|
||
Fikret Mualla ![]() Fikret Muallâ Saygı 1903’te İstanbul'da doğdu. Küçükken geçirdiği bir kaza sonucu topal kalması ve annesinin ölümünden sonra babasının yeniden evlenmesi gibi olaylar onun sinirli ve uyumsuz bir çocuk olmasında rol oynadı. Saint Joseph Fransız Okulu'ndan sonra bir süre Galatasaray Lisesi'nde okudu, ama okulu bitiremeden mühendislik eğitimi yapması için Almanya'ya gönderildi. Almanya'nın çeşitli kentlerinde dolaştı, İsviçre ve İtalya'ya gitti, müzeleri gezdi. Resim yeteneğinin farkına vararak kısa zamanda sağlam bir desen bilgisi edindi. Başarılı resimlemeler, moda çizimleri ve gravürler yaptı, desenlerini en gözde Alman dergilerine kabul ettirdi. Babasının mali durumu bozulup para gönderemez hale gelince bir Mısırlı prens, onun yirmi beş yaşına kadar Almanya'da kalmasını sağladı. ![]() Fikret Muallâ 1928'de aşırı alkol tutkusu nedeniyle bir süre hastanede tedavi gördü. Daha sonra Almanya'dan Fransa'ya geçti, Paris'te Montparnasse ve Saint Germain gibi sanat çevrelerinde yaşadı. Orada, André Lhote'un atölyesinde çalışan Hale Asaf'la tanıştı. Paris'te sürekli resim yapan Fikret Muallâ bir süre sonra parasızlık nedeniyle Türkiye'ye döndü. Geçimini sağlamak amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı'na yaptığı başvuru üzerine 1934'te Ayvalık Ortaokulu resim öğretmenliğine atandı, ancak kısa bir süre sonra bu görevinden istifa etti. İstanbul'da Lüküs Hayat, Deli Dolu, Saz Caz gibi operetler için kostümler çizdi Nâzım Hikmet'in Varan 3 adlı şiir kitabını resimledi. İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu'nun çıkardığı Yeni Adam dergisi için desenler hazırladı. Bir ara, yanlış yorumlanan bazı sözleri yüzünden savcılık emriyle 1936'da Bakırköy Akıl Hastanesi'nde bir yıla yakın gözetim altına alındı. 1937'nin sonlarına doğru taburcu edildi. Bu olaydan sonra Fikret Muallâ'da gittikçe artan ve ölümüne değin süren bir polis kBabasının ölümü üzerine eline geçen miras payı ile Paris'te yaşamını sürdürebileceğini düşünerek 1939'da Türkiye'den ayrıldı. Hastaneden çıkışı ile Türkiye'den ayrılışı arasındaki iki yıllık sürede 1939 Uluslararası New York Fuarı Türk Pavyonu için Abidin Dino'nun isteği üzerine İstanbul konulu otuz kadar tablo yaptı. 1938'de yayımlanan Ses dergisi için çizdiği desenlerden birinin müstehcen olduğu gerekçesiyle, Türkiye'den ayrıldıktan sonra aleyhinde dava açıldı, 1939'da beraat etti. Bu dönemde yazılmış ve Ses'te yayımlanmış "Masal" ve "Üsera Karargâhı" adlı iki de öyküsü vardır. Fikret Muallâ Fransa'da yirmi altı yıldan fazla yaşadı. Geçimsizlik, içkiye düşkünlük ve sürekli polis korkusu ile geçen yıllar sonunda hayatındaki dengesizlik ve uyumsuzluk yoğunlaştı. Bir ara tedavi için hastaneye yatırıldı.Burada kaldığı iki ay içinde kendisine resim yaptıran Dina Vierny'nin koruması altına girdi. Bu resimleriyle Kasım 1954'te ilk sergisini açtı. İkinci sergisinden sonra yeniden akıl hastanesine girdi. Bir ay sonra taburcu edilince sanayici Lharmin'le bir anlaşma yaptı ve Seine Nehri'nin daha çok varlıklıların oturduğu "sağ" yakasına taşındı. Resimlerinin sürekli müşterisi olan Madame Anglés'yle bu dönemde tanıştı. Fikret Muallâ'yı bundan sonra koruması altına alan Madame Anglés, 1962'de felç geçirdiğinde onu hastaneye kaldırttı, bakımını sağladı. Daha sonra Nice yöresinde Reillane kasabasındaki evine yerleştirdi ve bütün giderlerini karşıladı. Fikret Muallâ ömrünün sonuna kadar felçten kurtulamadı. ![]() Mayıs 1967'de eski sinir bunalımları yeniden başladı. Ölümünden yedi yıl sonra 1974'te Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün ilgilenmesiyle kemikleri Türkiye'ye getirildi ve Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. 