SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Myth & Magic

Konu: hadi kendi RP mizi kendimiz yapalım.. Diem yok insan silüetindeki tanrı var..

Sayfa: [ 1 ]

09.02.2008 16:24:16
Ormanın şarkısı rüzgarlarla yüzlerce km ler genişliğinde ki kırsal çorak araziye uzanırken gayya nehirinden gelen ağır ve derin koku nehirin yatağının başlangıcında başlayan vadide kadim ve derin güçlerin harekete geçtiğinin işaretçisi olarak değerleniyordu; ormanın eteklerinin dibine serilmiş Mall köyünde.. uzun bir zaman dilimine hüküm eden bu köy içerisinde yaşayan halk ;


............ şimidi çıkmam lazım

köy halk kahramanlar efsaneler olaylar doğa ve tabiiat tamamen bir alttakin kurgusuna göre yazarın hayal gücü ile şekillenebilir.. En çok konuşan hikayeyi sahiplenebilir..


09.02.2008 16:24:51
durum yeterince açık ve netti aslında, yaşlı büyücü Meldor için..ama kralı ancak gayya nehrinin başlangıcına cesur bir ranger göndermeye ikna edebildi..ranger gerekli hazırlıklarını tamamlayarak;

şimdi çıkmam lazım..

o zamanlar dünya gençti, dağlar yemyeşildi..ay'ın ak yüzü bile lekelenmemişti daha..lakin gittikçe büyüyordu gayya nehrinden akan giz..kral, ranger dönene kadar harekete geçilmeyeceğini duyurmuştu halka..peki ya dönmezse?
kral, meldor'a pek inanmıyordu, meldor da kralın kendisine yeterince inanmadığının farkındaydı..


09.02.2008 16:25:22
Kralın tek sebebi Meldor'a güvenmemesi değildi. Meldor halk arasında da pek sevilmezdi. Şimdi gaipten soğuk haberler getirmesi diğerleri için tuhaf şekilde ondan daha da uzaklaşma sebebi olmuştu. Büyücüler için krallıkta yaşamak zor bir hale gelmişti. O yüzden çoğu köylerde hatta köylerden de uzak yerlerde yaşamak durumundaydı. Meldor diğerlerine göre insanlara daha yakın olmayı tercih etmişti, bu zaman zaman tatsızlıkların meydana gelmesine neden olsa da. Aslına bakılırsa büyücülerle iyi geçindikleri iddia edilebilecek kimseler sadece izcilerdi ve bu izci, kralın üç beş kelime ile ona verdiği 'göreve' başladığında kimlerle uğraşacağının hiç farkında değildi.

09.02.2008 16:26:08
Mall köyünü derin bir sessizlik kaplamıştı. Kral Akiness .. Meldorla olan görüşmesinden sonra sürekli odasına çekilip yalnız kalmayı tercih ediyordu. Şato içerisinde ormadan gelen rüzgarın kasvetli ve derin kokusu her geçen gün daha çok artmaya başlamıştı. Tüm hizmetkarlar ve uşaklar kendilerine bile ifade edemedikleri bir korku içerisinde kral Akiness'in genç ranger ile ne konuştuğunu ve rangerın kralın odasından çıkarken takındığı o garip yüzü ifadesinin ne anlama geldiğini düşünüyordu.Ve tüm bunlar kralın kadim savaşlar sırasında mall köyünün girişine yaptırdığı  sınır kalesi  olarak adlandırdığı loren tepesindeki şatosundaki bu sessiz hareketlilik tepeye 3 sigara içimlik mall köyünden rahatça hissedilebiliyordu.Yalnız ormanın hemen girişinde bulunan büyücü meldorun evinin civarında sürekli bir hareketlilik vardı. Köye her geçen gün tuhaf görünümlü insanlar gelmeye başlamıştı.Ve mall köyünde ormandan göç etmeye başlayan kuşların gidişi konuşuluyordu..


şimdi çıkmam lazım..


09.02.2008 16:27:46
Belkide farkındaydı ama bunu başkalarına farketmekde hiç mi hiç istemiyordu. Çünkü kralın sadık kölesi haline gelmişti. Uzaktan hafif esen rüzgar yüzüne sürünerek uzaklaşırken bunu düşündü. Az sonra Meldor şahin bakışlarını uzaklara dikerek;
 "Şimdi hareket etme vakti. Gecenin gündüze devrettiği en karanlık olan alacakaranlıkta yol almalıyım." diye geçirdi içinden. Rüzgar şiddettini artırırken yüzünde korku ile karışık bir umut vardı. Her umudun içine sinmiş olan birazcık korku gibi...

Umudunu taşıyarak yol aldı. Yolun bir yerinde durdu, Musanın asası gibi elinde bir asa, ona dayandı bir an sonra, geçmişini düşündü. Kral Akiness ona; " Geçmiş bir dövme gibidir insan bedeninde, o hiç çıkmayan bir dövmedir her karesinde bedenin. Ve yalnızlık da geçmiş çırılçıplak görünür. " demişti. Şimdi yalnız başına yolun bir yerinde o vazgeçemediği geçmişi ile baş başa kalmıştı. Yine çırılçıplaktı o anda.
   Kral geçmişinde ailesini yok etmişti, halkını zülüm içinde yaşattırıyordu. Halende öyleydi. Ama gün gelecek o halkını kurtaracaktı...
   

