|
||
| TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı) tarafından "Yargıda Algı ve Zihniyet Kalıpları" adı altında bir araştırma için hakim ve savcılarla mülakat yapıldı geçenlerde. Söz konusu mülakata katılan hakim ve savcıların çoğunluğunun, devletin çıkarlarını adaletten üstün tuttuğu anlaşılmış. Bu yargı yetkililerinin bir bölümü, "ülkem için hukuk dinlemem" derken bir bölümü de temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası anlaşmaları göz önüne almadığını söylemiş. Aslında bu mülakata da gerek yok; gözünü açabilen, beynini prangadan kurtarabilen her birey, adaletin devletin yanında olduğunu anlar. Bakın gazetelere; polis adam öldürdüğünde, kasıt bile olsa sade vatandaşa uygulanmayan her türlü hafifletici neden polis için uygulanır ve ona en hafifinden ceza verilir, o da zanlı kurumu tarafından gizlenmezse, ortaya çıkarılırsa eğer. Ya da işkenceci polisler, yasadışı bir eyleme (uyuşturucu, hırsızlık, dolandırıcılık gibi) katılımı olan her türlü devlet memurları, mafyayla ortak çalışan, hatta kendileri mafya olan siyasetçiler, devletçi örgütler… Devletin kanatlarının altına sığınarak suç işleyen ama dosyası yok edilen, raflarda tozlanan, zamanaşımına bırakılan onlarca devlet görevlisi… Şöyle bir belleğinizi yoklayın, en azından bir örneğini bulacaksınız siz de. Adalet dağıtıcısı, devleti her şeyden üstün görüyor ve devlet çıkarları için yasaları çiğneyeceğini itiraf ediyorsa vay halimize! O zaman hukuk, adalet kavramları neden var? Tarafsız olması gereken adli mercilerde çifte standart uygulamalar oldukça yaşadığımız ülkede neye, hangi kuruma güveneceğiz? Devletin birey için var olduğunu bilmek, savunmak neye yarayacak; karşınızda devlet, onu size karşı koruyan güvenlik güçleri ve yargı oldukça? |
||
|
||
devletin birey için işlemediği söylendiği gibi ortada. yargı sistemi kötü ülkeler arasında öyle tahmin ediyorumki türkiye ilk 10 içindedir. devlet memuru olupta bir suça karışmışsan, hele hele bu işlediğin suç ülke milliyetçiliği adı altında (kafatasçı zihniyet) yapılırsa çok kolay bir şekilde dosyanı işleme alıyorlar ve hemen görev yerin değiştiriliyor. işlediğin suçun delilleri ise çok kolay bir şekilde ortadan kaldırılıyor. bu ülkede nice devlet memuru gördük suç mahallinden çabucak uzaklaştırıldığını. suç işleyen memur kategorisine baktığımızda da, ne yazık ki ülkeyi ve canımızı emanet etrtiğimiz emniyet ve tsk başta yer alıyor. |
||
|
||
| Yukarıda yazdığım yazıyla ilgili, bugünkü Radikal'de Yıldırım Türker'in sayıları da içeren ayrıntılı köşe yazısını paylaşmak istedim. İknaton'un beni bir kez daha esefle kınamasını da göze alacağız, ne yapalım... Hukuk mukuk dinlemezler Kendinizi emniyette hissediyor musunuz? Bir vatandaş olarak, toplumsal bir varlık olarak hayatınızın, haklarınızın güvence altında olduğunu bilmenin huzuru içinde kendiniz ve yakınlarınız için kaygılanmadan geçirebildiğiniz bir gün oluyor mu? Yoksa yüce Türk milletinin bir ferdi olarak size sunulan yoksul aşı gurura kaşık sallayıp korkulardan örülü bir varoluşu sürüklediğinizin farkında mısınız? Elbette, bu yönelttiğim soru tamamıyla retorik. Hele şu zifiri karanlık günlerde. Yüce Türk adaletinin durumu üstüne yakın zamanda yayımlanan bir çalışmanın sonuçları: Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) Ankara Üniversitesi, Hukuk Fakültesi'nden araştırmacı Mithat Sancar ve asistanı Eylem Ümit'in hazırladığı 'Yargıda Algı ve Zihniyet Kalıpları' raporunu