1976'da dostlarından, yakınlarından ve çeşitli koleksiyonlardan derlenen yüz on sekiz resmi ile Ankara'da adına bir sergi düzenlendi. Eserlerinin çoğu bugün özel koleksiyonlarda bulunmaktadır. Hayatının büyük bölümünü Fransa'da geçiren Fikret Muallâ konularını kahveler, sirkler ve sokaklar gibi Paris yaşamının ayrıntılarından seçmiştir. Resim onun için bir yaşama biçimi olmuştur. Yaşamın gerçeklerini büyük bir içtenlikle renge ve biçime aktarmış, içinde yaşadığı bohem çevrenin insanını resmine konu olarak almıştır. Daha çok guvaş tekniğine yakınlık duymuş ve bu teknikle çok hızlı çalışabilmiştir. Ancak yağlıboyayı da suluboya ve guvaşı ustalıkla kullanmıştır. Resmin kuramsal sorunları onu pek ilgilendirmemiş, dış etkilere yabancı kalmış ve çağdaş akımlara katılmamıştır. İçinden geldiği gibi, öznel, coşkun bir lirizm ile dolu resimler yapmıştır. ESERLERİ (başlıca): Resim: Oturan Adamlar, 1937, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi; Sevişenler, 1952; Masada, 1953; Nature-Morte, 1954; Sokak, 1955; Sermayeler, 1955; Kafe, 1955, Bistro; Kanalda Bekleyen Taşıt Botları; Marsilya'da Fransız İşçileri Bir Kahvede; Haliç ve Süleymaniye; Paris'te Bir Sokak; Amerikan Bar; Baloncu; Peysaj; Balıkçı; Mor Zemin Üstünde Figürler. Kitap Resmi: Nâzım Hikmet, Varan 3, 1930. Tiyatro Kostümü: Lüküs Hayat; Deli Dolu; Saz Caz. |
||
|
||
| Fikret Mualla Saygı sıradışı hayatı, yaşadığı talihsizlikler, küfürleri ve sinir krizleri ile ardında anlatılacak pek çok anı bırakmıştır. Ailesi kız çocuk beklerken doğduğundan kendisine inatla kız ismi olan Mualla verilmiş ve uzun yıllar kız elbiseleri ve uzun saçlarla büyütülmüştür. Fenerbahçe'de top koşturan dayısı Hakkı Topuz'a hayran olan Mualla, bir futbol maçı sırasında ayak bileğini kırması ile hayatı boyunca topallamaya mahkum olmuştur. Annesinin kendisi 15 yaşındayken ondan kaptığı ispanyol gribi mikrobuyla vefat etmesi, babasının bundan çok kısa sonra kendisinden sadece birkaç yaş daha büyük olan bir kadınla evlenmesi ile Mualla'nın üvey annesini dövmeye kadar varan bunalım ve krizleri başlar. Evde çıkardığı huzursuzluklar nedeniyle ilk kez o dönemde tedaviye gönderilir. Hayatında alkole yenilip pekçok kez tımarhaneye kapatılan ve hapishaneye düşen Mualla, en büyük darbeyi İstanbul’da bir lokantada içtiği sırada alır. Karşısında gördüğüAtatürkportresini beğenmeyen Mualla, “bu nasıl resim?!” diyerek ortalığı karıştırınca yapılan şikayet ile vatana ihanetten tutuklanır. Karakolda dayak yiyen Mualla, hapis yerine akıl hastanesine gönderilir ve burdan, bir yıl sonra akıllı raporu alarak çıkar ardından babasından kalan mirası elindeki paraya da ekleyerek ne kadar özlese dahi bir daha dönmemek üzere vatanını terkeder. Bir sanat şehri olarak gördüğü ve özgür olacağını düşündüğü Fransa’ya yerleşir. İstanbuldaki bu olay onda derin izler ve polis, karakol hatta vatan korkusu bırakmış, imkanı olduğunda dahi Türkiye’ye dönmeyi aklından geçirmemiş, kendisini ziyarete gelen Türklerden de casus oldukları şüphesiyle köşe bucak kaçmıştır. Kendisi gibi ressam olan Hale Asaf’a aşık olan Mualla, aşkına karşılık bulamamasını topallığına bağlar. Üniversite yıllarında büyük aşk yaşadığı ve adına tablolar yaptığı * alman sevgilisi ile de evlenemeyince daha fazla içmeye başlar. Kendisini ressamdan saymayanlara çok kızan Mualla, uzun yıllar ressam olduğunu kanıtlamanın savaşını vermiş, bu amaçla kendisiyle tanışmaya gelen Picasso’yu bile görmezden gelmiş, 45 li yıllarda tabloları iyice ünlenince dahi girdiği bunalımdan çıkamamış, hep değerinin bilinmemesinden yakınmıştır. Mualla, özellikle yeteneğini geliştirdiği zamanlarda yarım saatte bir yaptığı söylenen, bir içki, bir parça peynire değiştirdiği, en fazla 5-10 franktan sattığı resimlerinin Fransa’da açılan ilk büyük sergisinde 15-20 bin franka satıldığını görünce gene olay çıkarır.. Yakın arkadaşları arasında Fransa’da yaşayan sanatçılar; Abidin Dino, Mehmet Ali Aybar, Bedri Rahmi, 1938'de Bakırköy Akıl hastanesinde aynı odada kaldığı ve çok saydığı Neyzen Tevfik vardır. Fakat pek çok arkadaşıyla sinir krilzeri nedeniyle arası bozulmuştur. Hayatının ailesiyle geçen başlangıç ve sonu dışında kalan büyük bölümünü bir sefalet içinde geçirmiş, bir gün aç kalırken, bir gün krallar gibi ziyafet çekmiştir.. Son olarak Madame Angeltarafından yerleştirildiği ve huzur bulduğu Reillanne kasabasında tek şikayeti vatan özlemi ve yalnızlık olmuştur. Reillanne’da ölüp köyün kimsesizler mezarına gömülmüş, 1974 yılında naaşı çok sevdiği, dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından Türkiye'ye getirilerek Karacaahmet Mezarligi'na nakledilmiştir |
||