|
||
| Zapatistaların aşkın bir bilinç taşımayı ve öncü-kitle ilişkisinin yarattığı hiyerarşiyi yerle bir eden bu yaklaşımları, devrim kavramının devrimcileştirilmesinin etik-politik teorisinde kritik rol oynayacaktır. Şehirli aydın gerillaların yerli köylü topluluklarından, erkeklerin kadınlarından, büyüklerin küçüklerden daha fazla bilgisi ve bu anlamda üstün bir konumu yoktur. Bunlar ortak bir bedenin birbirine indirgenemez farklılıkta kudretleri olarak görüldüğünde, bu ilişkiselliğin nasıl da zengin bir kolektif gücü ortaya çıkaracağı görülecektir. “her şey herkes için, hiçbir şey kendimiz için değil” söyleminin ana eksenine oturduğu, komünal “boyun eğerek yönetme” geleneğine sahip köy komünlerinde yetki devri ya da delegasyon yoktur; temsilciler değil sorumlular vardır. Topluluğun kendisi ve sorumlular arasında aşkın bir dolayım ya da dışlayıcı bir ötekilik ilişkisi kurulmaz. Herhangi bir dolayıma ihtiyaç yoktur; asla yarına ertelenen bir devrimin aracı olmayan örgütlenme, tüm öznelerin farklılıklarının özgür komünalliği olarak içkin amacı taşır. Ve bu deneyimle Marcos, 20. yıl değerlendirmesine şöyle devam eder: “Öğrenmiş olduğumuz birçok şey arasında farklılığın zenginliği var. İşte bu bize, homojenlik ve egemenlik karşısında farklı olanlarla birlikte yaşamanın ve onlara saygı göstermenin daha tercih edilebilir olduğu fikrini oluşturma imkânı tanıdı.” “Herkesin farklı olduğu için eşit olduğu” ve “içine birçok dünyanın sığdığı bir dünya” isteyen ve bunun kuruluşu yönünde güçsüzlüklerinden yola çıkarak aşkın bir teslimiyet değil içkin kudretlerinden güç alarak komünalist bir otonomi deneyimi yaratan zapatistalar, devrimci öznellik olarak, oluş içindeki çokluğun somut tezahürüdür. Bugün devrim kuramının kuruluşunun ihtiyaçları üzerinden Spinoza’ya dönüşün önemli isimlerinden Hardt ve Negri çokluğu, “tekillerin ortaklığı temelinde hareket eden aktif bir toplumsal özne içinde komuta eden ve itaat eden parçaların olduğu “siyasal bir beden” değil, kendi kendini yöneten bir “canlı et” olarak tanımlarlar. İki ezeli düşman, sermaye ve emek arasındaki antagonizma tamamen çıplaklaşmıştır. Sermaye iktidarının kendi diyalektiği içinde her türlü ölçme, tek tipleştirme, indirgeme ve temsil etme eğilimine direnen bu tekillerin çokluğu, yaratıcı gücünü sermayenin kendine mal etmesine izin vermeden, farklılığı içinde kendi içkin olumlama pratiğini kuracaktır. Kurmaktadır. Devrimci geleneğin özgürleşmeci coşkusunu ve kahkahasını yerli toplulukların komünal eşitlikçi, paylaşımcı ve dayanışmacı direniş kültürüyle bir potada eriten zapatist hareketle beraber öğreniyoruz. "Özgürlük şafak vakti gibidir. Kimileri gelmesini beklerken uyur, ama kimileri de uyanık kalır ve ona ulaşmak için gecenin içinden yürür." Subcommandante Marcos |
||