açıkladı. Çalışma, 51 hâkim ve savcıyla yüz yüze mülakat şeklinde gerçekleştirilmiş. İsmail Saymaz, sonuçları gazetemizde kapsamlı bir şekilde özetlemişti. Bir kez daha birlikte bakmamızda yarar var. # 32 hâkim ve savcıya göre adalet, yurttaş, toplumsal barış, devlet, demokrasi gibi kavramlar yargılama sırasında karşı karşıya gelebilir. # 26'sına göre insan hakları devlet açısından tehdit oluşturabilir. # 19'una göre devlete karşı işlenmiş suçlarla devlet görevlileri tarafından işlenmiş suçlara karşı yaklaşımda farklılık var. 14'ü bunun böyle olması gerektiğini savunuyor. # 27'si karar verirken temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası anlaşmaları göz önüne almıyor. # 33'ü AİHM'nin Türkiye hakkında verdiği kararları basından izliyor. # 25'i AİHM kararlarından dolayı yargılamanın yenilenmesini olumsuz buluyor. # 32'sine göre AİHM kararları Türkiye'ye karşı önyargılı. # Sekizi 301. maddenin kaldırılmasını, 13'ü kalmasını istiyor. # 30'una göre AB uyum yasaları çerçevesindeki düzenlemeler insan hakları gelişimi açısından olumlu. 13'ü yenilikleri ülke koşullarına uygun bulmuyor. # 17'sine göre AB sürecinde milli değerler korunmalı. # 34'ü yeni anayasaya ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor. Yapılan mülakatlar sırasında fevkalâde sarsıcı kimi cümleler sarf edilmiş. Yargının başındakilerin de yurttan sesler korosundan farklı bir repertuvarı olmadığını görmek tüyler ürpertici elbet: # Benim ülkem söz konusu olduğunda hukuk mukuk dinlemem. # Devletim olmadıktan sonra bireysel özgürlüğüm işe yaramaz. # Devletin nesini koruyacaksınız? Devletten önce yurttaşı koruyun. # Biz biraz Yargıtaycıyız. # (Milletlerarası anlaşmalar) Valla bu sistemimize müdahaledir yani. # (AİHM kararları) Çok çirkin buluyorum. Eğer beğenilmeyecek bir yargı kuralı ihlali varsa biz değiştirelim, AİHM talimat vermesin. # (Failin kimliği) Bavul ticareti için ülkemizde bulunan yabancı bir kadına tecavüz edilmişti. Heyetteki üyelerden biri 'Ne yapalım, onlar da bizim kadınlarımıza Kosova'da tecavüz ettiler' demişti. Çok şaşırmıştım. # (Devlet görevlisi sanığa anlayışlı davranma) Öyle bir eğilim var. Biz vatan millet sakarya diye yetiştirilmişiz. Halbuki bireyin merkez olduğu bir toplum daha müreffeh olur. Polis tabii vurur Mithat Sancar, araştırma sonuçlarını yorumlarken şunları söylüyor: "Yargıç belli bir ön anlayışa sahip ve ön anlayış ön kararı da cisimleştiriyor. İki türlü ön anlayış var. Birincisi genel ön anlayış ki hepimizin sahip olduğu ideolojiye yargıçlar da sahip. İkincisi spesifik ön anlayış. Örneğin devlete karşı işlenmiş suçlarda yargıcın bir önyargısı var. İç denetimle engellenecek bir durum değil... Yargının eleştirilmesi zor. Yine Yargının kendi koyduğu bunu engelleyen kurallar var. Ayrıca Yargının kuşatıldığı kutsallık halesi, 'Şeriatın kestiği parmak acımaz' gibi kemikleşmiş algılar var." Yargıç Beyhan Güler dünkü Radikal İki'deki 'Öç, üçüncü göz ve adalet' adlı mükemmel yazısında yargıcın üçüncü kişi olabilmesinin hayati zorunluluğunu vurguladıktan sonra "Sadece, her türlü önyargıyı, siyasal bakışı özellikle de yargılamanın öznelerine ait kimlikler üzerinden politika üreten yaklaşımları bir yana bırakarak, adaletin dilini konuşmayı başarabilen yargıçlar, şiddetin dilini konuşan otoritelerin egemenliğini sonlandırabilir. Zira adaletin adaletten başka hiçbir sorunu yoktur, hatta kimlik, inanç veya siyaset sorunu da. Çünkü adalet de tıpkı Tevfik