|
||
| 1939 senesinin 20 Nisan günü 50. doğumgününü kutlayan Hitler'in Türkiye'den çok özel konukları vardı. General Ali Fuad Cebesoy, Yazar Falih Rıfkı Atay ve beraberindeki heyet, onurlarına verilen beş çayında “Führer”in iltifatlarına mazhar oldu. Geçtiğimiz cuma Hitler'in 118. doğumgünüydü. Bu lanetli gün yıllardır Avrupa'daki ırkçılar tarafından azınlıklara ve yabancılara düzenlenen saldırılarla kutlanıyor. Her 20 Nisan'da Almanya'nın caddelerinde polis ve neonaziler arasında çatışmalar yaşanıyor. Halklar unutmak için elinden geleni yapsa da Alman diktatörün sureti bir şekilde karşımıza çıkıyor. Hatta Türkiye'de bile. Geçen yıl Hitler'in "Kavgam" adlı kitabı, Ankara ve İstanbul'da satış rekorları kırmış, reklam yaparak satışları daha da artımak isteyen yayıncının bastırdığı gamalı haçlı afişler, hem şaşkınlık hem de panik yaratmıştı. Son aylarda hükümet ve muhalefet arasında da bir Hitler tartışmasıdır gidiyor. Geçtiğimiz haftalarda Deniz Baykal, Başbakan Erdoğan'ı ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini kastederek, “Hitler de böyle iktidara gelmişti” buyurdu. Hitler'in nasıl iktidara geldiği siyaset bilimcilere kalsın, biz tarihçilerin alanına girelim. Bir zamanlar hem devlet ricalinde hem de aydınlar, sanatçılar ve gazeteciler arasında Hitler hayranlığı alıp yürümüştü. Tek partili yılların Türkiyesi, daha gettolar kurulmadan, gaz odalarının bacası tütmeye başlamadan önce, Alman propagandasıyla tanıştırılmıştı. Türkiye'deki Hitler hayranlığı, İsmet İnönü'nün muhtemel bir dünya savaşına bulaşmamak için herkese göz kırpan politikasıyla birleşince devletin temsilcileri ve bazı gazeteciler soluğu "Führer"in 50. yaşgünü partisinde almıştı. SAMİMİ HASBIHALLER 1939 senesinin 20 Nisan sabahı Berlin sokaklarında telaşlı bir koşuşturmaca vardı. Potsdamer, Platz gibi yıllar sonra müttefik bombalarıyla yerle bir olacak meydanlar, baştan başa gamalı bayraklarla donatılmıştı. Hitler'in ikamet ettiği sarayın pencerelerinde mızıkalar çalınırken, Zafer Takı'nın altından yürüyen 50 bin asker, resmi geçidini tamamlamak üzereydi. Hitler'in 50. doğumgünü tüm Almanya'da coşkuyla kutlanıyordu. Hitler, uluslararası sistemin o yıl kendisine sunduğu doğumgünü hediyeleri olan Varşova ve Prag'ı teslim almaya hazırlanırken, yeni hediye paketleri olmaktan korkan Doğu Avrupa ülkelerinin temsilcileri de “Führer”in yaşgününü tebrik etmek üzere Berlin'e gelmeye başlamışlardı. 50. yaşgününde Hitler'in Türkiye'den de çok özel konukları vardı. CHP ve aynı zamanda hükümet yönetimi “Führer”in doğum gününe bir heyetle katılmayı kararlaştırmış, heyette, Cumhuriyet gazatesinin sahibi ve başredaktörü Yunus Nadi, dönemin Nafıa Vekili General Ali Fuat Cebesoy, Yazar ve Ankara Mebus'u Falih Rıfkı Atay, Dışişleri Vekili Necmettin Sadak, General Pertev Demirhan ve Orgeneral Asım Gündüz yer almışlardı. 18 Nisan'da Sirkeci Garı'ndan Doğu Ekspresi'yle yola çıkan heyet, 20 Nisan sabahı Berlin'e varmıştı. Heyet'in yola çıkışını ve “Führer”in yaşgünü kutlamalarını manşetten duyuran Cumhuriyet gazetesi, 21 Nisan 1939 tarihli sayısında heyetin Berlin'de Hitler tarafından büyük “hüsnü kabul” gördüğünü ve Alman Ricali ile de samimi hasbıhallerde bulunduğunu halka müjdeledi. HİTLER'LE BEŞ ÇAYI Hitler'in doğumgünü programı oldukça yoğundu. Saat 9.00'da ordu ve polis kuvvetlerinin resmi merasimi tamamlanmış. 