SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => Dış Politika

Konu: Irak'tan 500 şehit geldiğinde neler olur? 20 maddelik kâbus

Sayfa: [ 1 ]

07.02.2008 04:38:08
(Bu yazı tartışmaya açıktır ve yalnızca 'anti-Hudson' zihin jimnastiği içermektedir.)


Tezkerenin hedefi Irak'ın kuzeyi ve mücavir alanları.



Önce 4 soru:



Soru 1: PKK aptal bir örgüt müdür ki eylemleriyle düşmanını kendi karargâhına yöneltsin. Yani bir terör örgütü kendi yuvasını tehlikeye atacak bir eylem yapar mı?

8 aydır Türk kamuoyu Kandil Dağı'na saldırmayı tartışırken, PKK'nın 3 bin 500 militanının bir yere kımıldamadan Türk askerini beklediğini mi düşünüyoruz?



Soru 2: 200 kilometrelik Irak sınırından sızmalara engel olamayan, kendi ülkesinde karakollarında saldırıya uğrayabilen, kendi evinde bir haftada 30 şehit veren bir "askeri yeterlilik'in, sınır ötesinde binleri aşkın şehit Mehmetçiğe mal olmayacağını kim garanti ediyor?



Soru 3: PKK'nın Kandil Dağı'nı boşaltmış olduğu bölgeyi bilenlerce söyleniyor. O bölgede en gelişmiş konvansiyonel ABD silahlarıyla pusu kurup bekleyen ve düzenli Barzani birlikleriyle takviye edilmiş PKK militanlarının olduğu bir paranoya mı?



Soru 4: Irak'ta ABD'nin PKK ve Barzani güçlerinden başka müttefiki olmadığından, onları arası bozuk bir eski müttefikine yani Türkiye'ye tercih edecektir.

Bu nedenle aslında ABD ile savaşa gireceğimizin farkında mıyız?



2009 Kurtlar Vadisi-Irak veya kâbus senaryosu



1- Daha önce 40–50 binlik bir orduyla 24 defa yapılan sınır ötesi harekât'ın 100 bin aşan bir orduyla 25 .'si yapılır. İstenmeden de olsa PKK'nın silahlı kolunun başındaki Karayılan'ın emri olan “ Türk askerini Kuzey Irak'a çekeceksiniz ve içlerine ne kadar çekebilirseniz o kadar çekeceksiniz.” hayali gerçekleşir.



2- Daha önceki harekâtlarda sadece PKK ile mücadele eden Türk ordusu bu defa karşısında dünyaya kendini kanıtlamak ve devlet olma amacı güden Barzani güçlerini ve Türkiye'ye ders vermek için zaman kollayan ABD'yi bulur.



3- Dünyanın en gelişmiş ABD silahları ile takviye edilmiş birliklerle karşılaşacağımız için “Türk ordusu ilk defa düzenli ve ciddi bir orduyla karşılaşır.” Ve bu güçler, Kıbrıs'ta eline silahı almaya vakti bulamamış Kıbrıs Rum'uyla kıyaslanamayacak kadar hazırlıklı ve güçlüdür.



4- TSK, karşı tarafa ağır zayiatlar verdirse de kitlesel asker kayıpları olur. Ve şehit sayısı 500'ü aştığında, cenazeler memleketlerine ulaştığında Türkiye karışır ve toplumda Türk-Kürt kamplaşması oluşur. Daha önce yapılmaya çalışılan ama başarılamayan Türk-Kürt çatışmaları ve sokak kavgaları ülkeye yayılır.



5- 22 Temmuz seçim yenilgisiyle darbe alan ve yok olmaya doğru giden PKK, canlanır ve Türk-Kürt çatışmasından beslenerek örgüte bolca eleman toplar.



6- Harekât devam ederken daha şimdiden maksadını aşan beyanlarda bulanan DTP'liler daha da ileri giderler ve daha önce yapıldığı gibi meclisten karga tulumba tutuklanarak götürülürler.

Ve PKK'nın “meclisten kovulma ve mazlum duruma düşme” hedefi gerçekleşir.



7- TSK, istemeden de olsa bazı sivil hedefleri vurur veya birileri provokasyonla sivil yaşam alanlarını bombalar. ABD medyası bunları mutlulukla tüm dünyaya servis eder. Irak'taki ABD mezalimi unutulur. Dünya, Türklerin barbarlığını konuşur.



8- Türk ordusu her şeyiyle Kuzey Irak'a yoğunlaştığı için yurt içinde PKK eylemleri artarak ve şehir merkezlerine sıçrayarak devam eder. Ama şehit sayısı Irak'tan gelen rakamların yanında küçük kalır. Basında yer bile bulamaz.

Ama savaş nedeniyle gazetelerin tirajı hayli artmıştır.



