|
||
| Tüm anne babalar umut eder ve onların umudu yüzünden çocuklarını mahvederler. Anne babandan özgürleşmen gerekiyor; tıpkı bir çocuğun annesinin rahminden bir gün dışarı çıkmak zorunda olması gibi. Aksi taktirde rahim ölüm haline gelecektir. Dokuz aydan sonra çocuk rahmin dışına çıkmak zorundadır, anneyi terk etmek zorundadır. Ne kadar acı verici olsa da ve anne ne kadar boş hissetse de çocuğun dışarı çıkması gerekir. Sonra hayatın içindeki başka bir gün, çocuğun anne babanın beklentilerinin de dışına çıkması gerekir. Yalnızca o zaman ilk defa kendi başına, kendi hakları olan bir varlık haline gelir. O zaman o kendi ayakları üzerinde durur. O zaman o gerçekten özgürleşir. Ve şayet anne babalar, farkında, daha anlayışlı olabilirse onlar, çocukların en kısa sürede ve mümkün olduğunca çok özgür hale gelmesine yardım edecektir. Onlar çocukları kullanışlı olsunlar diye koşullandırmayacaktır. Onlar çocukların sevgili olmasına yardım edeceklerdir. İnsanların çalışıyor olacağı tamamıyla farklı türden bir dünya doğmayı bekliyor… Marangoz ağacı sevdiği için çalışıyor olacak. Öğretmen öğretmeyi sevdiği için okulda öğretmenlik yapıyor olacak. Ayakkabıcı ayakkabı yapmayı sevdiği için ayakkabı yapmayı sürdürecek. Şimdi çok kafa karıştırıcı bir şey gerçekleşmektedir. Ayakkabıcı bir cerrah haline gelmiştir; cerrah bir ayakkabıcı haline gelmiştir. Her ikisi de öfkelidir. Marangoz, politikacı olmuştur; politikacı marangoz olmuştur. Her ikisi de kızgındır. Hayatın tümü derin bir öfke içinde gibidir. İnsanlara bir bak ve herkes öfkeli gibi gözüküyor. Herkes olmamaları gereken bir yerdeymiş gibi gözüküyor. Görünen o ki herkes bir uyumsuzdur. Görünen o ki herkes menfaat denen şu kavram yüzünden doyumsuzdur; bu onların peşini hiç bırakmaz. Çok güzel bir öykü duymuştum: Bayan Ginsberg, cennete ulaştığında kayıt yapan meleğe utangaç bir şekilde seslendi. “Burada, cennetteki bir kimse ile görüşme yapmam mümkün olabilir miydi, söyler misiniz?” Kayıt yapan melek, “Aklınızda olan kişi cennette olduğu sürece neden olmasın?” dedi. “Oh, o aklımda. Bundan eminim,” Bayan Ginsberg. “Aslında ben Meryem Ana’yı görmek istiyorum.” Melek hafifçe öksürdü, “Ah! Evet. Göründüğü kadarıyla kendisi başka bir bölümde, şayet ısrar ederseniz talebinizi ileteceğim. O yüce bir hanımefendidir ve eski komşularını ziyaret etmeyi arzulayabilir.” Talep öylesine iletildi. Ve Meryem Ana gerçekten nazikti. Bayan Ginsberg’in Meryem Ana’nın mevcudiyeti ile kutsanması çok sürmedi. Bayan Ginsberg önündeki ışıltılı figüre uzun uzun baktı ve sonunda “Lütfen merakımı bağışlayın ama her zaman size sormak istemiştim, lütfen bana söyler misiniz, kendisinden sonra yüz milyonlarca insanın bir Tanrı olarak tapınacağı kadar harika bir oğlana sahip olmak nasıl bir his?” diye sordu. Meryem Ana cevapladı: “Doruyu söylemek gerekirse Bayan Ginsberg, biz onun bir doktor olmasını umut ediyorduk.” Anne babalar her zaman umut eder ve onların umudu zehirli hale gelir. Sana bir şey söyleyeyim: Çocuklarını sev ama asla onlar aracılığıyla umut besleme. Çocuklarını sevebildiğin kadar sev ve onlara kendileri olduğu için sevildiklerini ve bu sevginin hiçbir şekilde onları kullanmaya hizmet etmeyeceğini hissettir. Çocuklarını muazzam bir şekilde sev ve onlara kendileri olarak kabul edildiklerini hissettir. Onlar hiçbir talebi yerine getirmek zorunda değil. Şunu ya da bunu yapmaları onlara verilmiş olan sevgi için herhangi bir fark yaratmayacaktır. Sevgi koşulsuzdur. Ve o zaman bütünüyle farklı bir dünya yaratılabilir. O zaman insanlar sevdikleri şeylere doğru doğal bir biçimde yönelebilirler. İnsanlar doğal bir şekilde içgüdüsel olarak akmak istedikleri yöne doğru hareket edeceklerdir. Tatmin olmadığın sürece, sadece profesyonel olduğun için yapmak zorunda olduğun değil, bir meslek, bir zanaat gibi bir şey bulmadığın sürece annen baban hakkında asla memnun hissedemeyeceksin çünkü onlar senin bu mutsuz dünyada olmanın sebebidir. Minnet duyamazsın, minnet duyulacak bir şey yoktur. Bir kez memnun olursan o zaman muazzam bir şükran duyacaksın. Ve senin memnuniyetin sadece bir şey haline gelmezsen mümkündür. Senin kaderin bir kişi haline gelmektir. Senin kaderin kendi özünde bir değer haline gelmektir. Senin kaderin kendi içinde bir amaç haline gelmektir. alıntı |