9.45'te “Führer”, makanında tebrikleri kabul etmeye başlamıştı. Papa Monsenyör Cesare Orsonico ve İtalyan Faşist Milisleri'nin Erkanıharbiye Reisi General Russo ilk tebrik edenler arasındaydı. Cumhuriyet gazetesi, Türk heyetinin tebrik merasimindeki sırasından bahsetmemiş ancak, Hitler'in gelen heyetler onuruna Hariciye Nezareti'nde verdiği beş çayını detaylarıyla anlatmış. “Öğleden sonra saat 17.00'da Hariciye Nezareti'nde mükelef bir çay ziyafeti verilmiştir. 23 devletin murahhasları Berlin'deki elçiler ve yüksek Alman ricali ziyafette hazır bulunmuşlardır. Türkiye Nafıa vekili General Ali Fuad'ın riyasetindeki murahhas heyet de Hitler'e takdim edilmiştir. Almanya Devlet reisi (Hitler) Türk heyet-i azasının teker teker ellerini sıkmış ve kendilerine iltifatta bulunmuştur. Türk murahhasları diğer Alman ricali tarafından da büyük hüsnü kabul görmüştür. Mareşal Göring bu münasebetle kısa bir hitabede bulunarak Hitler'in Alman tarihinde tesadüf edilen en büyük adam olduğunu söylemiştir.” Cumhuriyet 21 Nisan 1939 MAVİ GÖZLÜ HİTLER ELLERİMİZİ SIKTI Heyette yer alan Falih Rıfkı Atay, Almanya'dan döndükten sonra Hitler'in doğumgünü kutlamalarını ve beş çayını şöyle anlatmıştı: “Hitler'in ellinci yıldönümü şenliklerine Türkiye de davetliydi. General Ali Fuat Cebesoy'un reisliği altındaki heyetle birlikte Berlin'e gidenler arasında ben de vardım. Şehir sırma, silah ve kibir kadar koyu bir gurur içindeydi. Harbin yüzümüze soluduğunu hissediyorduk. Başbakanlık sarayının somaki sütunları arasında mavi gözlü Hitler ellerimizi sıktı. Sonra hep beraber şeref salonuna geçtik. Heyet reislerini birer birer karşısına götürdüler. Kimine tatlı kimine acı baktı. Balkan memleketlerinden birinin dış bakanına çıkıştığını bile gördük. Osmanlı padişahlarının Yedikule günlerini hatıra getiren korkulu bir hava idi. Ali Fuad Cebesoy hepsinden talihli çıktı. Hitler onunla konuştuğu sırada güler yüzünü ve sıcak bakışını takındı… Onlar Hitler'e hayrandı Yazar Solmaz Kamuran son romanı “Çanakkale Rüzgarı”nda Hitler'in 50. yaşgünü kutlamalarına yer vermişti. Kamuran, sözkonusu doğumgünü kutlamasına Türkiye'den heyet gittiğini öğrendiğinde şok olduğunu söylüyor. Çanakkale Rüzgarı Atatürk'ün ölümünden sonra çalkalanan Türkiye'de, Almanya'yla paralel bir biçimde yükselen ırkçılığı, Varlık Vergisi'ni, Alman işgali altındaki ülkelerde toplama kamplarını anlatıyor. “O doğumgünü partisi Türkiye'nin Nazilerle ne denli flört ettiğinin somut bir ispatı” diyen Kamuran, romanını ve o yılların Türkiye'sindeki Hitler hayranlarını anlattı. Azınlıklara çöpçü üniforması Bu ekip hükümet tarafından görevlendirilmişti. Hadi, Yunus Nadi de gazeteci olarak gitti diyelim. Ama durum tam olarak böyle değil onlar Hitler'e hayrandılar. Türkiye'nin ikinci savaşta ilginç bir politikası vardı. Bir yandan Fransa ve İngiltere'ye göz kırparken diğer yandan Almanlarla saldırmazlık anlaşmaları yapıyordu. Türkiye'de pek konuşulmayan iki konuyu romanıma aldım. Bunlar başta da bahsettiğim Hitler'in 50. doğumgünü partisi ve tam da o yıllara denk gelen Trakya olayları ve 20 Kura olayı. Bu olayda Türkiye'deki azınlıklar aynen Almanların yaptığı gibi baskı altına alınmıştı. 