9- Daha önce Oktay Ekşi'nin "Bu vatan evlatlarının akıbetinin bir sorumlusu yok mu? O acemi erlerin korunması için gerekli önlemler alınmış mıydı? Alınmadıysa bunun hesabını kim verecek?" sözü dışında merkez medyada asla eleştirilmeyen ordu yine eleştirilmez.

Generaller “herhangi bir hatanın hesabını verme kaygısı taşımadan” görev yapar. Zaten o güne kadar 30 bin şehit için sorgulanan olmamıştır.


(Hasan Cemal, Milliyet'te o günlerde de bugünkü yazısındaki gibi eleştirir ama nafile:“Seksen küsur yıldır 'Kürt sorunu'nu neredeyse kendi tekelinde tutan askeri eleştirmeden, askerin tutumunu zaman tünelinde ciddi olarak sorgulamadan dünlerin bugünlere ışık tutması olanaksızdır. Akan gözyaşı ve kanların, yapılan fedakârlıkların eğer bundan böyle boşa gitmesini istemiyorsak hesabı herkesten sormak zorundayız.”)


10- Harekât, Irak'ın içine doğru kayar ve işgal görünümü alır. Sünni ve Şii gruplar Mart Tezkeresiyle sempati duydukları Türkiye'ye karşı eylemlere başlarlar.



11- Güneydoğu'da yaşamı canlı tutan yıllık 3 milyar dolarlık dış ticaret hacmimiz ve 4 milyar dolara ulaşan taahhüt işlerimiz biter.



12- Tüm doğuda sıkıyönetim uygulanır. Askerî ve savunma harcamaları normal zamanlardaki göre birkaç kat artar.



13- 'Türkiye, ekonomik ve siyasi hedeflerinden geri dönülmez bir şekilde uzaklaşır. ' Tıpkı Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası nasıl ambargo ve dünyadan kopuş gerçekleştiyse aynı şekilde Türkiye kabuğuna çekilir ve AB ile müzakere süreci tamamen kesilir.

14- Ekonomisi ciddi bir biçimde küreselleşen Türkiye'nin yerinde artık savaş ve ekonomik çöküş yaşayan bir ülke vardır. Ekonomik hayat Türkiye'nin batısında ayakta kalsa da doğuda ekonomi dibe vurur hatta biter.

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en büyük felaketine uğramış olur.



15- Zaten kırılgan yapıda ve yabancı yatırımcı bağımlılığı olan borsa çöker ve 2001 krizinde düşülen düzey mumla aranır.



16- Türkiye'de savaş durumu yaşandığında ordu, ülkenin siyasi ve idari tüm karar mekanizmalarına hâkim olur. Hükümet sadece noterlik yapar.



17- Ülke savaş yaşadığı için Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın ve diğer kuvvet komutanlarının görev süresi en az 2 yıl uzar ve teamüller sekteye uğrar.



18- Ülkede siyasi kargaşa yaşandığı için iktidar fazlasıyla yıpranır, harekâtın ekonomik çöküntüsüyle erken genel seçim kararı alınır ve en geç 2009 Nisan'da yerel ve genel seçimler beraber yapılmış olur.



19- Ve Mart 2009 Seçimlerinde milliyetçilik duyguları artmış bir seçmen kitlesi ile MHP yüzde 20'yi rahatça aşar. İstikrarı koruma düşüncesiyle AKP'ye giden oylar kendi mecralarına döner.



20- 22 Temmuz öncesi başarılamayan bu defa gerçekleşir.

Ve CHP ve MHP koalisyonu -ülkeye pahalıya da mal olsa- nihayet kurulur.

Koalisyon işe çift haneli enflasyon hedefleri vererek başlar.



4.996 asker tabutuyla Irak bataklığına gömülen Bush'un "Savaş generallere bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir' fikrinin işlendiği Eliot A. Cohen'in “Supreme Command” kitabını 2.defa okuduğu söyleniyor.

2009'da Türkiye'de kim, ne okuyacak dersiniz?

alıntıdır.

07.02.2008 04:38:53
hepsi olabilir...çok iyi düşünmek ve fevri davranmamak lazım...

ama hepsinden önce Türkiyenin kendi kararını verebilecek özgürlüğe sahip olması gerek!!!!!!!kimseye sormadan,danışmadan.....

07.02.2008 04:39:25
türkiye kuzey ıraka girerse çok büyük kayıplar verecek...
gelip de burada 12 tane şehidinin cevabını veremeyen bir politika, daha büyük kayıpların hesabını nasıl verecek gerçekten merak ediyorum...

yazarın dediği gibi, pkk türkiyeyi kendi üzerine çekerken buna önlem almamış mıdır? o kadar güzel taktiklerle işleyen bir sistem örgütü, bunun için de beyin gücünü kullanmıştır kesin...
savaşa da, kan'a da, sınır ötesi operasyona da HAYIR deyin!

