle ilgilenen yalın ya da Berkeley idealizmi yakından izler. Kant'ın idealizmi, özellikle nesnel varoluşun verili kipiyle, biçimiyle ilgilidir. Bu idealizm, özdeksel dünyanın tümünün, uzamda yer kaplayan cisimleriyle birlikte, zaman aracılığı ile nedensel ilişki içinde olduğunu, her şeyin bu ilişkiye bağlı olduğu nu kanıtlar; bütün bunların, bizim usumuzdan bağımsız şeyler olmadığını, onların temel öncüllerinin bizin beynimizin işlevleri olduğunu kanıtlar;  şeylerin böyle nesnel bir düzenlemesinin ancak beyinde, beyin aracılığı ile olanaklı olduğunu kanıtlar. Çünkü bütün bu gerçek nesnel olayların dayandığı zaman, uzam, nedensellik, kendilerinde, beynin işlevlerinden başka bir şey değildir. Dolayısıyla, şeylerin görgül gerçekliğinin ölçütünü, ipucunu sağlayan değişmez düzenin kendisi, ancak beyinden ileri gelen kanıtlarını da ancak buradan edinir. Kant, bütün bunları, dolu dolu, baştan sona sergiledi. Yalnız o beyinden değil "bilme yetisi"nden söz etti. [...] Kantçı öğreti, [...] şeylerin, onların var oluşlarının tüm biçemlerinin, kiplerinin, ayrılmaz bir biçimde, onlara ilişkin bilincimize bağlandığı görüşüne götürür. Böylece bunu açıkça kavrayan biri, çok geçmeden, şeylerin bu niteliği ile bilincimizden ayrı, bağımsız varlığını kabul etmeyi gerçekten saçma sayar. Biz zamana, uzama, nedenselliğe, bunlara dayalı deneyin düzenli tekdüzeliğine derinlemesine daldırılmışızdır. Öyle ki onun içinde kendimizi tam evimizde duyumsar, çevremizdeki yolumuzu daha en baştan biliriz. Bizim anlama yetimiz, şeylerden başka bir türde olsa bu olanaksız olurdu. Bu, ancak şu olgudan çıkarak açıklanabilir: Bu ikisi bir bütün oluşturur, bu düzeni anlama yetisinin kendisi yaratır, bu arada şeyler ancak anlama yetisi için vardır.
Arthur Schopenhauer


Sayfa: 1 [ 2 ] 3