20 ile 44 yaş arasındaki Yahudi, Ermeni ve Rumlar askerliklerini yapmış olsalar da silah altına alınıp toplama kampı benzeri yerlerde çalıştırılmışlardı. Bu askerlere silah verilmediği gibi ordu üniforması da verilmemişti. Yunanistan'dan alındığı söylenen çöpçü üniforması benzeri kahvrengi bir giysi giydirilmişti. Bunlar daha Varlık Vergisi öncesi uygulamalar. Vitali Hakko o dönemde zorla orduya alınıp bu uygulamaları yaşayan azınlıklardan biriydi örneğin. Faşizmden ucuz kurtulduk Bugünden bakınca Türkiye faşizmden ucuz kurtulmuş diye düşünüyorum. Çünkü tek parti döneminde Hitler hayranlığı Türkiye'de sanatçıları bile etkisi altına almıştı. Tarih ve Toplum dergisinde Ressam Aliye Berger'in mektupları yayınlandı. Bu mektuplara bakarsanız Nazilerden nasıl hayranlıkla bahsettiğini görürsünüz. Kocasıyla birlikte Almanya'da katıldığı balolarda Nazi subaylarıyla nasıl dans ettiğini anlatır. Birinci Dünya Savaşı'ndaki ilişkilerin bu yakınlıkta büyük payı var. Ayrıca o dönemki uluslaşma Almanya'yı örnek almış. Irkçı temelli Türkçü akımlar Hitler'i model alarak örgütlenmiş. Yalnızca Hitler'in doğumgününe gitmeleri değil. Benim romanda konu ettiğim Trakya olayları var. Bütün azınlıkların özellikle de Musevilerin Trakya'yı terk etmesine neden olacak çok ciddi olaylar yaşanıyor o dönemde. Atmosfer tamamen Alman faşizmini andırıyordu. Almanya'yla yakın ticari ilişkiler vardı. Zaten tek başına doğum günü kutlamasına gidilmesi bile büyük bir yakınlık belirtisi değil mi? Türkiye bu tarihle mutlaka yüzleşmelidir. Eğer bir toplum kendi gerçeğiyle yüzleşmezse duvara çarpar. |
||
|
||
| Çok net bir durum var o dönem Nazi Almanyası dış ticaretinin %50'lilere varan oranda Türkiye'den olması zaten bir ilişkinin varlığını ortaya koyuyor. Buna ister ahbab çavuş ilişkisi, ister dostluk kardeşlik ilişkisi ya da salt ticaret ilişkisi deyiverin bu gerçek değişmeyecektir. Demek istediğim ortada ticaret, pazar veya kar varsa kapitalist düzlemde herkes herkesle dost olur fakat ne zaman daha büyük çıkarlar ortaya çıkar o zaman işler değişir. Tabbi bir önceki cümlem o dönem için burjuva devrimini gerçekleştirememiş hatta burjuva sınıfını bile zoraki doğurtan ülkeler için geçerli değildir çünkü dünya politika sahnesinde etken değil edilgenlerdir. Türkiye'de bu ülkelerden biridir o dönem ve bu kargaşadan nasıl karlı çıkarımın peşinden gitmektedir. O zaman Almanya ile yapılacak ticaretin karlı olması hem de tarihi ilişkiler açısından Almanya'nın Türk siyasetindeki etkisinin yüksek olması bu sonucu doğurmuştur. Faşizminden ucuz kurtulduk lafı da ayrı bir tartışmanın konusu. Ayrıca neydi o adamın adı hani "Egemenlik kayıtsız şartsız millettindir ama bu milletin de bir sahibi vardırr" diyordu ya hah! Kenan Evren. Şimdi bu adam, yıllar boyunca milletin anasını ağlattı, çocuklarını işkencelerden geçirdi, astı falan yaptı filan yaptı. Ha ammenna oyuncuydu rolünü yapıyordu biz zaten ne mal olduğunu ve yaptıklarıyla zihniyetinin çelişmediğini bilsek de gençler yıllar boyu bu durumu seyretti sonra gelsin kontragerilla gelsin faili meçhül cinayetler. Ucuz mu kurtardık neyi ucuz kurtardık? Bu zihniyet insanları senelerce yedi bitirdi. Demem o ki faşizm bir kişinin "ol" demesiyle olmaz bunun burjuvazisi var emperyalist sermayesi var var da var.. Kolay mı o kadar her an faşizm getirmek. Bir dönem şartlar olgunlaştı oldu sonra çözüldü daha sonra gene şartlar olgunlaştı yine oldu hala da devam ediyor. Ne kurtarması. Sonuç olarak Nazi Almanyası ile görüşmeleri veya görüşmemeleri bana göre bir şey ifade etmiyor. Keza o dönem Stalin'de Churchill ve Hitlerle görüştü. Ne diyeceğiz şimdi? öyle şey olmaz. |
