|
||
| Ankara Antlaşması Türkiye 1926 yılında İngiltere ile yeniden görüşmelere başladı, bu sınır uyuşmazlığı, tarafların statükoyu kabul etmesiyle sona ermişti. 5 Haziran 1926’da Ankara’da imzalanan antlaşma, iki gün sonra yani 7 Haziran 1926’da T.B.M.M’de tasdik olunarak kabul edildi. Söz konusu antlaşma 3 fasıldan oluşmaktadır; Birinci Fasıl: Türkiye ile Irak Arasındaki Hudut Madde 1: Türkiye ile Irak arasındaki hudut Cemiyet-i Akvam’ın 29 Ekim 1924 tarihli toplantısında kararlaştırıldığı şekilde (Brüksel Sınır Çizgisi) kesinleşmiştir. Madde 2: Son fıkrası saklı kalmak üzere 1. maddede tesbit edilmiş hudut bu antlaşmaya bağlı 1/250000 ölçekli harita üzerinde gösterilmiştir. Metin ile harita arasında aykırılık vukuunda metin geçerli olacaktır. Madde 3: 1. maddede tasrih edilen hudut hattını arazi üzerinde belirlemek üzere bir “Hudut Komisyonu” kurulacak, bu komisyon Türkiye Hükûmetince tayin olunacak iki yetkili ve İngiltere ile Irak hükûmetleri tarafından beraberce tayin edilecek iki temsilci ile uygun gördüğü takdirde İsviçre Cumhurbaşkanınca İsviçre vatandaşları arasından seçilecek bir başkandan oluşacaktır. Komisyon en kısa sürede ve en geç bu antlaşmanın yürürlüğe konulmasından başlayarak altı ay içinde toplanacak ve çoğunluğun alacağı karara bütün tarafların uyması mecburî olacaktır. Tahdid-i Hudut Komisyonu her durumda bu antlaşmadaki tarifleri pek yakından takibe gayret edecek, komisyonun masrafları Türkiye ile Irak arasında eşit olarak taksim olunacaktır. İlgili devletler komisyonun vazifesini yapabilmesi için gerekli yerleşme, işçi, malzeme ile ilgili bütün mevzularda gerek doğrudan doğruya gerekse mahallî makamlar eliyle yardım etmeyi taahhüt ederler. Söz konusu devletler bundan başka komisyonca konulacak nirengi noktalarına, hudut işaretlerine kazık ve alâmetlere riayet etmeyi taahhüt ederler. Hudut işaretleri birinden diğeri görülebilecek surette yerleştirilecek ve üzerlerine numara konulacaktır. Bunların mevkileri ile numaraları bir harita üzerinde gösterilecektir. Hudut belirleme kesin zabıtnamesi.; ve buna ekli harita ve vesikalar üç nüsha olarak tanzim edilecek ve bunlardan ikisi hemhudut devletlerin hükûmetlerine ve üçüncüsü, aslına uygun tastiklenmiş suretleri Lozan Antlaşması’na imza koyan devletlere tebliğ edilmek üzere, Fransa Hükûmeti’ne verilecektir. Madde 4: 1. madde mucibince Irak’a terkedilen arazideki ahâlînin tabiiyyeti Lozan Antlaşması’nın 30-36. maddelerine dayanılarak halledilecektir. Taraflar Lozan Antlaşması’nın 31, 32 ve 34. maddelerinde kayıtlı, seçme hakkının bu antlaşmanın yürürlüğe konulduğu tarihten başlayarak on iki ay müddetle geçerli olabileceğini kararlaştırmışlardır. Bununla beraber Türkiye, ahâlîden seçme haklarını Türkiye uyruğu için kullananların işbu haklarını tanımak hususunda hareket serbestisini muhafaza eder. Madde 5: Taraflardan herbiri 1. maddede belirlenen sınır hattının kesin ve bozulmaz olduğunu kabul ederek bunu değiştirmeye matuf her türlü teşebbüsten sakınmayı taahhüd eder. İkinci Fasıl: Türkiye ile Irak Arasındaki İyi Komşuluk Münasebetleri Madde 6: Taraflar bir veya birkaç silahlı kişinin sınır mıntıkasında yağmacılık veya eşkiyalık yapmak maksadıyla girişecekleri hazırlıklara, sahip oldukları bütün vasıtalarla karşı koymayı ve bunların sınırdan geçmelerine mani olmayı karşılıklı olarak taahhüd ederler. Madde 7: 11.maddede zikredilen yetkili memurlar sınır mıntıkasında yağmacılık veya eşkiyalık