07.02.2008 04:40:24

Irak'a dönük bir sınır ötesi harekatın "sorun"u çözmeyeceğini herkes biliyor. Bilmek bir yana, asker dahil herkes bunu söylüyor. "Sorun"dan ne anladıkları burada önem taşımıyor, önemli olan çözümün sınırın ötesine asker yollamakla gelmeyeceğine inanılması...

Daha önce "ordu Kuzey Irak'a!" manşetleriyle çıkan gazetelerde de hükümete sağduyulu davranma çağrıları yer almaya başladı. Doğaldır, sorunu birazcık takip eden birisi, olası bir harekatın bundan öncekilerden çok farklı sonuçlar yaratacağını bilir.

Kimi PKK tuzağı der buna, biraz da tepkileri yumuşatmak için. Bir diğeri tuzağı ABD'nin kurduğunu söyler, Türkiye'yi Irak'a çekmek için...

Tuzaklar, planlar, bütün bunlar mutlaka vardır. Dün Gamze Erbil soL'da konunun ABD'nin bölgesel açılımlarıyla ilgili boyutuna ilişkin oldukça önemli noktalara değindi, bunları yinelemek istemiyorum.

Zaten gelişmelerin tuzaklara, planlara sığmayacağını düşünenlerdenim. Burada "niyet" okuması, belli başlı aktörlerin hangi rasyonalle hareket ettiklerini saptamak elbette önemlidir. Ancak Türkiye'nin sınır ötesi harekata kalkışmasının hangi planın "tıkır tıkır" işlemesi anlamına geleceğini bugünden söylemenin pek mümkün olduğunu düşünmüyorum.

Bu bölgede hiçbir şey "tıkır tıkır" işlememektedir.

ABD planları dahil!

Ve bu, gelişmeleri daha da vahim hale getirmektedir. ABD planlarının kolayca hayata geçmemesi elbette bizi yalnızca mutlu eder. Bununla birlikte, önümüzdeki dönemde ABD'nin Türkiye konusunda daha az düşünülmüş, bu nedenle daha hoyrat ve cesur politikalara yönelebileceğini söylemek zorundayız.

Türkiye buna hazır değildir.

Tükiye'de ABD hoyratlığından ne kadar iş olanağı çıkacağını hesaplamakla uğraşan bir egemen sınıf vardır, bu sınıf, halkımıza emperyalistlerden daha az acı çektirmemiştir, zaten ne onları emperyalistlerden ayırmak ne de emperyalist yağmayı onlardan ayrı ele almak mümkündür. Türkiye burjuvazisi, Türkiye'yi açık ülke haline getirmiştir, Türkiye savunmasız ve güvenliksiz bir ülkedir.

Türkiye'nin kritik kurumlarının tamamı, bu sınıfsal egemenliğin çıkarlarına hizmet ederken, ABD'nin de çıkarlarına hizmet etmektedir. Genelkurmay ABD ile müttefiklik ilişkilerinde ortaya çıkacak bir sorunu düşünmek dahi istememektedir, MİT ve polis teşkilatı ABD çıkarları ile "ulusal" çıkarları örtüştürmüştür.

Türkiye'nin milliyetçilerinin genetik yapısında Amerikancılık vardır. Bugün ABD'ye dönük duygularının doğru tanımı nefret değil, küskünlüktür. ABD'nin Kürt egemenleriyle de dostluk kurması, Türk milliyetçilerinin kalbini kırmıştır. Türk milliyetçilerinin kalbi kırıldıkça Kürt milliyetçilerinin Amerikancılığı pekişmektedir.

Türkiye'nin dincisi Amerikan yobazlığından ve yeşil dolarlardan feyz alır. Pragmatiktir, hesapçıdır, ikiyüzlüdür. Güce tapar ve yeri geldiğince pek gerçekçi davranır.

Türkiye'de nüfusun büyük bir bölümü ABD'den nefret eder ama kritik kurumlarının tamamı ve toplumun nabzını kontrol eden dinci ve milliyetçi hareketlerin ve de elbette saymadığımız liboşların hepsi birden Amerikancı olduğundan, ABD'siz bir yaşamı düşünemez bile...

Türkiye'de ABD kuşatmasını püskürtebilecek tek toplumsal güç, Türkiye işçi sınıfı, Amerikancı 12 Eylül darbesinden bu yana etkisizleştirilmiştir, sol henüz bu gücü harekete geçirecek olgunluk noktasına ulaşmamışır.

Üstelik sol, içinde emperyalizmle hesaplaşmayı "milliyetçilik" sayanları barındırmaya devam etmektedir.

