SIFIR (Arşiv Ana sayfa) => anarşist TEORİLER

Konu: Vahşi İnsandan Ne Öğrenebiliriz?

Sayfa: [ 1 ] 2 3

deniz 10.12.2004 11:04:05
Vahşi İnsandan Ne Öğrenebiliriz?

Bu sorular gelecekteki ilkel dünya hakkında sorulmuştur, fakat cevaplar günümüzdeki ilkel insanların nasıl yaşadığına dayanmaktadır:

1. Eşyaları kim sahiplenecek ve üretim araçlarının özel mülkiyetine izin verilecek mi?

İlkel insanlar eşyaları sahiplenmezler. Maddi sahiplikler yardımdan öte daha çok engellemeler olarak gözükürler. Sahiplik açgözlülüğü, bencilliği ve kibirliliği besler - bir bütün olarak bireylere ve kabileye zarar verici niteliklerdir.

2. Dünyadaki mallar nasıl el değiştirecek? Ve bu işi kim kontrol edecek?

Paylaşım, paylaşım, paylaşım. Kadın sütünü çocuğa verir, adam arkadaşı için oklar yapar, çocuk ateş için odun toplar. İşler kontrol dışıdır, özgürce yapılır. İnsanlar bunu eylediklerinde, bir bütün olarak sosyal grubun bağlılığına yardımcı olur ve bize, uygar insanlara tamamen yabancı olan karşılıklı yardımlaşma çevresini besler.

3. Birliğin hakim şekli nasıl olacak: bireysel ilişkiler mi, aile mi, kabile mi, klan mı, komün mü, ulus mu ya da ne olacak?

İlk anne baba, gerçek besleyici, ormandır. Çocuklar bir çok kadın tarafından emzirilir ve bir çift yetişkin ile(biyolojik anne babaları) saplantısal ilişkisi olmaz. Aksine tüm kabileyi anne babası olarak görür. Hepsinden önce bu düşünce, orman ve kabileleri olmadan hiçbir şey olacaklarını asla unutmayan sağlıklı, mutlu bireyler olarak kendilerinin içten gelen duygusudur.

4. Bireyler ve gruplar arasında kim ya da ne aracılık edecek?

Güç, kanunlar, yargıçlar, kıdemli insanlar, otoriteler, devletler veya herhangi bir şey olacak mı?
Arşiler, devletler, insan yapımı kurallar yok. Cinayet, akıl hastalıkları, rasgele şiddet, uyuşturucu/alkol bağımlılığının (bağımlılık kullanım değil) var olmaması için çok az arabuluculuk gereklidir. Tekrardan söylemek gerekirse, ne olacağını bilmiyorum - bu, ilkel toplayıcı-avcı toplumlarda ne olduğudur. Belki onlardan öğrenebiliriz?

5. İnsanlar arasında hangi ahlak kuralları (eğer varsa) olacaktır?

Ahlak komik bir kavram. Neyin ahlaklı olduğunu kim karar verir? Farkı yapmak için otorite pozisyonunda olduklarına kim karar verir?
Ben, vicdanıma benim için yapmam gereken doğru şeyin ne olduğuna karar vermesi için izin veririm. Sadece kişisel vicdan diğerleri ile etkileşimlerimizde herhangi bir ağırlığa sahip olabilir. Herhangi şeyden başka, herhangi bir şekilde zorla yüklenen ahlakçılık, kolaylıkla aşırı zihni ve duygusal gerginlik altında çöker. En iyisi daha sağlam olan bir şeyler için bakmak.
Çocuklar, etraflarında gördüklerini taklit ederler. Bir çok şey söylemeye ihtiyaçları yoktur çünkü her halükarda nelerin gerçekleştiğine dikkat eder ve kopyalar. İlkel topluluklarda, çocuklar, belirli bir grup tarafından emredilmiş kuralları değil, neyin kabul edilebilinir ve neyin gözleme dayandırılmadığını hızlı bir şekilde öğrenir. Uygar hapishanelerimiz, mahkemelerimiz ve elektirikli sandalyelerimizden daha iyi çalıştığı gözüküyor.