yapmak için bir veya birkaç silahlı kişinin hazırlıklarda bulunduklarını haber aldıklarında ihmal etmeden birbirlerini haberdar edeceklerdir. Madde 8: 11.maddede zikredilen yetkili memurlar, bulundukları yerlerde yapılmış olabilecek bütün yağmacılık ve haydutluk fiillerinden karşılıklı olarak birbirlerine haber vereceklerdir. Haberdar edilecek memurlar ellerindeki bütün vasıtalarla söz konusu fiillerin fâillerinin sınırdan geçmelerine mani olmaya gayret edeceklerdir. Madde 9: Silahlı bir veya birkaç kişi sınır mıntıkasında bir cinayet veya cürüm işledikten sonra diğer sınır mıntıkasına ilticâ ederse oranın, bu kişileri silahları ve yağma ettikleri eşya ile birlikte, uyruğu bulunduğu tarafa teslim etmesi mecburîdir. Madde 10: Antlaşmanın işbu faslının tatbik mıntıkası Türkiye’yi Irak’dan ayıran bütün sınır ile bu sınırın iki yanında 75 km. derinliğinde bulunan mıntıkadır. Madde 11: Antlaşmanın işbu faslını tatbik etmekle görevli yetkili memurlar şunlardır: Umumî işbirliğini tanzim ve alınacak tedbirlerin mesuliyeti kendilerinde olmak üzere; Türkiye tarafından askerî sınır kumandanı, Irak tarafından Musul ve Erbil mutasarrıfları; mahallî bilgilerin ve acil tebligatın teatisi için Türkiye tarafından vâlilerin uygun görmesi ile tayin edilecek memurlar; Irak tarafından Zaho, kaymakamı; İmâdiye, Zibar, Revanduz kaymakamlarıdır. Türkiye ve Irak hükûmetleri gerek on üçüncü maddede zikrolunan Dâimi Hudut Komisyonu marifetiyle ve gerek siyasî yolla birbirini haberdar ederek, idarî sebeplerden dolayı yetkili memurların listesini değiştirebileceklerdir. Madde 12: Türkiye ile Irak memurları diğer taraf uyruğundan olup, kendi toprakları üzerinde bulunan aşiret beyleri, şeyh veya öteki azaları ile resmî veya siyasî mahiyete sahip her türlü haberleşmeden kaçınacaklardır. Taraflar sınır mıntıkasında diğer devlet aleyhine yönelmiş hiçbir propaganda teşkilâtına ve topluluğuna izin vermeyeceklerdir. Madde 13: Antlaşmanın bu faslının hükümlerinin icrasını kolaylaştırmak ve genellikle sınır üzerinde iyi komşuluk münasebetlerini sürdürmek üzere zaman zaman Türkiye ve Irak hükûmetleri tarafından karşılıklı olarak tayin edilecek, eşit sayıda memurlardan mürekkeb bir “Dâimî Hudûd Komisyonu” kurulacak ve en az altı ayda bir kere ve durum gerektirdiği takdirde daha sık olarak toplanacaktır. Sıra ile Türkiye ve Irak’da toplanacak olan bu komisyon, antlaşmanın bu faslının hükümlerinin icrasına müteallik işleri ve ilgili sınır mıntıka memurları arasında anlaşmazlığa sebebiyet veren, diğer her türlü sınır meselelerini dostça çözmek vazifesiyle mükellef olacaktır. Komisyon bu antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihi takib eden iki ay zarfında ilk olarak Zaho’da toplanacaktır. Üçüncü Fasıl: Genel Hükümler Madde 14: Her iki ülke arasında ortak çıkarlar sahasını genişletmek maksadıyla, Irak Hükûmeti bu antlaşmanın yürürlüğe konulması gününden itibaren 25 sene müddetle, 14 Mart 1925 tarihli İmtiyaz Mukavelenamesi’nin 30.maddesi mucebince “Turkısh Petroleum Kumpanyası”ndan, petrol ihraç edebilecek olan şirketlerden veya şahıslardan, teşkil edilecek olan muavin şirketlerden sağlanan gelirlerin %10’unu Türkiye Hükûmeti'ne ödeyecektir. Madde 15: Türkiye ve Irak, dost devletler arasında geçerli bir “suçluların iadesi” antlaşması yapmak üzere açık müzakerelere girişmeğe karar vermişlerdir. Madde 16: Irak Hükûmeti kendi ülkesinde ikamet eden şahısları bu antlaşmanın imzasına kadar