Ve en kötüsü, Türkler ve Kürtler birbirlerinden kopma noktasına gelmiş durumdadır.

Türkiye, ABD'nin plansızlığına hazır değildir.

ABD, Türkiye Cumhuriyeti'nin tasfiye edilmesi kararını çoktan vermiştir. Buna plan denebilirse...

Gerisi, bir kaostur.

Bir değil, yüzlerce tuzak, yüzlerce hesap vardır. Bunların hangisinin işleyeceğini kimse bilemez. Dolayısıyla ABD'nin "tıkır tıkır" işleyen bir plan doğrultusunda Türkiye'yi sınır ötesine zorladığı düşüncesi fazlasıyla kurgusaldır. ABD, hangi doğrultuda hareket ederse etsin tasfiyeyi hızlandıracak aktörler yaratmayı becermiştir. Devlet için de PKK için de aynı durum geçerlidir.

ABD çatışmalar tımandığında, her tür gelişmeden fayda çıkaracak bir kurt kapanı hazırlamıştır. ABD "Kürt sorununda demokratik çözüm" zemininde iki müttefikini yan yana getirip, uzlaştırsa bundan yine "fayda" çıkaracaktır. Dün bu nedenle herkesin kendince anlam yüklemeye kalktığı "şiddetle bir şey çözülmez" sözünün aslında hızla anlamsızlaştığını vurgulamıştım.

Zaman kalmadı. Sol, AKP ile hesaplaşma görevinden sosyalizm propagandasına kadar, sermaye saldırılarına karşı direnç oluşturmaktan gericilikle mücadele başlığına kadar her konuda ABD karşıtlığını bir sabit haline getirmek ve kendine sürekli görev çıkarmak zorundadır.

Sınır ötesi operasyona karşı çıkmak bu görevlerdendir. Barzani ya da Talabani'nin egemenlik haklarına saygı göstermek için değil! Emperyalizme karşı zayıf düşmüş bir ülkede Türk ve Kürt halkı arasındaki tutkalın tamamen erimemesi için...

07.02.2008 04:41:02
Tigris Herşeyin bir bedeli vardır.
onbinlerce insanı zaten verdik.insan hakları,kan akmasın,barış,siyasi çözüm gibi boş laflara,felaket tellallığı na devam edersek; VEREBİLECEK BİR BEDEL ELİMİZDE KALMAYAC.
Yukarıda sayılan seneryoların gerçekleşmemesi için,tüm uluslararası hukuku,insan haklarını bir tarafa bırakıp..geleceğimizin tehtit altında olduğunu anlayıp peşmergeleri öldürüp,dolayısı ile amerikanın kolunu kırıp ZAMAN kazanmalıyız.

Sizin çocuklarınız, gelecek nesliniz yoksa elbette barışdan dem vurun,edebiyatla,aşkla ilgilenin.

07.02.2008 04:41:30
Biz zaten
30 yıl öncekiler için
"tüm uluslararası hukuku,insan haklarını bir tarafa bırakıp"
"insan haklarını boşverip, kan akmasın diye uğraşmadan, barış, siyasi çözüm gibi laflar kulak asmayıp"
geride verebilecek bir bedel kalmayacağını düşünerek
zaman kazandıkları
yeni nesiliz.

07.02.2008 04:42:15
Sizin çocuklarınız, gelecek nesliniz yoksa elbette barışdan dem vurun,edebiyatla,aşkla ilgilenin. (ahmet)
ahmetcim

dedelerin sana yüzbinlerce kürt bir milyon da ermeni cesedi bıraktı. bununla övünmediğine yürekten inanıyorum.

07.02.2008 04:42:38
ABDnin verdiği uçakları ABD isterse Türkiye onlardan bir tek füze bile atamaz. ÇÜnkü şifreler onların elinde yani birgün ABD -Türkiye savaşırsa türkiye uçaklarını kaldıramayacak bile .ÇÜnkü anahtar düşmanının elinde olacak. Bu geçenlerde bir haber olmuştu ama anlaşılan üst düzey yetkililerden emir gelmiş ve bu konuda tartışmaların olmasını istememeiş. Tam medya bu konunun üzerine gidecekken birden kesilmesininin mantıklı bir açıklaması var mı? Şimdi bazıları abd ye meydan okuyor, onlara güler geçerim.ABd isterese siz kılınızı bile kıpırdaman sizi yıkar geçer.
   Şimdi soruyorum acaba ikinci körfez savaşında Irak'ın bir tek uçağını kaldırmamasının bir nedeni de bu olamaz mı? ÇÜnkü bileniniz varsa abd irana karşı ırakı silahlandırmıştı 80-88 arası. Hoş iranı da ama.....


Sayfa: [ 1 ]