6. Kanunların koruyucusu kim olacak? Eğer bir grup insan yanlış bir şey yaparsa, onlara ne olacak?

Ne kanunları? Neyin kanuna uygun olduğuna kim karar verir? Onları kim uygulayacak? Eğer bir yaratık aşağı indi ve kanunlarımıza baktıysa, muhtemelen burada iyi bir danışıklı dövüşte olacağımızı düşünürler. Kanunlarımız kağıt üzerinde büyük gözükür, fakat gerçeklik tamamen farklıdır.
Yabanıl insanlar doğanın kanunlarına saygı gösterirler - özdek olan kanunlar - oysaki insan yapımı kurallar kaprisli ve kusurludur. Eğer kültürümüz bu kadar patolojik olarak insanmerkezci olmasaydı, onu kabul ederdik. Ve yaşam ağındaki yerimizi özgür, vahşi varlıklar olarak kabul ederiz. Uygar kanunlar ve kurallar evrenin gerçek düzeni içersinde bir yere sahip değildir - hiçbir insan kanunu asla yaşamın uyumuna ve karmaşasına yaklaşamaz, örneğin, ayın manyetik dansı ve gelgitler. Ve uygarlıktan önce hiçbir insan asla denemek istemedi.

çeviren: Elfun Karataş


Alıntı: Uygarlığa karşı dergisi

deniz 10.12.2004 11:13:05
yukardaki türden projelere karşıyım.

ilkel yaşam formatı doğru/yalın/kirletilmemiş olan anlamına gelmez.

adı üsütünde ilkel ve basittir. kısıtlı ve dar bir kullanım için geçerlidir.

bunu yaratmaya çalışmak evrimsel sürece direnmek demektir ki bu da mümkün değildir.

10.12.2004 12:50:38
bir bakireyle evlenmek isteyenlere hatırlatma:
doğa bakire değil
binlerce kez tecavüz edildi
kaotik yapısında vardı s.kilme ihtimali zaten
 

10.12.2004 16:55:00
eleştirilerinizin yanlış bir noktadan olduğunu düşünüyorum.

en iyi cevabı kendileri verecektir tabii fakat ilkelciler ilkel yaşam biçimlerini saf ve temiz olduğundan, bozulmamış olduğundan, "bakire" falan olduğundan beğenmiyorlar.

aslında bu geçmiş çağlara dönme çağrısıda değil.

mevcut tekno-endüstriyel toplumda her türden ilişkinin tahakkümcü, otoriter bir yapıya sahip olacağı, bu sistemin bir yerde tıkanacağı ve sürdürülemeyeceği vb. düşüncelerden ortaya çıkan bir tepki ve sunulan alternatif.

meselenin işçi-patron kavgasından fazlası olduğunu göstermesi açısından önemli bulduğum bir görüş, mevcut toplum ve yaşam tarzı ummadımız ortamlar ve kurumlarda bile sömürüyle karşılaşmamızı sağlıyor. tabii bunun tek çözümü toptan herşeyi yoketmek mi? bu da en az ortadaki çelişkiler kadar önemli bir soru.

herhalde en az ciddiye alınan ve üzerinde düşünülen konudur bu.

kısıtlı ve dar bir kullanım derken, biraz açabilir misin deniz?

hayatımızı kolaylaştıran teknolojik aletleri vb. kastediyorsun sanırım.

matrixin bi tanesinde vardı, sanırım 2.sinde. Zion daki makineler hakkında, yaşlı bi adam neo ya soruyordu, "makineler mi bizim kontrolümüzde, biz mi onların?" diye(yani kendi kullandıkları, hayatlarının devamını sağlayan makineleri kastediyor), neoda "tabii ki biz kontrol ediyoruz, istersek kapatırız" demişti, ama istediği zaman kapatamayacağını kendiside biliyordu tabii..

Aşk&Nefret 11.12.2004 07:41:29
güzel cecap  :specool:  

deniz 11.12.2004 14:13:36
Alıntı
1. aslında bu geçmiş çağlara dönme çağrısıda değil.