Fikret'in yıllar öncesinden seslendiği gibi "Milletim nev-i beşerdir, vatanım ruy-i zamen" (milletim insan türüdür, vatanım yeryüzü) diyor ve bu derin sesi duyup çığlığa çevirebilecek olanlarsa yalnızca yargıçlardır. Tam da şimdi, siyasetin rüzgârı nereden eserse essin, tek kaygısı adalet olan, biçilmiş başka hiçbir görevi kabul etmeyen çığlıklara kuvvetle ihtiyaç duyuyoruz, çünkü doğru sesi gürültüden ayırmanın tek yolu budur" diyor. Oysa uzun zamandır siyasetin yargı üzerinden yapıldığını inkâr etmek ne mümkün. AKP'nin laisizme tehdit oluşturabileceği kaygısına karşı bir silah olarak kullanılan yargı da 'önce devlet' hükmüyle işliyor. Öte yandan iş bitirici, pragmatik, etikten nasibini almamış politika anlayışıyla AKP, kendini kuşatmış olan yargıyı ele geçirmek için hâkim ve savcıların mülakatla alınmasını öngören kanun tasarısını Meclis'ten geçirerek ikbal avcılığı yapıyor. Bununla kalmıyor, Emniyet müdürlerini gözbebeği gibi sakınıp saklıyor. Yeni kanunlarla polisin yetki alanını genişletip geçmişi 'münferit' katliamlar, işkenceler ve envai çeşit vahşet uygulamasıyla dolu polisin ağzına bir parmak bal çalmış oluyor. Böylelikle MC hükümetlerinden en ufak bir farkı olmadığını da kanıtlıyor. Demokrasi, hak ve özgürlükler konusunda en ufak bir hassasiyeti olmayan AKP, geleceğini AB'de gördüğü için sadece dükkânını iyi yerde kurma gayreti içinde birkaç gönülsüz reforma imza atsa da polis devletinin başına geçip zaten içler acısı durumda olan yargının kapısını da tutma gayretinde. Sonuç olarak, sokağa çıkarken, çocuklarımızı okula yollarken, hayatın her anında içimiz titreyerek, mahkeme kapılarına, polis coplarının altına düşmemek; yakınlarımızın, öfkesine gem vuramayan bir polisin tekmesi, kurşunuyla katledilmemesi için tanrılarımıza yalvarıyoruz. Yargının, yargıcın 'Ülkem söz konusu olduğunda hukuk mukuk dinlemem' diyebildiği bu tuhaf ülkede polisin de kendinde olmayan haklar vehmetmesini yadırgamanın ne kadar abes olduğu ortada. İşkenceci polislere hâlâ dokunulamıyor. Yargı, gözü dönmüş devlet memurlarının yanında. Hali vakti yerinde olduğu belli, altında kocaman cipi olan bir genci durdurabilmek için kafasından vuran polisin bir parkta oturan yoksul kılıklı birini hiç düşünmeden bir tekmede öldürebileceğini iyi biliyoruz. Ama kime sığınacağız? Emniyet müdürleri henüz öldürülenlerin kanı yerdeyken memurunu korumak adına gerçekleri örtbas eden demeçler veriyor. İşkence, polis, adli tıp ve yargı zincirinde cezasız kalıyor. Hukuk mukuk dinlemeyenler hukuku temsil ediyor. Bu millete hâlâ sığınacak bir saçakaltı yok. Yıldırım Türker http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=240505 |
||
|
||
| hakimler ve savcılar bile yargının ve anayasanın kimlere hizmet ettigini anlatmışlar. anayasanın degişmesini bile dillendirmişler ben söyleseydim terörist olurdum kesin ... |
||
|
||
evet, devletin-vatanın-milletin çıkarları nedir? bunu bildiğini iddaa edecek kadar bilge olduğunu düşünenler, karar makanizması olmaya çalışacaklarına, kendilerini bulundukları bataklıktan çıkarmalı ilkin. devamında aslında adalet dağıtmadıklarını, hadlerine de olmadığını, görevleri dahilinde sadece hakkı hukuku ve düşünceyi görünür kılmaları gerektiğini anlamalılar. |
||
|
||
| Yargı zaten taraftır. Yasa nedir ve kimler için çalışır gayet açık. | ||
|
||