||
|
||
| çoğu zaman mafederler:) üstelik çocuklarının hayatlarını düzene koyduklarını düşünürken... |
||
|
||
| Sınır neresi? Çocuğu, yeteneği / ilgisi olan bir konuyla uğraştırmaya çalışmak ve hatta zorlamak ile, çocuğu bir şeyle uğraşmaya zorlamak arasındaki sınır? Bu sınırı çocuk mu belirler? Hangi yaşta? Mesela tual nedir henüz bilmediği bir yaşta mı? Anne / baba mı belirler? Kendi sınırları içinde kalmaya mahkum olan anne / baba?? Herşey, yazıdaki kadar kolay ve net mi? Çocuğun özgürleşmesine izin vermek sadece anne/babadan mı geçer? Hani şu, özgüven vermekle de yükümlü olan anne / babadan? Dünyadaki en mühim meselesi, çocuğunu korumak olan anne / babadan? İnsan, uğraşıp emek vermediği işi / mesleği nasıl sevebilir? O işle çocuğu uğraştıracak kişi, sadece çocuk mudur? Anne / baba nereye kadar gidebilir? Ne zamana kadar gidebilir? Çocuk, bu yeri ve zamanı belirleyecek kadar özgürleşmişse, anne / babası onu yine de mahvetmiş sayılır mı? ... |
||
|
||
| asıl çocuklar annebabaların hayatlarını mahveder. |
||
|
||
| Belkide başabaş noktasını her iki tarafta bilmediği için hayatlar birbirine giriyordur. |
||
|
||
| Nijeryalı çocukların yetişmesinde çoğu zaman komşu hane halkları da katkıda bulunur, hatta bir çoğu komşular tarafından büyütüldüğünü bile düşünür. Nijerya aynı zamanda yapılan bir araştırmaya göre en mutlu ülkeler sıralamasında en üst sıralarda. Nijerya ekstrem bir örnek. Danimarka da aynı şekilde üst sıralarda aynı kategoride. Danimarka'da da annelerin çalışma oranı çok yüksek. Devlet ülkenin her yerinde ücretsiz üst seviyede çocuk bakım hizmeti sunuyor. Çocukların çocukluktan çıkma yaşı 15 gibi sayılıyor. Örneğin cinsellik ya da içki gibi yetişkin işi sayılan konularda çocuk 15 ine geldiğinde sorumluluk almaya başlayabiliyor. Belki bu örneklerle konu başlığı arasında anlamlı bir korelasyon mümkündür. |
||
|
||
| Büyük aile (kalabalık ortam) iyidir. Çocuk kendini bir yere ait hissediyor. Çocuğun, "ben de varım" demesi için, başkaldırması lazım. Kime? Tabii ki en yakınında olanlara. Üstelik daha bacak kadar bir veletken anne / babasına isyan etmeli. Ama belli bir yaşa geldikten sonra (bu belli yaşı, nerde yaşadığı, uğraşıları ve hatta cinsiyeti belirliyor sanırım), hala, tek isyan ettiği anne / babasıysa bir olmamışlık var demektir. Danimarka, belki bahsettiğiniz o çocuk bakım hizmetiyle bu olmamışlığı aşmayı başarmıştır. Mesela, Türkiye' de, 15 yaşındaki bir kıza cinsellik konusunda sorumluluk verilebilmesi, töre cinayetleri kapsamında değerlendirilir , aile meclisince. Ya da komşularca, "Bu kız niye ... oldu" konusu kapsamında) |
||
|
||
| anne- baba bu "kısıtlamaları" yaparken çocuk boş mu duruyor acep? |
||
|
||
asıl çocuklar annebabaların hayatlarını mahveder. çocuk yapmama hakkını kullansınlar o zaman. ![]() |
||
|
||
| Çocuklar bizim oyun hamurumuz değildir.Onları şekillendirmeye çalışmamalıyız.Aile içerisinde ki tüm etkenler onu şekillendirecektir ama. Zor bir konu,içinden çıkamadığım bir konu.Ne yaparsam yapayım,yada yapmayayım şekillenmesinde etken olduğumu görüyorum. Birde şunu fark ediyorum ki;çocuğu olmayanlar çok düşünüyor olursa ne yapmalıyım diye...düşün,düşün insan işin içinden çıkamıyor. ![]() Oysa annem hiç düşünmeden,mis gibide yetiştirmiş valla. ![]() Sanki bin düşün,bir adım at la,yetiştirilenler benden daha mı iyi. ![]() öff içim daraldı zor konu... |
||
|
||
Ne yaparsam yapayım,yada yapmayayım şekillenmesinde etken olduğumu görüyorum. Ben de. Ama çocuğumun hayatını mahvetme suçlamasını da hemen kabul etmek istemedim. ![]() |
||
|
||
| çocukları düşünmek abartılıyor. eşşolueşşekler bizim onları düşündüğümüzün onda birini kendileri için düşünmüyorlar. bizi zaten hiç düşünmüyorlar. |
||
|
||
| çocukları yetiştiren anne-babalardır.yanlışlarının sonuçlarını aldıklarında suçlu çocuk oluyor,şikayet edenler kendilerini iyi ebeveyn sanıp özeleştiri yapmıyor.bence çocuklar dünyanın en güzel varlıkları,onları yanlışa iten sonra da oturup sızlanan bizleriz. |
||