2. mevcut tekno-endüstriyel toplumda her türden ilişkinin tahakkümcü, otoriter bir yapıya sahip olacağı, bu sistemin bir yerde tıkanacağı ve sürdürülemeyeceği vb. düşüncelerden ortaya çıkan bir tepki ve sunulan alternatif.

3. kısıtlı ve dar bir kullanım derken, biraz açabilir misin deniz?

 
uygarlığa karşı olmak kastı ile yola çıkıp tüm uygarlık kazanımlarını ayırtetmeksizin yoketmeye çalışmak geçmiş çağların formatına götürür bizi.

uygarlığın şu anki durumu milyonlarca insanın kanları, emekleri, hataları, başarıları üzerine kurulmuş bir evrimsel/kaotik sonuçtur.

insan hiç bir zaman uygarlık dışı kalmamıştır.

ilkel insan bile (bu tanıma katılmıyorum) kendi gereksinimlerine göre bir uygarlığa sahiptir.

şartlar ve gereksinimler değiştiğinde uygarlıkların şekli ve zenginliği artar.
örneğin afrikada 20 kelime ile konuşan bir kabile, türk halkı, japon halkı, küba halkı, rus halkı her biri ayır birer uygarlığa sahiptir.

...

uygarlık kavramını zamanla ve mekanla ilintilemek de hatalıdır. tarih öncesi ya da günümüz farketmez. önemli olan birey ve onun yaşadıklarıdır. birey gerekesinimlerini kendi belirleyebiliyor ve yaşadığı topluluktan ayrışabilirse topluluğunda hakim olan uygarlıktan da uzaklaşabilir.

...

uygarlık dendiğinde neye karşı çıkıldığı da belirsizdir.
uygarlık yaşanılan toplulukta gelinen son noktadır. amaç bunun toptan imhası mıdır yoksa ayıklanması mı ? yada siyasi bilinçle tüm normlarının yıkılması ve yerine yeni bir bakış açısı kazanılması mı?

sanırım son söylediğim uygarlık karşıtlarının amacı olmalı.

ama bu durumda da bütünden parçayı sökmek ve yerine yenisini koymak ne derce başarılı olur. çünkü tüm sistem birbiri ile içiçe geçmiş durumda.
sistemin topyekün değiştirilmesi ise sadece karşıt olmakla başarılamayacak bir tutum olur.

...

uygarlık karşıtlığı, yeşil anarşi gibi tabirler tek başına tüm sistemi değiştirmeye muktedir anarşist bakışın yan türevleridir ve anarşizmin hizipleridir.

halbuki anarşizm anarşi kökünden beslenen bulanıksız tanım ve eylemlerle mücadesine devam edmek zorundadır. böyle de olacaktır.

11.12.2004 18:20:42
her hayvan gibi insan da doğayı şekillendirdi (doğanın bakire olmamasıyla kastettiğim buydu,doğayı iyi veya kötü şekilde her canlı gibi etkiledik)
kuşlar ağaç dallarından yuva yaptı kendine
insan ateşi kullandı
diğer hayvanlardan üstün zekasıyla ellerini kullandı ve aletler yaptı
evrimin bir parçası olarak uygarlık da sürekli gelişti
amadeus'un tanımı çok doğru olmuş:
Alıntı
uygarlığın şu anki durumu milyonlarca insanın kanları, emekleri, hataları, başarıları üzerine kurulmuş bir evrimsel/kaotik sonuçtur.
insanların doğa üzerindeki etkisi uygarlığın gelişimiyle gün be gün arttı
ve daha da artıcak
gün be gün daha da zekileşen bir türün kendi sonunu hazırlayacak şekilde çevresini şekillendirmesi bana bir felaket senaryosundan fazlasını çağrıştırmıyor

