|
||
Kapital’le ilgili her tartışma mutlaka bir temel yanlışla başlar: Kitabın tam ve doğru ismi “Kapital: Ekonomi Politiğin Eleştirisi”dir. Şimdilerde hem burjuva cepheden hem de ‘devrimci’ yapılardan doğru Kapital’i hatta Marks’ın eserlerinin bütününü “tarafsız”, “objektif”, “açıklayıcı”, “aydın bakışıyla” yazılmış olarak görme eğilimi modadır. Burjuva cephede modadır; çünkü sosyalist ideolojiyi toplumsal pratikten ve eylemli-taraflı bir duruştan yoksun kılmak-göstermek işlerine gelmektedir. Devrimci cephede de modadır; çünkü iç savaşın düzeyi düşmüştür. Bu düşük yoğunluk içerisinde sınıfın gerçek önderleri değil, ancak toplumsal pratik eksikliğinden yararlanan bir dizi “kaçak güreşçi”, “yaşayan ölü” söz sahibi olur ve her zaman gündemi tartışmanın bol eylemin az olduğu bir noktaya çeker. En yakınınıza bakın görürsünüz ki; bugün devrimci hareket ve devrimci örgütler adına konuşanların birçoğu yalnızca bir dönem önce yüzlerine bile bakamayanlardır. Rüzgârın şiddeti her dindiğinde bunlar piyasaya çıkar, fırtına kuvvetlendiğinde ya gerçek yüzleri ortaya çıktığından tasfiye edilir, ya da keskin bir iç savaşın yükünü göğüslemeyeceklerinden geri çekilir. 40 senedir onlarca kahraman işkencede, direnişte, eylemde ölürken bunlar kendi köşelerinde pekte rahatlarını bozmadan “aydın tavrıyla” hayatlarını sürdürmüşlerdir. Ya da ilkönce onlar çözülmüş, davaya ihanet etmiş ve mücadele zayıfladıkça ortaya çıkan belleksizlikten yararlanarak kirli geçmişlerini ört-bas etmişlerdir. Sosyalizmi iğdiş eden iki cephede bu yüzden her zaman Marks veya Engels’i eylem adamı kimliğiyle değil, küçük-burjuva aydın portreleriyle göz önüne çıkartır ve tartıştırırlar. Bu yüzden eğer Kapital’in mimarisini tartışmak gerekiyorsa açıkça Kapitalist Ekonomi Politiğin eleştirisini göz önüne almak gerekir. Marx, çıkardığı her formülden, yaptığı her saptamadan sonra durur bütün bu işleyişin İngiliz işçi sınıfı üzerindeki ekonomik ve siyasi etkilerini açıkça ortaya koyar. Bunu bilinçli olarak ve sürekli yapar. Kitabın her bölümünde modern burjuva toplumunun işçi sınıfı üzerindeki etkisini görmek mümkündür. Oysa içinden geçtiğimiz dönemde pek az devrimci çevre herhangi bir siyasal-ekonomik olaya bu gözlüklerle bakmaktadır. İleri gidelim; tüm çevreler ilgisini işçi sınıfının öznesi olmadığı gündemlere dikmiştir. Bu yüzden bugün kapitalizmden ayrı bir olgu olarak emperyalizm tartışılmaktadır ve emperyalizm de en karikatürize edilmiş haliyle yani ABD karşıtlığı ile yansıtılmaktadır. Eğer Kapital’in güncelliğini tartışmak istiyorsak, içine düşmememiz gereken en temel yanılgı Kapital’deki tezlerin bugün geçerliliğini koruyup korumadığını tartışmaktır. Oysa tartışmalar buradan başlar ve burada biter. Kapital’in güncelliği bugün sınıf savaşımlarının düzeyi, işçi sınıfının bu savaşım içindeki durumu ve devrimci öznenin işçi sınıfı ile ilişkisi şeklinde ele alınmalıdır. Bu nedenden şu cümle asla bir Kapital tartışmasının parçası olamaz: “İşçi sınıfının değişen yapısı.” Çünkü bu külliyen bir yalandır. İşçi sınıfının ne ekonomik koşulları, ne siyasal duruşu, ne özlemleri, ne tepki veriş biçimi 200 yıldır belirgin bir değişikliğe uğramıştır. Tek bir fabrikada 10 ayrı taşeronla çalışmak işçi sınıfının yapısını değiştirebilir mi? Ortalama 16 saat çalışmak yerine 12 saat çalışmak işçi sınıfının kimyasını değiştirebilir mi? Sermaye sınıfının uluslar arası örgütlenmesini geliştirmiş olması işçi sınıfının yapısını ya da rolünü farklılaştırabilir mi? Hayır işçi sınıfına mücadele etmek penceresinden bakanlar göreceklerdir ki; 200 sene ne sınıfın yapısında, ne potansiyelinde ne de özne olma kabiliyetinde hiçbir şeyi değiştirmemiştir. Oysa ne gariptir ki; bugün söze “değişen” proletaryadan başlamayan tek bir aydın dahi yoktur. Marx 200 sene önce İngiliz işçi sınıfı için hangi tabloyu ortaya koyduysa bugün dünya işçi sınıfı için yer yer daha olumlu ama yer yer çok daha berbat koşulları yaşayan, ama aynı noktadan hareket eden bir işçi sınıfı vardır karşımızda. Peki ya ideoloji sorunu? Kapital’de nasıl ele alınır. Tartışmaya bile gerek yok, bugün hala sosyalistlerin elinde bir silah olarak ve burjuvazinin açıklarını kapatmak için yararlandığı bir kaynak olarak görüyorsak Kapital’i, ideolojinin tam ve en keskin yansıması olduğunu söyleyebiliriz. Oysa