|
||
Felsefe tarihi boyunca filozoflar insanın yada insan doğasının ne olduğunu yanıtlamaya çalışmışlardır. Aslında insan böyle dönüp dayanak yapacağı kalıcı bir doğaya sahip değildir. Dolayısıyla çok genel bir şekilde hayatın anlamını sormakta anlamsızdır. Yani doğaçlama yapmaya mahkumuz. Bir senaryosu, hazılandığı bir rolü ve ne yapacağını kulağına fısıldayan bi suflorü olamadan sahneye çıkmış bir tiyatro oyuncusu gibiyiz. Nasıl yaşayacağımıza karar vermek zorundayız. “herhangi bir din kitabında nasıl yasayacağımız yazılı olsaydı herşey çok anlamsız olurdu.” Ayrıca insan anlamsız bir dünyada kendini yabancı hisseder. İnsanın yabancılaşmasından söz ederken Hegel ve Marx’ta merkezi bir öneme sahip düşünceyi devralmaktadırlar. Dünyada bir yabancı olma duygusunun umutsuzluk, can sıkıntısı, tiksinti ve saçmalık hissine yol açar. Rönesans hümanistleri insan özgürlüğüne işaret ederken bunu neredeyse bir zafer olarak görmüşlerdir. Oysa insan özgürlüğü gibi “lanet” bir şey olamaz. Olamaz çünkü “insan özgürlüğe mahkumdur.” Mahkumdur çünkü kendi kendini yaratmış değildir. Ama yinede özgürdür.! Mahkumdur çünkü bir kez dünyaya atıldıktan sonra, yaptığı herşeyden sorumludur. ama yinede özgürdür.! Bizi özgür bireyler olarak yaratmasını kimseden istemedikki? ama yinede özgür bireyleriz işte.! Ve bu özgürlüğümüz bizi hayatımız boyunca kararlar vermek zorunda bırakıyor.! Bize yol gösterecek mutlak değerler ve normlar yoktur. İnsan yaptığı herşeyden sorumludur ve bunu hiç bir şekilde reddedemez! bunun için neye karar verdiğimiz neyi seçtiğimiz çok önemlidir! |
||
|
||
BULANTI; hayat karşısında duyacağın tekşey bu olmalı... kendini, çevreni inandığın, takdirettiğin onayladığın herşeyi düşün. yaşamını gözden geçir. yaşadığın dünyasana yabancı ve düşmandır. bilinçsizdir, saçmadır. sen, yaşadığın dünyanın bu özelliklerini gördüğün zaman duyacağın tekşey , bulantı olacak, bir iç sıkıntısı duyacaksın. ama bazıları, bulantıdan kaçar. "TANRI", "TÖRE", "AHLAK" gibi kavramların arkasına sığınır. sen,bulantıyı duyduğun zaman uyanmalısın. ahlaklı olarak bildiğin bütün kişi ve kurumların seni tükettiğini farkedeceksin her türlü özgürlüğün yasak olduğu bir ahlaki sistemde, ahlaksız yaşamanın bir erdem olduğu gerçeğini göremedin. Evrenin büyüsünü çözdün, tanrıyı yitirmenle evrenin eksenine kendin oturdun. tanrıyı kaybetmen güzel.ama bir tanrıyı reddedip yeni tanrılar, efendiler yarattın. yaşadığın toprağa taptın. unutma ki; toprak, uğrunda ölen varsa utanmalıdır! sen, sadece onlarla çatışmamak için insanları sevdin yarattığın dev teknolojinin sayesinde pek çok şey kazandın. ama şimdi herşeyi kaybetme tehlikesi içindesin! gerçi atom sırlarını çözdün, ama kendi kendine yabancı oldun. senin çok şeyini elinden aldılar. ancak bir tanesinin elinden alınmasına izin verme: kendi varoluşun! sen, bir devlet hastanesinin doğum kliniğinde dünyaya geldin, sonra okula oradanda fabrikaya ya da büroya gönderdiler seni. seçim hakkı bırakmadılar. ölümün bile kendinin değil çoğu kez, bir yığınsın. bulantıyı duy. yürüyen şeridin üzerine bir paket gibi bırakılmayı reddet. kendi yaşamına, kendin şekil ver. sen, özgürlüğe mahkumsun çünkü !
Sartre |
||
|
||
| doğa ve irade dışında bizi hapseden başka kavram düşünemiyorum.... | ||