09.02.2008 16:28:26
Kuşların gidişi  ve rüzgarlar bir karabasan gibi çökmüştü kralın üzerinde.. Geçmişdeki kadim savaşlar ve öncesi gelmişti aklına. Karanlığın onu esir alışı ve ve kutsal birliğe ihanet içerisindeki o günleri düşünüp irkilmişti Kral Akiness. Efsanaye göre uzun karanllık yıllardan sonra insanlık gayya'nehri etrafında bir savaşa girecek ve yer altı dünyasının kapılarını açan 7 parçadan oluşan anahtar  9 başlı ejdarha'nın boynundan alınıp Kynoss diyarının 7 asil kralına dağıltılcaktı. Savaş olmuştu ve anahtarlar Kynoss diyarındaki krallara teslim edilmişti. Akiness başlangıçta karanlık ile iş birliği yaptığı için Kynoss diyarının yüce efendileri arasında Gayya'ya gözcülük yapmakla cezalandırılmıştı. Ve efsanede krallardan birinin ihanet edeceği ve karanlığa açılan kapıdan geçeceğini ve tüm Kynoss dünyasına karanlık güçlerle iş birliği yaparak saldırcağını söylüyordu. Akniness tüm bunları düşünürken efsanenin hatırlanmasının bile yasak olduğu bunun sadece büyücüler tarafından anlatılabilceğini düşünerek birden haftalardır nerdeyse tüm zamanını geçirdiği odasından çıktı. Kapının arkasında bekleyen hizmetkarlarına  Melkor'u çağırmalarını emretti.

Şatoda uzun zamandır süren sessizlik kralın odasından çıkışıyla son bulurken gayya vadisine doğru yola çıkan genç ranger...

şimdi çıkmam lazım..


09.02.2008 16:29:09
Önündeki uzun ve yorucu yolculuktan çok, Kral Akniness'e anlatacağı şeyleri düşünüyordu, ve bu düşünceler midesine korkunç kramplar sokuyor, tüm vücudunun tir tir titremesine sebep oluyordu, yinede elinde değildi düşünmek, yorğunluktan atının terli boynuna sarılmış ve kendini onun aheste adımlarına bırakmıştı, dudaklarının arasından belli belirsiz bir ''ulu tanrılar!'' fısıltısı çıktı ''tüm bunlar oluyormu gerçekten'' kramplar vücudunu sarsarken yavaşça doğruldu, yüzündan atının teriyle karışmış teri eliyle sildi ve ufka baktı, ufuktaki kızıllık akşamın yakın olduğunu söylüyordu, ''uyğun bir su başı bulup mola vermeli'' diye geçirdi içinden, karnıda acıkmıştı hani, orman geceye hazırlanıyordu ve birkaç geveze kuşun haricinde sessizlik örtmeye başlamıştı her yeri, atını mahmuzladı, hızlanan atın nal sesleri sessizliği yırtıyordu...

Bu sırada Kral Akniness büyücüyü çelik gibi bakışlarla süzüyordu, Meldor suçluluk duyğusunu iliklerinde hissetsede Kralın gözlerinden ayırmıyordu gözlerini, Krala suçluluğunu hissettirmek hayatında yaptığı son hata olabilirdi, yinede tüm cesaretini toplayıp ''Kralım'' dedi, ''tanrılar kurban istiyor''...


akrepv 09.02.2008 17:31:58
''Kurban'' diye geçirdi içinden Akniness, gözlerini Meldorun gözlerinde ayırmadan, kurban mı? oysa ne çok kurban vermişler di Tanrılara, yetmezmiydi artık? onlarca kurban vermişti Tanrılara ömrü boyunca ve ataları Krallar da yüzlerce, ama doymuyordu Tanrılar insan kanına anlaşılan. Yavaşça taht odasının balkonuna doğru yürüdü, Meldorun omuzlarının düşmesi kaçmamıştı gözünden, yinede boş verdi bunu taht odasının loş ışığının aydınlattığı balkondan yukarıya doğru baktı, gözlerini sıkıca kapayıp derin bir nefes aldı ve tuttu, duyduğu tek ses, sessizlikti, anlaşılan son kuşlarda terketmişti Mall Diyarını, karanlık tüm hışmıyla sarmak üzereydi Mall'ı ''ama bu karanlık lanetli bir karanlık'' diye fısıldadı Akniness, ''artık yeter! artık yeter duyuyormusun büyücü, artık yeter! bundan sonra akacak kan varsa o da benim kanım olacak, git söyle onlara ya ben onları yok edeceğim ya da onlar beni'' Meldor iliklerinden gelen bir karıncalanma hissetti dehşetle, ağırlığını zaten zor taşıyan dizlerinin bağı çözülmüş ve bir anda kendini yere kapaklanmış bulmuştu, Kral Akniness'in dediği gayet açıktı ''Ya ben yada Tanrılar'' diyordu Kral, ama bu o kadar kolaymıydı...

Bu sırada yarı uyur, yarı uyanık uykusu nereden geldiği belli olmayan bir çıtırtıyla bölünen geç Ranger....


Sayfa: [ 1 ]