SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Düşünürler

Konu: Max Stirner

Sayfa: [ 1 ]

07.02.2008 16:32:52
Biricik bir sözcüktür ve bir sözcüğün altında düşünülecek bir şey olmalıdır, bir sözcük düşünce içermelidir. Oysa biricik düşüncesiz bir sözcüktür, düşünce içermez.

Max Stirner


En yakın dostu Enkidu öldüğünde, Gılgamış ilk kez hiçlik duygusuyla karşılaştı. Hiçle yüzyüze gelip varlığın bir çöküş oldugunu da kavradı aynı zamanda. Bu çöküş insanın özgür olmaya mahkum olduğunu haber ediyordu. Ve Gılgamış bir anda dünyaya atılmışlığın bilincine vardı. Çünkü Tanrılar olmadan yaşaması gerektiğini farketmişti artık. Bunun üzerine Tanrılara karşı olan korkusunu da yitirdi. Bu da özgür olmak anlamına gelmekteydi. Özgürlükse yaşam acısı demekti bir bakıma göre. Aynı zamanda ama: yaşamdan her an haz almak ve varoluşun bedensel ve tinsel sevincini yaşamak demekti.

En yakın dostu Enkidu öldüğünde, Gılgamış ilk kez hiçlik duygusuyla karşılaştı. Hiçle yüzyüze gelip varlığın bir çöküş oldugunu da kavradı aynı zamanda. Bu çöküş insanın özgür olmaya mahkum olduğunu haber ediyordu. Ve Gılgamış bir anda dünyaya atılmışlığın bilincine vardı. Çünkü Tanrılar olmadan yaşaması gerektiğini farketmişti artık. Bunun üzerine Tanrılara karşı olan korkusunu da yitirdi. Bu da özgür olmak anlamına gelmekteydi. Özgürlükse yaşam acısı demekti bir bakıma göre. Aynı zamanda ama: yaşamdan her an haz almak ve varoluşun bedensel ve tinsel sevincini yaşamak demekti.

Bu öykü belki de varoluş olgusunda özbilincini kazanmakta olan insanı anlatan medeniyetin ilkidir. 19. ve 20. yüzyılda Avrupa'da oluşan varoluşculuk felsefesiyle yakın benzerliği olan bu öykünün temel düşüncesi benleşme felsefesine dayanmaktadır. Gılgamış efsanesi sonsuzluk düşüncesi gibi bir dogmaya dayanan herhangi bir din yaratmadı; Gılgamış, sonluluk olgusuyla yüzyüze geldi. Güncelliğini yitirmeyen Gılgamış efsanesi zamanlar üstüdür. İnsan uğraşının kaynağıdır o: İnsanlaşma düşüncesi ya da benleşme bilinci düşünmenin başlangıcı ve geleceğidir. Gılgamış felsefesi bu bilincin kapsamıdır; dünün ve yarının neticesidir: Varlık�ın ve Hiç�in resimlenmiş şeklidir. Nietzsche�nin aynı şeyin sonsuz tekrarı düşüncesi bu açıdan bakıldığında kolay anlaşılacaktır.

İnsanın temel öğeleri olan acının ve hazzın gerçekleşme sürecinde insan tam bir çöküntüye ve sefalete uğramıştır. Tanrıların can sıkıntısından insanı yarattıklarını vurgulayarak söyleyen Kierkegaard, bu tespitini yaparken, tam bir can sıkıntısı yaşadığı görülmektedir. Belki de insanlar, can sıkıntısından Tanrıları yarattı, kim bilir.

Max Stirner Projesi, varlığın bu öyküsü üzerine kurulu olup aynı zamanda oluşmanın bir çıkış noktasıdır. Gelişmenin ve yok olmanın bir ara noktasıdır.

Tanrısız bir derviş gibi düşünceler dünyasında seyri alem, ölü düşüncelerin dünyasına düşmeden, acıyla hazzı birbirine kaynaştırır. Bertrand Russel, felsefenin bir kimsesizler ülkesi olduğunu söyler. Yaşam bir ülkesizler yurdudur. Bu açıdan bakıldığında felsefe gerçekten de ne bir dogma ne de tam bir bilimdir. Felsefe, düşüncelerin dans ettiği bir maceradır.

 
Alıntı:
Johann Kaspar Schmidt (25 Ekim, 1806 – 26 Haziran, 1856)Max Stirner adıyla tanınan Alman düşünür.