matrix ( ^_^ ) ve makinaların kullanımı konusuna gelince
sanayi devrimi uygarlığın büyük bir adımı
insanın özgürleşmesinin belki de en büyük adımı
artık ellerimizi değil zekamızı kullanarak yaşamımızı daha iyi bir şekilde sürdürebiliriz
bundan 100 yıl önce bütün evrak kayıtları binlerce memur sayesinde olurken şu an tek bir bilgisayar programı bu işlevi yerine getirebiliyor
onlarca işçinin yapıcağı işi bir makina hallediyor
gelecekte şu anki memurlar ve işçilerin %10-20si çalışıyor olucak
memur ve işçi yerine programcılar,mühendisler yetişecek
daha fazla sanatçı,bilim adamı,düşünür olucak
insanların düşünmeye,üretmeye,iletişim kurmaya daha çok zamanı olucak
varolan kaynakların daha verimli kullanımıyla aç insan kalmayacak
son yazdıklarıma iyi bir örnek japonya olabilir
birkaç yüzyıl önce pirinçle besleniyordu bu insanlar
biz türkler verimli topraklarda gürbüzleşirken adamlar yetersiz beslenme sayesinde ufak tefektiler
buğday çok değerli ve az bulunan besindi
sanayi devriminden sonra uygarlığın nimetlerini en iyi şekilde kullandılar
teknoloji ürettiler,çözümler geliştirdiler
en yaşanılmaz yerde (verimsiz bir toprak,depremler vs.) yaşamayı başardılar

eski sistemlerden bazıları din üzerine kuruluydu
şimdi yeni bir peygamber çıkınca insanlar sadece gülüyor
şu anki kapitalist sistem tamamen para üstüne kurulu
ama bilginin değeri gün be gün artıyor
eskiden burjuvanın kontrolünde olan bilgi şimdi herkesin ulaşabileceği bir yerde
milyonlarca dolar harcanarak yapılan programları 2-3 kişinin bilgisi çökertebiliyor
geleceğin sistemi bilgi üzerine kurulu olucak
para gülüp geçilecek bir olgu olarak eskide yer alıcak
ilkel insanın yöneten ve yönetileni olmayan yaşayışı günümüzde uygulanabilir
bu bir seçenek
uygulamak istediğinizde karşınıza bütün dünyayı kaplamış bir örümcek ağı çıkıyor
bu ağın tamamını parçalamak istiyor bazıları
bir soru sorayım
içinde insanların yaşadığı kırık dökük ama eski sağlam bir bina var
bu binanın sağını solunu onarmak mı temeline dinamit koyup içindekilerle birlikte patlatmak mı daha iyi bir çözümdür?
 

11.12.2004 18:59:39
Antropolojide "uygar" ve "ilkel" topluluklar konusunda genel bir tanımlama vardır. Parçalanmış toplumlar ve bütünsel toplumlar.. Burada parçalanmış toplumlar işbölümü ve uzmanlaşmayı yaratmış olan uygar toplumlardır.. Bütünsel toplumlar ise, işbölümü bulunmayan topluluklardır.

Uygarlık, işbölümü, evcilleşme, uzmanlaşma ve kontrol içerir. Uygarlık karşıtlığından
kasıt bu süreçlerin eleştirisi ve sorgulanmasıdır. Aksine, uygarlık=teknoloji, uygarlık karşıtlığı=mağra adamlığı değildir.

Uygarlık üretime dayandırılmıştır ve onunla ilişkidir. Üretimin ilk örneği artı değer üretimidir. Göçebe toplayıcı/avcılar, bir şeye ihtiyaç duyduklarında, ihtiyacı olduğu şeye sahipti. Hayvanları, böcekleri, ve bitkileri yediler ve hiç bir artı değer üretmediler. Toplayıcı/avcıların bir grubu yerleşik hayata geçtiğinde, sürekli hayvanları avladılar ve bitkileri topladılar, fakat bu yemek için değildi.

Bereketli hilal denilen ve uygarlığın ortaya çıktığı Mezopotamya'da hububat ekimi ve depolama başladı. Böylelikle, evcilleştirme ile birlikte artı değer üretimi başlamış oldu..  İşte uygarlığın ilk adımı, toprağın kontrolü ve ekimi. İnsan önce hububata bağımlı hale geldi, tahıl ambarlarının sahipleri sosyal statü kazanmak için, değişimlerde hububatı dağıtırdı.