Yargı zaten taraftır. Yasa nedir ve kimler için çalışır gayet açık. evet gayet net ortada.. ama bazı arkadaşlarımızın çıkıp da, var olan bu saçmalığın üstüne kişileri kınamak ve hata yapan bir sistemi savunmak gibi ego tatminlikleri olmasa, daha bir güzel olacak.. |
||
|
||
| Tolstoy ne güzel söylemiş; "Yöneten insanların, örgütlü şiddet araçlarıyla itaat etmeyenleri çarpmak, özgürlüklerini almak, hatta katletmek için oluşturdurdukları kurallardır." (yasalardan bahsediyor) Godwin ise her türlü cezayı "üstü kapalı budalalık itirafı" olarak anlatır. Daha sonra devam eder yasalar der "rahibin yaptırımına göre" oluştu (bir dönemden bahsediyor) ve "savaşçının sopası onun hizmetine verildi". Murada gene adaletin temelini oluşturanlar erecek kimileri de kerevetine çıkacak. Yargı taraf mı? demek aslında bu hukukdan, bu yasalardan, bu yargıdan medet ummaktır. Bence boş düşüncedir, onların yargısı da hukuku da budur ne bekliyordunuz ki? Kropotkinden bir aktarma da yapayım ve hemen hemen nasıl bir adalet mantıklıdır bir şeyler yaratsın kafada; "Siyasal örgütü olmayan ve bu nedenle bizler gibi kolayca ayartılamayan insanlar gayet iyi anlamışlardır ki, "suçlu" denilen insan sadece talihsizdir; çare onu dövmek, zincire vurmak yada bir darağacında veya bir hapishanede öldürmek değil, en kardeşçe yaklaşımla, eşitlik temelinde davranarak ona yardımcı olmak, hayatını dürüst insanlar arasında geçirmesini sağlamaktır" |
||
|
||
| Hakim ve savcıların ataması ile ilgili mülakat sınavını Adalet Bakanlığı yapacak. Yönetmelik değiştirilerek danıştay devreden çıkarıldı. Daha önceki düzenlemeler danıştay a takılmış. Atamalar tamamıyla hükümet inisiyatifine geçtiğine göre, yargı bağımsızlığı sözkonusu değil. |
||
|
||
Bu memlekette yargılanan kişiye 20 yıl ceza verdikten sonra üstüne ayakkabısını çıkarıp atan hakimler var! Ne zaman yansızdı ki? Şimdi daha net koydular bu durumu demek ki. Halkımız "salak"tır anlamaz dediler demek ki haksız da sayılmazlar, böyle ahırda her eşşek tepişir. Yargı iktidarın elindedir, iktidar burjuvazidir. "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ama her milletin de bir sahibi vardır" (K. Evren) |
||
|
||
| Bir Çin Şiiri Davacı zengin, davalı yoksulsa Zenginden yana işler yasa Davacı yoksul, davalı zenginse Davalıda kalır yine nizalı arsa Davacı da davalı da zenginse davada Özür diler çekilir aradan kadı Davacı da davalı da yoksulsa, bak, Sade o zaman işte yerin bulur hak Can Yücel |
||
|
||
| bu yazı çok güsel hatta manyak bi yazı olmus Türkiyede bu adalet olursa Türkiyenin %50den(yüzdelik orana çevirdimizde nromalde oyların%47sini almıştır) fazlasının oyunu alan partiler bile kapatılabilinirtaraf tutmuyorum hatta akp den gıcık alıyorum abd nin uşağı sonuşta | ||
|
||
| şimdi nasıl ise aynısı olur. | ||
|
||
| bla bla bla yani kısaca soyle soyleyecegini galiba milliyetciligi elestiriyorsun ben kısa yazılar yazarım ama o yazılardan cok daha etkilidir bir basbakan idam ediliyor sebep yoğsuzluk belge yok tanık yok gercekte asılma nedeni musuman ve sagcı kimler asıyor solcular tabiki darbeler ne zaman yapılır sagcı bir parti basa gecince eskiden sıkıysa tacınla (namaz kılarken takılan) carsıya cık askerler adam akıllı dayak atsın ve herseyde curuk meyveler olacaktır sagda da var ama sizler sırf curuk meyveden olusuyorsunuz |
||
|
||
| bence sağcı ile falan alakası yok bazıları o parti ile işini bitirmişse onunla yapacak başka bir işi kalmadı ise onları indiriyor boş yere solculara suç atma veya siz oralarda olsaydınız siz solcuları indirirdiniz bence hatta dahada beterlerini... | ||