Türkiye lehindeki düşünce ve siyasî hareketlerinden dolayı tedirgin etmemeği ve onlara en geniş manada bir genel af tanımayı taahhüd eder. Bu konuda verilmiş mahkeme kararlarının hepsi geçersiz kabul edilecek ve sürdürülmekde olan bütün kovuşturmalar durdurulacaktır. Madde 17: Bu antlaşma tasdiknamelerin teatisinden itibaren yürürlüğe girecektir. Antlaşmanın ikinci faslı antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on sene müddetle yürürlükte kalacaktır. Antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki sene sonunda taraflardan her biri söz konusu faslı kendi açısından feshetmek hakkına sahip olacaktır. Keyfiyet, feshin bildirildiği tarihten itibaren bir sene sonra geçerli olacaktır. Madde 18: Bu antlaşma taraflarca tasdik edilecek ve tasdiknameler süratle Ankara’da teati edilecektir. Antlaşmanın tasdiklenmiş suretleri Lozan Antlaşması’nı imza eden devletlere gönderilecektir. Ek: Bu fasıl Türkiye ile Irak arasında sınır hattının Cemiyet-i Akvam’ın 29 Ekim 1924 tarihli toplantısında kararlaştırılmış güzergâha göre tespit olunan kesin şeklini açıklamaktadır. Antlaşmanın imza edilmesinden sonra aynı gün İngiltere Büyükelçisi Sir Ronald Sharl Lındzey ve Irak Temsilcisi Nuri Said Paşa tarafından Hâricîye Vekili Tevfik Rüşdü Bey’e yazılan notada 14. maddeye atıfla, antlaşmanın yürürlüğe konulmasını takib eden on ay zarfında Türkiye Hükûmeti sözkonusu olan yıllık paylarını sermayeye tahvil etmek isterse Irak Hükûmeti’ne bu talebini bildirecek ve Irak Hükûmeti bu ihbar üzerine otuz gün içinde o madde hükmünün tamamıyla yerine getirilmesi için Türkiye Hükûmeti’ne 500 bin İngiliz Lirası ödeyecektir. Türkiye Hükûmeti, söz konusu yıllık payını bir üçüncü tarafın ödemeye hazır olabileceği fiyattan daha fazla olmamak üzere Irak Hükûmeti’ne satın alma fırsatı vermeden elinden çıkarmamayı taahhüd ettiği ve bu notaların antlaşmanın tamamlayıcı parçasını oluşturmasını kararlaştırdıklarını tebliğ etmişti. Hâricîye Vekili Tevfik Rüşdü Bey de Sir Ronald Sharl Lindzey ve Nuri Said Paşa’ya, tarafına gönderilen notayı senet saydığını bildirmişti. ---------------------------------- Musul hakkında daha detaylı ve geniş bilgi için Osmanlı arşivlerinden derlenen Musul Salnamesine bakabilirsiniz. http://www.turkatak.gen.tr/images/stories/MUSULSALNAMESI.pdf |
||
|
||
| Türkiye'de siyasal iktidar politik getiri beklentisiyle, kamuoyunda "Kuzey Irak"la ilgili mücadelenin sürdürüldüğü intibaını yaratmaya çalışmaktadır. Ne var ki hükümet bu alanda adım atma içindedir. Çünkü karşısındaki güç Irak değil "ABD"dir.Ve Türkiye, ABD engellemesi nedeniyle hareket edememektedir!.. O. Doğu SİLÂHÇIOĞLU Uzun bir süredir kamuoyunu meşgul eden "Kerkük" ün geleceğine ilişkin tartışmalar, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı'nın "Biz 1926'da Musul'u verirken tek bir Irak'a verdik. Karşımızda tek bir Irak görmek istiyoruz" (7 Şubat 2007) şeklindeki açıklamalarıyla yeni bir boyut kazandı!..Bugün ABD'nin işgali altında olan Irak toprakları, 1. Dünya Savaşı öncesine kadar Osmanlı İmparatorluğu'na aitti. Savaşın hemen başlangıcında (Kasım 1914) Basra (Güney Irak), daha sonra Bağdat (Orta Irak) ve sonunda (15 Kasım 1918) Musul (Kuzey Irak), İngilizler tarafından işgal edildi!.. İngiltere'nin işgaldeki temel düşüncesi; Ortadoğu ve Uzakdoğu'da sömürgeci varlığını devam ettirebilmek için uygun koşullar yaratmak ve bu koşulları elde bulundurmaktı. Zengin petrol yataklarının