Sosyal statü, yerleşik hayatta güç demekti ve güce sahip olanlar depo evlerini dolduranlardı. Genişleyen ticaret ağları biçimlendirildi ve bitkilerin evcilleştirilmesi ve daha sonra hayvanların evcilleştirilmesi nüfusların genişlemesini takip etti. Daha fazla hububat için ihtiyaç toplayıcıları çiftçilere dönüştürdü. Çiftçilerin daha fazla toprağa ihtiyacı olacaktı ve savaşlar sürdürüldü. Neferler askere çağırıldı. Köleler ele geçirildi. Toplayıcı göçebeler kaynakların eldesi için yok edildi, zorla çiftçi haline getirildi. Zorla yerlerinden uzaklaştırılan sadece toplayıcılar değil, aynı zamanda hayvanlardı da.
Ve tüm bunlar insanlar istedi diye değil, zor ve baskı ile olmuştu.. "Savanaların ve bozkırların vahşi avcısı, ne diye toprağı eksin?" sorusunda Bakuni'nin cevabı baskı ve zorla olmuştu.

Milyonlarca yıl süre gelen evrim ve adaptasyon süreci sonrası geliştirilmiş bir yaşam tarzı, ekonomi olan toplayıcı-avcılık, uygarlığın ortaya çıkışından hemen sonra, uygarlığın yayılmacı mantığı (ideolojiler gibi) ile zorla, baskıyla, tehditle, tahakkümle, ehlileştirmeyle, tehdit ile, kan ile, gücün üretimi için yok edilmeye başlandı. İnsanın dünya görüşü hızla değişti, Babil'in duvarlarının ötesinde yaşayan medeniyet görmemiş vahşileri kendilerinden aşağıda düşünmeye başladı. Gerçek insan emeğe sahipti, onlar ise kuyruksuz maymunlardı.(bknz. Engels)

Toprağın ekimi ile, insan hem toprağa bağımlı hale gelmiş oldu, hem de işbölümünü ortaya çıkardı. İşbölümü, uzmanlaşma derken, yabancılaşma, parçalanmış toplum, kitle toplumu, büyük kentler vs... ortaya çıktı. Ve günümüzde tek bir uygarlığa, tekno-endüstriyel sisteme kadar geldi..

Hala dünya üzerinde vahşi kalmış arazilerde uygar olmayan insanların milyonlarcası var. Fakat evlerini yağma ve talan etmeyi arzu eden madenciler, petrol şirketleri, keresteciler tarafından toprakları tecavüze uğratıldı, ve asimile edilmek için sürekli baskı altında kaldılar. Uygarlığın değerlerinin üretimi için insanları ölüm acısı altında değişmeleri için zorlamayı sürdürüyorlar. Uygarlık=kontrol'dü ve uygarlık kendi dışındaki her şeyi kontrol etmek için yayılmayı sürdürüyor (sadece insan yaşamı değil, tüm yaşamı)

Uygarlığa sahip olup, hiyerarşi, kölelik ve baskıya sahip olmamanın yolu yoktur. Hatta, şimdi sahip olduğumuz uygarlıktan daha küçük ölçekli eski uygarlıklar hiyerarşi ve kölelik üzerine kurulmuşlardı. Günümüzde ise insan o kadar yabancılaşmış ve bölünmüş bir toplumda yaşar ki, bunu göremez, ya da görmezden gelir. Doğası gereği yıkıcı olan herhangi bir şeyi ıslah etmenin tamamiyle hiçbir anlamı yoktur. Yok etmek ve genişlemek uygarlığın doğasıdır.

Sistemler tek başına tahakkümün kaynağı değildir, sadece bir şeklidir. Tahakkümün kaynağı uygarlıktır. Tahakkümün kaynağını değiştirerek, onu ortadan kaldıramazsınız. Gerekli olan değişim değil, yıkımdır. Ne kadar iç içe geçmişse, o kadar kolay yıkılacaktır. Uygarlığı ortadan kaldırdığınızda ise ortaya anarşi çıkacaktır. Akışkan, hiç bir kalıba girmeyen bir durum oluşacaktır.