||
|
||
Alıntı Bugünden bakınca Türkiye faşizmden ucuz kurtulmuş diye düşünüyorum. Neye ucuz kurtulmuş arkadaş. Ucuz u pahalısı mı var bunun. Zaten bu zihniyet yok mu yedi bitirdi bizi ucuz kurtulmuş muş, Neyi kurtardın nereden kurtuldun faili meçhullara bak bakalım neymişler niye bi tane bile ülkücü herif hapse girmez bu ülkede öldürür bi de kahraman olur aferin diye, hee ucuz kurtulduk iyiki pahalısı değilmiş. Şimdi bile var Adolf İtler hayranı, yahudi düşmanı müslüman satanistler bir sürü (popüler radikalizm de son nokta ve kültürel şok) Son dönemde etnik ırkçılık arttığından beri özellikle istanbulda neo nazi anti varoş kültürü gelişmeye başladı hepsi de İtler hayranı bunların. Gerekçeleri de aşiret kökenli doğudan zorunlu göç ile gelenlerin nerede yasadışı iş veya vergisiz (İşporta,boyacılık,otopark mafyası,bar iletmeleri, pazar yerleri vb) iş varsa onların yerini alma çabası. Bunun ysanında yasadışı uyuşturucu madde ticareti de hepp bu şekilde yürüyor. İşin ilginci alıcı kitle de yine bu beyaz türkler. Ne olduğu kimin neyi kontrol ettiği ne planladığı belli değil. Böyle böyle ırkçı-milliyetçi dayatmalarla iç savaş körüklemeye çalışıyorlar. Dünyanın hem teoride hem pratikte en geri zekalı heriflerinden biri olan Adolf maşa diktatör ü de sanki dersin kendi bağımsız çabasıyla bir işe yaramış dünyaya ya da halkına bir şey katmışcasına sırf antisemitist salakların gönlü hoş olduğu için bu anlayışı destekliyor. la cevat sen de aynı repliği düşünüp benim yazdığımı yazmışın önceden tüh. Pamuk prenses II tribi
|
||
|
||
| ortada bazı gerçekler varken o gerçekleri es geçerek yazılan yazılar amacına uygun olan şekilde hareket ederek demogoji kıvamında kandırılabildiğin kadar insanı kendi tarafına çekmekten ve yandaşlarını gaza getirmekten öteye gidemez. nitekim yazının yayınlandığı gazetlere bakarsınız (vakit, milli gazete.... Ne diyorduk yazıda dönemin Türkiye sinin Almanyadan Amerikasına Sovyet tehditlerine karşı mavi boncuk dağıtmak zorunda olduğunu ve bilimum dünya devletinin hitlerin doğumgunu vesilesiyle neler donuyo lan burda diyerekten(donemin teknolojisi goz önünde bulundurularak) 3.reich topraklarını ziyaret ettiğini, heyetin hitlere niye doğdun lan diyemeyeceği gerçeklerini söylemeden geçersek olmaz işte kaka olur yada daha nazik bi uslubla subjektif olur efenim. Nitekim Ataturk'un cenazesine Fuhrer bi tabur heyet gondermiştir.Hem ziyaret hem Ticaret hesabı. O siyah-beyaz fotolarda Ataturk un cenazesini hitler selamıyla ellerini şey edenlerden bahsediom belki gormussunuzdur. Benimde son zamanlarda daha doğrusu siyasi konulara kafa yordum yoralı acayip kıl olduğum bir gazete olan cumhuriyet' i ta 60 yıl oncesi şartlarından yoksun tefe koyup oynatmaya çalışırsan afedersin sevgili yazının sahibi(bu arada alıntının sahibi belirtilmemiş moderatore duyrulur) vay be şerefsizlere bak diyecek kadar mal olmadığımızı sanıyorum. Akabinde istediğin gibi eleştir. bazı denyoluklar yaşanmış olabilir, vur yerden yere... |
||