mevcudiyeti ve gelecekte İngiltere'nin ulusal çıkarları doğrultusunda kullanabilecek nitelikteki halkların varlığı, bölgeyi İngiltere açısından çekici kılıyordu!..Ulusal Ant ve Musulİşgal devam ederken Osmanlı Meclisi, "Ulusal Ant" ile ülkenin sınırlarını belirledi (28 Ocak 1920). Bu belirlemede, "Mondros Ateşkes Antlaşması" (30Ekim 1918) esas alınmıştı. Ulusal Ant, "Bağdat" ve "Basra" nın geleceğini, bölge halkının özgür oylarına bağlamıştı!.. Ama "Musul Vilayeti" için durum farklıydı. Çünkü Musul, ateşkes sonrasında,antlaşmaya aykırı şekilde işgal altına alınmıştı. Ve hukuken Türk toprağı sayılmaktaydı!.. İngiltere'nin yönlendirme ve baskılarıyla yapılan tek seçenekli halkoylaması, "Bağdat, Basra ve Musul vilayetlerinin bir devlet altında yer alması ve ğEmir Faysal' ın kral olması" yla sonuçlandı (1919-1921). "Irak" devleti kurulmuştu!.. "Atatürk" Musul'la ilgili gelişmelerin olumsuz yönde seyretmesi üzerine "Ulusal Ant'ın öngördüğü belli bir sınır çizgisi bulunmamaktadır. Bu sınır güçle aptanacaktır" diyerek (16 Ekim 1921), Musul'un geleceğinin güç dengelerine göre belirleneceği işaretini verdi. 1. Dünya Savaşı sırasında ve "Ulusal Mücadele" döneminde Türkiye'nin karşısında yer alan sömürgeci İngiltere, Musul'u, himayesindeki Irak devletine katmak için diretmekteydi. Türkiye bu dönemde doruk noktasına ulaşmış olan askeri ve siyasi gücünü daha ileriye götürebilecek olanağa sahip değildi!.. "Kurtuluş Savaşı" devam etmekteydi!..İngiliz destekli "İç İsyanlar" sürmekteydi!.. Musul'a karşı girişilecek bir askeri harekât karşısında İngiliz gemilerinin yeniden Çanakkale Boğazı önlerinde demirlemesi gündemdeydi!.. Ankara Hükümeti bu zor koşullarda dahi Musul için askeri girişimlerde bulunmaktan yine de geri durmadı (Aralık 1921-Nisan 1923). Lozan görüşmeleri başladığında (21 Kasım 1922) sorun hâlâ devam etmekteydi.Antlaşmalar dönemiMusul konusu Lozan'da, konferansın gündeminden hiç eksik olmadı. Türkiye çok ısrar ettiyse de sorun çözüme kavuşturulamadı. "Musul sorununun Türkiye ile İngiltere arasında bir yıl içinde barışçıl yoldan çözümlenmek üzere konferans programından çıkarılması" kararına varıldı ve antlaşmaya şu hüküm eklendi:- Türkiye ile Irak arasındaki sınır; antlaşmanın yürürlüğe girişinden başlayarak dokuz aylık bir süre içinde Türkiye ile İngiltere arasında dostça çözüm yoluyla saptanacaktır.- Öngörülen süre içinde, iki hükümet arasında anlaşmaya varılmazsa, anlaşmazlık Milletler Cemiyeti Meclisi'ne götürülecektir (Md: 3/2).İkili görüşmelerden sonuç alınamayınca (5 Haziran 1924) İngiltere sorunu "Milletler Cemiyeti" ne götürdü. "İnceleme Komisyonu" önce iki ülke arasında geçici bir sınır belirledi (30 Eylül 1924). Ve daha sonra, Türkiye'nin Musul vilayeti topraklarını Irak'a bıraktı (16 Aralık 1925). Nihayet Türkiye, İngiltere ve Irak arasında "Ankara Antlaşması" imzalandı (5 Haziran 1926).Antlaşma; sınırın her iki tarafında 75 kilometre derinlikte bir sınır bölgesi oluşturuyor; bu bölgede yağmacılık ve eşkıyalığın önlenmesi amacıyla işbirliği yapılmasını; bölgede diğer devletin aleyhine yönelmiş propaganda örgütüne ve topluluğa izin verilmemesini kapsıyordu (Md.10,12). Bu antlaşmanın ve sınır güvenliği ile ilgili diğer antlaşmaların hükümleri 2003 yılına kadar uygulandı. Bu tarihten sonra durum değişti. Çünkü Irak'ı işgal eden ABD, Türkiye'nin Kuzey Irak'ta askeri operasyon yapmasına karşı çıkmaktaydı!.. Sınır güvenliği ortadan kalktı. Ve işgalle başlayan