Genel uygarlık karşıtı fikirler, devrim için hiçbir program sunmaz. Tüm değerlere saldırmak vardır.. Etki ve tepkidir.. Planlı, programlı değildir. Öfkenin dışa vurumudur. Örgütlenmek için, insanların kendilerini bir yere, bir ideolojiye ait olma arzuları için bir araç değildir.

Uygarlık karşıtlığı sorgulamaktır. Uygarlığın bize verdiklerini ve bizden aldıklarını sorgulamaktır... Anarşizmin bir kolu değil, onun da üstünde bir şeydir. Tahakküm ve otoritenin en geniş anlamıyla sorgulanmasıdır.  

11.12.2004 20:18:39
Alıntı
Uygarlık üretime dayandırılmıştır ve onunla ilişkidir. Üretimin ilk örneği artı değer üretimidir. Göçebe toplayıcı/avcılar, bir şeye ihtiyaç duyduklarında, ihtiyacı olduğu şeye sahipti. Hayvanları, böcekleri, ve bitkileri yediler ve hiç bir artı değer üretmediler. Toplayıcı/avcıların bir grubu yerleşik hayata geçtiğinde, sürekli hayvanları avladılar ve bitkileri topladılar, fakat bu yemek için değildi.

Bereketli hilal denilen ve uygarlığın ortaya çıktığı Mezopotamya'da hububat ekimi ve depolama başladı. Böylelikle, evcilleştirme ile birlikte artı değer üretimi başlamış oldu.. İşte uygarlığın ilk adımı, toprağın kontrolü ve ekimi.

doğru bir nokta.sistemlerde hata kontrolü-doğrulama ve üretim (artı değerler) olmazsa entropi sürekli artar.ta ki sistem çökene kadar.dünya ancak uygarlık sayesinde kurtulabilir.

Alıntı
İnsan önce hububata bağımlı hale geldi, tahıl ambarlarının sahipleri sosyal statü kazanmak için, değişimlerde hububatı dağıtırdı.

Sosyal statü, yerleşik hayatta güç demekti ve güce sahip olanlar depo evlerini dolduranlardı. Genişleyen ticaret ağları biçimlendirildi ve bitkilerin evcilleştirilmesi ve daha sonra hayvanların evcilleştirilmesi nüfusların genişlemesini takip etti. Daha fazla hububat için ihtiyaç toplayıcıları çiftçilere dönüştürdü. Çiftçilerin daha fazla toprağa ihtiyacı olacaktı ve savaşlar sürdürüldü. Neferler askere çağırıldı. Köleler ele geçirildi. Toplayıcı göçebeler kaynakların eldesi için yok edildi, zorla çiftçi haline getirildi. Zorla yerlerinden uzaklaştırılan sadece toplayıcılar değil, aynı zamanda hayvanlardı da.
Ve tüm bunlar insanlar istedi diye değil, zor ve baskı ile olmuştu.. "Savanaların ve bozkırların vahşi avcısı, ne diye toprağı eksin?" sorusunda Bakuni'nin cevabı baskı ve zorla olmuştu

sosyal statü bir güç istemidir.uygarlıkla beraber ortaya çıkmamıştır.en ilkel toplulukta bile güçlü olan baskındır ve yönetilmek yerine yönetmeyi ister.

Alıntı
Burada parçalanmış toplumlar işbölümü ve uzmanlaşmayı yaratmış olan uygar toplumlardır

işbölümü ve uzmanlaşma doğanın kendisinde vardır.karıncalar da işçilerin besin sağlaması örneğin.en basitinden insanlarda dişilerin doğurganlığı bile bir örnektir.doğanın kaotik yapısından kaynaklanır çeşitlilik.

Alıntı
Uygarlığa sahip olup, hiyerarşi, kölelik ve baskıya sahip olmamanın yolu yoktur.
neden olmasın?problemlerinden kurtarmak için onu öldürmek zorundamısın?