Özel yaşamlarında Max Stirner’den hayranlıkla söz eden ünlü filozoflar, eserlerinde onu ya hiç anmaz ya da bir iki yan cümleyle göz ardı ederler. Ancak bu “yan cümleler” içerikleri açısından merkezi bir önem taşımakla dikkat çeker. Stirner’in tuhaf alımlama tarihine bir kez daha işaret etmek amacıyla birkaç örnek sunmak yararlı olacaktır.

Karl Marx, Stirner’in eserinden etkilenmesi sonucu garip bir duruma düşer. Feuerbach’tan ayrılır ve Stirner’e yanaşmaz ama alelacele intikam hırsıyla sözcüğü sözcüğüne yanıtladığı BvM’ne bir Anti-Stirner’le (“Alman İdeolojisi”) karşılık verir. Baştan sona kadar polemik içerikli ve bir cambazın sahip olduğu yeteneklerle kaleme alınan bu eser, Marx’ın felsefi bir kriz yaşadığını ve bunun neticesi olarak da Stirner’e olan nefretini sergiler. Neticede Marx, Stirner eleştirisinde, Stirner’i yok etmek için, Sloterdijk’ın deyimiyle, kendi “ölümünü göze almaktadır”. Marx’ın Anti-Stirner’i, Stirner’in etkisinde bocalayan Marx’ın felsefi krizinin en berrak kanıtıdır. Benzeri bir krizi daha sonra Nietzsche yaşayacaktır.

Friedrich Engels, Marx’a Stirner'in eseri Biricik ve Mülkiyeti hakkındaki ilk izlenimlerini mektubunda iletirken, Stirner’i över. Ancak Marx’tan aldığı yanıttan hemen sonra görüşünü düzeltir ve artık Stirner’in etkisinde olmadığını belirterek Marx’la aynı görüşte olduğunu söyler.

Arnold Ruge birkaç mektubunda Stirner’den övgüyle söz eder.

Edmund Husserl Stirner’i hiçbir eserinde anmaz ama ücra bir köşede Biricik ve Mülkiyeti için “şeytani bir güç” der. Martin Heidegger Stirner’i asla okumadığını söyler. Theodor W. Adorno bir sohbet esnasında “Stirner baklayı ağzından çıkaran tek filozoftur,” der. Ayrıca genç bir yazarı (H.G. Helms) yeni bir Anti-Stirner yazmaya teşvik eden Adorno, kendi eserlerinde Stirner’i anmaz. Carl Schmitt hapishanede günlüğüne şu cümleyi kaydeder: “Şu durumda beni hücremde ziyaret eden biricik kişi Max’tır.” Stirner’in anarşist, nihilist, solipsist, faşist, bireyci, bencil, her şey benimci gibi sıfatlarla anıldığı neredeyse Stirner’in adını duyan herkesin bilgisi kapsamındadır. Ne var ki: Her camianın bir günah keçisi olması gerektiği gibi, Stirner de felsefenin günah keçisidir. Dolayısıyla ona gelişigüzel bir şekilde anarşist, nihilist, şeytan vb. demek meşrudur.Anarşizm, Faşizm, Nihilizm, Solipsizm gibi düşünce akımları Stirner'i ifade etmediği gibi onun felsefesiyle de uyuşmamaktadır. Max Stirner Projesi Stirner'in felsefesini yönleriyle inceliyor. Max Stirner Projesi yakıştırmaca ifadeleri aşarak Stirner’i yeniden tanımlıyor.

07.02.2008 16:33:29
buraya da bakın: http://sifirforum.com/siyaset/index.php?topic=11.0

07.02.2008 16:34:08
Stirner, solipsizm (tekbencilik) ile anılır. Bu bağlamda bireyci anarşist bir çizgide gösterilir Stirner düşünü. Stirner'in benim için önemi Devlet, İnsanlık, Etik, Tanrı... vb. gibi düşünceyi derinden ilgilendiren kavramları -bence yanlış bir şekilde- salt soyutlamalar olarak görmesidir. Bence yanlış olan bu görüşün olumlu bir meyvası ortaya çıkmıştır. Yukarıdaki soyutlamalara karşı somut benin gerçekliği ve eşsizliğini savunan Stirner, böylece bireyin önemini, değerini göstermeyi başarmış felsefeciler arasına girmiştir... Ben Stirner konusunda çok da bilgili değilim. Zaten Türkçe'de çoğu Stirner'den alıntılar yapan, Stirner'e göndermelerde bulunan yazarlar sayesinde tanıyabiliyoruz kendisini...


Sayfa: [ 1 ]