istikrarsızlık sonrasında Irak'ta iç savaş yaygınlaştı!..Yeni durumTürkiye'nin bugün Irak'ta karşı karşıya olduğu sorun, "Kuzey Irak" ın Türkiye'nin güvenliği açısından yaratmış olduğu tehlikedir. Bu tehlikenin üç boyutu vardır.Bunlardan birincisi,bölgenin bölücü/ayrılıkçı terör örgütü için hareket kolaylığı sağlaması; ikincisi, bölgede ortaya bir devletin, Türkiye, İran ve Suriye'nin de üzerinde bulunduğu bir düzlemde istikrarsızlık nedeni yaratması; üçüncüsü ise, Irak'taki Türk varlığının büyük oranda baskı ve şiddete maruz kalmasıdır.Bu tehlikeler karşısında Türkiye'nin haklı endişelerini dikkate alan bazı çevreler,antlaşmalara getirdikleri yorumlarla şu noktaya rmaktadırlar "Irak, Lozan Antlaşması'yla varlığı kabul görmüş bir devlettir. Bu devletle Türkiye arasındaki sınır sorunu, Lozan Antlaşması'nın tamamlayıcısı olan Ankara Antlaşması'yla çözülmüştür. Türkiye bu antlaşmayla, Musul vilayetinin topraklarını bir devlet olarak Irak'a bırakmıştır. Irak'ın ortadan kalkması halinde başlangıç aşamasındaki durum yeniden ortaya çıkar. Ve o zaman da, Türkiye Cumhuriyeti'nin Musul vilayeti toprakları üzerinde yeniden tasarruf hakkı doğar."Bu mantıklı bir yorumdur. Ne var ki uluslararası ortamda her mantıklı yorumun gerçekçi ve uygulanabilir bir politika olma özelliği yoktur.Türkiye hukuka göre (de jure) tümüyle haklı olduğu Kıbrıs müdahalesinde bile, büyük zorluklarla karşı karşıya kalmıştır!..Bugünün dünyasında uluslararası politikada, kaybedilmiş olan süreğen duruma (status quo) dönüş yerine, yaratılmış olan fiili duruma (de facto) yakın olmak, genelde daha kabul gören bir davranıştır. Dünyada Türk karşıtlığının doruğa tırmandığı bir dönemde,Türkiye'nin güç kullanımına dayalı politikalar benimseyen bir devlet konumunda olmaması ulusal çıkarları yararınadır. Gelinen nokta Türkiye'de siyasal iktidar politik getiri beklentisiyle, kamuoyunda "Kuzey Irak" la ilgili mücadelenin sürdürüldüğü intibarını yaratmaya çalışmaktadır. Ne var ki hükümet bu adım atma zorluğu içindedir. Çünkü karşısındaki güç Irak değil "ABD" dir.Ve Türkiye, ABD engellemesi nedeniyle hareket edememektedir!..ABD artık, Kuzey Irak'ta kendisi için yeni bir müttefik ülke oluşumunun altyapısını tamamlamıştır. Kerkük'te yapılacak halkoylaması da bunun bir parçasıdır!..Genel resme bakıldığında şu sonuç ortaya çıkmaktadır: Türkiye, atması gereken adımları atmakta çok geç kalmıştır!..Gerçekler bugün Türkiye'yi, Irak'ın toprak bütünlüğünün muhafazası Türk varlığının korunması için, barışçıl gayret göstermekten öteye bir hareket tarzından alıkoymaktadır!.. Şimdi yaşadığımız şey tam olarakta budur. Bir tarihi yaşarken yaşamışken ve yaşatmışken iç politikalarımız yüzünden yapmamız gereken şeyleri yapamayıp bir tıkanma sürecine girmiş durumdayız. Şimdi teskere bu noktada önem kazanıyor. Neden mi dersiniz yönceticilerimiz iş birlikçi. Eski genel kurmayımız dahil demokratik talepler ardına sığınan düşmanlarımız hainler ülkemiz içerisindeki gündemleri belirleyerek bizi hem ABD emperyalizmine mahkum kılıp hemde kendi davalarını güdüyorlar.Bu basiretsizlikle bizim demokratik taleplerden bahsetmemiz bizi geriletir. İster sevelim yada sevmeyelim kapitalist bir sistemde yaşıyoruz. Ve büyümemiz değerlerimize sahip çıkmaktan savaşmaktan geçer. Ve Türk Silahlı Kuvvetleri bu noktada PKK terörünü ve bu basiretsizliği yok etmek için Irağa yerleşmelidir. Hem içimizdeki hemde dışımızdaki düşmanlarımızı yok etmelidir. |
||