Aşk&Nefret 11.12.2004 20:55:41
"işbölümü ve uzmanlaşma doğanın kendisinde vardır.karıncalar da işçilerin besin sağlaması örneğin.en basitinden insanlarda dişilerin doğurganlığı bile bir örnektir.doğanın kaotik yapısından kaynaklanır çeşitlilik."

yanlışsın...bence bi Marx amcayı iyice okumalısın...öyle her kavramı canın istediği gibi tanımlayamazsın...özellikle de adı-sanı konmuş bir şey ise...

teknolojinin ve sanayinin insanı özgürleştirmek için ortaya çıktığını düşünmek ise tamamen burjuva çıkarcılığıyla alakalıdır...isterseniz sanayi devrimi İngiltere'sine bir bakın...sanayi sisteminin ne için ortaya çıktığını görürsünüz...Marks (Kapital veya Felsefenin Sefaletin'ne bakabilirsin...)bile bunu kabul ediyor...sanayi, askeri bir kışla sistemidir...kitlelerin birbirinden koparılması ve toplumun parçalanmışlığının son aşaması olarak ortaya çıkmıştır...teknlojik gelişmelerle birlikte bu parçalanmışlık ve uzmanlaşmalar zinciri yani kontrol daha da artar..kimse özgür olmaz...

önce anlamları iyice tanımlayalım sonra tartışalım derim...

11.12.2004 21:20:43
insan her dönemde insandı ,m.ö de kan vardı  m.s da ... insanın olduğu heryerde onun nitelikleri doğrultusunda olaylar gelişiyor ve son buluyor ...

11.12.2004 22:54:16
bir yerde okumuştum şu an hatırlıyamıyorum fakat modern toplumun modern bir panoptikon a benzediğinden bahsediyordu.

panoptikon bir hapishane modelidir, bir kaç modelinin resmi vardı bilgisayarımda hatta. bir gözetleme kulesi var, fakat öyle bir tasarlanmış ki mahkumlar kulenin içinde birisinin olup olmadığını göremiyor fakat kuleden herkes görünüyor. kısaca izlenip izlenmediğini anlamıyorsun fakat izleniyormuşsun hissi yüzünden kurallara uygun davranıyorsun, aksi davranışta bulamıyorsun.

yani otoriteyi içselleştiriyorsun.

tekno-endüstriyel toplum, yani modern toplum şu an tam olarak bunu gerçekleştirmekte.

modern toplumun eleştirisi konusunda uygarlık karşıtlığının çok güzel noktaları yakaladığını düşünüyorum.

fakat eleştirim şu;

sistemi tersine döndürebildiğimizi düşünelim, bütünüyle sanayiden ve tarımdan arınmış, yerel, otonomlar halinde örgütlenmiş doğayla uyumlu toplulukların insan yaşamını sürdürdüğünü düşünelim.

nasıl uzmanlaşma ve işbölümü zaman içinde bir yerde, belkide tek bir topluluktan türeyip yayılarak, patlak verdiyse, yeni kurulan toplumda bunun olma ihtimali vardır.

bunun olmayacağını kimse bilemez ve herşeyi, bütün üzerinden geçilmiş süreçleri baştan yaşamaya sebebiyet verecekse, bu bütünsel toplumlara ulaşmak için çekilecek acılar, yıkım, gerçekten çekmeye değer mi?

bir diğer söylemek istediğim şeyde insan beyninin kapasitesinin, bahsedilen toplumlardaki insanlarla şu an için aynı olmadığı. burdan üstün olduğumuzu söylemeye çalışmıyorum. yeniden uygarlık sürecinin başlamasının çok daha kısa sürede gerçekleşeceğini söylemeye çalışıyorum.

11.12.2004 23:06:32
sil baştan ...insan ...

P_İn_iLtİ 11.12.2004 23:09:45
Teknolojinin olmadıgı bir yerde nasıl yaşayacagını ve en önemlisi saflıgı...... -_-  

11.12.2004 23:15:50
kırın teknolojik aygıtlarınızı ve saflığa ulaşın börtü böcek yeşillik  


Sayfa: [ 1 ] 2 3