|
||
| Avrupa Avrupa çek elini kulağından! İlk statlarda başlamıştı."Avrupa Avrupa duy sesimizi, bu gelen Türkiye'nin ayak sesleri" Güzel bir dönemdi. İlk kez "yenildik ama ezilmedik" başlıklarının yerini "Liixemburg'u evire çevire yendik" haberleri alıyordu. Aynı yıllarda Tansu Çiller Türkiye'yi dolu dizgin Gümrük Birliği sürecine doğru götürüyordu. Basın öylesine gaza gelmişti ki gümrüksüz araba sahibi olunacağından tutun isteyenin Londra'da, Paris'te iş arayacağı geyiğine kadar umut tacirliğine soyunmuştu. Yıl 1995'ti ve görüşmeler 10 yıl sürse, 2005'te AB üyesi olmaya garanti gözüyle bakılıyordu. Olmadı. Şimdi 2025 konuşuluyor. Zira 2023 için Avrupa Birliği tarafından hazırlanan vizyon raporlarında Türkiye adına rastlanmıyor. Bu bıktırıcı, ayrımcı, yorucu ve gurur kırıcı süreç ise işleme(me)ye devam ediyor. Bugün AB Türkiye ile ilgili tavsiye kararını açıklayacak ve ilişkiler fiili olarak askıya alınacak. Adı, müzakere başlıklarına ara verilmesi olacak. Kıbrıs sorunu nihayet Türkiye'nin elini kolunu bağladı. Yani gerekçe böyle ifade edildi. Şimdi işin diplomatik boyutunu bir kenara bırakalım. "Avrupa sesimizi" duymak istiyor mu? Asıl sorun bu galiba. Kıbrıs'ta Annan Planı'nın-Rumlar tarafından-reddedilmesi sonrasında AB tarafından yapılan açıklamayı hatırlayın: İzolasyonların kaldırılması dahil, Türk tarafına dönük yaptırımların sona erdirilmesi konusunda sergilenecek iradeden söz ediliyordu. Ne oldu? Hiç. Rumlar AB'ye girdi ve süreç Kıbrıs Türklerinin cezalandırılmasına dönüştü. Hatırlayın: Yunanistan dış politikasında köklü bir değişiklikle Türkiye'nin AB üyeliğine destek verdiğinde bu işe kimi Avrupa ülkeleri çok bozulmuştu. Zira AB sürecinde Türkiye'nin önüne çıkarılan bütün engellerde "Ama Yunanistan engelliyor" gerekçesine sığınıyorlardı. Yunanistan aradan çekilince kral çıplak kalmıştı! Şimdi de aynı anlayış galebe çaldı. Artık "Kıbrıs istemiyor" denilebilir. Demem o ki AB sürecinde asıl sorun samimiyet galiba. Bu samimiyet sorununda kimi Avrupalı liderler niyetlerini açığa vurdular. Türkiye'ye imtiyazlı ortaklık verilmesini istiyorlar. Oysa zaten Türkiye imtiyazlı bir ortak. Zira AB ile gümrük birliği kuran tek ülke. AB süreci Türkiye açısından bir uygarlık projesi olduğu sürece çekiciliğini koruyacak. Demokratikleşme, insan hakları, çoğulculuk, hukukun üstünlüğü, örgütlenme özgürlüğü gibi alanlarda gerçekleşebilecek reform süreçleriyle bu ülke insanına katkı sağlayabilir. Ancak paradoksal olan şu ki Avrupa'daki Türkiye yanlıları Türkiye'den söz ederken en çok "jeo-strateji", "AB'nin küresel güç olması", "İslam dünyasına model olması", "genç nüfus ve pazara sahip olması" türünden ya emperyal ya da piyasa mantığıyla hareket ediyorlar. Yani bu ülke insanına sağlayacağı yararlar pek de umurlarında değil. Ancak bu gerekçelerle Avrupa kamuoyunu ikna etmeye çalışanların bile ellerinin zayıfladığı bir dönemden geçiyoruz. Avrupa Konseyi'nde Kafkasya ülkelerinin bulunmasını yadırgamayan Fransız Sarkozy, Türkiye'nin coğrafi olarak Avrupa'da bulunmadığını söyleyebiliyor. Zorlu bir dönem. "AB'ye hayırcıların" ekme-ğindeki yağ katmerlendi. "AB havetçileri" zaten ilgilenmedi. Benim gibi AB'yi Türkiye'nin demokrasisi açısından olumlu bir aşama olarak görenlerin ise umudu zayıflıyor. Kazanan ne ilginçtir ki her iki coğrafyada da milliyetçilik ve dahi ırkçılık oluyor. Rıdvan Akar Birgün gazetesi |
||
|
||
| türkiyenin sesini duymak istemeseler de bir şekilde görüyorlar. avrupanın tepkisiz olmasının nedeni belli. bu kadar sorunlu ve nüfusu fazla bir ülkeyi neden başıma bela edeyim, düşüncesidir. e haklıdırda. kendi ülkemizin içinde yaşadığımız bu demokrasizlik, adaletsizlik, kafatasçılık (her kültür için), hazmedememezlik vs vs. bunlar olduğu müddetçe, hele hele ekonomimiz bu denli dibe gitmeye hızla ilerledikçe avrupa neden bizi kabul etsin ki. avrupa, duyma abicim sesimizi. bu gelen türkiyenin en mutlu günleri! |
||