bugün bir “ideoloji” sorunu yaşanıyordur ve bütün sol tartışmalarda bu ideoloji sorunu temel mesele olarak ele alınmaktadır. Ancak gözden kaçırılan birkaç nokta vardır. Birincisi; ideoloji; özünde teori ve pratiğin sınıf mücadelesinde kendini ortaya koyuş şeklidir. Bu yönüyle aslında ne tek başına pratikle ne de teoriyle ilgilidir. Bugün ideolojiyi pratikle özdeşleştirme hatasına düşenlerin sayısının çok çok azaldığını varsayarak devam edelim; hemen tüm devrimci çevreler ideolojiyi, teori ile karıştırma eğilimindedir. Düşünelim “ideolojik olarak geri” saptamasını kimler için yaparız? Az mücadele edenler için mi? Hayır çok mücadele edip az konuşanlar ya da saçma sapan yazılar yayınlayanlar için. İkisinde de ortak nokta “hiç konuşmamak ya da dayanaksız konuşmaktır.” Çünkü ölçüt söz söyleme yeteneğidir. Mesela bugün PKK Anadolu ve Kürdistan coğrafyasında en keskin politikayı üreten, bunu belirli bir kitle ile bütünleştiren ve bu kitleyi hedefler doğrultusunda yönlendirmeyi başarabilen örgüttür. Tüm bu saptamalar onun ideolojik olarak en güçlü örgüt olduğunun kanıtıdır. Bir görüşü vardır, bu görüş hayat bulmuştur, canlıdır ve çevresinde kenetlenen yığınlar vardır. Yalnızca kendine türkü söyleyen bir adamın sözlerinin güçlülüğü ya da doğruluğu tartışılabilir mi? Bu yüzden Kapital’i özümsemek teorik olarak mükemmel bir bakış kazandırabilir ancak her zaman canlı olan ideolojidir, ideoloji daima mücadele ile ilgilidir, bu yüzden az mücadele eden hem ideolojik olarak geridir hem de teorik bütünlüğünü kaybetme eğilimindedir. Bugün Anadolu Sol hareketi bir bütün olarak, özellikle de en başta belirttiğimiz “yaşayan ölülerin” önderliğinde çizgisini kaybetmiştir. Bu yüzden bizim Kapital’i anlamamız imkansızdır. Burada en iddialı olanların dahi bu şansı yoktur. Hepimiz Kapital’i ya da bu tartışmaları kendi cansız savaş anlayışımızı ortaya koymanın bir aracı olarak değerlendiriyoruzdur. Öyle olmasa idi; bugün söz söyleyen bu kadar çok “yaşayan ölü” olmazdı. Nasıl ki bunların ya da bunların benzerlerinin 1970’lerde bir grup 22 yaş ortalamasına sahip insan tarafından süpürülüp atılması gibi. Bugün bizlerin mücadele vermeye ihtiyacı vardır, üstelik bu mücadeleyi en keskin biçimde sürdürmesi gereklidir. Sözlerimiz, eylemlerimiz, hareketlerimiz ve yaptıklarımız önce kendi cephemizdeki “cesetleri” daha sonra karşı cephedeki düşmanı rahatsız etmelidir. Yumruk vurarak konuşmaya, sesimizi yükselterek tartışmaya ihtiyacımız vardır. Yoksa aynı bugün olduğu gibi, sahte kahramanlar, “girişimci” liderler, hayatlarında tek bir Amerikalı’nın ayağına basmamış ABD karşıtları bu işin önünü çeker. Kapital, işçi sınıfı hareketinin yükseliş ve düşüşleri içinde yazılmış ve bu yüzden teorik rolünü bugüne kadar devam ettirmiş, ideolojik gücünü korumuş bir kitaptır. Bundan sonra yazılmış yalnızca bir tek kitap onu geliştirmiştir. Geri kalanlar yalnızca ve en iyi ihtimalle Kapital’e katkı niteliğindedir. Bugün Anadolu sol hareketinin yaptığı hiçbir bu katkıyı pekiştirmiyordur. Bugün Anadolu Sol Hareketi için işçi sınıfı ancak sempozyumlarda-panellerde bütünleşme için çözüm yolları aranan bir ders konusudur. Gerçekten Kapital’i anlayacak ve yansıtacaklar ciddi bir mücadelenin içinde ve sokaklarda varlığını sürdürenler olacaklardır. Mücadele etmeyenin sözleri bugün olduğu gibi kuru-renksiz ve etkisizdir, unutulması kaçınılmazdır. Ekonomi-politiğe gerçek katkı bugün sınıf hareketinin düşük yoğunluğunun, keskin bir politik çizgi ile sona erdirilmesi sonucu ortaya çıkacaktır… KOMÜN İNİSİYATİFİ http://groups.google.com/group/komun-inisiyatifi groups.google.com/group/komun-inisiyatifi |
||
|
||
böyle saçma sapan bir iddia olamaz.kapitalizmin bir organizma gibi sürekli teori ürettiği bir yapıda , verimlilik teorisine getirdiği formülasyon ilk çöken noktasıdır.komik iddia. |
||
|
||
iknaton yanlışın var kapitalizm bir oragnizma gibi teori üretmiyor. Kapitalizmin yer yüzüne kabul ettirdiği tek şey Yeni Dünya Düzeni ve buna bağlı olan liberal politikalardır. Kapital sosyalizmin kapalı ekonomi içerisinde nasıl kendi dinamiklerini ateşleyebilceğine yol göstermektedir. Her devrim kendini bulunduğu coğrafyanın koşullarından var eder ve ona göre şekillendirir. Bu anlamda verimlilik teorisinin formülasyonunu nasıl açıklayabilirsin ki. |
||